Aydın Pazarı


Sabah uyandığımda mutfakta bir poşet dolusu pembe domatesle karşılaştım...
- Anneeee! Sen bensiz pazara mı gittin?
- Ne yapayım kızım uyanmadın.
- Anne insaf et, sabahın körü daha! (kabul, çok körü sayılmaz ama bir tatil günü için öyle)
Annem kestiği pembe domatesin bir yarısını burnuma uzatınca yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı.
- Hmmm.. nefis kokuyor! Hadi hemen yiyelim.
Annem aldığı tazecik kesiği bir tabağa koydu ve üzerine pembe domateslerden doğradı.
- Zeytinyağı gezdirelim mi?
- Hayır hayır! Bu böyle saf bir güzellik olarak kalmalı ve fotoğrafı çekilmeli...

Bugün çok uzun bir zaman sonra annemle pazara çıktım. Çarşamba pazarına çok yakın olmak gerçek bir şans! Her Çarşamba iş çıkışı ancak toplanırken görebildiğim pazara, tatilde olunca bugün erken saatlerde çıkabildim. Rengârenkti yine. Gözlerime en fazla çarpan renk kırmızı oldu; biber, domates ve şeftali kırmızısı olarak! Annem domateslerin artık "olduğuna" kanaat getirdiği için farklı satıcılardan kilolarca domates aldık. Ve hemen bugün başladı annem onları şişelemeye. Domatesler doğranır, sonra kavanozlara doldurulur, kaynatılarak konserve edilir. Sonra da kış boyunca yemeklere 2-3 kaşık eklenir, o harika rengi ve kokusuyla! Son birkaç yıldır bu böyle bizde.

Kurtlu mayhoş elmalar getirmiş teyzeler, biliyorum doğallar ama tatlanmalarını bekleyeceğim yine de. Şeftali alındı bolca, tatlı mı tatlı sultaniye üzümlerden de, sonracığıma eski bir sevgiliye rastlandı ve heyecanla en güzelleri seçildi: Mürdüm eriği! Bu yılın ilk erikleri. Satıcı, annemle aramızdaki diyaloğu ("ne yapacaksın kızım o kadar eriği? kek yaparım anne") duyunca "afedersin abla kek mi yapıyorsunuz bundan?" dedi. "Evet" dedim. Adam şaşkınlıkla bir bana bir yanındaki çocuğa bakıp "Annem neden yapmıyor ki?" demez mi:) Annem kolumdan çekiştirmeseydi tarifi anlatmaya başlayacaktım (alışkanlık!) ama "teyzeye selam söyle, kek yapınca hamurun üstüne bu eriklerden koysun öyle pişirsin" diyebildim sadece:)

Teyzemin biri taze bademlerini kurutup getirmemiş mi? İki de çuval dökmüş önüne. Hemen kırıverdi birkaçını. Lezzetli mi lezzetli. Annem magnezyum için her gün birkaç tane yiyor. Ben de bol bol aşırıp keklerime kurabiyelerime koyuyorum! Tam stok tükenmişti ki tazeleri geldi.



Taze barbunyalardan aldık, o benim vazgeçilmezlerimden. Çıtır börülcelerden de. Daha çok tarator yapıyoruz börülceden. Sotesi de güzel olur!

Börülce deyince...
Deniz börülceleri de pek boldu ve öyle güzeldi ki fotoğraf çekmeden duramadım. Satıcı nereli olduğumuzu sordu fotoğraf çektiğimi görünce. "Buralıyız!" dedim. Bir makineme bir bana bakıp "ee, ilk defa mı görüyorsunuz deniz börülcesi?" deyince annem gülmeye başladı. "Yok, biliyorum da, internet sitem var oraya koyacağım fotoğrafı" dedim. Adam "haa!" deyince annem beni yine çekiştirmek zorunda kaldı...



Pazarın içinde oturmanın güzel tarafı; yorulunca eve dönülür, alınanlar bırakılır, birer bardak soğuk çay içilip serinlenir, tekrar çıkılır...

Bir teyzem de beyaz patlıcan satıyordu!
Hemen gidip, "Bunlar nasıl patlıcan böyle?" dedim merakla. Hiç görmemiştim de duymamıştım da! Bakar mısınız lütfen?


Teyzem "mantar gibi olur kızım, pek güzel olur kavurması, alın deneyin" dedi. Demeseydi de alınır denenirdi zaten. Nasıl yapalım dedik, "bildiğiniz gibi kavurun" dedi. İyi peki. Poz vermeyi de pek sevdi teyzem! Yanında da ineklerinden sağdığı sütlerin şişeleri vardı.

Biz hemen her sebze gibi patlıcanı da kavurarak yeriz genelde. Enteresan beyaz patlıcanları da hemen bu akşam pişirdik. Tarif her zamanki gibi; patlıcanlar küp küp doğranır, tuzlanarak kara suyunun akması beklenir. Sonra tavada zeytinyağında 1-2 soğan ve birkaç diş sarımsak kavrulur. Kırmızı ve yeşil biberler doğranıp eklenir. Sonra yıkanıp tuzu giderilmiş patlıcanlar tavaya atılır ve bir müddet kavrulur. En son küp doğranmış 2 domates eklenir, orta ateşte ara sıra karıştırılarak pişmeye bırakılır. Serviste üstüne yoğurt dökülerek afiyetle yenir.




Son olarak her zamanki hijyenik peynircimizden (bizi görünce eldiven takan peynirci!) peynirlerimizi de aldık. Kaşar yerine kullandığımız tulum, kahvaltılık karacaotlu peynirimiz ve kelle peyniri. Karacaotlu peynir görülüyor aşağıda. Ahmet Örs'ün kulaklarını çınlattım. "Sizin o peyniriniz var ya o peyniriniz!" diye övgüyle bahsetmişti:)


Bir daha böyle uzun uzun ne zaman gezebilirim kimbilir? Hayatın renkleri ve kokuları pazarlarda. Gezilmeli, görülmeli, koklanmalı.
Her fırsatta!

13 yorum var:

Meltem Atan dedi ki...

Sibel'im,çıkmadan önce Tijen'in pazar notlarını akıl defterime yazayım diye oturmuştum bilgisayarın başına. O da ne ne? Bunlar ne güzel resimler,iyice baştan çıkardı beni.Heyecanıma heyecan kattın. Ben de artık oralarda pazar çılgını olurum artık. Sevgiler. Bana dua edin. Hayırlısıyla varalım gideceğimiz yerlere. Sevgiler

thinker bell dedi ki...

Ne güzel yazmışsınız.Keyifle okudum yazınızı.Pazardan gelir gelmez domateslerden bir kaçını dayanıp tuzlayıp yiyen biri olarak nasıl canım çekti görünce bilseniz!:)Anlattığınız lezzette domates bulmak o kadar zor ki artık.Bu arada patlıcanlar ilgimi çekti.Hiç görmemiştim beyaz patlıcan.Lezzeti aynı sanırım değil mi?

yemekvebiz dedi ki...

sibel'cim, benim yasadigim yerde bu patlicanlara nedense hollanda patlicani diyorlar, diger patlicanlara gore pek cekirdeklide olmuyor, ozellikle patlican baligi yapacagim zaman bende bu beyaz patlicanlardan aliyorum cok leziz oluyor, turkiyede oldugunu bilmiyordum, o guzel gulen teyzemide pek sevdim, bir daha gidersen pazar kucaklayiver benim icin, ben patlicanlarin yanindaki yayla biberlere takildim kaldim, kutur kutur olur onlar, aci da olmazlar, renkleri koyudur sert gibi gorunur ama yumusak ne hostur yemesi degil mi?
cok ozledim bende Tire'nin pazarlarini :(
tesekkur ediyorum resimler, yazin harika, eline saglik.
sevgilerimle
Zeynep

pastaci dedi ki...

canım her gördüğümü çekti..ne güzel doğal sofralar kurulur oralarda..istanbulda nerdeeee..
sibelcim çok şanslısın değerini bil :)

Hanife dedi ki...

Şimdiden özledim inana. Deniz börülcelerinden benim içinde yiyiver Sibel. Hele o domatesler..
Fotoğraflar bitirdi beni:))

fethiye dedi ki...

ay sibel, ne iyi ettin de actin bu siteyi! harika yaziyorsun, fotograflarin da oyle. ellerine, yuregine saglik arkadasim!

Yeşim'in Mutfağı dedi ki...

Çok güzel anlatmışsın Sibel,ben de pazarı gezmiş kadar oldum valla. Beyaz patlıcanı ben de bilirim,İstanbul'da hiç yok ama Burdur-Antalya taraflarında da bolca yetişiyor. Ben çok severim,normalde patlıcanın biraz acılığı olur ya beyaz patlıcanda hiç olmaz,özellikle kızartmasını çok severim,üstüne de şöylee bol domatesli bir sosla nefis olur....

yuvakuran dedi ki...

Cok guzel bir yazi, cok guzel bir anlatim. cok kolay okunuyor. Tebrikler

Mutfakta Zen dedi ki...

meltem'cigim, iyi yolculuklar canim. hayirlisiyla varirsiniz eminim, tadini çikar.
sibel'cigim, sana bir kaç hafta daha tatil versinler lütfen bir kaç defa daha pazar gezmezsen olmaz canim.
ben tüm fotograflari göremedim ama beyaz minik patlicanlardansa eger antalya pazarlarinda reçellik diye satiyorlar.
tijen

yemekvebiz dedi ki...

Sibel cim,
Karacotlu Peynir e biz Kuru Çökelek diyoruz. Ama eşim ve kayınvalidem de karacaotlu der. Ve cokk severimm:) İçine az zeytinyağı dokup, küçücük domates kesip karıstırıp afiyetle kahvaltıya..Hatta ben taze sogan bile koyuyorum. ben buldukça yaparım. Ama bizim Karşıyaka Pazarında artık iyisi yok , çörekotlu falan..
Canım istedi yine bak..
Ellerine saglık cok güzel yazıp çekmişssin....
Sevgilerimle
Figen

Sibel dedi ki...

Meltem hanım teşekkür ederim. İnşallah siz de hayırlısıyla gider dönersiniz ve hayal ettiğiniz gibi güzel vakit geçirirsiniz. Haberlerinizi bekliyorum.

İrlandalı kız, unutmuşum yazmayı, beyaz patlıcan normalinden çok daha lezzetli oluyor! Teşekkür ederim güzel yorumunuza.

Zeynep abla, evet yayla biberler de çıtır çıtır olur, acı gibi görünürler ama acı da olmazlar pek! Onlardan da aldık tabi. Sabahları kahvaltıda közleyerek yemeye bayılıyoruz:)

Pastacı, şanslı olduğumu düşünüyorum bu açıdan, haklısın. Keşke o doğal sofralar her yerde kurulabilseydi.. Hep sevgili Haşmet Babaoğlu'nun bir köşeyazısındaki cümleleri geliyor aklıma; ağaç altındaki bir masaya kurulmuş bir köy kahvaltısına ne büyük anlamlar yüklediğimizi yazmıştı, uzaklaştıkça doğadan, doğamızdan...

Hanife, tamam o halde bu akşamki domates ve yoğurt soslu deniz börülcesinden senin için de yiyeceğim. Keşke buradan bir tabak uzatıvermek mümkün olsaydı! Aslında öyle üzülüyorum ki sizlere uzak olduğunuz lezzetlerden bahsederken.. Lütfen bunun için bağışlayın beni!

Fethiyeciğim, çok sağol canım!

Yeşim, eminim kızartması nefis olur bu patlıcanların. Una bulanarak kızartılırsa belki daha az suçluluk duyulabilir:) Ben kızartmaları "yok" sayıyorum epeydir, ama varlar tabi, ah ah!

Haluk bey, düzgün bir Türkçeyle ve temiz bir anlatımla yazmaya gayret ediyorum, elimden geldiği kadar.. Teşekkür ederim beğeniniz için.

Tijen ablacım evet her gün olsa doymazdım herhalde pazar gezmeye! Ne yapalım ki kısa sürdü bu kez tatil.. Bu patlıcanların reçeli de güzel olabilir, normallerinden daha lezzetlilerdi çünkü.

Figenciğim evet kuru çökelek de denebilir, zaten cins olarak çökelek aslında. Karacotu pek bol olmuyor her yerde, fotoğrafını çektiğimin de yoktu zaten ama biz tabağa dökünce muhakkak serpiyoruz üstüne:)

Basak dedi ki...

En çok bademler dikkatimi çekti. Ben de geçen gün tam da bademlerden ve fiyatlarından bahsediyordum, Bebek badem ezmecisini anlattığım yazımda (http://lezzetinizinde.blogspot.com/2005/08/bebek-badem-ezmesi-50.html). 5 YTL o kadar ucuz geldi ki!!!
Çok seviyorum ama çok pahalı, ne yapmalı? İstanbul'dan kaçmalı. :)

Sibel dedi ki...

Başak evet okumuştum yazını ve inanamamıştım fiyatlara! Karşılaştırınca burada gerçekten ucuz. Bir de köylülerden kabuklu halde alınca daha ucuz oluyor, kırması da epey zahmetli çünkü. Yine de İstanbul'da telaffuz edilen rakamları benim aklım almadı!
(Ben de badem ezmesine bayılırım ama o da burada yok. Az miktarda da olsa sen tadını çıkar:)