Muğla Yenice'de Bir Hafta Sonu
















Sonbaharın kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladığı bir hafta sonunu doğanın ortasında geçirmek kadar güzel ne olabilir? Hayatın temposuna bir es verip, zamanın gerçek yoğunluğuyla aktığı, tüm kokuların ve tatların katıksız olduğu bir yerde olmak!

Muğla Yenice'deydik hafta sonunda. Eski komşularımız Fatoş teyze ve Mehmet amcanın emeklilik sonrası yerleştiği, tarlalar ve ağaçlarla çevrili çiftlik evinde. Geçen yıl Eylül'ün ilk günlerinde, annemle Gökova tatili dönüşünde "uğrayıp" 3 gün kalmış ve doyamamıştık. O zamandan beri fırsat olsa tekrar gitsek diyorduk. Nihayet kış gelmeden ve Cumartesi günlerim henüz tatilken bir hafta sonunu değerlendirebildik. İyi ki de öyle yaptık!

Cumartesi öğleye doğru Muğla'da otobüsten indiğimizde yağmur yağıyordu ve hava oldukça serindi. Yol boyunca pencereden izlediğim ormanlar, Yenice'ye ulaştığımızda havada asılı duran tertemiz koku yağmurun getirdiği serinlikle birleşince, hayallerimdeki hafta sonunun içinde nefes almaya başlamıştım bile... Fatoş teyze bize öğle yemeği hazırlarken çok acıkmıştım. Zaten bu acıkma hissinden hafta sonu boyunca kurtulamadım ya, o da ayrı bir konu. Böyle yerlerde yaşayan kadınların neden elma yanaklı olduklarını anlamak zor değil:)

Verandada yediğimiz öğle yemeğinden sonra epey üşüyüp içeri kaçtık. Fatoş teyzenin demlediği çaya benim getirdiğim kek eşlik etti. Çayın tadı bile bu kadar güzel mi olur? Isındıktan sonra da doğru dışarı, böğürtlen toplamaya!



Ellerimize birer kase alarak çıktığımız böğürtlen yolculuğunda çok geçmeden dokunulmamış böğürtlenlerle yüklü çalılıklar keşfedince Fatoş teyzemin şeker torunu Kardelen'i eve geri yolladık, daha büyük bir kase getirmesi için. Kardelen'in kasesine topladıklarımızı aktara aktara (bir yandan da yiyerek) ne kadar çalılık varsa temizledik:) İyice olgunlaşmış olan irileri çok lezzetliydi!


Elma bahçesine de uğradık tabii. Tatlı mı tatlı elmaları dalından koparıp çocuk gibi üstümüze silerek yemek nasıl bir keyifti anlatamam...
- Bunlar yıkamadan yenir mi Fatoş teyze?
- Yere düşse bile yenir kızım merak etme!
Nitekim kendisi koparırken toprağa düşen bir elmayı alıp dişledi, benim şaşkın bakışlarım arasında:)

Eve dönünce böğürtlenler reçel yapılmak üzere hemen şekerlendi ve beklemeye bırakıldı. Bu arada Fatoş teyzem bana pırasa yemeği yapmak için bahçeden pırasa topladı ve hemen oracıkta temizledi. Tazecik pırasaları kavururken ben de başından ayrılmadım ve tarifini yazdım. Sizlerle de paylaşacağım daha sonra! Akşam gezimiz sırasında geçtiğimiz yerlerden topladığımız tazecik semizotlarıyla da hemen salata yaptık. Zümrüt yeşili bir zeytinyağı ile... Bahçelerindeki zeytin ağaçlarından elleriyle topladıkları zeytinlerden sıktırdıkları kendi zeytinyağlarıydı. Fatoş teyzenin babası İsmail dede dikmiş zeytin ağaçlarını, zamanında. "Her kişinin kendine yetecek kadar zeytin ağacı olur burada" diyordu İsmail dede, gururla bakarken ağaçlarına...

Akşam kahvelerimizi içerken bir yandan böğürtlen reçelimizi kaynamaya bıraktık mutfakta. Mehmet amcanın çardaktan topladığı pembe yanaklı kütür kütür üzümler eşlik etti sohbete...


Temiz havadan serseme döndüğümden olsa gerek, bir şeyler yemediğim aralarda sürekli olarak uyukladım! Nihayet daha fazla dayanamayıp "ben dayanamıyorum yatacağım" dedim, bu cümleyi kurduktan birkaç dakika sonra kelimenin tam anlamıyla "sızmışım" :)

Ertesi sabah düşünebileceğiniz gibi kuş sesleriyle değil, ama tavuk gıdaklamasıyla uyandım!
"İki tane yumurta yapacaklar şu çıkardıkları gürültüye bak" diye söyleniyordu Fatoş teyze:) "Gürültü değil o!" diye gülerek gittim yanlarına, kahvaltıda haşlanmış tazecik köy yumurtası yemenin hayaliyle... Mutfağı mis gibi demlenmiş çay ve böğürtlen reçeli kokusu kaplamıştı. Ve Fatoş teyze öğleden sonra pişireceği bazlama için hamur yoğuruyordu! Reçelin kıvamını kontrol ettim hemen, ölçü olmadan yapılmıştı ama şahane olmuştu. Kahvaltılık bir tabak ayırdıktan sonra kalanını kavanozlara doldurduk. Bir kavanozu da bizimle gelecekti, ne mutluluk!

Fatoş teyzemin hazırladığı muhteşem kahvaltıda reçelimizle birlikte Muğla'nın o şahane kekik kokulu balı, tulum peyniri, kooperatiflerinden aldıkları nefis bir beyaz peynir, önceden hazırlanıp sabah zeytinyağında kızartılmış çıtır çıtır sigara börekleri, ev yapımı çizik zeytin, annemle sabah bahçeden topladığımız pembe domatesler ve tabii haşlanmış köy yumurtaları vardı. Ve sofrada eski "hayat bilgisi" kitaplarındaki gibi bir mutlu aile; torun, gelin, oğul, dede, "koca dede" bir arada!

Kahvaltıdan sonra kuruyan tarhanaları keşfe çıktım. Bizim yaptığımız gibi tarhana kurutmuştu Fatoş teyze ama gelini ve karşı komşusu "Muğla usulü" tarhana kurutuyorlardı. Tepsiler içinde kuruyan tarhana öbekleri kurabiyeleri andırıyordu!


Üzüm de kuruyordu güneşte ama henüz yeni serilmişlerdi. Susam zamanı geçmişti, geçen yıl geldiğimizde gördüğümüz susam çadırları yoktu bu kez.

Derken geldiğimizden beri sayıkladığım bazlamayı yapmak için ocak yakıldı, ben de Fatoş teyzenin etrafında makinemle dolanmaya başladım tabii. Öncelikle hamur teknesindeki hamur 7 tane kocaman bezeye ayrıldı. Bu arada kocaman kalın bir sac tabakası üçayak üstüne kondu ve yaklaşık yarım saat ateş üstünde öylece durdu! Ben artık"ekmek mi pişecek yoksa bu sac mı pişecek?" demeye başlamıştım ki iyice kabarmış bezelerin ilkini getirdi Fatoş teyze. Sacın iyice kızması gerekiyormuş, bu da ocakta teflon kızdırmaya benzemezmiş:) Hatta her pişen bazlama bir öncekinden güzel olurmuş.

Fatoş teyze ocak başında...






Hadi bakalım diye merakla izlemeye başladım. Gerçekten de saca bırakılan her hamur yavaş yavaş mis gibi kokular yayarak pişti, defalarca ters yüz edilerek kızartıldı ve doğal sonuç, ben yine acıktım! Mehmet amcanın getirdiği köy sütü kaynayınca hemen bir kupa içtim.


Pişen bazlamalar içeriye serilen sofra bezinin üstüne konduktan sonra köze atmak için bahçeden patlıcan ve biber topladım. Çünkü akşama mangal vardı ve et yemeyen benim için domates soslu patlıcan közleme yapılacaktı. Onlar da közlendikten sonra bir tur daha yapalım diye dışarı çıktık. Geçen yılki ziyarette unutamadığımız incir ağacına gittik doğruca. Asırlık incir ağacı öylesine büyüktü ve kök saldığı yere öyle yayılmıştı ki yerlere eğilmiş dalları arasından gövdesine yaklaşmak imkansızdı. "Bize incirlerini verir misin?" dedik ona, gülümseyerek dallarını eğdi, en olgunlarını uzattı. Sanırım insanda irade denen duygu böyle zamanlar için var, yoksa çocuklar gibi yemeyi abartıp hastalanmak işten bile değil! Bir yandan yiyip bir yandan sepetimize doldurduk güneşte sıcacık olmuş ballı incirleri. Binlerce kez minnet duyarak doğanın insana verdiği bu şahane armağana, veda ettik incir ağacına.

Eve döndüğümüzde herkes evin arka tarafına mangal başına gitti, ben İsmail dedenin yanında kaldım ve bir süre sessizliğin tadını çıkararak verandada kitap okudum... Tabii yine yarı uyuklayarak:)

Fatoş teyze bu arada yeni kuruyan Muğla tarhanasından da kaynatmıştı bizim için, tadalım diye. Ben böyle bir tarhanayı ilk kez yedim. Görünümü biraz küçükken babaannemin pişirdiği çorbalara benziyordu ama tadı farklıydı, çok lezzetliydi!


Tarhanadan sonra domates soslu patlıcan közlemesi ve taze bazlama ideal bir akşam yemeğiydi benim için. "Hayır Mehmet amca, aç kalmadım ben, gerçekten!"


domates soslu patlıcan közleme


Erken akşam yemeğinden sonra yavaş yavaş gitme zamanı yaklaşırken Fatoş teyzenin bize hazırladığı koliye doldurduğu onca şeye engel olmaya çalışsak da tabii ki fayda etmedi. Hem kıyamıyorsunuz almaya, hem reddedemiyorsunuz, reddetseniz kırılacaklar diye korkuyorsunuz... Fatoş teyze koca bir kavanoz reçelden başka ev yapımı güzel salçalarından, yeni kuruttukları susamlardan ve sanki orada az yemişiz gibi o güzel bazlamalar ve meyvelerden de doldurdu koliye. Ne diyeceğimizi bilemedik, "ne olur siz de bize gelin!" demekten başka...

Böyle geçti Yenice'de hafta sonu.
Yarı uykulu, bol iştahlı, fazlasıyla lezzetli...

Dönüş yolculuğunda yine uyukluyordum ve dışarıda göz alabildiğine uzanan ormanların üzerine akşamın mavi örtüsü düşüyordu usulca...

Arapsaçı Kavurması

Bu bence dünyanın en güzel yemeği. Ciddiyim! Benim için Ege'nin ot imparatorluğunda arapsaçı kraldır!

Arapsaçı (Rezene) Kavurması, Yoğurtlu


Arapsaçı, dereotuna benzeyen, mis kokulu (bence) bir ot! Ben anasonu andıran aromasına bayılırım ama kimileri ağır bulup yiyemez ya da başka otlarla karıştırıp öyle yiyebilir. Dereotundan daha uzun olan dalları salkım saçaktır. Kasım'dan önce pek çıkmaz ortalıklara. Ege'de ve özellikle Girit'te benim yiyemeyeceğim (kuzu etli) yemekler yapılır ondan. Ama ben sevgili otumu böyle severim. Üstüne yumurta kırılmış ve yoğurt dökülmüş haliyle!

Arapsaçı kavurmasının tarifine geçelim!

Annemin anlatımıyla vereceğim tarifi. Çünkü yılın ilk arapsaçını o yaptı, tarifi bloga yazacağımı duyunca da "kızım herkes sevmez bunu, hem nereden bulsunlar arapsaçını?" diyerek beni engellemeye çalıştı. 

Arapsaçı bulabilir misiniz bilemiyorum. Organik pazarlara bakabilir, büyük marketlerde Ege otları olarak satılan paketlere göz atabilirsiniz. Biz annemle cumartesi pazarına bir bakalım neler varmış diye girdiğimizde, gözüme çarpıvermişti. Ben "Anne bu arapsaçı olamaz di mi?!" derken pazarcı abla gülerek "arapsaçı gülüm gel gel, yeni topladım daha" diyerek beni çağırmıştı. Bir bağı oldu bize 4 porsiyon arapsaçı kavurması. Annemle iki gün ziyafet çektik kendimize (bizim evde de bu ota bizden başka talip çıkmaz, dedim ya herkes sevmez)!

Arapsaçı (Rezene) Kavurması, Yoğurtlu



Malzemeler
  • 1 bağ arapsaçı
  • 1 adet kuru soğan
  • 1 sap pırasa*
  • 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • 2-3 adet köy yumurtası
  • Bir tutam tuz
  • Üstüne süzme yoğurt, pul biber, taze çekilmiş karabiber
* Pırasayı annem evde varsa ekler, yoksa mutlaka eklenmesi gerekmiyor. Ama hoş bir lezzet veriyor, aromayı biraz daha yumuşatıyor.

Yapılışı
  1. Arapsaçını temizleyip yıkayın, soğan ve pırasayla birlikte ince ince kıyarak malzemenizi hazırlayın.
  2. Zeytinyağı tavada ısıtın, soğan ve pırasayı birlikte kavurun.
  3. Arapsaçını ekleyin, biraz tuz serperek karıştırın, kapağını kapatın. Ateşi de kısarak kendi buharıyla bir süre yumuşamasını bekleyin. Arasıra tahta kaşıkla karıştırmayı ihmal etmeyin. 10-15 dk gibi bir sürede pişecektir. Eğer arapsaçı çok taze değilse yumuşaması daha uzun sürebilir, bu durumda 1 çay bardağı kadar sıcak su ekleyip kapağını kapatın, suyu çekene kadar pişmesini bekleyin.
  4. Tadına bakarak kontrol ettikten sonra, piştiyse yumurtaları kırın. Karıştırmak ya da benim sevdiğim gibi öylece bırakmak size kalmış...
  5. Üzerinde yoğurtla, pul biber / karabiber serperek servis yapın.

Arapsaçı (Rezene) Kavurması, Yoğurtlu

Çikolatalı Elmalı Cheesecake & Kaymaklı Elma Tatlısı



En sevdiğim meyveden blog etkinliği yapılır da, bana ELMA-YE denir de, ben mutfağa girmez miyim? Girerim. Önce anneme yılın ilk elmalarını aldırırım. İlaçsız, hemen çürümeye meyilli, sonyaz elmalarıma gözüm gibi bakarım sonra. Kahvaltı için ofise getirir, özlediğim gibi müslime doğrayıp doğrayıp yerim! Eve gidince de elmalı lezzetler için iş başına geçerim...

Elma etkinliği için tarif bulmak zor olmadı. Arşivime, yemek kitaplarıma göz attım, annemin tarif defterini karıştırdım, hepsi elmalı tariflerle doluydu. Bu kez zor olan elemek ve seçim yapmak oldu! Sonuçta güzel bir cheesecake ve kaymaklı elma tatlısına karar verdim.

ÇİKOLATALI ELMALI CHEESECAKE
Çikolatalı cheesecake'i epeydir evde de yapmak istiyordum. Yapmışken de bari elmalı yapayım dedim. Annem bir çatal aldıktan sonra "Sibeeeel!" dedi. Hmm, fena olmadı sanırım:)

Bu cheesecake tabanında pek çok tariften farklı olarak gofret kullanılıyor. Tabanı ve üst kreması nedeniyle oldukça yoğun çikolata tadı var, bu tat peynir katmanı içindeki pişmiş elma dilimleriyle birleşince tam çikolata düşkünlerine göre bir lezzet çıkıyor ortaya. Kullanılan malzemeleri düşününce tehlikeli bir lezzet olduğunu kabul ediyorum, ama bay ve bayan çelik iradeler için bir dilimle yetinmek zor olmasa gerek:)
Benim kullandığım kelepçeli kalıp malzemelerime göre biraz büyük geldi, o yüzden ince dilimler elde ettim. Kalın dilimler için daha küçük (mesela 18-20 cm.lik) bir kalıp kullanmanızı öneririm.

Malzemeler:
- 6 paket çikolatalı gofret (standart boy)
- 50 g katı yağ (tercih ettiğiniz)
- 1 paket labne peyniri (bari light olsun:)
- 3 yemek kaşığı un
- 1 su bardağı toz şeker
- 3 adet yumurta
- 1 paket çiğ krema (200 ml)
- 1 paket vanilya
- 2 adet elma
- 200 g sütlü çikolata

Yapılışı:
1. Cheesecake tabanını hazırlamak için gofretleri rondoda çekin, yağı ekleyerek karıştırın. Kelepçeli kalıbınızın tabanına yağlı kağıt serin, üzerine karışımı dökerek bastırın. Bu aşamada oldukça yumuşak bir taban olacak ama piştikten ve soğuduktan sonra ideal kıvamda oluyor.

2. Tabanı 180 derece önceden ısıttığınız fırında 10 dk pişirin ve fırından alıp soğutun.

3. Labne peynirini mikserle çırparak krema kıvamına getirin, unu ve şekeri ekleyip çırpmaya devam edin.

4. Karışıma yumurtaları teker teker ekleyin, her eklemeden sonra özleşene dek iyice çırpın.

5. Vanilyayı ve çiğ kremanın yarısını ekleyin, çırpın.

6. Kabuklarını soyduğunuz elmaları incecik dilimleyerek karışıma ekleyin (kararmamaları için bekletmeden hemen ekleyin veya doğrudan karışımın içine doğrayın), kaşıkla karıştırın.

7. Hazırladığınız karışımı soğumuş olan tabanın üzerine dökün ve yine önceden 180 derece ısıtılmış fırına verin. Yaklaşık 50 dk - 1 saat kadar pişirin. Fırından alıp soğutun.

8. Soğuyan cheesecake'i kelepçeli kalıptan çıkarttıktan sonra kalıbın tabanından ve yağlı kağıttan da dikkatlice ayırın. Servis yapacağınız pasta tabağına aktarın. Bunun pratik yolu yağlı kağıtla cheesecake arasına ince bir kesme tahtasını yavaşça itmek. Böylece cheesecake'i tahta üzerine alıp oradan da sağ salim servis tabağına alabilirsiniz.

9. Üst kreması için çikolatayı benmari usulü eritin, kremanın kalan yarısını da ekleyerek karıştırın (krema soğuk olduğu için erimiş çikolata tekrar katılaşır, o yüzden kremayı kap hala benmarideyken ekleyin). Hazırladığınız bu sosu fazla bekletmeden cheesecake'in üzerine dökün.

10. Buzdolabında en az 1 gece dinlendirdikten sonra servis yapın.

KAYMAKLI ELMA TATLISI

Malzemeler: (5 porsiyon için)

- 5 adet elma
- 250 g toz şeker
- 150 ml su
- 4-5 adet karanfil
- 100 g süt kaymağı*
- Birkaç dal taze nane

* Süt pişip soğuduğunda üzerinde biriken kaymak tabakası, kahvaltıda ekmeğe sürülüp bal ve reçelle afiyetle yenebileceği gibi, kaymak ya da çiğ krema gereken yerlerde de kullanılabilir. Ben bu tatlıda kullandım. Siz hazır kaymak da kullanabilirsiniz.

Yapılışı:

1. Elmaları soyduktan sonra çekirdek yuvalarını oyarak çıkartın.

2. Elmaları bir tencereye yerleştirip üzerine suyu ekleyin, şekeri serpin. Karanfilleri de tencereye atın.

3. Kapağını kapatarak hafif ateşte yaklaşık 20-25 dk pişirin. Elmaların cinsine göre süre değişebilir, o yüzden arada kontrol edin.

4. Pişen elmaları servis tabağına alın, tencerede kalan şerbeti üzerine gezdirin.

5. Soğuduktan sonra elmaların üzerine birer parça kaymak koyup nane yapraklarıyla süsleyin, servis yapın.

Yoğurtlu Barbunya Fasulyesi




Fotoğrafı çekerken o kadar acıkmıştım ki daha yakın planla uğraşamadım. Tabii böyle bakınca alttaki barbunyalar pek görünmemiş. Ama olsun, tadını o kadar sevdim ki anlatmamak olmazdı. Bu güzel yemek taze barbunya fasulyelerinden yapıldı. Annemle uzun bir süre bu fasulye hayır barbunya tartışması yaptıktan sonra annem noktayı koydu. "Taze barbunya deyince taneleri çıkartılıp yemeği yapılan barbunya anlaşılır. Bu barbunya fasulyesi!" Peki:)

Her neyse işte, bu güzel yemeği henüz taneleri çıkarılacak kadar olgunlaşmamış taze barbunya fasulyelerinden yaptım. Görünüş itibariyle zaten bildiğimiz fasulyeden farkı yok. Siz isterseniz taze fasulyeyle de yapabilirsiniz.

Bu sene garip bir şekilde taze fasulyeden soğudum, nedendir bilmiyorum.. İş yerinde çok sık yapıldığı ve maalesef kötü yapıldığı için olabilir. Annemin mis gibi fasulyesini bile severek yiyememeye başladım bu yüzden. Habire alternatif yollar arıyorum fasulye yemek için.

Malzemeler: (4 kişilik)

- Yarım kg taze barbunya / fasulye
- 3 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 orta boy kuru soğan
- 1 su bardağı sıcak su
- Deniz tuzu, taze çekilmiş karabiber

Sosu için:

- 1 büyük kase süzme yoğurt
- 2 diş sarımsak
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 tatlı kaşığı salça
- 1 çay kaşığı kırmızı biber
- 1 çay bardağı sıcak su

Yapılışı:
1. Barbunyaları ayıklayıp yıkadıktan sonra küçük küçük doğrayın.
2. Kuru soğanı yemeklik doğrayıp zeytinyağında pembeleştirin.
3. Fasulyeleri de ekleyerek 5-6 dk kavurun. Üzerine sıcak su ekleyip kapağını kapatın, bir süre kısık ateşte pişirin. Daha sonra kapağını açarak suyunu çekene kadar pişirmeye devam edin.
4. Pişen yemeği servis tabağına aldıktan sonra ılıması için biraz bekleyin. Bu arada sosu hazırlayın. Zeytinyağını küçük bir tavada ısıtarak içine salçayı ve kırmızıbiberi ekleyin. Sıcak suyu ilave edin, suyunu hafif çekip yoğun bir sos oluncaya kadar pişirin.
5. Daha sonra dövülmüş sarımsak karıştırdığınız süzme yoğurdu (krema kıvamında olsun) üzerine gezdirin. En üste de salçalı sosu dökün.

*******************************************

KURABİYEYLE ÇOĞALAN MUTLULUK!

Haşmet Babaoğlu Vatan Gazetesi'ndeki bugünkü yazısında, Ayvalık'ta Güler Pastanesi'nden alıp severek yediği sakızlı kurabiyelerden bahsetmiş ve Sibel'in Kahvesi'ni de anmış. Üstelik e-mailime gönderdiği nazik yanıtta da ara sıra bloguma baktığını ve çok keyif aldığını söylemişti. Sevdiğim ve takip ettiğim bir yazardan böyle güzel sözler duymak beni o kadar mutlu etti ki. Güne müthiş bir keyifle başladım. Bu mis kokulu küçük kurabiyelerin ne kadar çok kişiyi mutlu ettiğini ve tanışmamızı sağladığını düşündüm...

Mutluluğun bir tepsi fırından yeni çıkmış kurabiye kadar yakınımızda olduğunu bir kez daha anladım. Ve "iyi ki.." dedim, yine! 

Patatesli Ay Çöreği




Bunlar da hafta sonu Yılmaz'a göndermek için yaptığım patatesli ay çörekleri...
Yılmaz dün sabah gönderdiklerimin tümünü tükettiklerini ve süper olduğunu yazmış:) Kargonun gecikmeden ulaşmasına da ayrıca sevindim.

Bu çörekleri ilginç yapan, hamuruna karıştırılan patates püresi. Patatesli deyince düşünülebileceği gibi içinde patates değil peynir var. Başlangıçta mayalanacak bir hamura patates koyma düşüncesini pek aklım almadı ama merak ya, denemek istedim. En kötü ihtimalle Yılmaz'a klasik poğaça yapıp gönderirim diye düşünerek denedim. Hamur o kadar kabardı ki ben de şaşırdım! Lezzetli olacağını tahmin etmiştim. Tek tehlikesi var, o da özellikle açsanız kendinizi kaptırma olasılığınız yüksek! Zira yumuşacık puf puf oluyorlar. Ama neyse ki biz hemen paket edip göndererek bu dertten (!) kurtulduk:)

Malzemeler:
- 400 g un (yaklaşık)
- 1/2 paket yaş maya (21 g)
- 3 adet orta boy patates
- 125 g tereyağı (oda sıcaklığında)
- 2 adet yumurta
- 1 Türk kahvesi fincanı süt
- 2 tatlı kaşığı tuz
- 200 g beyaz peynir (ben kelle peyniri kullandım)
- 1/2 demet maydanoz
- Üzeri için çörek otu

Yapılışı:

1. Öncelikle patatesleri haşlayın ve ezerek püre haline getirin.

2. Mayayı ılık sütte eritin, az miktarda unla krep hamuru kıvamında bir bulamaç yapın. 15 dk kadar ılık bir yerde bekletin.

3. Geri kalan unu eleyin, ortasına dinlendirdiğiniz karışımı boşaltın. Tuzu kenarlarına serpin. Patates püresini, tereyağını ve 1 yumurtayı da ekleyerek iyice yoğurun. Elinize yapışmayan bir hamur yapın.

4. Hamurun üzerini örterek mümkünse güneşte, değilse ılık yerde mayalanmaya bırakın. Hamur elinize yapışmıyor olsa da sıcakta mayalandıktan sonra beze yapışacaktır (bez nemli de olsa), o yüzden üzerini ya streç filmle örtün ya da kapaklı bir kap kullanın. Ben kapaklı kap tercih ediyorum. Mayalanma 30 dk - 1 saat arasında sürebilir.

5. Bu arada iç malzemenizi hazırlayın. Bunun için peyniri ufalayın, maydonozları incecik kıyın, 1 yumurtanın da sarısını ayırarak akını iç malzemeye ekleyin, karıştırın.

6. Mayalanan hamuru yumurtadan daha küçük parçalara ayırın. Elinize yapışıyorsa ellerinizi ve hamur tahtasını unlayın. Hamuru 10-12 cm çapında açın. İç malzemeden bir kenarına koyun, katlayarak kapatın, hafif bükerek ay şekli verin.

7. Yağlı kağıt serili tepsiye dizdiğiniz çöreklerin üzerine fırçayla yumurta sarısını sürün, çörek otu serpin.

8. Fırını hafif ılıtın, 10 dk da fırında mayalandırın. Ben doğrudan sıcak fırına koydum, çünkü tepsiye sıraladıkça zaten kabardılar. 175 derece fırında 15 dk pişirdikten sonra ısıyı 200 dereceye yükseltin, üzerleri kızarana kadar 15 dk daha pişirin (tarifte verilen ısı ve süre 175 derecede 40 dk).

Tahinli Kek

İstanbul'a yerleşen kardeşim Yılmaz birkaç ufak eşyası için kargo istedi hafta sonu. "Abla bir şeyler de yaparsan çok iyi olur valla" diye de ekledi. Özel bir şey istemiyormuş, ne istersem yapacakmışım. Ama annem de ıspanaklı börek yapsa ne iyi olurmuş hani! Ispanaklar daha çıkmadı hayatım ama ben sana başka şeyler yaparım dedim.

Tahinli Kek Tarifi


Cumartesi günü paketi yetiştirmek için annemle seferber olduk. Araya pazar günü gireceği ve yaptıklarımız biraz bayatlayacağı için üzülerek de olsa koliyi hazırladık. Yılmaz için tahinli kek, patatesli ay çöreği ve elmalı kurabiye yaptım. Onun favori keki çikolatalı ıslak kektir, ama o tür bir kekin 2 gün kapalı pakette sağlam kalmayabileceğini düşündüm, pek güvenemedim. Sonuçta kışın soğuk günlerinde daha "sağlam" bir paket hazırlama niyeti ve sözüyle paketi gönderdim. Umarım 5 dakikadan daha uzun bir sürede afiyetle yerler:)

Tahinli keki dilimleyip kutuya koyarken tadına ucundan baktım tabi. Klasik bir keki özlemişim! Annem benden de fazla özlemiş. Yaz boyunca klasik kek yapmadığımı hatırladım. "Eve de isteriz bu tahinliden!" dedi annem bir parça keki kahvesinin yanında tadarken.

Malzemeler:

  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 140 g eritilip ılıtılmış tereyağı
  • 3 su bardağı un
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket kabartma tozu
  • 5 yemek kaşığı tahin

Yapılışı

  1. Yumurtaları ve şekeri derin bir kaba alıp, mikserle önce normal sonra yüksek ayarda en az 6-7 dk çırpın.
  2. Yoğurdu ve yağı ilave edip çırpın.
  3. Unu, vanilyayı ve kabartma tozunu yavaş yavaş ekleyerek sadece malzemeye karışıncaya kadar karıştırın.
  4. Yağlanmış kek kalıbına hamuru dökün. Ben kelepçeli kalıp kullandım.
  5. Hamurun üzerine tahini gelişigüzel gezdirerek dökün.
  6. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 40 dk pişirin. Fırından aldıktan 10 dk sonra üzerine toz şeker serpin.
Tahinli Kek



Oldukça basit ama çok leziz bir kek oldu. Bu güzel sarı rengi de sanırım köy yumurtaları ve tereyağı verdi. İlk fırsatta bir de çikolatalı kek mi yapsam?