Vişne Reçeli

Vişneler pazardan kayboluyor yavaş yavaş. Bütün güzel yaz meyveleri gibi onlar da kısa ömürlü! Belki yaz meyvelerini bu kadar cazip yapan da budur, aylarca tezgahlarda kalan portakalların elmaların aksine kısa ömürlü olmaları. Tabii bu kısacık vakitlerde en güzel reçeller de onlardan yapılıyor.

Ev yapımı vişne reçeli tarifi

Ben de vişne reçeli yapayım dedim. Daha önce çekirdekli yapmıştım, bu kez çekirdeksiz denedim. Öyle de güzel böyle de. Pazar kahvaltısında bir parça ekmek üzerine azıcık kaymak, üstüne de ev yapımı vişne reçelinizden koyarsanız çocuklar gibi mutlu olabilirsiniz. Herhalde bu iki lokmacık mutluluk yanında alacağınız kalorinin sözü edilmez... (değil mi?) Reçel yapmak hem kolay hem de çok keyifli bir uğraş. Pişerken çıkan koku da dayanılmaz.

Malzemeler
  • 1 kg vişne
  • 1 kg'dan birazcık fazla toz şeker
  • 1/2 limonun suyu

Yapılışı
  1. Vişneleri yıkayıp temizleyin, çekirdeklerini çıkartın ve kaynatacağınız tencereye alın.
  2. Tencereyi bu şekilde ateşe koyun, kaynamaya başladıktan 10 dk sonra şekeri ekleyin.
  3. Tekrar kaynamaya başladıktan sonra 20 dk kısık ateşte pişirin.
  4. Ateşten almadan 1-2 dk önce yarım limon suyu ekleyin.
  5. Reçelinizin kıvam alması için yayvan bir tepsiye boşaltıp üzerini cam bir levha (yoksa tülbent de olur) ile örterek 1 gün güneşte bekletin. Bekletirken 3-4 saatte bir karıştırın. Güneşte bekletme imkanınız yoksa reçelinizi daha uzun süre kaynatıp damla testi* ile kıvam almasını sağlayabilirsiniz.
* Damla testi: Porselen bir tabağın kıyısına vişne reçelinden 1 damla damlatın. Tabağı hafif çevirin, hemen akıyorsa bir süre daha kaynaması gerekiyor demektir.


Aydın Pazarı


Sabah uyandığımda mutfakta bir poşet dolusu pembe domatesle karşılaştım...
- Anneeee! Sen bensiz pazara mı gittin?
- Ne yapayım kızım uyanmadın.
- Anne insaf et, sabahın körü daha! (kabul, çok körü sayılmaz ama bir tatil günü için öyle)
Annem kestiği pembe domatesin bir yarısını burnuma uzatınca yüzüme kocaman bir gülümseme yayıldı.
- Hmmm.. nefis kokuyor! Hadi hemen yiyelim.
Annem aldığı tazecik kesiği bir tabağa koydu ve üzerine pembe domateslerden doğradı.
- Zeytinyağı gezdirelim mi?
- Hayır hayır! Bu böyle saf bir güzellik olarak kalmalı ve fotoğrafı çekilmeli...

Bugün çok uzun bir zaman sonra annemle pazara çıktım. Çarşamba pazarına çok yakın olmak gerçek bir şans! Her Çarşamba iş çıkışı ancak toplanırken görebildiğim pazara, tatilde olunca bugün erken saatlerde çıkabildim. Rengârenkti yine. Gözlerime en fazla çarpan renk kırmızı oldu; biber, domates ve şeftali kırmızısı olarak! Annem domateslerin artık "olduğuna" kanaat getirdiği için farklı satıcılardan kilolarca domates aldık. Ve hemen bugün başladı annem onları şişelemeye. Domatesler doğranır, sonra kavanozlara doldurulur, kaynatılarak konserve edilir. Sonra da kış boyunca yemeklere 2-3 kaşık eklenir, o harika rengi ve kokusuyla! Son birkaç yıldır bu böyle bizde.

Kurtlu mayhoş elmalar getirmiş teyzeler, biliyorum doğallar ama tatlanmalarını bekleyeceğim yine de. Şeftali alındı bolca, tatlı mı tatlı sultaniye üzümlerden de, sonracığıma eski bir sevgiliye rastlandı ve heyecanla en güzelleri seçildi: Mürdüm eriği! Bu yılın ilk erikleri. Satıcı, annemle aramızdaki diyaloğu ("ne yapacaksın kızım o kadar eriği? kek yaparım anne") duyunca "afedersin abla kek mi yapıyorsunuz bundan?" dedi. "Evet" dedim. Adam şaşkınlıkla bir bana bir yanındaki çocuğa bakıp "Annem neden yapmıyor ki?" demez mi:) Annem kolumdan çekiştirmeseydi tarifi anlatmaya başlayacaktım (alışkanlık!) ama "teyzeye selam söyle, kek yapınca hamurun üstüne bu eriklerden koysun öyle pişirsin" diyebildim sadece:)

Teyzemin biri taze bademlerini kurutup getirmemiş mi? İki de çuval dökmüş önüne. Hemen kırıverdi birkaçını. Lezzetli mi lezzetli. Annem magnezyum için her gün birkaç tane yiyor. Ben de bol bol aşırıp keklerime kurabiyelerime koyuyorum! Tam stok tükenmişti ki tazeleri geldi.



Taze barbunyalardan aldık, o benim vazgeçilmezlerimden. Çıtır börülcelerden de. Daha çok tarator yapıyoruz börülceden. Sotesi de güzel olur!

Börülce deyince...
Deniz börülceleri de pek boldu ve öyle güzeldi ki fotoğraf çekmeden duramadım. Satıcı nereli olduğumuzu sordu fotoğraf çektiğimi görünce. "Buralıyız!" dedim. Bir makineme bir bana bakıp "ee, ilk defa mı görüyorsunuz deniz börülcesi?" deyince annem gülmeye başladı. "Yok, biliyorum da, internet sitem var oraya koyacağım fotoğrafı" dedim. Adam "haa!" deyince annem beni yine çekiştirmek zorunda kaldı...



Pazarın içinde oturmanın güzel tarafı; yorulunca eve dönülür, alınanlar bırakılır, birer bardak soğuk çay içilip serinlenir, tekrar çıkılır...

Bir teyzem de beyaz patlıcan satıyordu!
Hemen gidip, "Bunlar nasıl patlıcan böyle?" dedim merakla. Hiç görmemiştim de duymamıştım da! Bakar mısınız lütfen?


Teyzem "mantar gibi olur kızım, pek güzel olur kavurması, alın deneyin" dedi. Demeseydi de alınır denenirdi zaten. Nasıl yapalım dedik, "bildiğiniz gibi kavurun" dedi. İyi peki. Poz vermeyi de pek sevdi teyzem! Yanında da ineklerinden sağdığı sütlerin şişeleri vardı.

Biz hemen her sebze gibi patlıcanı da kavurarak yeriz genelde. Enteresan beyaz patlıcanları da hemen bu akşam pişirdik. Tarif her zamanki gibi; patlıcanlar küp küp doğranır, tuzlanarak kara suyunun akması beklenir. Sonra tavada zeytinyağında 1-2 soğan ve birkaç diş sarımsak kavrulur. Kırmızı ve yeşil biberler doğranıp eklenir. Sonra yıkanıp tuzu giderilmiş patlıcanlar tavaya atılır ve bir müddet kavrulur. En son küp doğranmış 2 domates eklenir, orta ateşte ara sıra karıştırılarak pişmeye bırakılır. Serviste üstüne yoğurt dökülerek afiyetle yenir.




Son olarak her zamanki hijyenik peynircimizden (bizi görünce eldiven takan peynirci!) peynirlerimizi de aldık. Kaşar yerine kullandığımız tulum, kahvaltılık karacaotlu peynirimiz ve kelle peyniri. Karacaotlu peynir görülüyor aşağıda. Ahmet Örs'ün kulaklarını çınlattım. "Sizin o peyniriniz var ya o peyniriniz!" diye övgüyle bahsetmişti:)


Bir daha böyle uzun uzun ne zaman gezebilirim kimbilir? Hayatın renkleri ve kokuları pazarlarda. Gezilmeli, görülmeli, koklanmalı.
Her fırsatta!

Milk Tart






Dün Tijen abla ve Güney Afrika'da yaşayan arkadaşım Türkmen'le uzunca bir yazışma trafiği sonrasında milk tart'ı denemeye karar verdim. Türkmen bu nefis tarifi bana çok önceden göndermişti göndermesine de, arşivime kaydedilip zamanını ve sırasını bekleyen pek çok tarif arasına karışmaktan kurtulamamıştı. Demek ki Cem İnaltong'un Güney Afrika seyahatinden dönmesi ve ablasına ben milk tart istiyorum diye tutturması gerekiyormuş! Türkmen'in Güney Afrikalı iş arkadaşı Luscha'nın teyzesi, kendi yaptıkları şekilde orjinal milk tart tarifini yollayınca, dün akşam büyük bir heyecan ve merakla denendi...

Türkmen milk tartın biraz güllaca, ama daha çok Laz böreğine benzediğini ve aslında bu lezzetleri (özellikle de "mis gibi tereyağı ile yapılmış bol fındıklı Laz böreğini") tercih edeceğini söylüyor, biraz da satırlarında hissedilen memleket özlemiyle... Ama sütlü tatlıları tıpkı benim gibi çok sevdiği için milk tarta da bayıldığını ekliyor. Gerçekten de güzel bir lezzet, özellikle hafif tatlılar aradığımız bu sıcak günlerde, bir süredir de sütlü tatlı yapmamış ve özlemişseniz seveceğinizi düşünüyorum!

Malzemeler*:

Taban için:- 50 g tereyağı
- 30 g pudra şekeri (1,5 yemek kaşığı)
- Küçük boy 1 yumurta
- 90 g un (1/2 su bardağından biraz fazla)
- 25 g mısır unu (tepeleme 1 yemek kaşığı)
- 1/3 paket kabartma tozu
- Bir çimdik tuz

Dolgu malzemesi:- 500 ml süt
- 25 g tereyağı
- 3 yumurta
- 80 g pudra şekeri (4 yemek kaşığı)
- 25 g un (tepeleme 1 yemek kaşığı)
- 20 g mısır unu (1 yemek kaşığı)
- 1/2 paket vanilya
- Bir tutam tuz

* Mutfak terazisi olmayanlar için ölçü karşılıklarını parantez içinde belirttim ama yine de imkanınız varsa terazi kullanmanızı tavsiye ederim.

Tartın yapılışı:

1. Oda sıcaklığındaki tereyağı ve pudra şekerini rengi açılıp kabarana kadar çırpın. Yumurtayı ekleyin.

2. Unu, mısır ununu, kabartma tozunu ve tuzu birlikte eleyin. Krema kıvamına gelen karışıma ekleyin, yoğurun.

3. 25 cm çapındaki yağlanmış fırın kabına (ben Borcam kullandım) bastırarak incecik yayın, kabarmaması için üzerinibirkaç yerden çatalla delin.

4. Önceden ısıtılmış 200 dereceli fırında yaklaşık 20 dk (rengi açık kahve olana dek) pişirin.

Dolgu malzemesinin yapılışı:

1. Öncelikle süt ve tereyağını kaynayana dek ısıtın.

2. 1 bütün yumurtayı, 2 yumurta sarısını, pudra şekerini, tuzu, unu ve mısır ununu krep hamuru gibi yumuşak ve pürüzsüz bir karışım olana dek çırpın.

3. Bu karışıma kaynamış tereyağlı sütün bir kısmını ekleyin ve iyice çırpın. Sonra da kalan süte yavaş yavaş ekleyin. Muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin.

4. Ateşten alıp, 2 yumurtanın aklarını vanilya ile katılaşana kadar çırpıp ekleyin. Mikserle pürüzsüzleşene dek çırpın.

Son olarak, hazırladığınız dolgu malzemenizi pişirmiş olduğunuz tart hamurunuzun içine dökün, buzdolabına kaldırın. Orjinal tarifte buzdolabına kaldırmadan önce tarçın serpin diyordu ama ben unutmuşum. Siz dilerseniz sade, dilerseniz tarçın serperek servis yapabilirsiniz...

Bu güzel tarifi göndererek günler sonra blogu şenlendiren sevgili Türkmen'e bir kez daha teşekkürler!


Çingene Pilavı





Ne? Çingene pilavı mı? Nasıl yani?
Annemin anlattığına göre Aydın'da pazar kurulduğunda pazarcıların öğle yemeği olurmuş bu salata.
Pazarcılar ürünlerine alıcı beklerken vakit öğleye geldiğinde, sattıkları ürünlerle çabucak bu salatayı hazırlayıp doyururlarmış karınlarını. Kimde ne varsa getirir; domates satan domatesinden, soğan satan soğanından, peynirci peynirinden... Karıştırılır hepsi koca bir kapta, bakkaldan alınıveren ekmekler bölüşülürmüş. Aydınlılar bilir, evde yemek olmadığında, hafif bir öğle yemeği gerektiğinde, hemen aklımıza gelenlerden biridir çingene pilavı. Yapımı kolay, malzemeleri basittir ve harika bir öğün olur.

Dün akşam eve gittiğimde annemler yoktu. Masanın üzerinde, annemin kendime çingene pilavı yapmamı yazdığı notunu bulduğumda gülümsedim. Peyniri bile çıkarmış, tabağa koymuştu. Ben de hemen gerisini hazırladım, yanında bir parça ekmek ve yarım kadeh şarapla birlikte basit yemeğimin tadını çıkarttım. Sizinle de bu keyfi paylaşmak istedim...

Malzemeler:
- 1 avuç kesik*
- 1 küçük domates
- 1 küçük soğan
- 1 yeşil biber
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
- Mümkünse deniz tuzu

* Bu salata için kesik dediğimiz çökelek kullanılıyor, ama lorla da hazırlayabilirsiniz. 

Yapılışı:

1. Kesiği ufalayıp bir tabağa koyun.

2. Domatesi, soğanı ve biberi kesiğin üzerine küçük küçük doğrayın.

3. Yağınızı ve tuzunuzu malzemenin üzerine gezdirip karıştırın.

4. Tazesi yoksa da bir parça ekmek kızartarak afiyetle yiyin.

Bu kadar basit ve sade bir lezzet, yorgun bir akşamın mutluluğu olabiliyor bazen... 

Zencefilli ve Kuru İncirli Şeftali

Şeftali benim en sevdiğim yaz meyvelerinden biri. 

Zencefilli, kuru incirli şeftali tatlısı

Meyveler, tatlı krizlerinin en masum hatta en faydalı yatıştırıcıları! Hele benim gibi 24 saatinizin neredeyse yarısını ofiste geçiriyorsanız, acil durumlarda kurtarıcınız olabilirler. Çekmecenizde veya buzdolabınızda bulunduracağınız meyveler sizi bisküvilere, zararlı atıştırmalıklara yönelmekten kurtarır.

Yemek blogları arası ilk yemek etkinliğimiz "Şeftali-YE" için hafif bir yaz tatlısı yapmak istedim. Tamam itiraf ediyorum, tart yapma girişimlerim "bu aralar fazla hamur işi yaptığım" için (kuru iftira!) annem tarafından engellendi. Bu masum tatlı için kullanacağım malzemeleri söylediğimde ise, "hımm, tamam, sakıncası yok" bakışıyla baktıktan sonra o da sonucu hevesle beklemeye başladı. Bir müddet sonra mutfaktan yükselen kokuları duyunca ikimiz de bu seçimden son derece mutlu olduk!

Tarif Tijen İnaltong - Mutfakta Zen'den. Tijen ablamın bu kitabından oldukça yararlandım. Doğal malzemeli ve pratik tarifler içeriyor. Sonuçları da son derece güzel oluyor! Hafif ve düşük kalorili, ama lezzetli ve keyifli bir meyveli tatlı arıyorsanız, yemek sonrası ne ikram etsek de ağır gelmese, içimizi serinletse diye düşünüyorsanız işte tarif:

Malzemeler
  • 3 adet iri olgun şeftali
  • 1 yemek kaşığı esmer şeker
  • 1 çay kaşığı toz zencefil
  • 1 parça kabuk tarçın
  • 3 adet karanfil
  • 2 adet kuru incir
  • Üzeri için iri parçalanmış ceviz

Yapılışı
  1. Kuru incirleri yıkayın, küçük küçük doğrayın.
  2. Şeftalilerin kabuklarını soyun, irice doğrayın.
  3. Şeftalileri ve incirleri küçük bir tencereye alın, üzerlerine esmer şeker ve zencefili serpin.
  4. Karanfilleri ve tarçını malzemenizin üzerine koyun, kapağını kapatın, kısık ateşte 10 dk pişirin.
  5. Servis tabağına alarak soğumasını bekleyin (içindeki tarçını ve karanfilleri çıkarabilirsiniz).
  6. Dilerseniz sade, dilerseniz vanilyalı dondurmayla servis yapın.
Dondurmalı kuru incirli şeftali tatlısı
Sanırım şeftaliyi pişince daha çok sevdim!

*************************************

Sizlerle bir mutluluğumu da paylaşmak istiyorum.
13 Ağustos Cumartesi sabahı kahvaltı sonrası keyif çayımı içerken Akşam Gazetesi'nde Nedim Atilla'nın köşesinde Karaburun gezisi sırasında çektiğim fotoğrafları gördüm. Çekmemi ve göndermemi istediği için yayınlayacağını tahmin ediyordum ama yazısında benden ve blogumdan da bahsettiğini, hatta "Mor Çiçekler, Mor Üzümler Diyarı: Karaburun" adlı yazımdan uzunca bir bölümü alıntı yaparak blog adresimi de verdiğini görünce çok ama çok mutlu oldum! Sonrasında da Tijen ablamdan gelen mesajla mutluluğum katlandı.

Yazmaya ve paylaşmaya devam etmem gerektiğini hissettirdiğiniz için hepinize teşekkür ederim!...

Yoğurtlu Patlıcan Közleme

Üniversitedeki ilk yıllarımda, eve dönüş zamanları aynı zamanda rahmetli anneannemin beni şımartma zamanlarıydı. İsteyip de alamadığım ne varsa birer "sürpriz" olarak karşıma çıkar ve beni çok mutlu ederdi. Onu ziyarete gitmek çeşit çeşit sürprizle karşılaşmak demekti! Hiç beklemediğimiz bir anda uzatılan hediye paketi ("bak bakalım beğenecek misin?"), çekmecelerden çıkan çikolatalar ve tabii mutfaktan yükselen kokular...

Yoğurtlu patlıcan - biber közlemesi


Onun yemekleri bana daima annemin yemeklerinden bile lezzetli gelmiştir. Anneannem evinde daima yemek pişen, sofra kurulan bir kadındı. Yalnız yaşıyor olmasına rağmen mutfak daima çeşit çeşit yiyecekle dolu olur, biz gittiğimizde özlediğimiz yemekler yapılır, çayın yanına içi evde hazırlanarak aşağıdaki fırına yaptırılıveren pideler olurdu. Sıcak pidelerin içine közlenmiş biberleri sarar, yanına kestiğimiz domateslerle yerdik. Ama ben en çok onun közlemesine bayılırdım! Bu çok basit salata benim için dünyanın en lezzetli yiyeceklerindendi (hala öyledir) ve anneannem tatillerde eve döneceğim zaman ne istediğimi sorduğunda yanıtım hiç değişmezdi: Közleme!

Şimdi annem yapıyor közlemeyi. Ben közleme yapıldıysa başka yemek aramıyorum, yanında kızarmış ekmeğim de olursa aramıza başka bir yemeğin girmesini kesinlikle istemiyorum.

Yazın en güzel bostan patlıcanları odun ateşinde közlendiğinde, yoğurdunuz da süzme ve lezzetliyse parmaklarınızı yiyebileceğiniz bir lezzettir bu. Zaten közlenmiş patlıcan her şekilde güzeldir ama bu yoğurtlu salatasının yerini bence hiçbirisi tutmuyor...

Malzemeler:
  • 3 adet közlenmiş patlıcan
  • 1 adet közlenmiş kırmızıbiber
  • 1 adet közlenmiş yeşil biber
  • Dilediğiniz kadar süzme yoğurt
  • 2-3 diş dövülmüş sarımsak
  • 1 adet iri soğan
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı toz kırmızıbiber
  • Taze çekilmiş karabiber
  • Tuz 

Yapılışı
  1. Büyükçe bir servis tabağına ince ince kıydığınız közlenmiş malzemenizi yayın.
  2. Sarımsağı dilediğiniz miktarda süzme yoğurtla karıştırın. Yoğurt koyu krema kıvamında olursa daha güzel olur. Tuzunu ekleyin.
  3. Yoğurdu servis tabağındaki malzemeler üzerine kaşıkla koyun. Karıştırmayın, sadece kaşıkla aralardaki boşluklara girmesini sağlayın.
  4. Soğanları ince ince doğrayın. Zeytinyağını tavada kızdırın, soğanları karamelize oluncaya kadar çevirin. Soğanlar ne kadar çıtırlaşırsa o kadar lezzetli olur. Ocağı kapattıktan sonra toz kırmızı biberi ekleyin, karıştırın.
  5. Hazırladığınız soğanlı sosu közlemenin üzerine gezdirin. Karabiberinizi el değirmeninde çekerek döktükten sonra servis yapın.

Armutlu Turta





Moralimin bozuk olduğu zamanlarda mutfak terapisi çok iyi gelir bana...

Pazartesi akşamı dolaba baktım, bu aralar -özellikle de sabah kahvaltıda yulaf ezmeme doğrayarak- bolca yediğim armutları gördüm. Ne zamandır denemek istediğim armutlu turtayı denemenin tam zamanı dedim.

Meyveler, turtalara ve tatlılara çok yakışıyor. Buzdolabından çıkarttığınız serin mi serin bir meyveli turta herhalde sıcak ikindilerde çayınızın yanında harika gider. Denerseniz benim yerime de şöyle güzel bir çay demleyin, balkonunuzda serin serin tadını çıkarın.

Malzemeler*:

Turta hamuru:
- 225 g un
- 150 g tereyağı
- 75 g pudra şekeri
- 1 paket vanilya
- 1 yumurtanın sarısı
- Bir fiske tuz
- 1 yemek kaşığı soğuk su

Kreması:
- 1 yumurta + 1 yumurtanın akı
- 10 g mısır nişastası
- 125 ml çiğ krema
- 75 g pudra şekeri

Ayrıca:- 4 tane armut
- 1 limonun suyu
- 1 paket tart jölesi
- 2 yemek kaşığı badem

* Bu tür tariflerde gram ölçüsüne uymak her zaman için daha iyi. Ben de bardak / kaşık ölçüsü verilmeyen tarifleri eskiden sevmezdim ama şimdi malzemeyi hassas terazide ölçerek yapmanın daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ama sizin ölçme imkanınız yoksa malzemenizi standart bardak / kaşık ölçülerine uyarlayarak kullanın...

Yapılışı:

1. Turta hamurunu hazırlamak için; unu, yağı, pudra şekerini, vanilyayı, yumurta sarısını, soğuk suyu ve bir tutam tuzu karıştırarak yoğurun. Biraz yumuşakça, ama elinize de fazla yapışmayan bir hamur olacak. Streç filme sarıp buzdolabında 1 saat bekletin.

2. Kremasını hazırlamak için; yumurtaları, pudra şekerini, nişastayı ve çiğ kremayı mikserle çırpın.

3. Bademleri sıcak suda bekleterek kabuklarını soyun, ince ince dilimleyin.

4. Armutları soyun, çekirdeklerini çıkarıp ince uzun dilimler halinde doğrayın. Üzerlerine hemen limon suyu gezdirin ki kararmasınlar.

5. Tart kalıbınızı yağlayın (hamur az olduğu için büyük tart kalıbı yerine 26 cm çapında borcam kullandım), bademleri kalıba serpiştirin. Daha sonra hamuru kalıba düzgünce yayarak kenarlarını 2 cm yükseltin.

6. Armut dilimlerini üzerine sıralayın. Hazırladığınız kremayı da üzerine gezdirin.

7. Önceden ısıtılmış 175 dereceli fırında 35 dk pişirin.

8. Turta biraz ılıdıktan sonra tart jölesini paketteki tarife göre hazırlayın ve üzerine dökün...



Mor Çiçekler, Mor Üzümler Diyarı: Karaburun





Ege'nin bir ucundaydım hafta sonunda...
Atlas'ın 2005 Tatil sayısında "Ege'nin uç beyliği" diye bahsedilen Karaburun'da, Karaburun Belediyesi tarafından bu yıl 5-7 Ağustos tarihlerinde ikincisi düzenlenen Karaburun Şenliği'nde. Sevgili Tijen (İnaltong) ablamın davetiyle bu lezzet şölenine ben de konuk oldum. Tijen ablayla birlikte Akşam Gazetesi yazarı sevgili A. Nedim Atilla ve Sabah Gazetesi yazarı Ahmet Örs şenliğin lezzetçi konuklarıydı. Bilmem lezzetçi demek daha uygun düşer mi, gurmeliği hiçbiri kabul etmediğine göre?

Çok şey öğrendim, çok lezzet keşfettim, nefis yemekler tattım iki gün boyunca. Eskiler "yediğin içtiğin senin olsun" der ama ben yine de haftanın ilk yazısında bunları paylaşmak istedim sizlerle. Belki gözlerinizi kapatıp elinizi uzatırsanız fotoğraflardan bir "çılkım" üzüm bile koparır, o eşsiz rayihasını damağınızda hissedersiniz, belli mi olur?

Karaburun'un İzmir'e mesafesi 100 km, bu da İzmir'den sonra yaklaşık 2 saatlik bir yolculuk anlamına geliyor. Türkiye'de yapılabilecek en nefis manzaralı yolculuklardan biri bu olsa gerek! Yol biraz virajlı olsa da, gözlerinizin mavi ve yeşille buluşup hasret gidereceği, yolda olmanın keyfini hissedeceğiniz bir yolculuk bu...

Derken Karaburun'a ulaşıyor, serin mi serin (geldiğiniz yer 41 dereceyse üşüyebileceğiniz kadar serin!) tertemiz havasını içinize çekiyorsunuz. Hele bir de az önce yağmur yağmışsa, havada asılı kalan koku sizi bir anda kendinize getirir, yüzünüzde kocaman bir gülümsemeyle Karaburun sokaklarını adımlamaya başlayabilirsiniz.



Biz önce sokaklarda domates, üzüm, kavun, armut, börülce satan Karaburun köylülerinin tezgahları arasında kısa bir tur attık, mis kokulu kavunlardan hemen oracıkta kestirip tadına baktık. Sabah erken kalkmış ve yolculuk sırasındaki zorunlu beklemelerimizde öğle yemeği yiyememiş olduğumuzdan kurt gibi acıkmıştık! Etrafı fazlaca göremeden, kendimizi ağaçların altına kurulmuş ahşap masalardan birinde erken akşam yemeğinde bulduk. Karaburunlu ev hanımlarının hazırladığı nefis yöresel yemeklerden tadacaktık.

Hepimizin bildiği ama geleneksel de olsa her elin ayrı yaptığı yaprak sarması, biber dolması, domates salatası, patlıcan ezmesinin yanına sıralanmıştı kimini hiç bilmediğim, kiminiyse özlediğim lezzetler.. Pirinçli bir içle hazırlanan masur böreği, kızarmış hamurların yoğurtlu bir sosa bulanmasıyla yapılmış, ama bu basit tanıma rağmen inanılmaz bir lezzeti olan dede sarığı, Tijen ablamın ayaküstü tarifini aldığı, bence yemeğin yıldızı olan kabaklı negerek böreği yöreye özgüydü ve bilmediklerimdi.

negerek böreği
Özlediğim ise, Ayvalık'tan sonra hiçbir yerde rastlayamamış ve yiyememiş olduğum kabak çiçeği dolmasıydı ki, bu minik dolmaları her gün önüme koysalar yerim... (annemin dediğine göre Aydın'da da bazı pazarcıların erken saatlerde kabak çiçeği getirdiği oluyormuş).


güveçte zeytinyağlı taze fasulye 


Tatlı olarak; yufka katmanları arasına serpilmiş bol cevizi ve şerbetiyle aslında tanıdık bir lezzet olan kesme tatlıya ve yörede sündürme dedikleri höşmerime sıra gelmesini sabırsızlıkla bekledim:) Bu benim için yemeğin en keyifli bölümüydü...





Birol Üzmez'in fotoğraf sergisi ve Tariş'in zeytinyağı standı, zeytine ve zeytinyağına aşık olanları bekliyordu dışarıda...


Yemek sonrasında gittiğimiz şenlik alanı cıvıl cıvıldı. Karaburun Kadın Kooperatifi'nin standında el emeği sepetler, işlemeler, takılar (kızların boyunlarına taktıkları mis kokulu karanfil kolyeleri yapıyorlar), çeşit çeşit reçeller (karabaşotunun tek başına ya da gelincik otuyla birlikte reçelini yapıyorlar, yine enginar reçeli bildiğim kadarıyla sadece burada yapılıyor) vardı. Bir süre Yusuf Savaş Emek'in kitap standında Ahmet Bey ve Tijen ablayla birlikte sohbet ettik. Savaş Bey Karaburun'da bir gelenek haline gelmiş olan Ütopyalar Toplantıları'nı düzenliyormuş.

O akşamın programında "Şeyh Bedrettin ve Sanat" konulu panel vardı ve Radikal Gazetesi yazarı Haydar Ergülen ile, antik kentler üzerine pek çok kitabın ve devasa bir "Tarihsel Adlar Sözlüğü"nün yazarı olan Bilge Umar panelistler arasındaydı. Şeyh Bedrettin Destanı'nın alkışlanan dizeleri eşliğinde indi akşam Karaburun'a...

****************************************

Ertesi sabah erkenden uyanıp  kahvaltı yapacağımız yere doğru yola çıktık.
Neler yoktu ki kahvaltıda...
Ege'nin klasik kahvaltılıkları haricinde ilk dikkatimizi çeken kapalı pide oldu. Bir nevi kapalı pizza olan bu pideyle başladı günün lezzet şöleni.


Adını çok duyduğum ama tadamadığım kopanisti peyniri, zeytinyağının içinde çökelek görünümünde bir peynirdi. Tadına baktım ama yiyemedim. Kopanisti, ancak başka lezzetlerin arasına karışarak, o keskin tadı hafifletilerek yenebilen bir peynirmiş. Benim gibi farklı peynirlere çok meraklı bir peynirsever olsanız bile! Yoğun ve tanıdık aromasıyla kelle peynirini daha çok sevdiğimi itiraf etmeliyim.

Yöreye özgü hurma zeytini, Nedim Bey'in zeytinyağına kırılmamış olduğu için hayıflandığı köy yumurtaları ve tabii çeşit çeşit reçeller kahvaltının diğer farklı tatlarıydı. Ben en çok reçellere bayıldım! Karabaşotu, domates, erik, çıtır kabak, portakal ve turunç reçelleri... Kaptırırsak iş kötü... Kaşığın ucuyla alalım da, tadı damağımızda kalsın.


erik reçeli ve çıtır kabak

Derken yeniden şenlik alanı. Günün ilk etkinliği, üzüm yarışması!
Çoğunluğu Kösedere köyünden gelen 20 yarışmacı heyecanlı beklemelerine başladı, lezzetçilerimizden oluşan jüri yerini aldı. Tek tek çağrılan üzüm yetiştiricileri, özenle seçerek en güzel sepetlerine yerleştirdikleri göz alıcı üzümlerini gururla sergiledi, tadımlar yapıldı. Sonunda oy birliğiyle Yüksel amcanın yetiştirdiği mor üzümler 1. oldu. Hakkı değil mi ama bakar mısınız?


Tabii diğer üzümlerin hakkını yememek gerek. Hepsi ama hepsi o kadar güzel, o kadar lezzetliydi ki! Yöreye özgü razaki ve sultaniye, en şiddetli tatlı krizlerine birebir. Ben bu üzümlerden reçel yapılmamasına şaşırdım biraz, bizim çokça yaptığımız üzüm reçeli, bu üzüm memleketinde yapılmıyormuş...

Yarışma sonrasında Yüksel amca kendi bağında yetiştirdiği bu enfes üzümlerden şarap da yaptığını söyleyince gidilecek adres belli olmuştu: Yüksel amcanın bağ evi! Karaburun'un ünlü rüzgarlarına açık, turkuaz denizle karşı karşıya bir bağ evi var Yüksel amca ve eşi Mübeccel teyzenin. Bağlarında mor salkımlar büyüyor, karşılarındaki incir ağaçlarında incirler ballanıyor...




Biz gittiğimizde düğün hazırlıkları var evde! Hamurlar açılıyor, sac üzerinde katmerler pişiyor, bize de düşüyor:) Mübeccel teyze keçi sütünden kendi yaptığı tulum peynirini koymuş katmerine. Toprak kokulu domatesleri ve ev yapımı şarapları eşlik etti bu lezzete...



Bütün bu lezzetlerin üzerine, Karaburun'un tertemiz koylarından birinde birkaç kulaç atmamız şarttı artık, biz de öyle yaptık! Yüzme keyfimiz ilk başta kısa sürse de öğleden sonraki tekne turu ile devam etti.

Vakit akşama doğru ilerlerken Tijen ablamın da katılacağı "Zeytinyağı Uygarlığı" paneli öncesi son bir yemek yedik. Yine nefis yemekler ve eşlik eden Sevilen Majestik... Tabii bir de en üstte gördüğünüz fotoğraftaki muhteşem üçlü bir araya geldi ki, başka hiçbir şey olmasa bile yeterli olurdu bence! Bu üçlü; bir kadeh kırmızı şarap, yöreye özgü bir parça peksimet ve yanında kopanisti peyniri karıştırılmış domatesli bir mezeden oluşuyordu. Peksimet suyla ıslatılarak biraz yumuşatılıyor, sonra üzerine bolca ezme koyularak suyunu çekmesi bekleniyor, şarabınızdan alacağınız yudumlar eşliğinde mutlulukla yeniyor...


peksimet ıslatılmadan önce...

Paneli, otobüse yetişmem gerektiği için ancak kısa bir süre dinleyebildim, öncesinde Tijen ablayla vedalaştım ve mor çiçekler, mor üzümler diyarı Karaburun'dan ayrıldım... Dönüş yolculuğumda ise gün batımının inanılmaz renklere boyadığı koyları izledim...

Bir gün tekrar görüşebilmek dileğiyle...


Nohut Mayalı Ekmek

Ve işte annemin nohut mayalı ekmeği! Nar gibi kızarmış, tepsisinden çıkıp dilimlenmeyi, sonra da afiyetle yenmeyi bekliyor... Annem nohut mayasını ne zaman öğrendi, ne zaman yapmaya başladı, ne zaman bizde alışkanlık yaptı bilmiyorum ama tek söyleyebileceğim bu ekmeği yiyince gerçekten ekmek yediğimi anladığım!

Nohut Mayalı Ekmek Tarifi

Çok basit bir yemeği şölene dönüştürebilir anneciğimin elinden çıkmış bir dilim kızarmış ekmek. Esas lezzet şöleni sabah kahvaltılarıdır ki, bu ekmeğin yanına ille de katık gerekirse, üzerine sızma zeytinyağı gezdirilmiş "karacaotlu peynir" yeter de artar bile.. Soğuk kış günlerinde balla nefis olur; çok tatlı çektiyse canımız, bahar-yaz günlerinde de karadut reçeli ve lor eşlik edebilir bu mutluluğa.

Antik bir mayadır aslında nohut mayası. Hazır mayalar icat olunup mertlik bozulmadan önce Anadolu kadınının elinin altındaki en temel malzemeler olan nohut ve unla yaptığı bu maya, hazırlanması için sizden istediği birazcık sabra ve vakte oranla inanılmaz bir lezzet sunar ve inanın bu zahmete fazlasıyla değer...

Biz de annemle geçen cumartesi sabahı (maya kurmaya cuma akşamından başlayarak) haftalık ekmeğimizi yaptık. Bir büyük tepsi bir de küçük tepsi 2 ekmeğimiz oldu. Yaparken de tarifi sizlerle paylaşacağımı söyledim anneme. Şimdi heyecanla denemenizi ve başarmanızı bekliyor(uz). Bu ekmeği boş bir gününüzde, belki bir hafta sonunda, aralardaki bekleme sürelerinde başka işlerinizi yaparak, belki kitabınızı/gazetenizi okuyarak denemenizi öneririm. Tarifi annemden detaylıca öğrendiğim şekilde yazıyorum, umarım fotoğraflar da yardımcı olur.

Ekmeği denemeniz için size gerekenler

  • 1 avuç kuru nohut
  • Mümkünse demir bir havan
  • Büyükçe bir kavanoz
  • Bolca un, tercih ederseniz ayrıca kepekli un / tam buğday unu (veya 2-3 avuç kepek)
  • 5-6 adet defne yaprağı

1. Aşama - Maya için nohutların hazırlanması

1 avuç nohutu, bu iş için kullanmak üzere ayırdığınız bir mutfak bezinin içine koyup, bezin üstünden demir bir havanın sapıyla (yoksa iri bir taş da olur ya da kabuklu yemişleri kırmak için ne kullanıyorsanız onunla) vurarak kırın. Bez muhtemelen yırtılıp delinecek, kıymetli bir önlüğünüzü bu iş için kullanmayın:) Nohutları sağa sola dağıtmadan kırmanın tek yolu olarak annem bunu keşfetmiş. Nohutları kırmak zor olabilir ama  unufak etmeniz gerekmiyor, ikiye ayrılmaları bile yeterli.

Daha sonra kırık nohutları altta gördüğünüz gibi büyükçe bir kavanoza koyun (büyük boy konserve kavanozları olabilir). İçine 1-2 avuç kadar un ve bir fiske tuz atın. Kavanozu yaklaşık yarısına kadar sıcak suyla doldurun. Suyun ısısı hissedilmeli ama elinizi de yakmamalı. Malzemenizi kaşıkla karıştırın ve kapağını kapatın.


Nohut Mayası


Kavanozu bir naylon poşete koyup poşetin ağzını bağlayın. Burada amacımız maya geldiğinde olur da kavanozdan taşarsa etrafı batırmaması. Daha sonra kavanozu tercihen battaniye gibi sıcak tutacak bir örtüyle örtüp bir kenara kaldırın.

Püf noktası: Bu işlemi öğleden sonra veya akşama doğru yapmanız zamanlama açısından daha iyi olur. Gece yatmadan önce kavanoza 1 çay bardağı kaynar su ekleyin ve tekrar iyice sarıp üzerini örtün. Böylece mayanızın tutması daha garanti olacak.

2. Aşama - Nohut mayası

Ertesi sabah mayanız çok büyük ihtimalle gelmiş olur. Bunu kapağa kadar çıkan köpüklerden anlarsınız. Bir de maalesef kokusundan:) Bu maya pek hoş kokmaz ama önemsemeyin ya da bozulduğunu düşünmeyin. Ekmeğiniz piştiği zaman bu kokudan eser kalmayacak, misler gibi kokacak.

Nohut Mayası Köpürmüş


Kavanozun kapağına kadar köpürmesi şart değil, 1-2 parmak suyun üzerinde köpük varsa bu da yeterli. Ancak hiç köpüklenme göremezseniz maya tutmadı demektir ancak bu çok düşük bir ihtimalle olur. Ya ısı yeterli gelmemiştir ya da annemin dediği gibi mayanın canı istememiştir:) Ama özellikle sıcak günlerde mayanın tutmaması imkansız gibi bir şey...

Nohut Mayası Köpürmüş ve Kullanıma Hazır
İşte nohut mayası... 


Ekmeği yapmaya geçmeden önce küçük bir kapta 5-6 yaprak defne kaynatıp biraz demlenmesi ve ılınması için bekleyin. Suyun miktarı konusunda göz kararınızdan yararlanacaksınız ama biz benmari için kullandığımız küçük sütlükte kaynatıyoruz defneyi, yani tahminen 1-2 bardak kadar su kullanıyoruz. Defneli su ılıyınca, kavanozdaki ılık mayayı -nohutları süzgeçten geçirip atarak- defne suyuyla birlikte yoğurma kabınıza aktarın.

3. Aşama - Hamurun hazırlanması

Artık hamuru yoğurmaya başlayabilirsiniz. Başlangıç olarak 1/2 kg kadar un ile bir hamur yapın. Hamur oldukça yumuşak, hafif cıvık bir kıvamda olmalı. Kepekli un kullanacaksanız bile bu ilk aşamada normal beyaz un kullanın.

Hamurun Yoğurulması
Nohut mayalı hamur

Yoğurma kabınızın üzerini örtüp (yine battaniye kullanmanızı tavsiye ederim) sıcak bir ortamda 2 katı kadar kabarmasını bekleyin. Kış mevsiminde sıcaklık yeterli gelmeyebilir. Garantili mayalanma için yoğurma kabını sıcak su dolu bir başka kap üzerine koyup, üzerini örterek buhar desteğinden faydalanabilirsiniz (ancak kabı sıcak suyun içine oturtmayın!)

Hamur mayalanınca bu şekilde köpükler oluşacak
Hamur mayalanınca üzerinde köpükler oluşacak
Püf noktası: Bu ilk mayalı hamurdan yaklaşık 3 tepsi ekmek çıkacaktır. Bu miktar size fazlaysa ikinci yoğurma aşamasına geçmeden önce (mayalandıktan sonra) hamuru bölün, bir kısmını ekmeği denemek isteyen bir başkasına -komşunuz, arkadaşınız, akrabanız- verebilirsiniz. Bizim mahallede tüm komşular bu ekmeği yaptığından mayalı hamurlar her defasında paylaşılır. Ama buzlukta yeriniz varsa, ekmeğinizi bolca yapıp buzluğa da atabilirsiniz...

4. Aşama - Yoğurma

Mayalanan hamurunuza bir miktar tuz serpip yavaş yavaş un ekleyerek yoğurmaya devam edin. Artık kepekli un veya 2-3 avuç kepek kullanabilir, ekmeğinizi kepekli yapabilirsiniz. Biz beyaz un-kepekli un miktarlarını eşit kullanıyoruz. Tamamen kepekli un kullanmak kabarmasını engelleyebilir. Dilerseniz bu aşamada hamura keten tohumu da karıştırabilirsiniz. Poğaça hamuru yumuşaklığında bir hamur yapın.

5. Aşama - Tepside mayalandırma

Pişirmek için kullanacağınız yuvarlak fırın tepsisini zeytinyağı ile bolca yağlayın. Hamuru tepsiye boşaltın, üzerini elinizle hafifçe düzeltin. Hamur yüksekliğinin tepsinin yarısını biraz geçmesi idealdir. Son bekletme aşamasında tekrar kabarıp tepsiyle aynı hizada olacak... Hamurunuz bu şekilde kabarıncaya kadar bekleyin. (Bekleme süresini kısaltmak için yine sıcak su buharından yararlanabilirsiniz...) Hamur tek tepsiye sığmayacaksa başka bir tepsi daha yağlayarak bir kısmını ona aktarın.

Pişirmeden önce tepside nohut mayalı ekmek hamuru

6. Aşama - Pişirme

Tepsiyi 175 derecede önceden ısıtılmış fırına aktarın. Yarım saat sonra ısıyı 200 dereceye yükseltin. Toplam olarak yaklaşık 1 saat boyunca pişirin. Bu süre fırınınıza göre değişebilir.

Nohut Mayalı Ekmek Fırında Pişerken

Tepsiyi fırından alınca bezle sarıp kısa bir müddet bekletin. Daha sonra tepsiden çıkarın. Çıkmadıysa telaş etmeyin ve zorlamayın, beze sarılı olarak biraz daha bekleyin.

Kızarmış nohut mayalı ekmek dilimi üzerinde karacaotlu peynir
ve muhteşem final :)

Artık bir bardak çay ve en sevdiğiniz peynir eşliğinde mis kokulu ekmeğinizin sıcak sıcak tadını çıkarabilirsiniz. Kalanını dilimleyerek bir poşete koyun ve hemen o gün veya ertesi gün buzdolabına / buzluğa kaldırın, gerektikçe çıkarıp kızartarak yiyin. Bu ekmeğin esas tadı kızartılınca çıkıyor, söylemedi demeyin...

Sakızlı Lorlu Kurabiye

"Kaybolan Tatlar" ve "Hayattan Renkler" (o zamanki adıyla "Mutfakta Zen") yahoo grubu üyeleriyle, Nedim Atilla ve Tijen İnaltong önderliğinde, geçen yıl Ayvalık'a yapmış olduğumuz lezzet gezisinde tanıştığım pek çok lezzetten biriydi Güler Pastanesi'nin sakızlı kurabiyeleri... Tabii önce Tijen ablayla tanıştım, onu anlatmam gerek!

Sakızlı lorlu kurabiye tarifi

Tijen ablayla, yazılarındaki sıcaklığı ve benzer damak tatlarına sahip olduğumuzu (ki en büyük benzerlik ot aşkımız olsa gerek) fark ederek özel mesaj atmaya başladığım "vejetaryen" yahoo grubu döneminde tanıştım. Epeyce de devam etti gelip giden e-mailler.. Derken kitapları, tarifleri ve en nihayetinde Ayvalık'a düzenlenen gezi! Güler Pastanesi bizim buluşma noktamızdı. Benim yön duygum pek yoktur, dolayısıyla hemen bulacağımı söylediği pastaneyi bulmam biraz vakit aldı. Nihayet bulduğumda o, beni beklerken gezide tadacağımız kurabiyelerimizi sipariş etmiş, hatta lor tatlısını bile yemişti. Ben onu zaten -fotoğraflarından- biliyordum, o da beni hemen tanıdı (ben Sibel miyim? Evet:) Bir yandan gruba yetişmek için koşar adım Ayvalık'ın küçük sokaklarını adımlarken bir yandan da konuşmaya başladık. Hatta hiç unutmuyorum Tijen abla iki lafın arasında "aa bak pembe domatesler! bak bunlar ne güzel sepetler!" diyerek beni enerjisine hayran bırakmıştı.

Güler Pastanesi küçük kentlerde benzerlerini çok gördüğümüz minik pastanelerden. Ama lor tatlısı, dondurması ve elbette kurabiyeleriyle lezzetçiler tarafından iyi bilinen, gezdiğiniz yerlerin lezzetlerini de yakalamayı seviyorsanız ıskalanmayacak mekanlardan.

Sipariş edilen kurabiyeler öğleden sonraki tekne turumuza sıcak sıcak yetişti. Ege'nin mavi sularında saçlarımızı rüzgara verip yol almaya başlamamızdan kısa bir süre sonra çaylar demlendi, ince belli bardaklara dolduruldu ve kurabiye paketleri açıldı. Ömrümde yediğim en güzel kurabiyeler arasında sayabilirim o kurabiyeleri.. Üstelik pastanede yapılmış gibi değil, özenli bir ev sahibesi konukları için pişirmiş gibiydi.

Eve dönünce Nedim Atilla'nın Akşam Gazetesi'ndeki köşesinde tarifini verdiği şekliyle sakızlı kurabiyeleri denedim. Bu tarifte lor yoktu (orijinal Güler kurabiyelerinde de yok) ama ben onu aynı zamanda lorlu hayal ettim. Tıpkı Ayvalık'ta ve Ege'de birçok evde pişirildiği gibi...

Nihayet pazar günü bir de böyle denedim. Bu kez bambaşka oldu.Yumuşacık oldu, içindeki lordan dolayı. Ayrıca pişerken buram buram sakız kokuyor ki, fırının başından ayrılmak istemiyorsunuz. Denemek isteyenlere, işte buyurun tarif:

Malzemeler
  • 1/4 su bardağı zeytinyağı
  • 250 g lor peyniri*
  • 1 su bardağı şeker
  • 2 yumurta (birinin beyazı ayrılacak)
  • 1/4 limonun suyu
  • 1 çay kaşığı karbonat
  • 2 su bardağı un (yaklaşık)
  • 2 küçük parça damla sakızı
  • 1 kase susam
* Tatlılarınızda kullanmak istediğiniz lor peynirini süt loru veya tatlı lor olarak isteyin. Böreklik lor peyniri genelde çökelek görünümünde olur. Emin değilseniz tadına bakarak alın.
Yapılışı
  1. Zeytinyağını, loru, şekeri ve yumurtaları yoğurma kabınıza alıp karıştırın.
  2. Karbonatı limon suyunda eritin. Un ile birlikte karışımınıza ekleyin, hepsini iyice yoğurun. Yumuşak bir hamur elde edince, elinizden ve kaptan ayrılmaya başladığında un eklemeyi bırakın.
  3. Sakızı mümkünse demir yoksa tahta bir havanda incecik dövün, toz haline getirerek hamura ekleyin, bir kez daha yoğurun.
  4. Tepsinizi yağlayın, fırınınızı 180 dereceye getirin.
  5. Hamurdan parçalar koparıp yuvarlayın, hafif çırptığınız yumurta akına ve susama batırın, tepsiye sıralayın.
  6. Tepsiyi ısınan fırına verip yaklaşık 30-35 dk pişirin. Piştiğinde oldukça yumuşak olacak, o nedenle tepsiden almak ve servis etmek için soğumasını bekleyin (en azından sabredin azıcık ılısın)
Bu ölçülerle 16 kurabiye oldu. Kalanını buzdolabına koyduk, ertesi gün dolaptan çıktığında bile yumuşacıktı. Üstelik az yağlı (hem de margarinsiz ve tereyağsız!) bir kurabiye bu. Rahat rahat bir tane daha alabilirim:) Tijen ablanın verdiği sakızlı kurabiye tarifi görevini de zevkle tamamlamış oldum böylece. Şimdi artık keyifle kahvemi içebilirim...

Patatesli Pay & Peynirli Muhammara

Hafta sonu kahvaltıları nasıl özel, nasıl keyiflidir! Dinlenmek için mesela pazar gibi tek bir gününüz varsa eğer, günün olayı haline gelebilir / getirilebilir kahvaltı.. Kahvaltı alışkanlığınız, kahvaltıya düşkünlüğünüz varsa tabii! Yalnız da olsanız, iki veya üç kişi de olsanız uzun uzun sofra hazırlamak, sofrada uzunca kalmak, belki her zamankinden farklı bir şeyler yemek, çayınızı yudumlarken gazetenizi de okumak, sohbetinizi de etmek istersiniz.

Kahvaltı Sofrası


Benim hafta içi ofiste yaptığım kahvaltılar yağsız süt ve bir kase müsli, bazen bir-iki de meyveden ibaret olduğu için, ekmek kızartmalı çay demlemeli omlet pişirmeli hafta sonu kahvaltılarımı dört gözle beklerim. Sabahları uyanır uyanmaz midesi kazınanlardanım, belki akşam yemeğini geç ve fazla yemediğim için. Ama hafta sonları erken uyanır, mutfağa girerim, bazen sıcacık bir poğaça veya açma, bazen taze ekmek, bazen sadece zengin bir omlet hazırlamak için... Kahvaltı biraz gecikir ama olsun sonuç keyiflidir! Ekmekler kızarırken bir koşu gazete de alınır ve kahvaltı seramonisi başlar:)

Bu hafta Cumartesi kahvaltısına arkadaşım Bilge'yi davet ettim. Erken uyanıp patatesli pay pişirdim. Başka değişik ne yapayım diye düşünürken aklıma Tijen ablamın peynirli muhammarası geldi, hadi onu da deneyeyim dedim. Klasik tulum peynirli naneli omletimden hazırladım. Komşumuz Nazike teyze de kapının önünde annemle karşılaşınca taze kızarttığı pişilerden göndermiş bir tabak (kızartma, ah kızartma!) Sonuçta keyifli bir kahvaltı oldu.

Bu patatesli pay'ı ilk kez denedim. Genelde kahvaltılar ya da ikindiler için tuzlu kekler yapmayı seviyorum ama hep peynirli yapardım. Patatesliyi daha çok sevdim. Paydan çok börek gibi oldu. Herkes de sevmiş olmalı ki ertesi gün bitti.

PATATESLİ PAY

Patatesli Pay



Malzemeler

  • 2 yumurta
  • 1 su bardağı zeytinyağı
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 çay kaşığı karabiber (mümkün mertebe taze çekilmiş)
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • 1 su bardağı tam buğday unu
  • 1 su bardağı normal un
  • 1 tutam maydonoz (ince kıyılmış)
  • 3 orta boy patates (küçük küpler halinde doğranmış)
  • 2 yemek kaşığı susam

*** Bu tarifteki yağ gözüme çok göründüğünden su bardağı ölçüsü için küçük bir su bardağı kullandım.

Yapılışı

  1. Yumurtaları mikserle birkaç dakika boyunca -rengi açılana kadar- çırpın.
  2. Zeytinyağı, yoğurt, tuz ve baharatları ekleyin.
  3. Unları kabartma tozunu da karıştırarak harmanlayın ve karışımınıza ekleyin.
  4. Maydonozları ve patatesleri ekleyip tahta kaşıkla karıştırın.
  5. Yağlanmış kare bir borcama döktüğünüz hamurun üzerine susam serpin.
  6. 180 derece ısıtılmış fırında 50 dk pişirin.

Peynirli muhammara tarifi Tijen ablamın (Tijen İnaltong) "Tak Koluna Sepeti" adlı iştah açıcı Bodrum güncesinden. Tariflerini denediğimde zaman zaman sizlerle paylaşmama izin verdiği, hatta "aşkolsun bu nasıl soru" dediği için bir kez daha teşekkürler!

PEYNİRLİ MUHAMMARA


Peynirli Muhammara


Malzemeler

  • 3 tatlı kaşığı biber salçası
  • 1 avuç ceviz (ince dövülmüş)
  • 1 çay kaşığı kimyon
  • 1/2 çay kaşığı pul biber
  • 1/2 su bardağı ufalanmış ekmek içi
  • 2-3 yemek kaşığı zeytinyağı (ben 3 kullandım)
  • 1/2 su bardağı ufalanmış beyaz peynir*
  • 3 diş sarımsak (ince kıyılmış) - belki kahvaltıda yemek için miktar azaltılabilir.

* Ben beyaz peynir yerine tuzlu lor kullandım. Beyaz peynir gerektiren pekçok tarifte lor kullanmayı seviyorum. Daha lezzetli ve çocukluğuma ait bir tat benim için (küçükken lordan başka peynir yemediğimi hatırlıyorum)

Yapılışı
  1. Hepsini karıştırıyorsunuz, bu kadar basit! Belki kaşığın tersiyle ezerek karıştırmak daha iyi sonuç verir, ekmeküstü yapmak için. Tijen abla kitabında susamlı kraker, etimek, peksimet veya kızarmış ekmekle sunulabileceğini yazmış. Biz kahvaltıda kızarmış ekmekle yedik.
Hafta sonu mutfakta başka güzel faaliyetlerim(iz) de oldu ama onlar sürpriz olsun.

Pazar günü Sevim'le sıcağa rağmen "ama yeter yahu" diyerek kendimizi dışarı attık. Hem klimalı hem lezzetli bir yer gerekiyordu, istikamet bir cafe olmalı, ama neresi? Önce Şebnem Ferah'ın son şaheseri "Can Kırıkları"nı aldık. Bundan sonraki birkaç ay boyunca bilimum müzik dinleme aletinden çık-a-mayacak albüm belli olmuştur!

Haftasonu Özsüt'te taze filtre kahve ve frambuazlı karaorman pastası keyfi ile noktalandı...