Yaz Salataları


Teşekkür ederim toprak ana!
Tüm gaddarlığımıza, kötücüllüğümüze, hoyratlığımıza rağmen bizden şefkatini yine esirgemedin...
Çocuklarına kıyamadın, bazen cezalandırsan bile kıyamadın. Sadece karnımızı doyurmak için değil, üstelik en sevdiğimiz yiyecekleri sunmak için yeşerdin yeniden, bahar renklerine, yaz sıcağına büründün. Önce çilekler, sonra pıtır pıtır çıkmaya başlayan erikler, derken işte sonunda güneşte kızarttığın domatesleri de getirdin, mis kokan salatalıkları, çıtır çıtır biberleri...
Ve bir ilkyaz kahvaltısında sundun tümünü birden...
Benim annemi aracı ettin, ama senin gönderdiğini anladım bu hediyeleri, sevindim, içim neşelendi.
... teşekkür etmek istedim sana, hepimiz adına!

Küçük keyifler var bu yazıda.
Küçük keyiflerin küçük tarifleri de tabii. Özlediklerim(iz) var bir de... Yeni kitaplar, albümler de var sonrasında..
... çayınız da yanınızdaysa buyrun paylaşalım!

Öncelikle yukarıda görülen fotoğraftan bahsetmek gerek.. Yaz kahvaltılarımızın vazgeçilmezi, kahvaltı salatamızdan yani. Annem yapar onu hemen, ben sofrayı hazırlarken ya da ekmeğin, poğaçanın, artık fırından ne çıkacaksa onun başında beklerken. İki arada hemen yapıverir. Domatesleri doğrar, salatalıkları ve biberleri de, hatta bazen maydonoz dalları da katılıverir bu cümbüşe... Zeytinyağı döker, zeytinyağında daima boldur eli, "anne az yağlı yap noolur!" dememe aldırmaz, "az yağlı olmaz!" der. Üstüne limon suyu eklenir, sonra biraz tuz, pul biber, nane, bazen nane yerine kekik...


Sıradaki!
Üniversitedeki son yılımda ev arkadaşımdan öğrenmiştim bu salatayı. Sonradan zenginleştirdim, çeşitlendirdim ama o yıllarda en basit hali bile favorimdi. Sokağımızdaki fırının şahane ekmekleriyle birlikte yemeye bayılırdım. Garip bir şey belki ama bizim öğrenci evimizden asla eksik olmayan 3 şeyden biriydi maydanoz (diğerleri de limon ve zeytinyağı!) Pazara gittiğimizde yaklaşık 10 demet filan alırdık ve her yemeğin yanına salatasını (salata dediysem, maydanoz, limon ve zeytinyağı üçlüsünden ibaret:) yapar, bir demetini rahatlıkla yerdik. Gece acıkmalarımızda beyaz peynir ve ekmekle de güzel giderdi! Geceyarısı makarnalar, omletler filan yapılır da öğrenci evlerinde, maydanoz salatasını herhalde biz yapardık sadece:) Hala da sınırsızca yiyebilirim bu salatayı, özellikle baklagillerin yanında... Yukarıda gördüğünüz salata ise yoğurtlu ve biraz daha zengin versiyonu; maydanoz, salatalık ve sarımsaklı süzme yoğurttan oluşuyor. Salatalıklar yarım ay doğranıyor, maydanozlar dal dal koparılıyor ve bir güzel karıştırılıyor tümü yoğurda... Klasik yoğurtlu semizotunun maydanozlu versiyonu gibi. En son, sızma gezdiriliyor güzelce, pul biberle süsleniyor...


Ot imparatorluğunun kraliçesi demiştim ben ona...
Müptelaları çok iyi anlar beni. Nasıl sayıkladığımı onu kış boyunca, nasıl sevindiğimi kavuşunca çocuklar gibi!
Deniz börülcesini takdimimdir.
Kendilerinin pazarlara teşrif ettiklerini büyük bir mutlulukla duyururum!

Daha önce tatillerinizde, kıyı lokantalarında minik meze tabaklarında tattıysanız ve özlediyseniz, şimdi onun vakti... Ama evde hiç yapmadıysanız, bilmiyorsanız nasıl pişer bu ot, işim zor... Sizin işiniz değil, benim işim zor, yani anlatmak! Bu otları temizlemek bir kez alışınca hiç zor değildir, sadece birazcık vakit ister sizden. ½ kg deniz börülcesi yeter ilk seferde, ya da 1 bağ diyelim. Yıkayın önce, sonra derin bir tencerede kaynattığınız suya atın, haşlayın. Arada ters yüz edin delikli kepçeyle. Azıcık "yosun kokusu" dolacak mutfağınıza ama olsun o kadar, farz edin ki bir kıyıdasınız da akşam sofrası hazırlıyorsunuz deniz kenarında! Piştiğini anlamak için bir dalı alın elinizi yakmadan, şöyle tırnağınızın ucuyla tutup sıyırın. Sıyırdığınız yerde misinaya benzer bir kılçığı kalır deniz börülcesinin. Kolay sıyrılıyorsa tamamdır, süzgeçe alın süzülsün. Ilıyınca temizlemeye başlayın, birkaç denemeden sonra eliniz alışacak. Benim gibi 1 bağla yetinmeyip 3 bağ birden temizlemeye kalkmadığınız sürece zor değil... Biz böyle bir defada fazla miktarda temizler, buzdolabına kaldırırız. Sonraki günlerde de az miktarlarda taze soslayıp yeriz.

Gelelim nasıl sosladığımıza..
İki seçenek var, daha doğrusu benim yaptığım iki versiyonu var, Tijen abladan öğrendim ikisini de.. Birisi yoğurtlu, diğeri zeytinyağlı-limonlu...


Yoğurtlu versiyonda 1 su bardağı kadar süzme yoğurt, 2-3 diş ezilmiş sarımsak, arzu edilirse rendelenmiş 1 tane domates var. Bu tatlı pembe renge bayıldığımdan ve lezzet olarak da yakıştığından ben mutlaka domates eklerim, ama eklenmese de olur. Haşlanıp temizlenmiş deniz börülceleriyle yoğurtlu-domatesli sosu karıştırın bir güzel. Ya da zarifçe dökün üzerine... En son nokta olarak sızma gezdirin üzerine illa ki...

Bir önceki fotoğrafta görülen versiyonu ise zeytinyağı, limon ve sarımsaktan ibaret... Artık sizin favoriniz hangi versiyon olur bilmem, ben ayrım yapamıyorum.. Ve deniz börülcesi hakkında son (aslında en önemli) notum: Kendiliğinden tuzludur, benim bir keresinde yaptığım gibi unutup da tuz ilave etmeyin!


Salatalarımızı şimdilik noktalayıp biraz da mutfağın dışına çıkalım.
Geçenlerde yeni siparişlerim geldi, keyiflendirdi beni.

Jean Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün EgemenliğiBaudrillard, yaşadığımız "simülasyonlar" çağına getirdiği güçlü eleştirileriyle tanınan bir kuramcı, bir filozof. Bu kitabında da "şeytan"ın bize kurduğu tuzakları anlatıyor, başta televizyon olmak üzere kitle iletişim araçları tarafından şekillendirilen bir dünyada bize sunulan "gerçekler"i sorgulayabilmemiz için bir kapı aralıyor. Doğu Batı Yayınları'ndan...

Walker Percy, Sinema Müdavimi1961'de yayınlandığında, Camus varoluşçuluğunu Amerika'ya tanıtan roman olarak selamlanmış... "Can sıkıntısıyla ruhani bir kurtuluş arayışı arasında bocalayıp dururken, hayatında eksik olan ne varsa sinema perdesinde arayan borsa simsarı Binx'in ironi açısından bir hayli zengin öyküsü, bugün 2. Dünya Savaşı sonrası yazılmış en üstün varoluşçu metinlerden biri olarak kabul ediliyor. (.....) Binx bir "arayış" olasılığı üzerine düşünürken, umutsuzluğa, gündelik hayatın olağanlığına ve dine ilişkin sorular üşüşecektir zihnine. Zira en büyük kabusu gündelik hayatın olağanlığı tarafından yutulmak, yıllara yayılan bir kalıplaşmış düzen içinde "hiçkimse" olup çıkmaktır." Ayrıntı Yayınları'ndan...

Çantamdan CD çalarım hiç eksik olmaz, her yere benimle gelir. Sevdiğim albümler kısa-uzun tüm yolculuklarıma ve yürüyüşlerime eşlik eder. İşte postadan bir de bunlar çıktı..

Leonard Cohen: Ten New Songs
J.S.Bach: Brandenburg Konçertoları 1-6

Cohen'i ilk dinleyişim yağmur altında bir akşam yürüyüşüne tesadüf etti, bu kadar büyülü tesadüf olabilir mi?



Son olarak...
Dün gece bir büyük sanatçı geçti küçük kentimizden. Sevgili Yıldız Kenter, muhteşem kadın, Kent Oyuncuları ile birlikte geldi ve küçük tiyatro salonumuzun küçük sahnesine çıktı...

İnanılır gibi mi? Aydın'ın küçük bir sahnesinde Yıldız Kenter'i izledik!
Yüreğimize işledi, 3 saatlik oyunda zaman su gibi akıp geçti, ne kadar alkışlasak yetmedi, doyamadık!

Selçuk Yöntem ve Demet Evgar da muhteşemdiler.
İyi ki tiyatro var...

29 yorum var:

Derya dedi ki...

Sibel,yaz salatalarına bayıldım. Bizde kahvaltılarımızda ilk bahsettiğin salatadan mutlaka yaparız. Bazen İçerisine kendi kurduğumuz çekirdekleri çıkarılmış yeşil zeytinde koyarız. Kahvaltıda nefis gidiyor gerçekten.Maydanozla yaptığınıda genelde ben semizotuyla yapıyorum seninde dediğin gibi çok güzel oluyor.Son olarak Yıdız Kenteri izlemek çok büyük bir keyif olsa gerek ,çok şanslısın:)
Derya...

Bir tatli serap dedi ki...

Selam
Toprak anaya tessekkür yazindan dolayi seni kutlarim.Bende biraz evvel bahcemden geldim.Insan yeseren her yaprak icin nasil mutlu oluyor.Onlarin büyümesini görmek....bundan güzel bir mutluluk yok.Ben bahari cok seviyorum.........

Sibel dedi ki...

Derya, biz de bazen peynir ekleriz kahvaltı salatasına, bak onu yazmayı unutmuşum:) Tiyatro konusunda da aslında büyük şehirlerde yaşayanlar çok daha şanslılar.. Keşke turneler daha fazla olsa, ilgi öyle yoğundu ki!

Bir tatlı serap, hoşgeldin! Çok teşekkür ederim güzel yorumun için..

Behiye dedi ki...

Sibel, daha kahvaltı bile etmedim ben, ama canım salata istedi, ellerine sağlık, çok iştah açıcı gözüküyorlar. Deniz börülcesininin zeytinyağlısını yazın Ayvalık'ta yemiştim en son. Yine olsa keşke:(

tata dedi ki...

Sevgili Sibel,
salatalar cok güzel, hele deniz börülcesi, yazin gelmesini iple cekiyorum.
Sana tesekkür etmek istedigim baska bir nokta blogunun düzeni. Hergün bakiyorum, yazilarini zevkle okuyorum ve senin linklerinden bir sürü bloglara giriyorum, hepsini öyle güzel derlemisin ki hergün icimden tesekkür ediyorum, bugün yazarak da edeyim dedim.
Sevgiyle kal cici kiz!

Hanife dedi ki...

Beni tam kalbimden vurdun Sibel'cigim. Yazini okumak bile yetti desem buna yalan olmaz. Deniz borulcesini nasil ozledim anlatamam. Sen benim yerime bol bol yersin degil mi. Rezenenin burada o guzelim dallarini kirpiyorlar iyimi, sadece kokunu yiyebiliyouz, ama ben kokunden yapmistim kavurmasini ne hos aromasi olmustu, ellerine gonlune saglik..

Mutfakta Zen dedi ki...

sibelim ben de çarsamba günü pazardan deniz börülcesi aldim iyi mi? zamanlama harika! bir baktim aaaa bir amcada var. buralarda pek olmaz oysa. ama o ne cindir, hindir. bulmus toplamis bir yerlerden!
daha pisirmedim. yarina artik.
tijen

Defne dedi ki...

Sibel, salatalarin arasinda kayboldum, kendimi kaybettim. Hepsi de kabulumdur, hangisi olsa yerim ben:) Ozellikle memleketimin topragi oyle guzel besinler sunuyor ki bize, buralara geldikten sonra daha iyi anlasiliyor. Nasil da bulup yazmissin ozlediklerimi. Ankara'da tiyatro sezonu acildiginda bayram ederdim. Artik dondukten sonra devam:)
Linklerinde adimi gormek mutlu etti beni, tesekkurler.
Sevgiyle.

Adsız dedi ki...

Sibel,

Deniz borulcesini inanmazsin ama burada Baltimore da boyle sosyetik organik sebze meyve satan guzel ama asiri kazik arada bir oylesine gittigim pahali bir supermarkette gordum oglumla Pazar gunu. Almadim cunku emin degildim, ama isminden acaba bu mu deniz borulcesi dedikleri sey dedigimi hatirliyorum. Simdi fotoyu gorunce ah! dedim tamam oymus. Bir ara gidince tekrar mutlaka denemke icin alicam, buraya da California dan gelmis. Adi da Sea bir sey.. Hatirlayamiyorum su an. Zaten adi bana animsatti. Kucuk kutularda satiyorlar. Insallah bir gidisimde gene olursa alip bu senin tarifi denemek istiyorum.

Hakikaten biliyor musun bu nerede nasil yasar neden yosun kokusu???

Bir de bir ara arapsaci nin da fotograflaryip koyarsan cok sevinirim.

Bu arada benden sana basit bir tarif.. Kereviz cocuklugumda annem yaptiginda midesi bulanan ben bu sosyetik marketten $6 a kiyip 2 bas kereviz ladim. Aldiklarimi baska bir blogdan esinlenerek tamamaen baska bir tarif icin almistim ama buzdolabimda patlican salatasindan artmis sosum vardi zeytinyagi-sarimsak-limonsuyu-tuz karabiber.. Temizleyip cigden rendeledim sonra da o artsa kalan sosu doktum ustune. Ben bu salatanin muptelasi oldum diyebilirim. Muthis lezzetli oluyor. Kesinlikle tavsiye ederim.

Bir iki daha not. Kitaplarim dun geldi. 3 beyazsiz tarifler. Ve senin nohut mayali ekmek de var orada!!!

Neyse simdilik bu kadar. Tesekkurler,

Bobby nin annesi

Hülya YILMAZ dedi ki...

Sibel'cim,
keyboarduna ve parmaklarına sağlık... ne de güzel yazmışsın.bu saatte çok iyi gitti.

Sibel dedi ki...

Behiyecim, burada bol bol var, keşke yollayabilsem sana deniz börülceleri!

Tata, çok teşekkürler:) Günlük hayatımda da öyleyim, herhalde bu düzen bloguma da yansıyor, başka türlü rahat edemem ki !

Hanifecim, tamam senin yerine de yerim ben, hiç olmazsa yazıdan keyif almana sevindim yine de. Rezene köklerini kereviz yemeği gibi (ama terbiyeli olarak) pişirmeyi denedin mi hiç? O da çok ilginç bir yemek oluyor, lezzeti mükemmel, denemeni tavsiye ederim.

Tijen ablacım, bize de pek fazla gelmez, gelen birkaç bağı da biz alırız zaten:) Eskiden o da yoktu ya!

Defne, ben de bu güzel yiyecekler hayatımda olmadan çok mutsuz olacağımı düşünürüm hep. İnsanın kendi toprağının verdikleri bir başka olur, seni çok iyi anlıyorum.. Link için rica ederim, blogun keyifli:)

Bobby'nin annesi, deniz börülcesi denize yakın sulak yerlerde kendiliğinden yetişiyor diye biliyorum, tuzlu olması bu yüzden, yosun kokusu da sadece pişerken çıkıyor (yine bu yüzden sanırım). Arapsaçı fotoğrafını da arapsaçı tarifime ekledim, arşivdeki yemekler bölümünden bakabilirsiniz. Kereviz salatasını biz de yoğurtlayarak -ceviz ve havuç ilavesiyle- yaparız, çok güzel olur. Sade hali de güzeldir eminim. Kitabınızı da keyifle okumanızı dilerim:)

Hülya hanım teşekkür ederim, keyif almanıza sevindim:)

Pirtik Evli, Mutlu ve Issiz dedi ki...

Sibel,

Sasirdim, bizde her sabah bu domates salatasindan bulunur da.
Bizde maydonozlar balkondan geliyor tabi.
Borulce ise annemin tekelinde ben yapamıyorum.
Ellerine saglık.

Operim.
Cigdem

evperisi dedi ki...

Salata çok seven biri olarak bayıldım bunlara...
Dün akşam semiz otu salatası yapmıştım ben de sarımsaklı yoğurtlu şahane oldu...
İyi ki bahar geldi...
Her yönden zengin bir mevsim!
Ellerine sağlık sevgili Sibel!

Sibel dedi ki...

Çiğdemcim, herhalde pekçok evde yapılıyordur yaz gelince değil mi:) Balkondan gelen maydanozlar en güzeli!

Şükran, semizotları henüz bize teşrif etmediler ama yakındır:) Bayılırım ben de, özellikle de bol sumaklı domates salatasında!

aycan dedi ki...

merhaba
deniz börülcesi hastalığını çok iyi anlıyorum bende hastasıyım. onun için yazın bol alıp derin dondurucuya koyuyorum. çıkartıp istediğim zaman yiyorum. belki biliyorsundur ama söyleyim dedim.
bende siteme beklerim.
hoşçakal

hatice dedi ki...

Sibelcim, buralara henüz doğal ürünler gelmediğini düşündüğümden domates salatalık almıyordum hiç. Havuç, kırmızı lahana salatasından da fenalık geldi doğrusu. Ama dün senin hazırladığın tabağı ve o güzel yazını okuyunca dayanamayıp minik salatalık ve domateslerden aldım ve senin gibi bir tabak hazırlayıp afiyetle yedim :)
Sevgiler...

Sibel dedi ki...

Merhaba Aycan, biz derin dondurucu kullanmıyoruz, bence özlemenin ve mevsiminde yemenin ayrı bir güzelliği var:) Ama fazla miktarda haşlayıp temizledikten sonra buzdolabında 1 hafta kadar saklayabiliyoruz, azar azar soslayıp yemek güzel oluyor..

Afiyet olsun Hatice, biz de yeni yeni almaya başladık zaten.. Hele annemin son aldığı domatesleri görsen, dalları üzerlerindeydi, öyle güzellerdi ki! Özlemişiz gerçekten değil mi:)

sibella dedi ki...

adascim,adascim,supersin..o ilk salata varya benim hayatimin slatasi,bende teyzemden ogrenmistim ve aynen anlattigin gibi yerdik hep..hele bi de biberler hafiften aci ise,yaninda beyaz peynir ve mis gibi zeytinler olduktan sonra,baska birsey yemesem de olur..harikasin..bu arada ben de otlarla sayende tanisiyorum..isirgan otundan da birsyeler yapiliyor galiba sibel,annemden hatirliyorum da,hayal mi hatirliyorum acaba..sevgiler canim,iyi hafta sonlari olsun..

Sibel dedi ki...

Sibelcim, ısırgan otunu annem böreklere koyar, bizim Aydın'ın meşhur böreğidir hatta:) İstersen sevdiğin diğer yeşilliklerden de ekleyerek, yeşil soğan ve lor peyniri ilavesiyle börek yapabilirsin canım. Canının istediğini de biliyorum, yufka açmana vesile olur mu bilmem? Yapamam dersen, kavurması da yapılıyor ama annem pek yapmaz, çok şahane olmadığından:)) Bir diğer çözüm de kurutmak.. Kurutup çayından faydalanabilirsin, saçlara, cilde ve alerjilere iyi geliyor.

Hande dedi ki...

Ah Sibel ah,

annemlerin Bozcaada`daki yazliginda arka veranda kahvaltilari geldi gecti gozumun onunden (annemin bir evlek minyatur bostanindan tum sebzeler), canim Ege zeytini, Eziine peyniri dahasi tum aile birarada sen-mutlu. Cok ozledim coooooook.Zor bu yeni kitanin sakini olamk bir Akdenizli icin, zor.

erva dedi ki...

Sevgili Sibel salata seven birisi olarak verdiğin bu tarifler beni biran için üniversite yıllarıma götürdü. Hos simdide çok farklı olduğu söylenemez ya neyse... Bizim evde kahvaltının yanında bu tarzda zeytinyağ, maydonoz, kırmızı ve kekiklede lezzetine bir o kadar daha lezzet katan salatalar mutlaka bulunur.

Deniz börülcesi bir egeli olarak en sevdigim yiyeceklerden birisi. Ancak bu taraflarda bulması coğu zaman epeyce zor olabiliyor... Öyle olunca bizde eldeki tariflerle yetinmek durumunda kalıyoruz:)))Sevgilerimle

Sibel dedi ki...

Hande, Bozcaada denince bile burnuma deniz kokusu gelir, bir de sen yazlık ev, veranda kahvaltıları, Ezine peyniri deyince içimi çektim.... şimdi ne güzel olurdu öyle bir yerde olmak!

Erva, evet biz de çok yapardık hala da yapıyoruz, yaz kahvaltılarının bir numarasıdır böyle tabaklar bence:) Deniz börülcesini de bulabilirsin umarım..

Burcu dedi ki...

Demek deniz börülcesi boy gösterdi sizin oralarda. Ah, Sibel'ciğim, nasıl özledim, nasıl bekliyorum bir bilsen. Hep en hassas noktalardan yakalıyorsun midemi:)

Binnur/Nehir dedi ki...

Sevgili Sibel, kızımı az önce uyuttum, kahvemi yaptım bir de baktım ki bir başka kahveciden bana mesaj var :)daldım bloguna.

Hoşbulduk (senin bana yazdıgın hoşgeldin'e karşılık) Döndüm geldim işte bu kitapçılarının yeri belirsiz memlekete :)

Senin kitaplarına bakayım dedim bir de baktım Baudrillard. Yüksek lisansımı Baudrillard takıntılı (ve hatta onun bir çok kitabını çevirmiş ve onunla çeşitli röportajlar gerçekleştirmiş olan) çok sevdiğim ve saygı duyduğum Oğuz Adanır hoca'nın öğrencisi olarak Dokuz Eylül Güzel Sanatlar F'de yapmıştım.
Oğuz hoca'ya öyle böyle değil çok büyük hayranlık ve sevgi beslerim. O dönem baya Baudrillard okumuştuk. Beyin jimnastiği adına ve o değişik hazzı tekrar tatmak adına kütüphanemden senin sayende B. kitaplarını tekrar indirmeye karar verdim.
Bir zamanlar bir dizi film vardı. Uzaydan gelmiş bir kahramanı vardı ki bu Mork ve Mindy değil başka bir TRT dizisi, adam her hangi bir kitabı eliley tırrrrt diye yapraklarını çevirttiriverdiğinde okumuş bitirmiş oluyordu.
Şu aralar o adam gibi olmak istiyorum.
İşin kötüsü İnternt yüzünden kitaplara ayırdığımız zaman da azaldı, ne kötü. Asla ulaşamayacağım- okuyamayacağım binlerce kitap kalaqcak bu dünyada :(
Sagol bu güzel hatırlatma için.

Sibel dedi ki...

Geldiler nihayet Burcucum! Oralara da gelirler, bugünlerde iyi bak pazarlara, bulursun kesin!

Binnur, kahveyi ben ikram etseydim sana? :) Benimle aynı şeyi hissediyorsun sen de demek ki, yani bu dünyadan nice kitabı okuyamadan gideceğim hissini! Ben de çok daha iyi bir okurdum eskiden ama hızım epey yavaşladı son yıllarda malesef.. İnternetin payı büyük, haklısın. Yine de elime aldığım kitapları süründürmekten hiç hoşlanmıyorum, bir an önce bitsinler, ben de yenilerine atlayabileyim istiyorum. Ne kadarına yetişirsek artık.. Yeni çıkanlardan "canımın çektikleri" oluyor, sonra okumanın şart olduğu kitaplar, sevdiğim yazarların yeni yazdıkları, kütüphaneye kazandırılması elzem olan referans kitaplar derken iş büyüyor! Bugünlerde de tekrar kitap siparişi vermeyi düşünüyorum, elimdekileri okuyamadım tabi ama acilen gelmesi gereken bir kitap var:)
Sevgilerimle..

ceyda dedi ki...

Ayyyyyy deniz börülcesi...
Ama olmazki böyle biz nerde bulucaz.Ancak yaz tatilinde Altınolukta bulabiliyoruz.E artık orada pazardan alınacak dönüşte ve istanbula gelecek bizimle napalım.Biraz daha beklemek gerekiyor demekki.Yoğurtlusuda sarımsaklı sirkeliside müthiştir.Evet dediğin gibi ayıklaması biraz zahmetlidir belki ama olsun sonuca değer.Yaz salatası bizdende eksik olmaz.Zaten bende eşimde tam bir salata canavarıyız.Herkese bol salatalı günleeerrrr...

Sibel dedi ki...

Ceyda, İstanbul'da da bulabilirsin bence, Beşiktaş'ta ya da balık pazarında filan belki? Bugünlerde yavaş yavaş çıkıyorlar, ileride daha da çoğalırlar sanırım. Bulamazsan da yazın bol bol yersin tatilde:)

Adsız dedi ki...

sibel,senin yaptigin herseye bayiliyorum.en son yugurtlu deniz borulcesini denedim. tek kelime ile superdi. deniz borulcesine bayilmama ragmen, fazla yag tuketek istemedigimden ve limonlu, z.yaglı ve sarımsaklisos disinda herhangibir sos bilmesigimden almiyordum.ama artik her hafta 7-8 demet alacagım. domates,sarimsak ve rende domates üclüsü nefis oluyor.ben z.yagı eklemeden yaptım.
sana bir sorum var. sekersiz recel nasıl yapilir fikrin var mı?doga markasının seker ilavesiz receline bayiliyorum ve kendim yapmak istiyorum. biliyorsan paylasmani rica ediyorum.sevgilerimle,alev

Sibel dedi ki...

Alev, yoğurtlu deniz börülcesi sahiden güzel oluyor değil mi? Yanında kızarmış ev ekmeği de seviyorum ben:) Şekersiz reçel benim de hayallerimden biri ama malesef henüz bir çözümünü öğrenemedim.. Şekeri az kullanmak reçelin dayanıksız olmasına neden oluyor, elma konsantresi ya da pekmez gibi tatlandırıcılar kullanılırsa da meyvenin kendi tadı gidiyor diye düşünüyorum.. Ama eğer bir yolunu bulursam/öğrenirsem kesinlikle paylaşacağımdan emin olabilirsin! sevgilerimle..