Firik Pilavı




İstanbul'da açılan ekolojik pazarı kıskanırken bir sürprizle karşılaştım... Geçen hafta eve geldiğim bir akşam, odamda bir koli organik ürün buldum! Yine ne sipariş ettiğimi soran anneme "bir şey istemedim ki?" dedikten sonra Sade'nin yeni bir sürpriziyle karşılaştığımı anlayabildim. Ali Bey daha önceki yazışmalarımızda bahsettiğimiz ve burada bulunmadığını söylediğim soya sütünden göndermek istemiş, pakete başka sürprizler de koymuştu. İnce bulgur, marine kuru domates, baharatlar, deniz tuzları, kabak çekirdeği, siyah çay gibi güzelliklerin yanında, en çok sevindiğim şey firik bulguru oldu!

Daha çok Güneydoğu Anadolu mutfağında kullanılan firik, buğdayın henüz yeşilken tarlada yakılması ile elde edilen, is kokulu olmasıyla meşhur bir cins bulgur. Tencerenin dibi yansa sıyırmaya bayılan biri olarak, firik bulgurunun tütsülü tadını çok seveceğimi tahmin ediyor, denemeyi ne zamandır istiyordum. Sonunda, hem de organiğini deneyebileceğim için pek mutlu oldum ve ilk deneme için en güvenilir kaynağa, yani sevgili Tijen ablamın kitaplarına müracaat ettim. Mutfakta Zen kitabında verdiği tarifte, firik bulgurunun tek başına ağır bir tat olduğunu, bu nedenle normal bulgurla karıştırarak pişirdiğini yazmıştı, ben de öyle yaptım. Ancak benim damak tadım daha isli bir lezzeti kaldırabileceğinden, sonraki denemelerimde firik / bulgur oranını 1'e 2 yerine 1'e 1,5 yapabileceğimi düşünüyorum, siz de denerseniz kendi damak zevkinize göre bu oranı değiştirebilirsiniz.

Tarifteki kabuklu mercimek için, kırmızı mercimeğin kepeklisi diyebilirim sanırım:) Yani bildiğimiz mercimeğin kabuklu hali. Aynı onun gibi, sadece daha koyu renkli oluyor. Bizim pazarlarımızda bulunabildiği ve ben tercih ettiğim için annemin bazen aldığı bu mercimekten evde olduğunu görünce sevinerek pilavda kullandım, ancak normal kırmızı mercimek de kullanılabilir. Aynı şekilde, ben bulgurun da kepeklisini ve organiğini kullandım, normal bulgurla da yapılabilir. Tarifte bir de defne yaprağı vardı ama evde her zaman bulunan defne yaprağını her ne hikmetse bulamadığım için kullanamadım. Olsaydı eminim harika bir aroma verecekti.



Malzemeler: (6 kişilik)

- 1/2 su bardağı firik bulguru
- 1 su bardağı pilavlık kepekli bulgur
- 1/2 su bardağı kabuklu kırmızı mercimek
- 2 adet kuru soğan
- 4 diş sarımsak
- 3 yemek kaşığı zeytinyağı
- Deniz tuzu, karabiber
- 4 su bardağı sıcak su

Yapılışı:

1. Öncelikle bulgur, firik ve mercimeği ayıklayarak karıştırın ve güzelce yıkayın. Bir kenarda bekletin.

2. Zeytinyağını pilav tenceresinde ısıtın, küp küp doğradığınız soğanları ve sarımsakları yağda kavurun. Karabiberi de soğanları kavurma sırasında eklerseniz yemekteki mis kokusunu daha fazla duyabilirsiniz.

3. Tencereye suyu ve tuzu ekleyin, varsa 1 defne yaprağı da atın (daha sonra çıkarmak üzere). Su kaynadıktan sonra bulgur, firik ve mercimeği tencereye alın, kapağını kapatın. Ocağı iyice kısarak suyunu çekene kadar pişmeye bırakın.

4. Mis kokulu pilavınızı 10 dk dinlendirdikten sonra harmanlayarak, güzel bir sebze yemeği ile birlikte servis yapabilirsiniz.

Ben sebze yemeği olarak, sevgili Nezaket'in Açık Büfe'sinde geçenlerde paylaştığı tarifle "Acapsandali" yaptım. Gürcü mutfağından olan bu ilginç isimli harika yemeği öğrendiğim için çok da mutlu oldum! Patlıcandan yapılan her yemeği pek sevdiğimiz için annemle birlikte bayıldık, sıklıkla yapacağımız yaz yemekleri arasına girdi. Pilavın yanına da gerçekten yakıştı. Patlıcan severseniz tarif için Açık Büfe'ye mutlaka uğrayın derim!


Acapsandali ve arka planda bol semizotlu ve soğanlı domates salatası!

Pazar kahvaltısında da organik siyah çayı ilk kez demledik. Bizim evin çay "gurmesi" olan annemin yorumlarını aynen yazıyorum:
demlerken: "vallahi nefis kokuyor..."
ilk yudumu alınca: "işte çay!"ikinci yudumda: "yıllardır arayıp da bulamadığım gerçek çay bu!"
Eskiden içtiğimiz çayları hiçbir şeyle karıştırmadan doğrudan paketinden koyar demlermişiz de tüm evi çay kokusu sararmış... Sonra çaylar bozulmuş, bir daha o kokuyu, o lezzeti bulamamışız. Şimdi her yeni çıkan markayı belki budur umuduyla deniyormuşuz da olmuyormuş. Envai çeşit çayı harmanlayarak, tomurcuklar ekleyerek demlediğimiz çaylar bile bir türlü tam istediğimiz gibi olmuyormuş. Kısacası biz aradığımız çayı bulmuşuz, bundan sonra başka çay içmezmişiz! Annem ince bellisiyle tam 5 bardak içtiği çayı o kadar övdü ki, greyfurt suyum bitince ben de kocaman sarı kupamı hevesle doldurdum ve gazeteleri kucaklayıp balkona çıktım. Çay gerçekten güzeldi! Ben "o eski çayları" bilmediğim için ve zaten çaya çok düşkün olmadığım için annemin yorumlarına fazla bir katkıda bulunamayacağım, ama çay tiryakilerine organik çayla mutlaka tanışmalarını öneririm. 

Geçelim bu sabahki ofis kahvaltısına!
Soya sütü ile nihayet tanıştık... Vejetaryen olduğumdan beri, yani 5 yıldır soya ürünlerine meraklı olsam da, evde kolayca üretilir ve her yerde bulunur ürünler olmadıklarından beslenme alışkanlıklarım arasına giremediler maalesef. Herkesin bildiği soya yağı, soya sosu ve soya ununu ayrı bir tarafa alırsak, soya proteinin piyasada daha çok bulunan formu eti ve kıyması. Onlarla daha önce tanışıp çeşitli soteler ve ızgaralar denedim ama açıkçası her defasında bana eti çağrıştırdıklarından severek yiyemedim. Ben de pek çok vejetaryen gibi ete ve kıymaya "alternatif" arayan biri değilim sonuçta. O yüzden benim için "et, kıyma" gibi isimler bile itici olabiliyor! Soya sütü ise sevimli bir isim:)

Görünümü ve kıvamı süte çok benziyor, tadı ise kendine özgü ama süt yerine kullandığınızda, mesela bir kase müsliyle birlikte çok da aykırı bir tat değil. Ben bu sabah kahvaltımı işte böyle bir kase organik müsli içinde soya sütü ve bir porsiyon taze çilekle yaptım. Aslında her sabah buna benzer bir tabak hazırlıyorum kendime, bu sabahkinin farkı sadece soya sütü oldu. 1 litrelik paketi sadece müsliyle 3 gün içinde bitiremeyeceğim için belki kalanıyla tatlı yaparım diye düşünüyorum. Sütün kullanıldığı her yerde kullanılabiliyor, neden olmasın? Süt ürünleri tüketmeyen bir vegan olsaydım bu tanışma sonucunda hayatım kurtuldu bile diyebilirdim:)


Son bir notum da organik tahıl ve kuru bakliyatları saklamak konusunda olacak. Gerçi genelde minik paketlerde satıldıkları için alıp hemen kullanılabilirler ama olur da paketi açıp yarım bırakırsanız kısa bir sürede minik canlılar da onlarla tanışabilir! Bu onların naturelliğinden kaynaklanıyor tabii ki, ağzının tadını bilen sadece biz miyiz:) Daha önce annemin aldığı bir paket kepekli bulgurun bu akıbete uğradığını görünce dün öğleden sonra kolları sıvadık ve yazların sıcak ve kurak geçtiği bu memlekette başka bir saklama yolu olmadığı için tüm tahıl ve bakliyatları gruplandırarak mini buzdolabımıza doldurduk. Güzel bir temizlik oldu, en önce pişmesi gerekenleri de bize hatırlattı. Sanırım önümüzdeki günlerde bol bol domatesli bulgur pilavı yiyeceğiz. Buzlu ayranla birlikte, bir de yanında salata olursa, şahane yaz yemeğidir!

Düşünüyorum da... Bizim kuşak, yani 70'lerde doğanlar, çocukluklarında doğal gıdalarla beslenme şansına sahip olan son kuşaktı. Maalesef yitirmeye başladık bu şansı. Hormon, radyasyon, ne kadar yapay aroma ve katkı maddesi varsa 80'li yıllarda girmedi mi hayatımıza? Neyse ki çabuk fark ettik bedenimize ve dünyaya verdiğimiz zararı. Yapay yiyeceklerin cicili bicileri paketlerine pek itibar etmemeye, organik ürünlere ilgi göstermeye, bütçemiz elverdiğince onları tercih etmeye ve bu sayede çocukluğumuzda hatırladığımız lezzette yemekler yemeye başladık. Bundan sonra doğacak bebekler annelerinin sütünden sonra organik mamalarla tanışacaklar, gerçek meyve ve sebzelerin pürelerini yiyecekler diye umuyorum.. Anneler bilinçlendikçe çocuklar daha sağlıklı ve mutlu büyüyecek.
Kısacası benim umudum var...
... toprak annemiz bize küsmedi, küsmeyecek de!

30 yorum var:

evrenbal dedi ki...

Bana nedense bu ekolojik pazar ya da organik urunler basligi altinda satilan gidalar sanki gercekten de kanser olmamizi onleyecek ya da daha saglikli yasamamiza sans verecek seylermis gibi degil de, tamamen satis politakasi gibi geliyor. Istanbul'da solunan hava, yasanan stres, pasis sigara iciciligini de dusunursek ne yersek yiyelim sonucta bir yerlerden olumsuz mutlaka etkileniyoruz gibi geliyor bana, tabi yaniliyor da olabilirim. :)

tata dedi ki...

Sevgili Sibel,doga bize küs degil ki biz onu hoyratca kullaniyoruz. Benim fikrim de bunun satis politikasi oldugu yönünde. Hernekadar kendimde dogal ürünler satan magazaya sik sik gitsem de kendi kendimi aldattigimi biliyorum. Cünkü her tarla ayni zararli günes isinlarina ve asitli yagmurlara acik. Unutma ki bencillik ve daha fazla para kazanma hirsi tüm topraklari mahvetti. Allah herkese acik zihin versin ve sonumuzu hayir etsin.
Herseye ragmen yemeklerin harika, canim bulgurlu mercimek cekti. Olsun organik olmasin, gene de yapacagim.
Sevgiler.

Mutfak Robotu dedi ki...

Biz İzmirliler olarak organik gıda çeşitleri açısından ne yazık ki yeteri kadar yararlandığımızı düşünmüyorum. Market raflarında topu topu birkaç çeşit ve 1-2marka dışında başka ürün bulmak imkansız. Yada belki de ben dopru noktalarda aramıyorum, bilemiyorum.
Senin sayfanda rastladığım zaman Sade'ye mail attım ama bunun gibi diğer organik gıda üreticileri ne yazık ki öğrenmek bilmek isteyn vatandaşa ilgisiz kalıyorlar..:(
Biz yine elimizdekilerle yetineceğiz anlaşılan...

Sibel dedi ki...

Sevgili Evren, olumsuz etkilere her yerden açığız elbette, haklısın. Zaten organik gıdalar da mucize yaratmıyor, sadece onlarla beslensek bile (ki bu imkansız gibi birşey) çok uzun yıllar sağlıklı yaşayacağımızın garantisi yok. Ama en azından bedenimize muadillerinden daha sağlıklı şartlarda üretilmiş gıdalar almış oluyoruz. Yediysen eğer lezzetlerinin de çok farklı olduğunu biliyorsundur. Bu nedenle ben destekliyorum organik ürünleri. Diğer yandan, satış politikası olarak bakılırsa fiyatların yüksekliği beni de rahatsız ediyor açıkçası. Biraz daha yüksek bedel ödemeyi anlayabiliyorum ama bu "biraz", "çok fazla" olabiliyor, bundan rahatsızım.

Sevgili Tata, ben kendini aldatma olarak bakmıyorum ama belki biraz olsun vicdan rahatlatma olarak düşünüyorum. Bir de dediğim gibi gerçekten lezzetliler.. Herşeye rağmen yemekler güzeldi yani:) Sana da afiyet olsun şimdiden!

Zeynep, burada 1-2 çeşit bile yoktu, şimdi Kipa'da birkaç raf ayırmışlar neyse ki. Yine de yeterli değil elbette, fazla çeşit ve alternatif yok. Sade'ye mail atıp bu yazımın linkini vereceğim, gelen yorumları da okuyacaklarına eminim. O yüzden herkes düşüncelerini, yorumunu ve eleştirilerini yazarsa çok iyi olur diye düşünüyorum, doğrudan bir üreticiye iletmiş oluruz fikirlerimizi. Belki onlar da eleştirileri ve talepleri yanıtlarlar...

Papatya dedi ki...

Sibelcim,
tesadüfün böylesi! Benim de ancak dün gece yarısı tamamlayıp yayınladığım yemek de senin kırlı kızartması ile, Nezaketin Gürcü yemeği arası bir lezzet. Ben de sizlerin tariflerine link vermiştim. Bir de bakarım sen de Gürcü yemeğini yapmışsın zaten :) Organik ürünler açısından burada, Giritte şanslıyız. Pekçok yerli ve ithal ürün satan en azından 4-5 dükkan var bu şehirde. Sevgiler...

munevver dedi ki...

Sibelcim,eline sağlık.Organik ürünler pazarına bu hafta gidebileceğim.Gezerken seni düşünürüm.

meral dedi ki...

Sibel,

Hr ne kadar Antalya bir sera ve dolayısı ile hormon-zirai ilaç ceneti olsa da yazın eskiden yediğimiz (ve ben yazın Adapazarı'na gittiğimde halen annemin bahçesinden yediğimiz) domatesler pazara çıkıyor. Gerçekten nefisler. Sadece ekmek domates, zeytinyağı ve biraz da tuz ile bir öğün geçebiliyor. Özellikle benim - ilk defa bir satıcıdan duyduğum- pempe domatizlerin tadına doyum olmuyor. Bundan başka bazı dar gelirli teyzelerin bahçelerinde yetiştirdiği patlıcan, kabak, maydanoz, nane, biber gibi bazı denemelerimden de iyi sonuçlar aldım. Üstelik de organik ürünlere verilen kadar para ödemeden...

Ama bazen de pazarda neredeyse bir şeftali kadar irileşmiş çilek görünce de sinirleniyorum.

Neyse, yine de bir çok ülkeye göre şanslıyız gıda açısından...

sevgiler
meral

sibella dedi ki...

son bolumde harika bir sekilde noktayi koymussun sibelcim,dilerim dedigin gibi olur,biz sansliydik ben hala ananemin tapteze sagdigi sutu hatirliyorum,uzeri nasil da kaymak toplardi..simdi bu sehirde bakiyorum da,bazen ok da kiziyorum burdaki ozellikle yabanci annelere,cocuklarina hep hazir,kizartma agirlikli yemkler yedirdikleri icin,,dislerine baksan bile gorebilursin inan ki,sagliklarini..dedigin gibi buralarda da mis gibi pazarlar var,organik urunler,kullananlardan gordugum kadari ile egitimli insanlar..biz anne acisindan cok sansliydik,cok sukur ki,dilerim yeni nesilin anneleri de ayni senin bahsettigin sekilde iyi bakabilirle evlatlarina..sevgiler

Sibel dedi ki...

Papatyacım, ne güzel tesadüf olmuş değil mi? Bundan sonra patlıcan yemekleri sık pişer artık! Tam da en lezzetli zamanları. Mesela bu Gürcü yemeği var ya, kalanını ertesi gün fırında azıcık ısıtarak yedim, daha bir güzelleşmişti, lokum gibiydi inan ki! Senin patlıcan hikayene de bayıldım, haklısın, hiçbir eksiğin yok ki orada! Pazar fotoğraflarını gördükçe imreniyorum bile bazen:)

Münevver, hepsinden almasan bile o güzel sebzeleri meyveleri kokla mutlaka olur mu? :)

Meral, yazmayı unutmuştum, annemin bu hafta köylü bir amcadan aldığını söylediği kocaman domatesler vardı, kahvaltıda dilimlemiştik onlardan. İnanır mısın buram buram toprak kokusu aldık her lokmada! Ben böyle bir domates yediğimi hiç hatırlamadığını söyledim hatta anneme. İnsan "gerçeğini" yiyince sahtesini daha iyi anlıyor değil mi:) Yine de şanslıyız, haklısın!

Sibelcim, o sütleri o kaymakları bilmez miyim! Dediğin gibi 1 parmak olurlardı neredeyse, ekmeğe sürüp balla yerdik küçükken! Şimdi de mandıraya köyden gelmiş süt alıyoruz ve kaymak yine oluyor ama kesinlikle eskisi gibi değil.. Normal tabi, hayvanların yediği ot, içtiği su bile eskisi gibi değil ki?
Sevgilerimle..

mom dedi ki...

blogunuzu webstats4u kayitlarini incelerken kesfettim link vermis oldugunuzu gordum ve tesekkur etmek istedim:) keyifli yazilardan olusan bir blogunuz var, bir blog arkadasi daha edindigim icin cok mutlu oldum...

Adsız dedi ki...

merhaba

Soya kıyması hakkında yazılanlara aynen katılıyorum. Banada eti hatırlattığı için hiç sevmedim. Ama vejeteryanlar için ne kadar önemli olduğunu bildiğimden geçenlerde kurusuyla salata yaptım ve hoşuma gitti. Ben tadı ete benziyor diye mantar bile yiyemiyorum. Benim vejeteryanlığım doğuştan çünkü. Et kokusuna bile tahammülüm yok. Sen 5 yıldır vejeteryanmışsın. Sen demi tadını sevmiyorsun yoksa bilinçli bir tercih mi? Maalesef ben yaşadığım şehirde organik ürünler bulamıyorum.Kırıkkaledede bir organik pazar kurulsun isterdim.

FATOŞ

allevk dedi ki...

ben ekolojik ürünlere pek inanmayanlardanım. sağlıklı beslenmeye çalışırım ama, aman aldığım herşey ekolojik olmalı da demem.ama, o kadar güzel yazıyor ve o kadar keyifli sunuyorsun ki, ben de heves edip denemeye çalışıyorum senin tariflerini.burda sadece city farm'ın ürünleri sınırlı oalark var ama, buldugum en kısa zamanda manş fasulyesi deneyeceğim. ben soya sütünü pek sevmedim, midemi bulandırdı bile diyebilirim, ama musli ile tekrar deneyeceğim.Gerçekten sana teşekkür ederim, beni heveslendiriyorsun bu ekolojik beslenme konusunda.

Sibel dedi ki...

Yonca, ben de sizin blogunuzu tesadüfen (daldan dala atlarken:) keşfetmiş ve keyifle okumuştum arşivi. Takip ediyorum. Sevgiler...

Merhaba Fatoş, benim tercihim bilinçli sayılmazdı pek, içimden geldi birden. Yani önce et yemeyi bırakıp daha sonra vejetaryenliği öğrendim ben:) Tek bir nedeni yok aslında ama en büyük nedeni hayvanları yeme düşüncesine tahammül edemeyişim sanırım. Soya kıymasını da yemek zorunda değilsin sevmiyorsan, onun yerine bol bol bakliyat ye, aynı kapıya çıkar. Mesela haşlayıp buzluğa attığın bakliyatlardan her gün salatana koyarsan protein eksikliğin olmayacaktır. Yumurta yiyorsan haftada en azından birkaç tane yemeye çalış. Gerçi zaten bunları biliyor olmalısın:)

Alev, ben de elimden geldiği kadar yapıyorum zaten, kimi ürünleri bulamadığım için, kimisini de fiyatı çok fazla geldiği için almıyorum. Yine de seni heveslendirdiğime mutlu oldum:) Maşı seveceğini düşünüyorum, bir de organik bulguru özellikle tavsiye ederim, tereyağlı domatesli bir pilavını yaparsan lezzet farkını göreceksin! Soya sütünü müsliye koyduğunda istersen birazcık da pekmez ya da bal ekle, daha tatlı olursa sevebilirsin.

Isil S. dedi ki...

Merhaba Sibel,
ben vegan besleniyorum ve soya sütünü cok seviyorum. Soya sütüyle sütlü tatlilar da yapabilirsin.
Sevgiler,

Nezaket dedi ki...

Surekli alisveris yaptigim market nihayet organik gida bolumu acti. Simdilik cok cesitli urun getirmeseler bile ben yinede cok memnunum. Tabi fiyatlari organik olmayan gidalara gore oldukca yuksek ama olsun. Her zaman olmasada ara ara almakta fayda var diye dusunuyorum. Patlican yemegini denedigine ve begendigine cok sevindim. Ellerine saglik, link verdigin icinde sana ayrica cok tesekkur ederim. sevgilerimle

Mutfakta Zen dedi ki...

sevgili evren'in dedikleri bir anlamda dogru. zaten sadece dogru beslenmek kanserden korunmak için yeterli degil ama paketin bir parçasi bana kalirsa. daha sakin, daha huzurlu, daha temiz yerlerde yasama arzusu belki de dogal ürünlerin kullanimiyla artar. belki de romantik bir yorum benimki!
sibelim ellerine saglik. ben de antep'ten firik almistim. hem de yeni mahsul. daha kullanmadigimi farkettim artik dönüste.
(sen evde soya sütü yapmadin mi daha önce? zor degil biliyorsun..)
tijen

Sibel dedi ki...

Işıl, paketin üzerinde 7-10 gün yazıyormuş tüketme süresi olarak, sonradan gördüm. O yüzden acele etmiyorum ama tatlı da aklımda:)

Nezaket, ben de öyle düşünüyorum, dün yine 2 paket organik müsli aldım mesela:) Benim asıl ihtiyacım kuru meyve aslında, çünkü onlara güvenemiyorum ne şartlarda kurutulduklarına filan, renkleri bile normal gelmiyor. Ama yeterince çeşit yoktu, bir günkurusu kayısı bile göremedim rafta.. Tarifin için ben sana teşekkür ederim asıl, biz cidden çok sevdik, hele ertesi gün lokum gibiydi patlıcanlar!

Tijen ablam, senin bu kardeşin çok tembel.. Düdüklü tencere kullanmaktan da ödü kopuyor üstelik, iyi mi? O vicdansız soyalar da başka türlü pişmiyor ki?! Romantik yorumuna aynı romantiklikle katılıyorum bu arada!:)

evrenbal dedi ki...

Sibelcim ben de baslarda duduklu tencere kullanamiyordum ozellikle esim evde yokken hic elim gitmiyordu. Ama kullandigin duduklu guvenilir bir markanin duduklusu ise (duduklude kesinlikle ucuza kacmamak lazim, kullanilan metalin iceride olusan basinca dayanabilmesi acisindan oldukca kalitelisinden ve cidar kalinliginin buyuk olanindan kullanmak gerekir) hic korkmadan kullanabilirsin. Benimki Fissler marka ve ustunde cift emniyet icin cift subap var o yuzden artik korkmadan kullanabiliyorum ve bence oldukca pratik her anlamda.

evrenbal dedi ki...

Bu arada ilk yorumumdan yanlis anlasilmis olmayayim, ben senin sayfani hayranlikla takip edenlerdenim, hatta ilk takip ettigim bloglardan biri bu. Hem anlatim tarzin, hem tarifler hepsi birbirinden guzel. Ben de saglikli seyler yemeye calisan biriyim. Ozellikle baligi, sebzeleri evden eksik etmeyen biriyim. Keten tohumunu, hashas tohumunu sikca her kullanabildigim yerde kullaniyorum. Ama organik oldugu icin bulgura ya da pirince degerinin 3 kati odemek bana makul gelmiyor ve aradaki fiyat farkina da degdigine dusunmuyorum. Bunu saglikli yasamak icin tercih edenlerin yanisira, sirf "trendy" bulduklari icin organik pazarlarda dolasan, orada satilanlardan alanlarin oldugunu da biliyorum, ve benim karsi oldugum bu ikinci grup :)

Sibel dedi ki...

Evrenciğim yanlış anlaşılacak birşey yok ki? Elbette herkes kendi yorumlarını ve düşüncelerini yazacak, paylaşacağız ki birbirimizden birşeyler öğreneceğiz. Hem ben seni gayet iyi anladım:) Düdüklü tencere konusunda verdiğin bilgiler için sağol, inanır mısın anneme yıllar önce Almanya'dan gelen düdüklü tencereyi kullanıyoruz biz, kimbilir kaç yıllıktır? Eski bir model ama tabi oldukça sağlam. Yine de benim endişemi herhalde ancak şu yeni modeller, çift emniyetliler filan giderebilir. Hayattaki birkaç fobimden biri mutfak kazalarıdır çünkü! Mesela biber bile kızartamam ben, yağ sıçrama korkusuyla:))
Sevgilerimle canım..

evrenbal dedi ki...

Sibelcim, almanyadan gelen bir duduklu tencere kullaniyorsaniz, hic tereddut etme, onlar gayet dayanikli cikiyor. benimkini de kayinvalidemler 20 yil once almanyadan donerken almislar ogullari icin. ayni marka su anda da ayni sekilde tencere uretiyor, teknoloji hic degismemis sadece disindaki suslemeleri degistirmisler, bir de kapak rengini. Ben tefaldense yirmi yillik alman markasini tercih ederim. Nedense ben isinamadim tefale. zaten utumu de sevmiyorum o yuzden :)

BAHARCICEGI dedi ki...

bIZ BU KONUDA SANSLIYIZ ALMANYADA HANGI MARKETE GIDERSENIZ GIDIN HEPSINDE BULABILIRSINIZ ORGANIK ÜRÜNLERI VE SEBZE MEYVALARI;TALEPTE OLDUKCA FAZLA;ARTIK HERKES SAGLIKLI BESLENMEK ISTIYOR;
HTTP77WWW:BLOGCU:COM:BAHARCICEGI

BAHARCICEGI dedi ki...

aDRESIMI YANLIS VERMISIM:
HTTP77WWW:BLOGCU:COM:BAHARCICEGI

Onur dedi ki...

artık türkiye'de de gerek büyük marketlerde, gerek küçük dükkanlarda doğal ve organik ürünleri bulmak mümkün. soya sütü, soya peyniri (tofu), doğal vitaminler vb. her türlü ürün, şimdilik nişantaşı, bağdat caddesi, cihangir gibi semtlerde ve yakında her yerde rahatlıkla bulunabilir olacak. internet üzerinde de bu ürünlerin satışını yapan pek çok site mevcut, www.naturey.com vb.

taner dedi ki...

Bu tip organik ve sağlıklı ürünleri satın almak için yeni bir site buldum: damakzevki.com

Deniz dedi ki...

www.naturaturk.com da Sade Organik ürünlerinin tamamını bulabilirsiniz.

Organik Gida Marketi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Organik Gida Marketi dedi ki...

Merhaba,
Son zamanlarda yaşanan dogal değişimler nedeniyle canlılarda yaşanan farklılıklar,bitkilerede yansıdı.Ya saçma sapan sebzeler ortaya cıkmaya başladı,yada tatsız tuzsuz..Bizde son 10 yıldır kendi üretimimiz olan ve lokal bölgelerde yaptığımız Organik Tarım'ı web ortamına taşıdık ve tüm Türkiye'nin kullanımına sunduk.En azından bir kere denemenizi ve tatmanızı tavsiye ederim.Gerçek lezzetlere,eski tatlara ve artık burnumuzun,beynimizin unuttuğu kokulara dönem zamanı geldi..
Selamlarımla
Cem Tokbay
http://www.organikgidamarketi.com

hevesli dedi ki...

HEVESLI organik urunler konusunda yasadigim yerde sadece organik domates bulabiliyorum tadi cok guzel daha uzaktan mis gibi kokuyor kendim secerek aliyorum onun disinda birkac organik urun var ama emin olamiyorum sadeorganik ismini hep duyuyorum fakat hic gormedim keske gorme deneme sansimiz olsa bazi firmalar blog yazarlarina deneyip sonuclari paylasmalari icin koliler gonderiyor cok iyi oluyor su aralar sinangil unlarini deniyor ve sonuclari paylasiyorum ayrica digerleride var tabiki bu arada yazilara verdiginiz olgun cevaplar dikkatimi cekti bazi blog sahipleri en kucuk bir soruya elestiriye dayanamiyor ve kisileri lanse ediyor baskalarida anlamadan kotu yorumlar yaziyor karsi taraf olgunsa asla muhatab olmuyor blogunuzu cok seviyorum tariflerinizin hepsi birbirinden guzel ayrica kitaplardan haber vermeniz cok iyi oluyor

Sibel dedi ki...

Sade Organik ürünleri büyük marketlerin organik ürün reyonlarında bulunabiliyor, bunun dışında ekolojik pazar ve dükkanlardan bulmak mümkün. Güzel sözleriniz için de teşekkür ederim:)
Sevgilerimle..