Bademli Baharatlı Kurabiye




Özellikle kek ve kurabiyelerde baharat kullanmayı çok seviyorum. Onları kullanmak üzere tahta havanda döverken büyücü gibi hissediyorum kendimi:) Karanfil gibi inatçı olanları fazlaca ufalanmıyor ama olsun, onların yerken kendini belli etmesini çok seviyorum, karakterli olduklarını düşünüyorum!

Kış kekleri ve kurabiyelerine daha çok yakışıyor baharatlar. Temel özellikleri "ısıtıcı" olmaları ne de olsa. Bu kurabiyede de çeşit çeşit baharat var. Uzun zamandır yapmayı düşünüyordum ama üşeniyordum da yapmaya. Neden olabilir ki? Bademlerden dolayı elbette! Bademleri soyma ve rondoda çekme işlemi fena halde zor geldiğinden:) Nihayet artık daha fazla tembellik etmeyeyim dedim ve denedim. Son zamanlarda yaptığım en güzel kurabiye oldu!

Baharatlı bir çayla veya sevdiğiniz herhangi bir bitki çayıyla birlikte güzel gider. Kahve fincanlarının yanında minik kurabiyeler görmeyi seviyorsanız onun için de ideal. Ben ceviz büyüklüğünde yaptığım için yarım ölçüyle bile 17 adet kurabiyem oldu. Size tam ölçüsünü vereceğim:

Malzemeler:

- 200 g tereyağı
- 1/2 su bardağı pudra şekeri
- 1 yemek kaşığı portakal şekerlemesi
- 1/2 çay kaşığı kişniş
- 1/2 çay kaşığı kakule
- 1/2 çay kaşığı tarçın
- 1/2 çay kaşığı karanfil
- 1 su bardağı çekilmiş çiğ badem
- 1 paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu
- 2,5-3 su bardağı un

Yapılışı:

1. Oda sıcaklığındaki yağı pudra şekeri ile birlikte mikserle 2 dk kadar çırpın.

2. Portakal kabuğu rendesini, döverek incelttiğiniz baharatları ve vanilyayı ekleyerek tümü karışıncaya dek çırpın.

3. Mikseri çıkartıp önceden hazırladığınız bademleri ekleyin. Kabartma tozunu ve unu yavaş yavaş ekleyip yoğurarak elinize yapışmayan bir hamur yapın. Hamuru streç filmle sararak buzdolabına koyun, 1 saat bekletin.

4. Dinlenen hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayın, yağlanmış tepsiye dizin. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında 25-30 dk kadar pişirin.


Kestaneli Kakaolu Kek




Köz üzerinde çıtırtılarla pişen kestanelerin kokusunu duyunca evimi özlerdim...
Ankara yıllarımda yani!
Hani o her şeyin özlendiği, eve dair her ayrıntının anımsandığı (hatta yurt odalarındayken evdeki halının bile özlendiği) üniversite yıllarında...

Ankara'ya kış gelince, kaldırımlarda, sinema köşelerinde kestaneciler olurdu, caddeye insafsızca o mis gibi kokuyu dağıtırlardı. İşte o zamanlarda anne evimi özlerdim... Gürül gürül yanan sobanın üzerinde ne güzel kızarırlardı, kabukları ayrılırken "çıt çıt!" sesi duyulur ve tabii o harika kokusu kaplardı evi. Kızaran kestaneler gazete arasına alınır ve beklenirdi. "Biraz terlesin de kolay soyulsun" derdi babam ama ben sabredemez, elimi dilimi yaka yaka yemeye başlardım:)

Şimdi yine çocukluk evimdeyim, yine soba yanıyor akşamları, yine kestane kızarıyor sobada zaman zaman. Ben yine dayanamıyor, elimi dilimi yakarak yiyorum kestaneyi. Sobada demlenen çayımı yudumluyorum bir yandan, yanına çok yakıştığından... Ve hala, kestane kokusunda evimi özlediğim soğuk Ankara akşamlarını anımsıyorum.

Kestaneyi en çok közlenmiş haliyle severim ama güzel bir kestaneli tatlıya, pastaya, keke, hele de kestane şekerine kolay kolay hayır diyemem! "Yemekbiz" yahoo grubumuzdan Muzaffer Özyaman'ın tarifi olan bu keki denemek aklımdaydı. Nihayet bu hafta sonunda pişirdim.


Biz çok beğendik; bolca kakao ve kahve içerdiği için oldukça yoğun bir aroması var, içindeki kestane parçaları bu yoğun aromayla birleşince çok özel bir lezzet çıkıyor ortaya. Keklerde yoğun aromaları sevenleri, özellikle de kahve ve kakao tutkunlarını bir dilimi fazlasıyla mutlu edebilir. Yanında bir fincan kahve, keyfinizi katlayacaktır!

Malzemeler:
- 240 ml sıcak su (~1 büyük su bardağı)
- 70 g kakao (ben 50 gramlık 1 paket kullandım)
- 2 çorba kaşığı klasik granül kahve
- 2 çorba kaşığı su
- 180 g tereyağı (oda sıcaklığında)
- 180 g esmer şeker (~3/4 su bardağı)
- 2 adet yumurta
- 250 g haşlanmış, soyulmuş kestane*
- 300 g un (2 su bardağı)
- 1 çay kaşığı kabartma tozu
- 1/2 çay kaşığı tuz

* Kestaneleri dilimlerde görünmeleri ve çatala gelmeleri için fazla küçük parçalara ayırmadım, sadece iki-üç parçaya böldüm.

Yapılışı:


1. Bir kapta sıcak su ile kakaoyu iyice karıştırarak eritin. Kahveyi bir bardağa koyup 2 çorba kaşığı su ile karıştırın ve daha sonra kakaolu karışıma ekleyin.

2. Ayrı bir kapta un, kabartma tozu ve tuzu eleyerek karıştırın.

3. Tereyağı ile şekeri mikserle çırpın, teker teker yumurtaları ekleyip çırpmaya devam edin. Kakaolu karışımı da ekleyip çırpın.

4. Mikseri çıkartın, kestaneleri ekleyip kaşıkla karıştırın. En son un karışımını ekleyip yine kaşıkla karıştırın (koyu kıvamlı bir hamur oluyor).

5. 25 cm'lık kelepçeli kalıbı yağlayıp unlayın. Hamuru kalıba boşaltıp 180 derece ısıttığınız fırında yaklaşık 45 dk pişirin. Fırını kapatıp 5 dk daha bekledikten sonra keki fırından alın. Soğuduktan sonra kalıptan çıkartıp servis yapın.

Kahvaltının Mutlulukla İlgisi...






"Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı"

demiş Cemal Süreya...

Sevgili Elvan beni kahvaltı keyfimi paylaşmaya davet edince yine hemen bu dizeler geldi aklıma. Yine diyorum, çünkü Git Dergisi'ne yazdığım kahvaltı yazısına da aynı dizelerle başlamıştım. Öyle değil mi ama, ne büyük mutluluktur güzel bir kahvaltı sofrası! Ağzınızın tadı yerindeyse, uykunuzu aldıysanız, hele bir de güneşli, ıpılık bir sabahsa ve siz balkonda ya da bahçede kahvaltı yapacaksanız... Veya serin, yağmurlu bir sabahsa ama siz evdeyseniz ve çaydanlık buharıyla buğulanmış camlardan bakarak evde olmanın tadını çıkaracaksanız... Tüm gazeteler ekleriyle birlikte salondaki kanepede keyfinizi beklemekteyse! İçinizde tembel bir çocuk, bütün günü böyle geçirsem ne olur ki diye düşünürken kızarmış ekmek kokusu geliyorsa burnunuza...

1. Normal bir günde nasıl kahvaltı yapıyorsun?
Uyanır uyanmaz midem kazınır benim! Gece pek atıştırmam, hafif aç yatarım çoğu kez, sanırım ondan. Güne 1 bardak ılık su içerek başlarım. Sonra yolda kemirmek için yanıma bir-iki kuru kayısı ya da incir alır, servise yetişirim:) Ben de ofiste kahvaltı yapanlardanım. Evden oldukça erken saatte çıktığım için kahvaltımı ofise gelince masamda yapıyorum. 4 kaşık müsliye 1 büyük bardak ılık yağsız süt ekliyorum. Müslinin içindeki kuru meyve ve tahılların yumuşaması için 10 dk kadar bekledikten sonra çoğu kez 1 elma, bazen diğer mevsim meyvelerinden doğruyorum içine. Ve bu kahvaltıyı gerçekten çok seviyorum. Doyurucu ve besleyici, üstelik güne başlarken pek çok temel besini almamı sağlıyor.

2. Hafta sonu nasıl kahvaltı yapıyorsun?
Hafta sonu deyince sadece Pazarım var maalesef... O günün kahvaltısı da elbette çok önemli oluyor! Bazen akşamdan bir şeyler hazırlıyorum, bazen de sabah biraz erken kalkıp poğaça, krep, omlet, özel bir ekmek gibi şeyler yapmayı seviyorum. Kışın bazen portakal-mandalina-greyfurt suyu içerim kahvaltıda. Yazın domates ve yeşillik eksik olmaz. Mutlaka yumurta yerim, bazen omlet şeklinde, bazen de haşlayarak. Ve tabii kızarmış ev ekmeğimiz vardır. Bir de en sevdiğim peynir, keçi peyniri, kocaman bir dilim:)
Annemle sofrada uzun uzun oturup sohbet eder, günümüzü planlarız. Bütün hafta sadece kahve içen biri olarak, pazar kahvaltısında sevdiğim keyif çayım vardır, onu da Radikal'e göz atarken yudumlamaya bayılırım.

3. Ne zaman kahvaltı yaparsın?
Hafta içi 08.00-08.30 arası, pazar günleri 10.00-11.00 gibi... Çay keyfiyle birlikte bu süre 11.30'a kadar uzar genelde...

4. Belirli aile gelenekleri veya inanışlarıyla büyüdün mü? Bunlar hangileri?
Pek çok Türk ailesinde olduğu gibi bizde de sofraya hep birlikte oturulur kuralı egemendi ben küçükken.. Sonraları hayat şartları bu kurala pek de uyulamamasını getirdi tabii.. Babam evdeyse hiçbir öğün geçiştirilmez, mutlaka sofraya oturulurdu, hala öyledir. Ama o yokken biz öğle yemeklerini genelde geçiştirir, onun yerine geç saatte ve uzun uzun kahvaltı yaparız. Bir de tabii ki kahvaltısız evden çıkılmaz, mecburen çıkılırsa da bir şekilde yolda, gidilen yerde muhakkak bir şey yenir. Kahvaltı alışkanlığı öyle yerleşmiştir ki bende, üniversite hayatım boyunca öğrenci evimde bile "lüks" kahvaltılar hazırladım, uyanınca bir şey yiyemediklerini söyleyen ya da kalkar kalkmaz kahve-sigara içen arkadaşlarıma hep şaşırdım.

5. Beslenme çantanı düşündüğünde neler hatırlıyorsun?
Bol bol şokellalı ekmek dilimleri hatırlıyorum! Ve yanıma gelip "her gün şokella her gün şokella! dişlerin ne olacak?" diye kızan sevgili Gülgün öğretmenimi... Haklıydı!

6. Senin için lüks bir kahvaltı nedir?
Lüks kahvaltı deyince; mümkünse açık havada, ya da şık bir kafede, bol seçenekli bir kahvaltı geliyor aklıma. Hazır olana kadar açlık başıma vurmamışsa ve bunun için erkenden uyanmak zorunda kalmamışsam bu bile lükstür ya:) Şaka bir yana, kendi hazırladığım, emek verdiğim, bol çeşitli bir kahvaltı da lükstür benim için. Yeter ki bolca zaman ve hafta sonu gazeteleri yanımda olsun.

7. Nasıl, nerede ve ne zaman severek kahvaltı etmek istersin?
3 cevap hakkım var mı?
Dilediğim gibi yayılarak evimde, mümkünse uyandıktan sonra hemen...
Bol çeşitli, büyük ve kalabalık bir sofrada, sevdiğim insanlarla...
Tek başıma, deniz kıyısında, sabahın erken bir saatinde, simit-peynir-çayla...

8. Hayatında hatırladığın çok özel bir kahvaltı var mı?
Onu özel veya ilginç kılan ne?
1 Ocak 2005.
Kız kardeşim Sevim'le İstanbul'dayız.
Güzel bir yılbaşı gecesinin ardından, uslu kızlar olup ipin ucunu kaçırmadığımız için erken bir saatte uyanıyoruz. Evdekilerin tüm gün uyuyabileceğini düşünerek kendimizi dışarı atıyoruz. Açız! Taksim'e uzanıyor, koşarak Bambi'ye giriyor, pek kimseyi beklemedikleri belli olan Bambicilere "günaydın!" deyip kahvaltı istiyoruz. Aslında çok özelliği yok tabağımızdakilerin ama her şey o kadar lezzetli geliyor ki! Yeni yıl planlarımızdan bahsediyoruz omletlerimizi yerken. Üstüne kahvelerimizi İstavrit'te içiyor, günün gazetelerine orada göz atıyor, sonra da "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak"a bilet alıyoruz!

9. Kahvaltı masanda eksik olmaması gereken şey nedir?
Keçi peyniri!

10. Kahvaltı konusunda söylemek istediğin başka bir şey var mı?
Sanırım hepsini başlarken yazdım. Kahvaltı bence mutlulukla çok yakından ilgilidir deyip bitireyim:)

11. Blogundan gelecek/bir pazar kahvaltıya hazırlayabileceğimiz bir tarif önerir misin?
Zeytinli ekmek yapmanızı önerebilirim. Ilık / sıcakken muhteşem bir lezzet, Pazar kahvaltısına çok yakışacaktır. Ben de Fethiye, Ev Cini ve Hatice'nin kahvaltılarını merak ediyorum. Müsaitlerse kendilerine kahvaltıya gelicem, sırayla tabii:)

Ev Yapımı Sahlep

Soğuk kış günlerinde kapısından üşüyerek girdiğiniz bir pastane veya kafede uzatılan menüye bazen hiç bakmadan sahlep söylediğiniz olur mu? Hele sahlebini bildiğiniz, daha önce içtiğiniz bir yerse tereddüt bile etmezsiniz ısmarlarken... Masanıza gelen sıcacık, tarçın kokulu fincanla önce avuçlarınızı ısıtır, sonra damağınızda o muhteşem aromayı duyarak yavaş yavaş yudumlarsınız bu leziz içeceği... Ancak...

Hindistancevizli Kurabiye Tarifi


... tanımadığınız bir pastanedeyseniz muhtemelen siz de benim gibi sorarsınız: "Sahlebiniz gerçek mi?" Emin olamazsanız kahve seçeneklerine yönelirsiniz, zira hazır karışımların aynı lezzeti kesinlikle vermediğini bilirsiniz.

Hayatımda içtiğim en güzel sahlep, yukarıda fotoğrafı görülen, annem tarafından pişirilmiş sahleptir. Dondurmaları ve tatlılarıyla ünlü pastanelerde de içtim, çok da beğendim ama bizim ev yapımı sahlebimizden bir farkları yoktu:) Diyeceğim odur ki, evinizde de yapabilirsiniz aynı lezzette... Tek yapmanız gereken, aktara uğramak ve birazcık saf sahlep almak. Birazcık diyorum çünkü hem pahalıdır hem de zaten çok az miktarda kullanılır. Annem örneğin 50 gram kadar alır, bu miktarı yaklaşık 5 defa kullanır.

Evde sahlep yapmak için...

1 tepeleme tatlı kaşığı sahlep ve 1 tepeleme tatlı kaşığı nişastayı (herhangi bir tür), biraz şekerle birlikte küçük bir kasede karıştırın. Biraz ılık süt ile ezerek bulamaç haline getirin. Bir yandan ocakta 2 litre süt kaynatın. Kaynayan süte hazırladığınız karışımı yavaş yavaş ekleyerek bir yandan çırpın. Tadına bakarak dilediğiniz kadar şeker ekleyin, kısık ateşte yarım saat kadar kaynattıktan sonra ocaktan almaya yakın 2 paket vanilya ekleyin. Hepsi bu kadar! En sevdiğiniz kupanıza doldurup bol tarçın ilavesiyle yudumlayabilirsiniz artık.

1 litre süt yeter derseniz, tatlı kaşığı yerine çay kaşığı ölçüsünü kullanın. Annem genellikle fazla yapıp, kalanı soğuyunca buzdolabına kaldırır. Sonraki birkaç gün boyunca da her defasında içeceğimiz kadarını ısıtarak içmeye devam ederiz.

Karabiberin ağaçta yetiştiğini öğrendiğimde şaşırdığım gibi sahlebin de bir cins orkidenin yumrularından elde edildiğini öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Sonra o güzel bitkinin doğada gittikçe azalmakta olduğunu ve bir müddet sonra yok olabileceğini öğrendim. O zamandan beri salep içerken içim burkuluyor açıkçası...

Karnabahar Sote

Zeytinyağlı Karnabahar SoteSebze olsun da, her türlüsünü ve her pişirme yöntemini severim ama doğrusu sotelerin (biz "kavurma" deriz) yeri apayrıdır, onları ayrı severim. Size bu tarifi "işte bu da annemin son icadı!" diyerek verecektim ki "buralarda yapılır zaten kızım" dedi annem, onun icadı değilmiş yani. E madem öyle güzel annem, şu sebzeyi niye daha önce böyle yapmadın? Karnabahar bu kadar mı lezzetli olur?

Karnabahar sevmeyen ya da severek yemeyenler şu görüntüye bir bakabilir mi lütfen? Tüm sebzeler mis gibi zeytinyağında çevrilmiş ve birazcık toz biberin verdiği o güzel renkle sarılmışlar birbirlerine.. Kırmızıbiberler tüm albenileriyle en üstte.. Havuçlar da aralardan biz burdayız diyorlar! Bu an'ın elim fotoğraf makinesinde, gözüm çatalımda görüntülenmesinden takriben 20 dk sonra malesef yok oldular, tabii en kısa zamanda tekrar görüşmek dileğiyle:)

Karnabahara bir şans verin ve bir de böyle deneyin derim...

Malzemeler
  • 1 orta boy karnabahar
  • 1 adet kuru soğan
  • 3-4 diş sarımsak
  • 2 adet kırmızı biber (yeşil de olur)
  • 1 adet orta boy havuç
  • 3 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
  • Arzuya göre tuz, pul biber, karabiber
Yapılışı
  1. Karnabaharı kök kısımları da dahil olmak üzere ufak ufak doğrayın. Yıkayıp tel süzgece alın, üzerine kaynar su gezdirin. Annem bunun amacının karnabaharın bazen hoşa gitmeyen kokusunu almak olduğunu söyledi, ama bu işlemi yapmayabilirsiniz de.
  2. Soğanı, sarımsakları, biberleri ve havucu küçük küçük doğrayın. Tümünü zeytinyağını ısıttığınız geniş bir tavaya alarak 5 dk kadar soteleyin.
  3. Karnabaharın kök kısımlarını tavaya ekleyip orta ateşte kavurmaya devam edin. Çiçek kısımları daha çabuk pişeceği için onları birkaç dakika sonra ekleyin.
  4. Eğer karnabahar çok körpe değilse pişmemekte direnebilir. Bu durumda biraz su eklemenizde sakınca yok. Çatalla ara ara kontrol edip su ekleyebilirsiniz. Sebzeler biraz yumuşadıktan sonra sonra tuz, kırmızı biber, acı severseniz pul biber serpip karıştırın, kapağını kapatın. Kısık ateşte pişirmeye devam edin. Arada kontrol etmeyi ve karıştırmayı unutmayın. Piştikten sonra dilerseniz taze çekilmiş karabiber serpin.
Servis önerileri
  • Karnabahar soteyi sarımsaklı yoğurt ve kızarmış ekmekle servis edebilirsiniz.
  • Sade pişirilmiş bir makarna yanına çok yakışabilir.
  • Yoğurtla servis etmeyecekseniz serviste üzerine limon sıkabilirsiniz. 

Annemin Fırında Brokolisi



Brokoli kimilerince pek sevilmese de aslında çok lezzetli pişirme yöntemleri olan ve tabii ki çok yararlı bir sebze. Bizim evden kış aylarında hiç eksik olmaz! Kardeşi karnabahara göre daha çok sevilir ve daha çok yenir. Ben bu kış ilk kez çorbasını da yaptım ve çok sevdim. Başka neler yapılır brokoliden? Hafif haşlayıp salata yapabilirsiniz (annem çok yapar, haşlanmış brokoli üzerine zeytinyağı-limon-sarımsaktan oluşan bir sos gezdirdiniz mi tamam), makarnanıza koyabilirsiniz.

Ama brokoliye bence en yakışan, hani sevmeyene bile yedirecek cinsten bir yemek sorarsanız; fırında nar gibi kızarmış, beşamel soslu, bol tulum peynirli brokoli derim ben, kısacası annemin spesyali olan fırında brokoli!

Herkese kendi annesinin yemeği güzel gelir, biliyorum. Bu yemeğin benim için bu kadar güzel olma sebebi belki budur. Ya da belki soğuk kış akşamlarında eve çok üşüyerek ve aç geldiğimde fırından yükselen o müthiş kızarmış peynir ve kekik kokusu sebeptir buna. Tarifini brokoliyi nasıl yapsam diyen o kadar çok kişiye verdim ve o kadar güzel yorumlar aldım ki artık blogda da paylaşmalıydım.

Bu yemeği yapmak fazla vaktinizi almayacak. Zevkinize yanında bir kase yoğurt ve yeşil salatayla servis yapın. Hatta pizzayı çok seviyorsanız, bu yemek sağlıklı ve leziz bir alternatif olabilir size. Ne ilgisi var canım pizzayla diyorsanız, deneyin derim:)

Malzemeler:

- 1/2 kg brokoli
- 1 yemek kaşığı un (tepeleme)
- 3 yemek kaşığı zeytinyağı
- 2 su bardağı süt
- 1 yumurta (tercihe bağlı)
- 1 kahve fincanı haşlanmış mısır
- 3/4 su bardağı tulum / kaşar peyniri rendesi
- 1 tatlı kaşığı kekik
- Tuz, taze çekilmiş karabiber

Yapılışı:

1. Brokoliyi dallarına ayırın, buharda hafifçe haşlayın. Tuzu sebzenin içine işleyebilmesi için haşlama sırasında serpin. Sap kısımlarına çatalla dokunduğunuzda yumuşadıysa haşlama yeterlidir. Yağlanmış bir borcama brokolileri sıralayın.

2. Beşamel sos için zeytinyağında unu kavurun. Sütü azar azar ekleyin, sos kıvamına gelinceye dek tel çırpıcıyla sürekli karıştırın. Karabiber ekleyin. Yumurta tercihe bağlı, yani kullanmayabilirsiniz. Daha besleyici bir yemek olmasını isterseniz sosu ocaktan alıp bir süre ılımasını bekledikten sonra yumurtayı ekleyin (annem benim protein ihtiyacım için genelde yumurta ekliyor).

3. Sosu bir kez daha çırparak brokolilerin üzerine gezdirin. Üzerine haşlanmış mısırları serpiştirin. Üstünü tulum ya da kaşar peyniri rendesi ile kaplayın (peynir miktarını zevkinize göre artırabilirsiniz). En son kekiği serpin.

4. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında peynirler iyice kızarana dek pişirin.

Hurmalı Sıcak Soslu Kek & Hurmalı Toplar




Sanırım sınırsızca hurma yiyebilirim ben:)
Ramazan içerisinde de hurmalı tarifler denemiştim. Bugün sizlerle paylaşacağım hurmalı kek ise en favori keklerimden biri oldu! Değişik kaynaklarda pek çok farklı hurmalı kek tarifi okuduktan sonra kafam karışmıştı. Bu kez yapacağım kekin geçen sefer yaptığım gibi baharatlı, ekmeğimsi bir kış keki olmasını istemiyordum. O da çok güzeldi ama bu kez hurma tadı çok baskın, yumuşacık bir kek olsun istiyordum. Sonunda baktığım tüm tariflerin belki sentezi olabilecek bir kek yapmanın en mantıklısı olduğuna karar verdim. Bundan bu kadar yeter herhalde, şundan da şu kadar (!) şeklinde hazırladığım kek hamurunu, ortaya nasıl bir şey çıkacağını kesinlikle bilmeyerek fırına verdim...

Sonuca ben de inanamadım. Hatta o an canı bir şey yemek istemeyen annem bile dayanamayıp bir dilim istedi. Sonuçta biz iki kişi 3 porsiyonu bir güzel yedik ve daha fazla gözümüzün önünde durmaması için keki hemen kaldırdık!


Malzemeler: (12 kişilik)
- 375 g hurma
- 2 su bardağı su
- 1 su bardağı esmer şeker
- 130 g Becel
- 3 adet yumurta
- 2 su bardağı un
- 1 paket kabartma tozu

Sıcak sos için:- 200 ml (1 küçük kutu) çiğ krema
- 1/4 su bardağı toz şeker

Yapılışı:
1. Hurmaları yıkadıktan sonra ikiye bölerek çekirdeklerini çıkartın. Derin bir kabın içerisine alıp üzerine suyu ekleyin ve ocağa koyup kaynatın. Suyunu biraz çekip hurmalar ezilmeye başladığında ocaktan alın (suyu tamamen çekene dek beklemeyin). Pişen hurmaları robotta ezerek bir kenarda ılımaya bırakın.
2. Şekerle yağı mikserle iyice çırparak krema kıvamına getirin. Yumurtaları teker teker ekleyip her defasında iyice çırpın. Ilımış olan hurma püresini ekleyin.
3. Unu ve kabartma tozunu birlikte eleyerek karışıma yavaş yavaş ekleyin ve özleşene dek karıştırın.
4. Hamuru yağlanmış dikdörtgen bir borcama döküp üzerini düzeltin. Önceden 175 derece ısıtılmış fırında 40-45 dk kadar pişirin. İçi hafif ıslak kalan bir kek olacak, o nedenle kürdan testini geçmeyebilir. Bu nedenle üzeri yeterince kızardığında fırını kapatıp 5 dk kadar içini çekmesini bekleyin, daha sonra fırından çıkarın.
5. Kekin ilk sıcaklığı geçene dek sosu hazırlayın: Kremanın yarısını büyükçe bir cezveye koyun, içine şekeri ekleyip arada karıştırarak ocakta ısıtın. Kaynama noktasına gelince ocaktan alın, kalan kremayı ekleyin, karıştırın.
6. Keki kare dilimler halinde kesin, hazırladığınız sosu bekletmeden kekin üzerine dökerek hemen servis yapın.
*** Kalan sosu buzdolabında saklayın ve mümkünse 2-3 gün içerisinde tüketin. Kalan keki tekrar servis yapmak istediğinizde sosu kekin üzerine dökerek fırında ısıtın ve ılık-sıcak servis yapın.


HURMALI TOPLAR

Bayramda bayram şekeri niyetine ne yapsam diye düşünürken, hurmalı toplar yapmaya karar verdim. Yapımı hem çok basitti hem de özellikle Türk kahvesi yanına yakışacaktı. Lokumdan farkı yoktu doğrusu! Sadece hurma, ceviz ve susam içeriyorlar ve dolayısıyla çok lezzetliler. Özellikle dış kaplaması olan kavrulmuş susam nedeniyle annemin favorisi oldu. Hurmaya susam çok yakışıyormuş gerçekten. Hazırladıktan sonra güzel bir şekerleme kutusuna yerleştirdim ve ikram etmek üzere buzdolabına kaldırdım. Ara öğün için de kahve yanında ideal.



Malzemeler:

- 250 g hurma
- 1 avuç ceviz
- Kavrulmuş susam

Yapılışı:

1. Hurmaları derin bir kaba alıp soğuk suda ıslatın ve 1 saat boyunca bekletin. Süre sonunda hurmaların kabukları hemen hemen ayrılacaktır. Kabuklarını soyun ve çekirdeklerini çıkartın.
2. Ceviz ilave ederek hurmaları rondodan geçirin.
3. Ellerinizi suyla nemlendirerek küçük toplar halinde yuvarlayın. Hazırladığınız topları bir kaba koyduğunuz susamların içine atın.
4. Susama bulanmış lokumları bir servis tabağına veya kutuya yerleştirerek servise kadar buzdolabında tutun.

* Dilerseniz susam yerine Hindistan cevizine de bulayabilirsiniz.

Keten Tohumlu & Mısırlı Ekmek




Bayramın hemen öncesinde kocaman bir çuval geldi değirmenden...
İçi gerçek köy unuyla dolu bir çuval; tohumuyla, arpasıyla, kepeğiyle kocaman bir çuval esmer un! Babamın iş yaptığı Muğlalı bir amca teşekkür maksadıyla kendi ballarından yollamakla kalmamış, buğdaylarından da göndermişti. Annem de hemen değirmene yollamıştı onları, o kadar buğdayla ne yapılır ki başka? Şimdi artık uzunca bir süre yetecek kadar esmer unumuz var, ekmeklik.

Bu tarifi Söke Kepekli Un paketinin arkasında görmüştüm ve ilgimi çekmişti. Bayram tatilinde evde kepekli ekmek kalmayınca markette bulduğum light tost ekmeğiyle bir gün idare ettik ama duramadım ve ertesi gün hemen kendi ekmeğimi yaptım.

Pekmez, ekmeği hafif tatlımsı yapmıştı ve o yüzden özellikle kahvaltıda çok sevdim. Ama yemeklerle de güzel gidiyor. Renginin epey esmer olması da yine pekmez nedeniyle sanırım. İçindeki bolca keten tohumundan dolayı oldukça faydalı bir ekmek, mısır tanelerinin de yerken ağıza geliyor olması hoşuma gitti.

Malzemeler:
- 1,5 tatlı kaşığı kuru maya
- 1,5 su bardağından biraz fazla ılık su
- 2,5 su bardağı beyaz un
- 2 + 1/4 su bardağı kepekli un
- 1/2 çay bardağı zeytinyağı
- 1/2 su bardağından az pekmez (ben harnup kullandım)- 1 yemek kaşığı tuz (silme)
- 1 Türk kahvesi fincanı keten tohumu (tohum halde)
- 1 çay bardağı haşlanmış mısır

Yapılışı:

1. Mayayı yarım bardak ılık su ile küçük bir kasede eritin.

2. Geniş bir çıprma kabında zeytinyağı, pekmez, tuz, keten tohumu, kullanıyorsanız ayçekirdeği, mısır ve kalan suyu karıştırın. Unları ayrı bir yerde karıştırarak 1 bardağını bu karışıma ekleyin, tümünü mikserin yüksek devrinde 3 dk çırpın.

3. Mikseri çıkarın, maya karışımını hamura ekleyin. Kalan unu azar azar ekleyerek yumuşak ve elastiki bir hamur elde edene kadar yaklaşık 10 dk boyunca yoğurun.

4. Hamuru hafifçe yağlanmış bir kaba alın ve üzerini örtüp 1,5 saat boyunca ılık bir yerde bekletin. Daha sonra kısa bir süre daha yoğurup iki parçaya bölün, istediğiniz şekli verip (ben yuvarladım) yağlı kağıt serili tepsiye yan yana koyun. 1,5 saat daha tepside bekletin. Ben ikinci bekleme aşamasında tepsiyi fırına aldım, yoğurt ayarında beklettim.

5. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında 40 dk kadar pişirin. Çıkardıktan 5 dk sonra üzerlerine fırça yardımıyla hafifçe zeytinyağı sürerseniz ekmekleriniz yumuşacık kalır.

Not: Her iki mayalanma aşamasında da hamur fazla kabarmıyor ama pişerken gayet güzel kabarıyor. Sanırım içine konan malzemenin fazlalığından kaynaklanıyor bu, yani sizin de hamurunuz kabarmazsa mayalanmadı diye endişe etmeyin:)


Ben henüz sıcakken üzerine fıstık ezmesini çok yakıştırdım!
Yanına da sıcacık bir bardak çayı...

Tahinli Çörek



Kahvaltıya buyrun!
Çayınızı demli mi seversiniz açık mı? Yanında çikolata, tatlı, kurabiye arayanlardan mısınız? Peki tahinli çöreğe ne dersiniz? Hani yufka katmanları arasına tahin sürülüp şeker serpilmiş, bol cevizle  şımartılmış, sonra nar gibi kızarıp çıtır çıtır dilimlenmiş tahinli çörek...

Canınız çay yanına tatlı istediğinde, kurabiyeyle kekle uğraşacak durumunuz yoksa yapın bu çöreği, çayınız demlenene kadar hazır olur. Üstelik sıcakken yemenin tadı başkadır!

Pazar kahvaltısına da hazırlayabilirsiniz tabii. Çok erken uyanmanız da gerekmez üstelik, pratiktir, hemen hazırlarsınız. Fırından yükselen tahin kokusu sanırım herkesi bir anda uyandırır! Masanıza dilimlenmiş çörekleri koyun, çaylarınızı da, tadını çıkarın...



Malzemeler:

- 2 adet yufka
- 1 su bardağı tahin
- 2 kahve fincanı toz şeker
- 3 kahve fincanı ceviz (çekilmiş)
- 1 yumurta sarısı
- 1 yemek kaşığı susam

Yapılışı:

1. Yufkanın birini tezgaha serin. Tahinin yarısını bir kaşıkla üzerine gezdirin. Şekerin yarısını da üzerine serpin. Daha sonra cevizin yarısını aynı şekilde, eşit olmasına dikkat ederek serpin.
2. İkinci yufkayı üzerine kapatın. Tahin, şeker ve cevizin kalan yarılarını ilk yufkaya yaptığınız şekilde üzerine gezdirin.
3. Hazırladığınız yufkaları tam ortadan ikiye katlayın. Daha sonra yanlardan da katlayarak yaklaşık 25 cm boyunda, 10 cm eninde bir dikdörtgen haline getirin. Yağlı kağıt serili tepsiye alın. Üzerine fırça ile yumurta sarısı sürün ve susam serpin.
4. Önceden 200 derece ısıtılmış fırında üzeri iyice kızarıncaya kadar pişirin. Fırından aldıktan sonra dilimleyerek servis yapın.

Zeytinli Ekmek




Zeytinli ekmek (ya da kek) yine bir Tijen İnaltong tarifi! Meyve Ağacından Hikayeler'de, kutsal meyve zeytini anlattığı bölümde bir Kıbrıs tarifi olan zeytinli ekmekten bahsediyordu. Ben de ne zamandır denemek istiyordum. Bu aralar yine bu tarife rastladım ve "neden denemiyorum ki?" dedim. Sonrası kolları sıvayış, mutfağa giriş ve bir süre sonra fırından gelen muhteşem kokuları içime çekerek "çoktan yapmalıymışım çoktaan!" diye hayıflanış...

Zeytin hayatımın çok önemli bir bölümünü kapsıyor. Zeytinsiz bir kahvaltı sofrası düşünemem. Sırf kahvaltı da değil; zeytini makarna soslarıma koyarım, salatalarıma atarım, pizzalarıma mutlaka serperim, ezmesini ekmeğe sürüp yemeye bayılırım. Zeytinli tariflere de ayrı bir sempatim var bu yüzden. Zeytinli poğaçaları ve bu tür ekmekleri de çok seviyorum.

Bu ekmek, benzeri tariflerin aksine yapıldığının ertesi günü ve hatta sonraki gün de tazeliğini ve yumuşaklığını koruyordu. Misler gibi kokusunu da tabii! Eğer zeytini ve yağını seviyorsanız hiç düşünmeden deneyebilirsiniz.


(8 kişilik)Malzemeler:

- 3 yumurta
- 1/2 su bardağı zeytinyağı
- 1 su bardağı süt
- 3 su bardağı un*
- 1 su bardağı çekirdekleri çıkarılmış zeytin (siyah-yeşil zeytin karışık kullandım)- 1 çay kaşığı karbonat
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 1 tatlı kaşığı kuru nane**
* Kitapta unun yarısının tam buğday unu veya mısır unu olarak kullanılabileceği yazıyordu, ben tam buğday unu kullandım. Bir de mısır unu ile deneyeceğim sonra, eminim öyle de güzel olur.
** Kuru nane yerine taze nane veya dereotu da kullanılabilirmiş, ben kuru nane kullandım.

Yapılışı:

1. Derin bir kase içerisinde yumurtaları mikserle iyice çırpın.

2. Zeytinyağını ve sütü ekleyip karıştırın.

3. Elediğiniz ve tuz + karbonat eklediğiniz unu karışıma yavaş yavaş ekleyin ve pütürsüz bir hamur elde edene kadar karıştırın.

4. Zeytinleri (iriyse doğrayabilirsiniz), naneyi veya dereotunu ekleyip kaşıkla karıştırın.

5. Hamuru yağlanmış kek kalıbına (ben baton kalıp kullandım) veya küçük muffin kalıplarına döküp 180 derece önceden ısıtılmış fırında 35-40 dk kadar pişirin. Ilık olarak servis yapın.


Tabaktaki güzeller, babaannemin kırma zeytinleri! Benim en sevdiğim zeytin:) 

Zeytinyağlı Yerelması




Yerelması malesef yeni keşfettiğim (itiraf etmek gerekirse geçen yıl) bir sebze. Bu geç tanışma için gerçekten çok üzgünüm! Benim gibi bir sebzeoburun bile keşfedemediği şeyler kalıyormuş demek ki. Şeker gibi bir sebze yerelması. Tıpkı patates gibi toprak altında yetişiyor. Oldukça besleyici, faydalı ve çok da lezzetli. Zahmetli bir soyma / temizleme süreci olsa da, çabucak pişmesi ve lezzetiyle kendini sevdiriyor. Bu yılın ilk yerelmasını geçenlerde yaptım ve "çok özlemişiz yahu" diyerek annemle bir oturuşta hepsini yedik.

Yerelmasını pişirdikten sonra biraz bekletip ılık olarak yemenizi tavsiye ederim. Pek çok zeytinyağlı gibi asıl lezzetini piştikten bir süre sonra sunar. Hatta ertesi gün daha bir leziz olur! Ben iş çıkışında vaktim kalmadığından geceden yaptım, ertesi akşam hafifçe ısıtarak yedik.

Malzemeler: (2-3 kişilik)

- Yarım kg yerelması
- 1 adet kuru soğan
- 3 diş sarımsak
- 1 adet havuç
- 1/2 çay bardağından biraz az zeytinyağı
- 1 yemek kaşığı pirinç
- 1/2 limon suyu
- Deniz tuzu

Yapılışı:

1. Önce derin bir kasede limonlu su hazırlayın ve yerelmalarını soyarak bu suya atın. Limonlu su kararmalarını önler.

2. Soğanı ve sarımsakları ince ince kıyın, havucu dilimleyin, hepsini zeytinyağında biraz kavurun.

3. Limonlu suda bekleyen yerelmalarını yıkadıktan sonra irice doğrayın. Pirinçle aynı anda tencereye ekleyin. Limon suyunu da ekledikten sonra kapağını kapatın ve kısık ateşte pişmeye bırakın.

4. Eğer kendi suyu yeterli gelmezse 1/2 çay bardağı kadar su ekleyebilirsiniz (ben ekledim). Tuzunu da ekleyin, pirinçler piştiğinde ocaktan alın. Ilık olarak servis yapın. Dilerseniz serviste üzerine dereotu serpin.

Not: Limon suyunu yemeği pişirirken eklemek yerine, yerken üzerine de sıkabilirsiniz. 

Meyveli Kek



Yılmaz’a göndermek için yaptığım meyveli kekin tarifine geldi sıra..
Annem ıslak kek yapacaktı, ben de kek yapmak istiyorum deyince o zaman sen de başka bir kek yap dedi. Evde bolca portakal kabuğu şekerlemesi ve kuru meyve olduğundan meyveli kek yapmaya karar verdim. Streçe sarıp bütün hâlde kargo ettiğim için maalesef dilim fotoğrafı sunamıyorum ama ucundan kopan bir parçanın tadına baktım, oldukça güzeldi.

Geçen kış portakal reçeli yapmış, acı olmaması için rendelediğim dış kabukları atmayıp şekerleme yaparak değerlendirmiştim. Ama buzdolabında hala bir önceki kıştan kalan şekerleme duruyordu! Sanırım daha sık portakallı tarif yapmalıyım. Belki pek çoğunuz biliyordur, bu şekerlemeyi yapmak oldukça kolay. Yediğiniz (ya da benim gibi reçel yaptığınız) portakalların kabuklarını atmıyor, rendeliyorsunuz. Kabuk miktarı kadar toz şekerle karıştırıp cam bir kavanoza koyuyorsunuz. Sonra da keklerinize, kurabiyelerinize hoş koku vermek için bundan 1 tatlı kaşığı ekliyorsunuz! Örneğin ben bazen 1 portakalın kabuğu gereken tariflerde 1 yemek kaşığı şekerleme kullanıyorum, tabii tarifteki şeker miktarını azaltarak. Portakal mevsiminde değilken çok güzel bir çözüm…

Malzemeler:

- 125 g tereyağı
- 1 su bardağı pudra şekeri
- 5 adet yumurta
- 2 su bardağı un
- ½ paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu
- 3 yemek kaşığı kuru üzüm
- 2 adet kuru incir
- 2 adet kuru kayısı
- 1 yemek kaşığı portakal şekerlemesi
- 1 limon kabuğu rendesi
- 1 yemek kaşığı limon suyu
- 1 yemek kaşığı iç yeşil fıstık

Yapılışı:

1. Kuru kayısı ve inciri küçük küçük doğrayın. Kuru üzüm ve kayısı parçalarını sıcak suda bir müddet bekletin. Daha sonra sudan çıkarıp kağıt havlu arasında kurulayın ve incirleri de bunlara ekleyip tümünü una bulayın.

2. Derin bir kabın içerisinde yağ ve pudra şekerini krema haline gelene kadar mikserle çırpın.

3. Yumurta sarılarını teker teker ilave edin, her ilavenin ardından iyice çırpın.

4. Un, vanilya ve kabartma tozunu ekleyin, malzeme özleşene dek karıştırın.

5. Önceden hazırladığınız kuru meyveleri, portakal şekerlemesini, limon kabuğunu, limon suyunu ve fıstık parçalarını hamura ekleyip karıştırın.

6. Ayrı bir yerde yumurta aklarını kar haline getirdikten sonra hamura yedirin.

7. Hamuru yağlanmış kek kalıbınıza boşaltın, önceden 180 derece ısıtılmış fırında 40 dk kadar pişirin.

Meyveli kek yanına 1 bardak süt çok güzel gider! Tabii ki çay veya kahveyle de afiyetle yenebilir:)

Keki deneyip dilim fotoğrafını gönderen sevgili Hatice (Berceste)'ye teşekkür ediyor, tarife ekliyorum.

Yoğurt Tatlısı

Annemin eskiden en sık yaptığı tatlılardan biriyken, sağlıklı besleneceğiz, şekerden uzak durmalıyız diye diye unuttuğumuz tatlardan birine iade-i itibardır...

Yoğurt Tatlısı tarifi

Gelenekseldir, unutulmamalıdır. Ama küçük bir porsiyonla yetinilmeli, abartılmamalıdır da... Hatta mümkünse yılda bir kez filan yenmeli, benim yaptığım gibi kalanı paket edilip şerbetli tatlı sayıklayan birine gönderilmelidir!

Yılmaz'ın "acil gıda yardımı" listesinde "şerbetli bir tatlı" da vardı. Aklıma ilk gelen yoğurt tatlısı oldu; hem denemek istediğimden, hem de Yılmaz'ın sevdiğini bildiğimden. Bu kadar kolay olduğunu tahmin etmiyordum. Tek endişem şerbetiydi, tutturabilir miyim tutturamaz mıyım derken bir de baktım tam kıvamında olmuş. Annem Yılmaz'ın paketini sardıktan sonra tepsinin dibini sıyırırken "bundan sonra yoğurt tatlısı'nı sen yapıyorsun" dedi. Bu herhalde ondan alabileceğim en önemli iltifatlardan biri! Yaptığım her şeyi yemeyen babamsa, kalan 2 dilimi yedikten sonra gerisini sorduğu için (bu da onun en büyük iltifatıdır!) dün akşam bu tatlıyı tekrar yaptım...

Malzemeler
  • 3 kahve fincanı yoğurt (suyu süzülmüş)
  • 4,5 kahve fincanı pudra şekeri
  • 3 adet yumurta
  • 1/2 kahve fincanı eritilip ılıtılmış tereyağı
  • 6 kahve fincanı un
  • 1 paket kabartma tozu
* Kahve fincanı = Türk kahvesi fincanı

Şerbeti için:
  • 3 su bardağı toz şeker
  • 3 su bardağı su
  • 1 tatlı kaşığı limon suyu
Yapılışı
  1. Öncelikle şerbeti hazırlayın. Şekeri ve suyu kaynatıp, kaynadıktan birkaç dakika sonra limon suyunu ekleyin, 1-2 dk daha kaynatıp ocaktan alın, soğumaya bırakın. Şerbet iyice soğuduktan sonra hamuru hazırlamaya geçin.
  2. Hamuru hazırlamak için, derin bir kabın içine yoğurdu alın. Pudra şekerini ekleyin, mikserle çırpın. Yumurtaları ve tereyağını ekleyin, çırpmaya devam edin.
  3. Kabartma tozu karıştırılmış unu yavaş yavaş ekleyerek mikserin düşük devrinde malzemeler birbirine karışana dek çırpın.
  4. Hamuru yağlanmış yayvan bir fırın tepsisine dökün, önceden 180 derece ısıtılmış fırında 40 dk kadar pişirin.
  5. Fırından aldığınız tatlı hamurunu hemen baklava şeklinde dilimleyin (böylece şerbeti daha iyi çeker), soğumuş şerbeti sıcak hamurun üzerine bekletmeden dökün. Üzerini bir tepsiyle kapatarak soğuayana kadar bekletin. Dilerseniz üzerine hindistan cevizi serperek servis yapın.
Yoğurt Tatlısı Tarifi

Hurma Ekmeği (Keki)



Bütün bir pazar gününü mutfakta geçirmek, yorucu olduğu kadar dinlendiricidir de benim için. Ertesi güne, yani yeni haftaya hazırlık yapılacaktır, bütün hafta biriktirilmiş ufak tefek işler de vardır ama vaktimin en büyük kısmını mutfağa ayıracaksam keyifli olurum. Yorulurum belki ama ruhum dinlenir.

Bu kez sinemada görmek istediğim pek çok film vardı ve en az birini kesin izleyecektim. Dolayısıyla mutfağa fazlaca vakit ayıramayacağımı düşünüyordum. Ama İstanbul'daki kardeşim Yılmaz koli istediğini ve bazı ihtiyaçların yanı sıra "acil gıda yardımı(!)" gerektiğini söyleyince dayanabilir miydim? Sonuçta tüm gün mutfakta geçti, neyse ki telaşımıza rağmen hiçbir sorun çıkmadı, annemle hazırladığımız her şey güzel oldu. Annem ıslak kek, ıspanaklı tepsi ve tava börekleri hazırladı. Ben de meyveli kek, klasik çikolatalı kurabiye ve yoğurt tatlısı yaptım. Pazar günleri genelde yaptığım üzere akşam yemeğini de ben yaptım, yemek sonrası evde ekmek kalmadığını fark edince de sevgili Mine'nin tarifinden bagel yaptım. Epey yoğun bir faaliyet vardı yani mutfakta, bolca da güzel koku tabii...

Sizinle tarifleri paylaşacağım yavaş yavaş. Ama bu güzel hurma ekmeği cumartesi akşamı yapıldığı ve sırasını kimselere vermek istemediği için öne geçti! Aslında kek elbette ama tarifi okuduğum yerden böyle not etmişim (1 yıl önce! Bir de nerede okuduğumu not etseymişim)...

Düzeltme: Sevgili Aylin Öney Tan, sağolsun tarifi kendisinin verdiğini hatırlattı. Ben de hemen düzeltme yapmak istedim. Tarifi geçen sene Cumhuriyet Dergi'de vermiş ve aynı tarifi Ayfer Ünsal Sofra dergisinde kendisinden alıntı yaparak yayınlamış. Aylin Hanım bunun bir İngiliz tarifi olduğunu söylüyor. "İngiltere'de bizim Vakıflar benzeri birçok eski eser yapıya sahip olan ve onları korumak ile yükümlü olan National Trust'ın derlediği tarihi tariflerden biri.... Bu tarif "The National Trust Book of Tea-time Recipes" kitabında yayınlandı. Derleyen Jane Pettigrew, basım 1991" diyor. Bilgileri ve tarifi paylaştığı için Aylin Hanım'a çok teşekkür ediyorum!

Hurmalı bir tarif denemek istiyordum ne zamandır. Özellikle de buzdolabında duran, kimselerin beğenmediği hurmaları gördükçe... Hurmanın pek çok cinsi oluyor ve tümü aynı lezzette olmuyor tabii. Bu hurmalar ne cinsti bilmiyorum ama pek güzel değillerdi. Ben de bol hurma kullanılan bu tarifle onları değerlendirmek istedim. Sonuç tahmin ettiğimden de güzel oldu. Hurmanın keke verdiği lezzet inanılmaz! Baharatlar da cabası. Bu sabah iki dilimi birden hiç çekinmeksizin yerken niye daha önce denememişim diye düşündüm.


Malzemeler:
- 250 g hurma
- 100 g esmer şeker
- 75 g tereyağı
- 150 ml su
- 2 köy yumurtası
- 150 g tam buğday unu (kepekli un)
- 100 g beyaz un
- 1/2 paket kabartma tozu
- 50 g ceviz (iri parçalar halinde)
- 1 çay kaşığı yenibahar
- 1 çay kaşığı zencefil
- 1 çay kaşığı tarçın
- 1 yemek kaşığı kavrulmuş susam

Yapılışı:
1. Hurmaların çekirdeklerini çıkartıp 2'ye veya 3'e bölün. Ekmek dilimlerinde fotoğraflardaki gibi görünür olmasını istiyorsanız fazla küçük parçalara bölmeyin.

2. Hurmaları, esmer şekeri, tereyağını ve suyu bir kaba alın. Kısık ateşte kaynama noktasına gelene kadar arada karıştırarak tutun (kaynatmayın / pişirmeyin). Ateşten alıp ılınmaya bırakın. Bu arada fırınınızı da 180 dereceye ısıtın.

3. Derin bir kâsede yumurtaları mikserle çırpın. Ilınan hurmalı karışımı ekleyip karıştırın.

4. Başka bir yerde unları, kabartma tozu, baharatlar ve ceviz parçalarını karıştırın. Tümünü diğer karışıma yedirin. Hepsi iyice karışınca yağlanmış, unlanmış baton kek kalıbına dökün (ebatlarını ölçmedim ama benim kullandığım küçük bir kalıp).

5. Hamurun üzerini düzeltin ve susamı serpin. Isınmış fırında 45 dk kadar pişirin.


Ekmek-kekiniz pişince incecik dilimler kesip ister benim gibi çayın / kahvenin yanında, ister tarifte tavsiye edildiği gibi üzerine tereyağ sürerek sıcak sıcak yiyebilirsiniz! Her şekilde seveceğinizi düşünüyorum...

Çikolatalı Pasta




Sevgili kuzenim Emine şahane bir kız bebek getirdi dünyaya: Zeynep Eylül! Biz de geçen Cumartesi akşamı gittik ziyaretlerine...

Taze anne için bol çikolatalı bir pasta yapmak istedim, tam da sevdiği gibi. Pastayı Cumartesi tam gün çalıştığım için Cuma akşamından yaparak mecburen buzdolabında 1 gün beklettim. Ama iyi ki öyle yapmışım; çünkü bitter çikolata, kakao ve tereyağı içeren kek, yoğun çikolata sosunu iyice çekince ertesi gün tam ideal kıvama gelmişti.

Gittiğimiz akşam Emine, Semih ve bebişlerinin başka ziyaretçileri de vardı. Toplam 11 kişiydik ama neyse ki pasta herkese yetti. Hatta serviste 12 dilime böldüğüm için Emine'ye fazladan bir dilim bile kaldı:) Gerçi ikinci dilimi soranlar olmadı değil! Sanırım yaptığım hiçbir pasta bu kadar kısa sürede bitip bu kadar çok övgü almamıştı. Çikolata herkesi mutlu ediyor galiba...

Servis sırasındaki karışıklıkta dilim fotoğrafı çekmem mümkün olmadı. Ama oldukça koyu renkli, bol kakao ve çikolatalı bir dilim pasta düşünebilirsiniz değil mi:)

Malzemeler:

Kek için:- 75 g bitter çikolata
- 150 ml yoğurt
- 100 g toz şeker
- 100 g tereyağı (oda sıcaklığında)
- 4 yumurta (oda sıcaklığında)
- 225 g un
- 2 yemek kaşığı kakao
- 1 paket kabartma tozu

Sosu için:
- 6 yemek kaşığı süt
- 50 g bitter çikolata
- 65 g tereyağı
- 300 g pudra şekeri
- 2 yemek kaşığı kakao

Yapılışı:


1. Keki hazırlamak için öncelikle çikolatayı küçük parçalara bölün. Yoğurt ve 75 g şeker ile birlikte küçük bir kaba alın. Kısık ateşte çikolata eriyene kadar -arada karıştırarak- ısıtın. Ocaktan alıp soğumaya bırakın.
2. Şekerin kalanı ile tereyağını mikserle krema kıvamına gelene dek çırpın. Hazırladığınız erimiş çikolata karışımını ekleyin, çırpın. Ardından yumurtaları tek tek ve her defasında iyice çırparak ekleyin.
3. Kakao ve kabartma tozu ile birlikte elenmiş unu azar azar ekleyerek karışım bütünleşene dek karıştırın.
4. Dibine yağlı kağıt serilmiş ve kenarları yağlanmış 24-26 cm çapında yuvarlak bir kek kalıbına hamuru boşaltın. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 35 dk pişirin. Piştikten sonra ilk sıcaklığının geçmesini bekleyip kalıptan çıkarın. Soğumasını bekleyin.
5. Bu arada sosu hazırlamak için; süt, kıyılmış çikolata ve tereyağını bir kaba alıp ısıtın. Sadece malzemeler eriyene kadar ateşte tutun, daha sonra ateşten alıp beklemeden elenmiş pudra şekeri ve kakaoyu ekleyin. Tahta bir kaşıkla iyice karıştırın. Arada tekrar karıştırarak soğumaya bırakın.
6. Keki ip yardımıyla kestikten sonra arasına çikolata sosunuzdan sürün. Üst parçayı da kapatıp kekin tamamını sosla kaplayın. Üzerini dilediğiniz gibi süsleyin. Sosun katılaşabilmesi için pastanızı servisten önce en az 2 saat buzdolabında bekletin. Daha fazla bekletirseniz daha da güzel sonuç alırsınız...

Tam Buğdaylı Çiçek Ekmek


Ben bu tür ekmekleri çok seviyorum. Üniversitedeki son yılımda Ankara Kurtuluş'ta yaşıyordum. Hemen altımızda bir fırın vardı ve her saatte açıktı. Ne zaman istesek taze sıcak ekmek bulabilmek büyük lükstü doğrusu! Oradan en çok çiçek ekmek alırdım, bir de simit şeklinde yaptıkları kocaman ekmeklerden. Özellikle o bol susamlı simit-ekmeklerle kahvaltı yaparken kendimizi kaybederdik. Hayatımda unutamadığım lezzetlerdendir. Bir daha hiçbir yerde görmedim o dev simitleri.

Çiçek ekmeği yaparken kafamda bunun bir çiçek ekmek olacağı yoktu doğrusu. Sadece annemin bir önerisini uyguladım ve tepsiden bir çiçek ekmek çıktı! Şöyle ki; annem küçük somunlar yaptığımı görünce "pişirmek için küçük bir kap kullan, fırın tepsisine koyarsan yayılırlar ama küçük kaba koyarsan yayılacak yer bulamayıp üste doğru kabarırlar" demişti. Bu bana da mantıklı geldi ve 26 cm çapında yuvarlak bir fırın kabı kullandım. 8 somunu kaba ancak çiçek şeklinde sığdırabildim tabii. Neye benzeyeceğini merakla beklerken ilk çiçek ekmeğimi elde edince çocuk gibi sevindim!

Malzemeler:

- 200 g tam buğday unu
- 200 g beyaz un
- 1.5 çay kaşığı deniz tuzu
- 1 çay kaşığı esmer şeker
- 1/2 paket yaş maya
- 120 ml ılık süt
- 170 ml ılık su (yaklaşık)

Yapılışı:

1. Unları derin bir kabın içinde tuz ve şekerle karıştırın. Ortasına bir havuz açın.

2. Ilık sütü açtığınız havuza döküp, mayayı ufalayın. Parmak uçlarınızla ezin. Üzerine biraz un serpip 20 dk kadar bekletin.

3. Ilık suyu azar azar ekleyerek hamuru yoğurmaya başlayın. Su ve un miktarlarını hamurunuzun kıvamına göre ayarlayabilirsiniz. İyice yoğurduktan sonra üzerini zeytinyağı ile yağlayarak yoğurt ısısındaki fırına koyun, 1-1.5 saat kadar mayalanmaya bırakın.

4. Mayalanan hamuru alın, hafifçe yoğurup 8 parçaya bölün. Küçük bir fırın kabına yağlı kağıt serip somunları yanyana sıkı bir şekilde yerleştirin.

5. Fırını 230 dereceye getirin, fırın ısınana kadar (10-15 dk) somunlar da tekrar kabaracaktır.

6. Somunların üzerlerine bir fırça ile süt sürerek fırına verin.



Peynirli ve Cevizli Erişte



Geçen akşam Şirince eriştelerimle bir de cevizli erişte pişirmek istedim. Zaten erişteyi en çok böyle seviyorum. Bu kez uyguladığım tarif Tijen İnaltong - Mutfakta Zen'den. Cevizli erişte tarifleri aşağı yukarı aynıdır, ama benim bu tarifi özellikle sevmemin nedeni eriştelerin haşlanmadan, suyu çektirilerek pişiriliyor oluşu. Daha doğrusu bu pişirme yöntemini benim bu kitaptan öğrenişim:) Böylece eriştenin besin değerleri ve lezzeti korunmuş oluyor.

Sonuçta leziz bir yemek oldu. Yanında patlıcan kavurmamız vardı, yoğurtlu. Çok yakıştılar birbirlerine! Sağolasın Tijen abla deyip tarife geçiyorum hemen. Ufak tefek değişiklikler yaptım, parantez içinde belirteceğim onları da.

Malzemeler: (2-3 kişilik)

- 2,5 su bardağı ev eriştesi
- 2,5 su bardağı kaynar su
- 200 g ezilmiş az yağlı beyaz peynir veya tulum peyniri (bu miktar bana fazla geldiği için 50 g beyaz peynirle 50 g tulum peynirini karıştırdım)
- 1/2 su bardağı ceviz
- 4 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1/2 su bardağı yeşillik - maydanoz, dereotu, taze soğan (maydanoz ve dereotunu karıştırdım)
- 3 diş sarımsak
- Karabiber, pul biber, deniz tuzu (peynirlerin tuzu yeterli geldiğinden ben tuz eklemedim)

Yapılışı:

1. Bir tabakta erişte haricindeki tüm malzemeyi karıştırın.

2. Erişteleri verilen miktardaki suda, tencerenin kapağı yarı kapalı olarak haşlayın.

3. Erişteler yumuşayıp suyunu çekince peynirli malzemeyi ekleyin, 1 dk çevirip servis yapın.


Erişteli Yeşil Mercimek Çorbası

Favori çorbalarımdan birinin tarifini vermek istedim. Midenize yemekten önce bir tas sıcak çorba göndermek onu rahatlatır, çok fazla yemenize de engel olur. Bilmeyenler ya da anımsamak isteyenler için işte erişteli yeşil mercimek çorbası:


Malzemeler:

- 1 çay bardağı yeşil mercimek
- 1 su bardağı ev eriştesi
- 90 g tereyağı
- 1 adet kuru soğan
- 1 yemek kaşığı ev yapımı salça
- 6 su bardağı su
- Deniz tuzu, kuru nane, pul biber

Yapılışı:

1. Önceden yıkayıp suda beklettiğiniz yeşil mercimeği haşlayın. Suyunu süzebilirsiniz ama çorba yapacağınız su için bunu kullanırsanız daha besleyici olur.

2. Tencerede yağı eritin, küçük doğranmış soğanları kavurun.

3. Salçayı, suyu, haşlanmış mercimekleri ve erişteyi ilave edip karıştırın.

4. 15 dk kadar kapağı yarı kapalı olarak pişmeye bırakın.

5. Erişteler yumuşadığında çorbanızı ocaktan alın, kaselere boşalttıktan sonra kuru nane ve pul biber serperek servis yapın.

Ben bu çorbada Şirince'den aldığım erişteleri kullandım. Gerçekten güzel oldu, tereyağından dolayı hem çok lezzetli hem de besleyici. "Tam bir iftar çorbası bu" dedi annem.

Zeytinyağlı Pırasa



Fatoş teyzemin bu güzelim yemeğine ancak sıra geldi! Muğla Yenice'de geçirdiğimiz hafta sonunda ben "akşam yemeğine özel bir şey istiyorum!" deyince Fatoş teyzem bunu yapmıştı benim için. O benim "özel bir şey" deyince bahçe mahsulleriyle yapılmış bir yemeği kastettiğimi bilir:) Kullanılan tüm malzeme tazecik ve doğaldı. Pırasalar hemen toplandığı yerde temizleniverdi, bahçedeki çeşmenin altında yıkanıverdi, mutfağa alınıp pişiriliverdi:) Ben de kedi gibi sağında solunda dolaştım tabii.

Bazıları pırasa sevmez, ben bayılırım. Bana ot olsun, sebze olsun! Şuna da eminim ki, pek sevilmeyen sebzelerin bile yemeği çok iyi yapıldıysa ve eğer tuzuyla, yağıyla, salçasıyla kişinin damak tadına uyuyorsa sevilebilir.

Annem pırasanın sadece yeşil kısımlarını incecik doğrayarak ve Fatoş teyzenin kullandığından çok daha az domates koyarak pırasa kavurması yapar, onunki bu yüzden susuz olur. Ama nefis olur! Bir de klasik pırasa yemeğinin yanına muhakkak kurutulmuş biber kızartması yapar ki, kızartma pek yemeyen ben buna asla hayır diyemem! Çok yakışır çook...

Ve işte Fatoş teyzemin "artist olacak, dur güzel bir tabağa koyayım" dediği şahane yemeğinin tarifi:

Malzemeler:

- 1 kg pırasa*
- 3 orta boy domates
- 1 çay bardağı zeytinyağı
- 2-3 adet kırmızı biber
- 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
- Tuz

* Eğer sadece yeşil kısımlarını kullanırsanız 1 tane de kuru soğan doğrayın.

Yapılışı:

1. Pırasaları temizleyip yıkayın, ince ince doğrayın. Kullanacaksanız soğanı ve kırmızı biberleri doğrayın. Domatesleri de küp küp doğrayın.

2. Zeytinyağını çelik tencerede ısıtın, kırmızı biberleri (soğanla birlikte) kavurun.

3. Domatesleri ekleyin, kırmızı toz biber ve tuzunu da ekleyerek 5 dk kadar kapağı kapalı olarak pişirin.

4. Pırasaları ekleyin, kapağını kapatın. 1 dk sonra kapağı açıp şöyle bir karıştırın, tekrar kapatın. Çelik tencerede yüksek ateşte 5 dk içinde pişecektir, zaten ateşi kapatınca da bir müddet pişmeye devam eder diye not ettirdi Fatoş teyze.


Mini Ekmekler



Aslında bu pufidik ekmekler daha önce yayınlanması düşünülen tariflerin sırasını çalmış bulunmaktalar... Ama haftaya onlarla başlamak istedim. Dün gece ilerleyen saatlerde fırından çıktıklarında yumuşacıklardı. Tabii tatlarına bakmak bugüne kaldı. Sabah evden çıkarken öğle yemeği için yanıma bir tane alayım diye mutfağa gittiğimde, babamın yumuşak kalması için sofra bezine sardığım ekmekleri hemen keşfedip birini kahvaltıda yediğini fark ettim:)

Poğaçaya benziyorlar ama bunlar aslında mini ekmekler. Bir tanesi tam bir porsiyon. Evdeki nohut mayalı ekmeğin bitmesi ve annemin yeni maya hazırlaması arasında bulduğum bir fırsatta yaptım. Vereceğim ölçülerle 6 adet çıkıyor, biraz daha büyük yapılırsa 5 adet çıkarılabilir.


Malzemeler:

- 1,5 su bardağı beyaz un
- 1/2 su bardağı kepekli un*
- 1/2 paket Pakmaya
- 35 g tereyağı (eritilip ılıtılmış)
- 1/4 su bardağı ılık su
- 1/4 su bardağı ılık süt
- 1 çay kaşığı deniz tuzu
- 1/2 yemek kaşığı esmer şeker
- 1 köy yumurtası (sarısı ve akı ayrı)

* Ekmeklerde kepekli ve beyaz unu normalde eşit oranda kullanıyorum ancak yumuşak olmaları için bu kez daha az kepekli un kullandım.

Yapılışı:

1. Beyaz unu bir kaba koyup ortasını açın. Mayayı bu çukura ufalayıp ılık su ve sütü dökün, parmak uçlarınızla mayayı ezin. Çukurun üzerine biraz un serpin ve 15 dk kadar bekleyin.

2. Şekeri, tuzu, yumurtanın akını, tereyağını ekleyip yoğurun. Kepekli unu azar azar yedirin. Elinize hafif yapışan bir hamur yapın.

3. Hazırladığınız hamuru zeytinyağı ile yağladığınız kapaklı bir kaba koyun, hamurun üzerini de yağlayıp kapağını kapatın. Fırınınızın yoğurt ayarında 1 saat boyunca bekletin (yoğurt ayarındaki fırın ısısı ideal olduğu için fırında bekletilen hamurlar çok güzel mayalanıyor ama siz başka yerde de bekletebilirsiniz, önemli olan hamurun üşümemesi).

4. Hamur mayalandıktan sonra hafif unlanmış zemine alıp tekrar yoğurun. Dilediğiniz büyüklükte bezeler alıp yuvarlayın, yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin.

5. Tepside de 20 dk kadar mayalandırdıktan sonra bezelerin üstlerine yumurta sarısı sürüp 200° fırında 15 dk pişirin. Fırından aldıktan hemen sonra üzerine bir bez örterseniz yumuşak kalır. Siz benim gibi ertesi güne bırakmayın, hemen sıcakken ikiye kesip arasına en sevdiğiniz malzemeleri doldurun ve kocaman bir ısırık alın:)

**********************************

Çok güzel bir film de izledim bu arada! Ondan da bahsetmek istiyorum.
"Charlie and the Chocolate Factory". Küçük kentimizin eski ama yıllardır kapalı olup şimdi yeniden açılan sinema salonunda izlediğim ilk film bu oldu. O salonun açılmasına benim kadar sevinen başka biri var mıdır bilmiyorum ama artık daha sık sinemaya gitme şansımın ve daha bol film seçeneğimin olduğunu biliyorum, bu harika! Kocaman bir paket bitter çikolata aldım yanıma, bolca da kahve. Öyle yapmak gerekiyor çünkü bu filmi çikolata yemeden izlemek mümkün değil! Keyifle izledim Tim Burton'ın son eserini. Onun sinema perdesine yansıttığı masalsı dünyalarını severim, o filmleri içindeki çocuğa teslim ettiği kamerasının çektiğini bilirim. Düş gibi olur Burton filmleri, sizi sinemanın büyülü dünyasına çeker ve yüzünüzde bir gülümsemeyle bu dünyaya kapılıp gidersiniz. (Edward Scissorhands'i kim unutabilir?) Bu kez de çikolata üreticisi Willy Wonka'nın çikolata imparatorluğu için veliaht arayışını anlatmış. Wonka, çikolata paketlerine gizlediği 5 altın bileti bulan 5 çocuktan birini fabrikasını teslim etmek üzere seçecektir ama bu şanslı çocuk ancak çikolata yiyebilmenin değerini bilen olacaktır... Umarım çikolata düşkünleri bu filmi ıskalamamıştır, zira hayal ürünü bir çikolata fabrikasının ne şahane olabileceğini görmek gerek. (Yanınıza bolca çikolata almayı unutmayın!:)



Muğla Yenice'de Bir Hafta Sonu
















Sonbaharın kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı bir hafta sonunu doğanın ortasında geçirmek kadar güzel ne olabilir? Hayatın temposuna bir es verip, zamanın gerçek yoğunluğuyla aktığı, tüm kokuların ve tatların katıksız olduğu bir yerde olmak!

Muğla Yenice'deydik hafta sonunda. Eski komşularımız Fatoş teyze ve Mehmet amcanın emeklilik sonrası yerleştiği, tarlalar ve ağaçlarla çevrili çiftlik evinde. Geçen yıl Eylül'ün ilk günlerinde, annemle Gökova tatili dönüşünde "uğrayıp" 3 gün kalmış ve doyamamıştık. O zamandan beri fırsat olsa tekrar gitsek diyorduk. Nihayet kış gelmeden ve Cumartesi günlerim henüz tatilken bir hafta sonunu değerlendirebildik. İyi ki de öyle yaptık!

Cumartesi öğleye doğru Muğla'da otobüsten indiğimizde yağmur yağıyordu ve hava oldukça serindi. Yol boyunca pencereden izlediğim ormanlar, Yenice'ye ulaştığımızda havada asılı duran tertemiz koku yağmurun getirdiği serinlikle birleşince, hayallerimdeki hafta sonunun içinde nefes almaya başlamıştım bile... Fatoş teyze bize öğle yemeği hazırlarken çok acıkmıştım. Zaten bu acıkma hissinden hafta sonu boyunca kurtulamadım ya, o da ayrı bir konu. Böyle yerlerde yaşayan kadınların neden elma yanaklı olduklarını anlamak zor değil:)

Verandada yediğimiz öğle yemeğinden sonra epey üşüyüp içeri kaçtık. Fatoş teyzenin demlediği çaya benim getirdiğim kek eşlik etti. Çayın tadı bile bu kadar güzel mi olur? Isındıktan sonra da doğru dışarı, böğürtlen toplamaya!



Ellerimize birer kase alarak çıktığımız böğürtlen yolculuğunda çok geçmeden dokunulmamış böğürtlenlerle yüklü çalılıklar keşfedince Fatoş teyzemin şeker torunu Kardelen'i eve geri yolladık, daha büyük bir kase getirmesi için. Kardelen'in kasesine topladıklarımızı aktara aktara (bir yandan da yiyerek) ne kadar çalılık varsa temizledik:) İyice olgunlaşmış olan irileri çok lezzetliydi!


Elma bahçesine de uğradık tabii. Tatlı mı tatlı elmaları dalından koparıp çocuk gibi üstümüze silerek yemek nasıl bir keyifti anlatamam...
- Bunlar yıkamadan yenir mi Fatoş teyze?
- Yere düşse bile yenir kızım merak etme!
Nitekim kendisi koparırken toprağa düşen bir elmayı alıp dişledi, benim şaşkın bakışlarım arasında:)

Eve dönünce böğürtlenler reçel yapılmak üzere hemen şekerlendi ve beklemeye bırakıldı. Bu arada Fatoş teyzem bana pırasa yemeği yapmak için bahçeden pırasa topladı ve hemen oracıkta temizledi. Tazecik pırasaları kavururken ben de başından ayrılmadım ve tarifini yazdım. Sizlerle de paylaşacağım daha sonra! Akşam gezimiz sırasında geçtiğimiz yerlerden topladığımız tazecik semizotlarıyla da hemen salata yaptık. Zümrüt yeşili bir zeytinyağı ile... Bahçelerindeki zeytin ağaçlarından elleriyle topladıkları zeytinlerden sıktırdıkları kendi zeytinyağlarıydı. Fatoş teyzenin babası İsmail dede dikmiş zeytin ağaçlarını, zamanında. "Her kişinin kendine yetecek kadar zeytin ağacı olur burada" diyordu İsmail dede, gururla bakarken ağaçlarına...

Akşam kahvelerimizi içerken bir yandan böğürtlen reçelimizi kaynamaya bıraktık mutfakta. Mehmet amcanın çardaktan topladığı pembe yanaklı kütür kütür üzümler eşlik etti sohbete...


Temiz havadan serseme döndüğümden olsa gerek, bir şeyler yemediğim aralarda sürekli olarak uyukladım! Nihayet daha fazla dayanamayıp "ben dayanamıyorum yatacağım" dedim, bu cümleyi kurduktan birkaç dakika sonra kelimenin tam anlamıyla "sızmışım" :)

Ertesi sabah düşünebileceğiniz gibi kuş sesleriyle değil, ama tavuk gıdaklamasıyla uyandım!
"İki tane yumurta yapacaklar şu çıkardıkları gürültüye bak" diye söyleniyordu Fatoş teyze:) "Gürültü değil o!" diye gülerek gittim yanlarına, kahvaltıda haşlanmış tazecik köy yumurtası yemenin hayaliyle... Mutfağı mis gibi demlenmiş çay ve böğürtlen reçeli kokusu kaplamıştı. Ve Fatoş teyze öğleden sonra pişireceği bazlama için hamur yoğuruyordu! Reçelin kıvamını kontrol ettim hemen, ölçü olmadan yapılmıştı ama şahane olmuştu. Kahvaltılık bir tabak ayırdıktan sonra kalanını kavanozlara doldurduk. Bir kavanozu da bizimle gelecekti, ne mutluluk!

Fatoş teyzemin hazırladığı muhteşem kahvaltıda reçelimizle birlikte Muğla'nın o şahane kekik kokulu balı, tulum peyniri, kooperatiflerinden aldıkları nefis bir beyaz peynir, önceden hazırlanıp sabah zeytinyağında kızartılmış çıtır çıtır sigara börekleri, ev yapımı çizik zeytin, annemle sabah bahçeden topladığımız pembe domatesler ve tabii haşlanmış köy yumurtaları vardı. Ve sofrada eski "hayat bilgisi" kitaplarındaki gibi bir mutlu aile; torun, gelin, oğul, dede, "koca dede" bir arada!

Kahvaltıdan sonra kuruyan tarhanaları keşfe çıktım. Bizim yaptığımız gibi tarhana kurutmuştu Fatoş teyze ama gelini ve karşı komşusu "Muğla usulü" tarhana kurutuyorlardı. Tepsiler içinde kuruyan tarhana öbekleri kurabiyeleri andırıyordu!


Üzüm de kuruyordu güneşte ama henüz yeni serilmişlerdi. Susam zamanı geçmişti, geçen yıl geldiğimizde gördüğümüz susam çadırları yoktu bu kez.

Derken geldiğimizden beri sayıkladığım bazlamayı yapmak için ocak yakıldı, ben de Fatoş teyzenin etrafında makinemle dolanmaya başladım tabii. Öncelikle hamur teknesindeki hamur 7 tane kocaman bezeye ayrıldı. Bu arada kocaman kalın bir sac tabakası üçayak üstüne kondu ve yaklaşık yarım saat ateş üstünde öylece durdu! Ben artık"ekmek mi pişecek yoksa bu sac mı pişecek?" demeye başlamıştım ki iyice kabarmış bezelerin ilkini getirdi Fatoş teyze. Sacın iyice kızması gerekiyormuş, bu da ocakta teflon kızdırmaya benzemezmiş:) Hatta her pişen bazlama bir öncekinden güzel olurmuş.

Fatoş teyze ocak başında...






Hadi bakalım diye merakla izlemeye başladım. Gerçekten de saca bırakılan her hamur yavaş yavaş mis gibi kokular yayarak pişti, defalarca ters yüz edilerek kızartıldı ve doğal sonuç, ben yine acıktım! Mehmet amcanın getirdiği köy sütü kaynayınca hemen bir kupa içtim.


Pişen bazlamalar içeriye serilen sofra bezinin üstüne konduktan sonra köze atmak için bahçeden patlıcan ve biber topladım. Çünkü akşama mangal vardı ve et yemeyen benim için domates soslu patlıcan közleme yapılacaktı. Onlar da közlendikten sonra bir tur daha yapalım diye dışarı çıktık. Geçen yılki ziyarette unutamadığımız incir ağacına gittik doğruca. Asırlık incir ağacı öylesine büyüktü ve kök saldığı yere öyle yayılmıştı ki yerlere eğilmiş dalları arasından gövdesine yaklaşmak imkansızdı. "Bize incirlerini verir misin?" dedik ona, gülümseyerek dallarını eğdi, en olgunlarını uzattı. Sanırım insanda irade denen duygu böyle zamanlar için var, yoksa çocuklar gibi yemeyi abartıp hastalanmak işten bile değil! Bir yandan yiyip bir yandan sepetimize doldurduk güneşte sıcacık olmuş ballı incirleri. Binlerce kez minnet duyarak doğanın insana verdiği bu şahane armağana, veda ettik incir ağacına.

Eve döndüğümüzde herkes evin arka tarafına mangal başına gitti, ben İsmail dedenin yanında kaldım ve bir süre sessizliğin tadını çıkararak verandada kitap okudum... Tabii yine yarı uyuklayarak:)

Fatoş teyze bu arada yeni kuruyan Muğla tarhanasından da kaynatmıştı bizim için, tadalım diye. Ben böyle bir tarhanayı ilk kez yedim. Görünümü biraz küçükken babaannemin pişirdiği çorbalara benziyordu ama tadı farklıydı, çok lezzetliydi!


Tarhanadan sonra domates soslu patlıcan közlemesi ve taze bazlama ideal bir akşam yemeğiydi benim için. "Hayır Mehmet amca, aç kalmadım ben, gerçekten!"


domates soslu patlıcan közleme


Erken akşam yemeğinden sonra yavaş yavaş gitme zamanı yaklaşırken Fatoş teyzenin bize hazırladığı koliye doldurduğu onca şeye engel olmaya çalışsak da tabii ki fayda etmedi. Hem kıyamıyorsunuz almaya, hem reddedemiyorsunuz, reddetseniz kırılacaklar diye korkuyorsunuz... Fatoş teyze koca bir kavanoz reçelden başka ev yapımı güzel salçalarından, yeni kuruttukları susamlardan ve sanki orada az yemişiz gibi o güzel bazlamalar ve meyvelerden de doldurdu koliye. Ne diyeceğimizi bilemedik, "ne olur siz de bize gelin!" demekten başka...

Böyle geçti Yenice'de hafta sonu.
Yarı uykulu, bol iştahlı, fazlasıyla lezzetli...

Dönüş yolculuğunda yine uyukluyordum ve dışarıda göz alabildiğine uzanan ormanların üzerine akşamın mavi örtüsü düşüyordu usulca...