İstanbul Lezzetleri-1



İstanbul'dan kalan tatları Ege'ye döndüğümde paylaşacağımı düşünmüştüm... Oysa yine İstanbul'dayım, üstelik bu kez konuk değilim!

Bulduğum ilk fırsatta siteyi güncellemek istedim. O kadar çok şey birikti ki... Bu birikim bir yandan iyi oldu çünkü ne zaman tekrar mutfağa girmeye başlarım, henüz bilmiyorum. Bu arada da paylaşacağım pek çok tarifim var. Her ne kadar taşınma telaşında yeni fotoğraflarımı CD'ye aktarıp ofisteki bilgisayardan silerken bir kısmını tamamen yok etme becerisini göstermiş olsam da, kurtarabildiklerime seviniyorum (insanın bilgisayar kurdu bir kardeşinin olması bu durumlarda çok işe yarıyor!) Tabii bu arada pek çok güzel fotoğraf da gitti ama canımız sağolsun değil mi? Nasıl olsa artık buradayım:)

Ayvalık sonrası evde geçirdiğim bir hafta boyunca durmadan film izlemiştim. Üye olduğum film kiralama dükkanlarının ikisinde de izlemek istediğim film kalmamış, hatta marketlerin promosyon sepetlerinden "kurtardıklarımı" da izlemiş ve uzun süren filmsizlik döneminin acısını çıkarmıştım. Derken Yılmaz aradı ve "Daha gelmeyecek misin abla? biz açız!" dedi:) Durur muyum? İstanbul'a ilk bilet böyle kesildi...


İstanbul'da olmak...
Yani zamanı yakalamaya çalışarak peşinden koşmak..
Yani bazen çok yorulmak..
Ama kimi anlarda kendini bir otobüs camından kentin siluetini hayranlıkla seyrederken yakalayıp "seviliyor bu kent işte, her şeye rağmen" demek!

O kadar hızlı geçti ki günler..
Yılmaz'ın Beyoğlu'ndaki evinden birkaç dakikada İstiklal'e inmek rüya gibiydi. Daha önceki gelişlerimde ancak birkaç saat kalabildiğim bu caddede artık istediğim kadar gezebilirdim. Gezdim de!

İlk günlerin heyecanıyla ne kadar kitapçı, pasaj, sahaf, kahveci varsa hepsine girildi çıkıldı, her yer karıştırıldı, her şeye bakıldı! Sonra yavaş yavaş sakinleşildi, alışıldı...


Kadıköy'e ayırdığım bir günde, ne zamandır merak ettiğim Çiya Sofrası'na gittim. Düşlediğim kadar güzel ve ilginç yemekler vardı. Hepsini merak da etsem, sanırım o an çok aç olduğum için gözüm felafel ve humus ikilisinden başka bir şeyi görmedi. Yaz sıcağına aldırmadan bu Çiya klasiklerini sipariş ettim. Benim yapmayı bir türlü beceremediğim felafel demek böyle bir şeymiş! Bir de sıcak olsaydı kimbilir nasıl olurdu? Humus ise sade bir şekilde servis edilerek beni şaşırttı. Lezzetine diyecek yoktu ama benim humus tarifime gelen yorumları düşününce Çiya'dan epey süslü bir servis beklemiştim açıkçası:)

Fotoğraf makinemin pilleri bitmek için uygun zamanı buldu ve Çiya'da malesef sadece tek kare çekebildim. Üzüldüm, çünkü yemek sonrası yediğimiz kabak tatlısı ve taze ceviz tatlısını görüntüleyemedim! Ama tahin+ceviz sosuyla servis edilen nefis kabak tatlısını sevgili Başak'ın Çiya'yı anlattığı yazısında görebilirsiniz. Kabak tatlısına zaten düşkün olan arkadaşım, Çiya'ya ilk kez geldiği için epey hayıflansa da ben taze ceviz tatlısını daha çok sevdim. Kısacası biz de çoğunluk gibi Çiya'dan keyifli ayrıldık. Diğer lezzetlerini de bir gün tatmak umuduyla birlikte tabii...


İstanbul tatilinin en güzel gününü Asmalımescit'te geçirdim. Sevgili bir arkadaşımla birlikte güzel kahveler içtik, güzel sokaklarda yürüdük, güzel İstanbul'u çektik içimize... Düş gibiydi! Cumbalı eski evler, dar sokaklar, yokuşlar, antikacılar, sahaflar, sokak kahveleri... Çukurcuma'da, İskeçeli'nin Kahvesi'nde Türk kahvesi... Yanında buz gibi bir bardak su, içinde bir kaşık sakız reçeli!


Kumbaracı Yokuşu'nu inip Tijen ablamın bahsettiği Küçük Kurabiye Dükkanı'nı bile bulduk hatta. Adı gibi küçücük, sevimli bir dükkan! Kahveli, zencefilli, tarçınlı, kakaolu, fıstıklı kurabiyelerinden ikişer tane aldık kesekağıdında. Ben en çok üstlerine birer kahve çekirdeği batırılmış kahveli kurabiyeleri sevdim.

Yorgunluğun ve içilen onca kahvenin üzerine akşam saatlerinde "Zencefil" iyi geldi! Kazınan mideler için kimi zeytinyağına batırılan, kimine otlu tereyağı sürülen tahıllı ekmekler ve yanında salata... Ama en güzeli hesapla birlikte getirdikleri minik kişnişli şekerlerdi. Onlardan Hacı Bekir'de de gördüm sonradan.

Sonraki günlerde Asmalımescit'teki Sokak Kahvesi'ne de sık sık uğradık. Yılmaz'ın arkadaşları çalışıyordu orada. Sonra bir gün hemen yanındaki restoranın "Şimdi" olduğunu fark ettim. E fark edilir de uğranmaz mı? Annemin kesinlikle "pişmemiş bu" diyeceği kadar al dente (ama bence harika) makarnalarından yedim, üstüne de Darjeeling çayı içtim. Bahis konusu olacak olan da makarnadan çok çay zaten!



Tam da o sıralarda okumakta olduğum Çayın Kültür Tarihi'nde yazar Stephan Reimertz'in övgüyle bahsettiği, hatta dünyanın en iyisi dediği Darjeeling çayını menüde görünce heyecanlanmıştım. Hindistan'ın yüksek dağlarında yetiştirilen bu çayın tomurcukları özel olarak tek tek elle toplanıyormuş. Sadece 3-5 dakika süren demlenmenin ardından bakır rengini verince de bekletmeden hemen içmek gerekiyormuş. Çünkü yapraklar demlenmeye devam ederse özelliklerini yitiriyorlarmış.
Yazara göre iyi çay demlemenin en önemli kurallarından biri bu zaten: Demlenen çayın içinden çay yapraklarını hemen çıkartmak ve yeterli süreden daha fazla demlenmesine izin vermemek... Ben bunu eve dönünce hemen uygulamaya başladım. Demlenen çayı süzerek hemen porselen demliğe aktarıyorum. Bu şekilde ilk bardaktan son bardağa kadar aynı lezzetini koruyor. Tabii ilk bardaktan sonraki bardakları gitgide daha fazla seven annem gibi demli çay tiryakileri için bu yöntem çok ideal olmayabilir:)

Sonuç olarak, ben Darjeeling çayıyla tanışmaktan mutluluk duydum ve kitabımın son sayfaları eşliğinde keyifle yudumladım. Lezzeti konusunda yorumum şudur ki ben bu mis kokulu çayı her gün ve her saat içebilirim!

Çaydan söz açılmışken, içtiğim bir başka güzel çay daha var bahsetmek istediğim...


Tijen abla ballandırarak anlatır da, Japon kafesi Bunka'ya gidilmez mi hiç?
Aranır, bulunur, kimseler yokken güzel fotoğraflar çekilir ve nefis bir çay eşliğindeki yeşil çaylı profiterollerin tadı çıkarılır!


Profiteroller öyle hafifti ki.. Yumuşacık bir hamur, az şekerli bir dolgu kreması, üzerinde ne bir sos, ne bir fazla süs. Sadece pudra şekeri ve nane yaprakları. Bir gazetede Japonların hep böyle hafif tatlılar tercih ettiklerini okumuştum. Ama bir profiterolün bu kadar hafif olabileceğini düşünmemiştim!

Çayın Japon kültüründeki yeri malum.. Kulpsuz fincanlarda servis ediliyor ve iki elle kavranarak içiliyor. Yanında servis edilen iki renkli kıtır kurabiyeler de yeşil çaylıydı sanırım ve çok lezizlerdi. Bir de demliğin kapağını kaldırınca şu görüntüye bakar mısınız lütfen?



Kokusunu alabildiniz mi bilmem ama ben bu fotoğrafa baktıkça o şekerli kokuyu duyabiliyorum.
İstanbul'daki tatil sabahlarında genellikle dışarıda yaptım kahvaltılarımı. Zira ev halkı çoğunlukla benim uyandığım saatlerden birkaç saat önce uyumuş oluyordu:) Bu sayede daha önce blog komşularımdan dinlerken ya da sevdiğim köşelerden okurken içimi çektiğim pek çok lezzetle tanışma şansını yakaladım. Bulgar'ın kaymaklı kahvaltısı, Kızılkayalar'ın tostları, Lades'in menemeni, Saray Muhallebicisi'nin sahanda yumurtası ve menemeni, Sütiş'in su böreği ve kaymaklı kahvaltısı yakalayabildiğim lezzetlerdi.



Kahvaltılarımın ardından çoğu kez günün gazetesini okumak üzere kahve dükkanlarından birine ya da kitapçı kahvelerine gidiyordum. Türlü çeşit kahve denedim elbette:) Siz de kitapçı kahvelerini seviyorsanız Mephisto'da mola verdiğinizde kakaolu, sütlü, bol köpüklü özel kahvesini deneyin derim.



Bu arada sevgili blog dostlarımdan Burcu'yla tanışma şansım da oldu! Burcu'yla telaşlı koşuşturmaların arasında kısacık bir buluşma ayarlayabildik. Hiç yetmedi ama en kısa zamanda tekrar buluşup kahve içmeye söz verdik. Burcu'nun beni götürdüğü Limonlu Bahçe, Galatasaray'ın biraz aşağısında çok sevimli bir yerdi. Minderlere kurulup sohbet ederken o cheesecake ve limonatasının tadını çıkardı, ben de cevizli ve peynirli, bol nar ekşili salatamın... (ama bir fotoğraf çekmek ikimizin de aklına gelmedi değil mi Burcucum?)

Ve ah.. Gezi Pastanesi!



Çikolata krizi gününüzde gidip çikolatalı pasta yiyin orada... Böyle bir sacher yiyin mesela, kayısılı. İlaç gibi gelecek! Bana öyle geldi:) Türkmenciğimin "serum gibi" dediği cinsten bir lezzet bombası... En üstteki iki fotoğraf o lezzetli anlara ait işte. Çıkarken kasanın yanında duran Selanik gevreklerinden de aldım bir paket. Bol fıstıklı gevrekler gerçekten çok özel, hani hep evde bulundurmak isteyeceğiniz, ama fazla dayanmayacak türden. Nitekim benimkiler de birer ikişer derken fazla dayanamadılar.


Eminönü de ziyaret edildi elbette. Ama Pazar günü gidebildiğimiz için Mısır Çarşısı'nı gezemedik. Biraz sokakları arşınlayıp, Galata köprüsü altında bir kahve içip geri döndük. Olsun, artık vakit çok:) Kısacık gezimizde en azından Darjeeling çayını orada bulabileceğimizi öğrendik ve tesadüfen Antep kahkesine rastladık. Bunlar da kısa günün karıydı işte! Kahkeler bana fazla yağlı geldiyse de Yılmaz bayıldı. Ona kek çörek vs. olsun zaten! Satıcının dediğine göre hafta içi gelseymişiz daha çok çeşit olurmuş. Bir de bu kahkeler 1 ay dayanıyormuş. Bizim aldıklarımız 1 gün dayandı o başka:)


Kitap alışverişini son ve hüzünlü günlere bırakmıştım. Kafa karışıklığı günlerine demeliyim belki de! Bu kışı da küçük kentte geçirebilirim düşüncesiyle sahafları talan ettim. İşte bu kitap dağı da ele geçirilenler! Hüznü dağıtmanın en iyi yolu kitap almak ve sonra kendinize kahve ve tatlı ısmarlamaktır. Öyle yaptım. Ama hüzün dağılmadı. Tekrar İstanbul'a dönmeye karar verdiğim o tuhaf akşama kadar da içimde oturdu kaldı...

Ve işte buradayım.
Daha valizlerimi bile boşaltmadım. Yapılacak çok şey var, hem de çok... Olsun! Yavaş yavaş her şeyi yoluna koyacağım elbette. Ne zamandır gezemediğim blog komşularımı ziyaret edeceğim, maillerimi temizleyeceğim vee.. biriken tarifler de yavaş yavaş gelecek.
.. Eylül'ü ne kadar sevdiğimi daha önce söylemiş miydim?

40 yorum var:

ycurl dedi ki...

Ah Sibel,
Butun yazini buyuk bir zevkle okudum. Konu Istanbul olunca ve universite yillarim orada gecince bir anda hersey farklilasiyor sanki. Dunya uzerinde pek cok sehir gordum ama hala derim ki Istanbul rengi, kokusu, havasi, karmasasi, cuncunasi ile benim siralamamda hep birincidir.

Adsız dedi ki...

Merhaba Sibel,
O kadar çok şey biriktirmişsin ki kısacık kısacık geçmişsin hepsini. Daha doğrusu hepsi o kadar keyifli ki, kendimi hangisine odaklayacağımı şaşırdım. :)
Bizim için de çıkar İstanbul'un keyfini...

Zeynep SÖL E.

Yeşim'in Mutfağı dedi ki...

Ben de bütün yazıyı bir çırpıda okudum ve ah istanbul! dedim. Özlemişim valla, ama sen ne iyi yapmışsın her yeri gezmişsin fotoğraflar çekip bizlerle de paylaşmışsın. Daha gidilecek çok yer var, benim yerime de bol bol gez olur mu sibelcim?

yemekvebiz dedi ki...

Pes yani Sibelim , ne cabukta dolasıverdim bir cırpıda bunca yeri:)
Dur bir hele yavas yavas yaz bize, hangisini okuyacagımı hangisine bakacagımı sasırdım:)) Canımmmmm herseyin hayırlısı olsun hakkında saglıkla yasa oralarda ve bize seslen emi,
Cok optüm seni

Figen

pastaci dedi ki...

Sibelim Kahvecim aşkolsun..

o kadar dolaşmışsın, bloglardan tanışmışsın..hani ben hani ben ??
en çokta o güzelim Sacher'i bensiz nasıl yedin ona yanarım :(

durumlar böyle işte, telefon bekliyorum..

elcinin_mutfagi dedi ki...

Hosgeldin Sibel yazini büyük bir keyifle okudum..ne güzel yazmissin öyle.Resimlerde bir harika ama en cokta Sacher istahimi kabartti:)
Ahh istanbul:) bende daha yeni tatilden döndüm sayilir ve istanbula doyamadim diyebilirim..Resimleri görünce makinam olsaydi bende böyle cekerdim iste diye bir ic cektim valla ne yalan söylim:))neyse ki artik makinam ve ben burdayim:)

Adsız dedi ki...

Merhabalar Sibel,

hoşgeldin...ya ne çabuk buraları dolaştın.seninle görüşmeyi gerçekten çok isterim.istediğin zaman arayabilirsin.bakalım bu keşmekeşte kendini nasıl bulacaksın.herşey gönlünce olsun.belki doğum gününü birlikte kutlarız.sevgilerimle...meral demirbaş

Derya dedi ki...

Ben Eylül'ü hiç sevmem ama sizin yazılarınızı okumayı tariflerinizi uygulamayı çok severim :))
Ben İstanbul'da yaşıyorum ama uzun zamandır işten eve - evden işe şeklinde yaşıyorum. Unutmuşum burada ne kadar güzel lezzetlerin ve mekanların olduğunu.
Siz hatırlattınız teşekkür ederim.

tata dedi ki...

Sevgili Sibel'cigim, demek sonunda sen de büyük sehir belediyesi sinirlari icine giriverdin. Hayirlisi olsun, mutlu ol, hersey gönlünden gecirdigin gibi olsun. Tüm gezdigin yerleri not ettim, ben de o sinirlar icerisine (fakat sadece GEZMEYE) girersem, ayni turu yapmak isterim, öyle güzel anlatmisin ki...
Sevgiyle kal

Zeynep dedi ki...

Sibel cim,
Hos geldin, sefalar getirdin.. Senin gozunden Istanbul'u okumak ne kadar da guzel.. Ciya, Gezi, Cafe Bunka, Zencefil,digerleri ve henuz yazilmayanlar.. Gittigimiz, keyifle yedigimiz, ictigimiz, sohbet ettigimiz yerler.. Senin yazin, fotograflarin sayesinde iyiki varlar dedim tekrar ve icim neseyle doldu bu sehirde oldugum icin.. Tum bu guzellikleri hatirlattigin (ve eminim daha nicelerini hatirlatacagin icin:) tesekkurler.. Iyiki bu sehirdesin.. Sevgiyle.. Zeynep

Margot dedi ki...

Nerdeyse her güzel yere gitmişsin, insanın gezme isteği kabarıyor okudukça. İştahı hiç saymıyorum bile! İstanbul'dayız bize de bekleriz hep, biliyorsun değil mi Sibelciğim? :)

Adsız dedi ki...

sibel neler oluyor. nasıl yani istanbulda mısın...gelmicek misin...senin adına sevindim ama ne bileyim şaşırdım...doğru mu?mail at bari haberini alayım...ben tatildesin diye düşünmüştüm ama iş başladı...sen istenbuldasın.yok yok sen gitmişsin baya ya...

buket dedi ki...

isimsiz olan benim sibel buket...

Sibel dedi ki...

Ycurl, kesinlikle aynı fikirdeyiz:)

Merhaba Zeynep, bunlar ancak bir kısmıydı, dediğim gibi pekçok fotoğraf da silindi! Keyifli olmasına sevindim:)

Yeşimciğim, evet ne çok yer var değil mi? Bakalım ne zaman düzenimi kurup yeniden gezmeye başlayabileceğim! Gezdiğim yerleri de paylaşırım yine..

Figenciğim çok sağol! Herşeyi birden anlatmaya kalkınca böyle oldu:) Ben de seni öpüyorum.

Burcucum, senin mailini aldığımda evdeydim canım. İstanbul'a toplam 3 yolculuk yaptım, başım döndü artık! Aklımdasın, ilk fırsatta seninle şöyle güzel bir pasta ve kahve keyfi yapacağız:) Sacher tam senlik bişeydi bu arada!

Elçin sen de hoşgeldin! Epeydir senden de haber alamamıştım, iyi ki yazdın. Keyif almana sevindim, sacher şu an benim de burnumda tütüyor ama:))

Meral, kent romantikleri böyle herşeye birden atlıyor işte:) Daha da çoook yer var gidip görmek istediğim!

Rica ederim Derya, ama İstanbul'a da hakkını vermek lazım, değil mi? Arada sırada güzellikleri de yaşanmazsa kahrı çekilir mi büyük kentlerin?

Tatacığım evet aynen öyle oldu, nasıl oldu hala anlamış değilim! Daha alışamadım, sanki akşam annemin yanına gidecek gibi hissediyorum hala! Artık "gezmeye" geldiğinde sen de tadını çıkarırsın bu güzelliklerin:)

Hoşbulduk Zeynepcim, böyle sıcak karşılamalar olunca daha bir mutlu oluyorum geldiğime! Sağolasın.

Biliyorum Margot! Dur dur senle tanışacağız daha:) Harika bişey bu!

Buketcim, arayamadıklarımdan birisin:( Çok üzgünüm haber veremediğim için! Öyle bir telaşla taşındım ki.. Detayları yazarım sana. Kocaman öpüyorum şimdilik..

ceyda dedi ki...

Ah o kadar güzel anlatmışsınki...Hele istiklali.Benimde en gözde mekanımdır.Sokaklar arasında kaybolarak yürümek.Yeni yerler keşfetmek ve gerçektende eylülde oraları dolaşmak kadar haz veren başka bir şey daha varsa oda mis gibi bir kahve kokusudur heralde.Hoşgeldin memleketimize.Kimbilir belki bi yerlerde kesişirse yollar yada belkide görmüşüzdür birbirimizi.
İyi şanslar diliyorum.Herşey gönlünce olsun, hayallerini gerçekleştirirsin umarım.

evrenbal dedi ki...

oyle guzel anlatmissin ki sibel.. tatilde istanbula doyamadigimi farkettirdin bana.. ne acı.

derya dedi ki...

yazı ve fotoğraflarınızı kaynak belirterek dergimizde yayınlayabilir miyiz?

http://www.derja.com/

Online Dergi

editor@derja.com

Hülya YILMAZ dedi ki...

İstanbul'daki yaşamında başarılar ve mutluluklar dilerim. Herşey gönlünce olsun.
Hep mutlu ol, mutlu kal.

ece arar dedi ki...

güzel bir istanbul dilerim sana. kısa zamanda keyfini bu kadar çok çıkardığına göre, uzun zamanlar daha da yarayacaktır sana. ne güzel...

Adsız dedi ki...

Merhaba Sibel ,
Istanbul özlemimi hep gittiğim yerleri anlatarak iyice kabarttın diyebilirim :( Çiya daki kabak ve ceviz tatlılarından Hatay'dan getirtip Londra'ya bile kilo kilo getirdiğim olmuyor değil açıkcası , o muhteşem tad kaçırılmaz gerçekten. Bir haftadır İstanbul'dan çocukluk arkadaşım burda, sürekli dışardayız o nedenlede yazını yeni okuyabildim, buraya gelsende beraber birde kahve içsek dedim , ben de tam bir kahve delisiyim,evde her türlü aromalı kahve var ama arkadaşım içmiyor , eşimse klasik tadlardan hoşlanıyor yani ben yine kendi kendime içiyorum hepsinden :) Inan bana yazdıklarını okuduktan sonra keşke orda olsaydımda tanışsaydık dedim, zaten muhtemelen günün bir saatinde bir yerde karşılaşır , belkide yan yana geçerken gülümserdik birbirimize kim olduğumuzu anlamadan ama malesefki çok uzaklardayım Düşkent İstanbul'dan çoookkkk.... Çok özledim çokkkkkk.....

Sana tekrar iyi şanslar İstanbul'da , güzel İstanbul'da...

Sevgiyle ,

Yasemin

bocuruk dedi ki...

Sibel'ciğim merhaba,
Hürriyet Pazar'ı bi açtım ki ikinci sayfadaki haberde seninle ilgili bölümde resmin var tam da hayal ettiğim gibi birisin. İnsan aklından bir tip çiziyor ister istemez görmeden tanıştıklarına...
Bu arada İstanbul' da gezdiğin yerleri o kadar güzel anlatmışsın ki. İstanbul' a giderken bu kısmın çıktısını yanımda götüreceğim tabii ne zaman olur bilemiyorum :(

Papatya dedi ki...

Sibelcim,
diliyorum ki İstanbuldaki yeni hayatın, -belki de yeni bir işin?- hayırlı olsun, sana hep mutluluklar getirsin. Bu kadar kısa sürede ne kadar çok şey yapmışsın, ne çok yer gezip, ne çok şey tatmışsın. Ama İstanbulda daha tadına varacak ne lezzetler vardır kimbilir... Hepsinin gönlünce tadını çıkaracağından eminim.
Sevgiler,
Papatya

evperisi dedi ki...

Yeni işin ve iş günün hayırlı olsun sevgili Sibel...
Görüntüler muhteşem...
Özellikle de kayısılı ve çikolatalı olan pasta...

zuhalyalcin dedi ki...

Merhaba Sibelciğiiim,
Pazar kahvaltımı sayenizde çoook keyifli geçirdim nerdeyse hafta da bir kez kahvaltı yapabilen ben yanında okuduğum gazetem veee sizlerin güzel güler yüzleri beni çok mutlu etti yeni mamalar ve başarı haberlerinizin devamını diliyorum;))
SEVGİYLE KAL...

burcukusu dedi ki...

Sevgili Sibel,
hoşgeldin İstanbul'a.Ne güzel anlatmışsın ve ne güzel değerlendirmişsin ilk günlerini.Doğma büyüme istanbullu biri olarak özendim doğrusu...
İstanbul'un sana mutluluk getirmesi dileği ile...
Tanışmak ümidi ile...
Sevgiler...

munevver dedi ki...

Sibelciğim,siz blog arkadaşlarımı gazetede görmek çok güzeldi.Tebrik ediyorum.
Bu arada İstanbula gelmişsin.Fırsatın olursa beklerim.Sana yeni hayatında başarılar,sağlıklı,huzurlu günler diliyorum.

pastacipapatya dedi ki...

merhaba,

ben blogunuzun hayranlarindanim...bugün hürriyeyyeki bloglar ile ilgili yaz1y1 okudum...gururlandim...ayrica sizin cesaretinizi tebrik ederim...yeni bir sehirde yeni bir hayata baslamak muhtesem...sanirim hürriyette genel md.sekreteri oldnuz yaziyordu...dogru mu bilmiyorum...merak ediyorum...ben de cesaret istiyorummmmmmmm.....sevgimle

tontontombo dedi ki...

Sibelcim, İstanbulda inşallah herşey gönlünce olur, orada da yemek denemelerine devam değil mi? Dün hürriyette resmini gördüm:))
Bu arada ayvalık güler pastanesine gittim, senin sakızlı kurabiyen çok çok daha güzel, açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı kurabiyeler, damla sakızının kokusu belli belirsizdi, çok da orjinal bulmadım, ama lor tatlısına yanında dondurmasıyla bayıldık... Onun tarifini nerde nasıl buluruz?

misir dedi ki...

sibell,

Ben de ist.'dan gitmek istiyorum, küçük bi sahil kasabasında yaşamak istiyorum ve de aksam beni annem karşılasın istiyorummmm.......

Sibel dedi ki...

Sevgili Ceyda, Hülya hanım, Ece, Şükran, Zuhal, Burcu, Münevver, hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim güzel dilekleriniz için!

Evrencim, doyulmuyor zaten, çünkü hiçbir zaman bitmiyor!

Derya hanım, ilginize teşekkürler ama başka bir web sayfasına malesef izin veremiyorum.

Sevgili Yasemin, burada olsaydın gerçekten de bir yerlerde karşılaşabilir, o güzel kahvelerden içebilirdik birlikte. Ama hayat bu, belli mi olur, hiçbir şey imkansız değil!

Bocuruk, düşündüğün gibi olmak güzel:) İstanbul'a da en kısa zamanda gelebilirsin umarım.

Papatyacım, bunlar daha hiçbir şey değil! Ama şu da var ki, gezerken tatildeydim:) Normal rutin içinde bu kadar gezme fırsatı olamıyor. Düzenimi bir kurayım da, zaman yaratmaya başlarım ben yine..

Pastacı Papatya, çok teşekkür ederim. Evet, doğru:) Cesaret birşeyler değişmeden mutlu olamayacağını anladığında kendiliğinden geliyor aslında. Sadece doğru zamanı beklemek gerek belki de. Ben de senin için en iyisini dilerim.

Tontontombo, henüz yemek yapamıyorum, daha doğrusu yeni tarif deneyemiyorum diyeyim. Ama biriken tarifleri yayınlayacağım sırayla. Kurabiye hakkında Murat Bey (pastane sahibi) de aynı şeyi söylemişti ama Güler'in kurabiyeleri de lezzetli geliyor bana. Lor tatlısı ne muhteşem değil mi? Onun da tarifini bulamasak bile bir benzerini yaparız herhalde:) Deneyeceklerim arasına koyayım şimdilik, bakalım ne zaman fırsat bulurum?

Mısır, alışmaya çalışıyorum zaten, söyleme böyle şeyler:)

pastacipapatya dedi ki...

sibelcim tekrar merhaba,

cevab1n icin cok cok tesekkurler...
Evet cevabin icin de:)))ayni meslektenmisiz ki ist.da hala ayni görevdeysen...ben de adanadayim ve ist.u cok seviyorum...belki bir gün karsilasiriz...
bir de ortak konu var MUTFAK::)))
istedigin diledigin hersey seninle olsun....
sevgimle,

pastacipapatya dedi ki...

sibelcim yine merhaba::)))
ben ''Git'' dergisini bulamiyorum...nas1l bulurum ???
yardimci olabilirsen cok sevinirim...
simdiden tesekkürler....

Margot dedi ki...

Tanışalım tabii, buradayım beklerim ben ;)

Tuz ve Biber dedi ki...

Sibelciğim,
unutma ben de İstanbuldayım canım. Nerede ikamet ediyorsun bilmiyorum ama benim iş yerim Taksimde ve bir öğlen sana yemek ısmarlayıp sohbet etmek isterim. Lütfen çekinme olur mu?
Telefonumu özeline bırakıyorum. Benim için büyük bir zevk olur canım..Bu arada herhangi bir konuda yardıma ihtiyacın olursa beni arayabilirsin
Sevgilerimle Evren,

Mutfakta Zen dedi ki...

yeni memleketinde her günün sevinç ve yeni bir heyecan içinde geçsin tatli kardesim! güzel haberlerini bekliyorum. istanbul'da yakalanacak daha çoook lezzet var degil mi ama? hadi yerles de sana ziyarete geleyim..

Sibel dedi ki...

Pastacı Papatya, teşekkür ederim:) Git Dergisi'ni Adana'daki büyük kitapçılara sorabilirsin (vardır öyle yerler değil mi?) Ya da gazete-dergi satışı yapan ana bayiye sor, çünkü küçük bayiler getirtmeyebiliyor.

Çok sevinirim Margot! İşleri yoluna koyar koymaz yazarım sana:)

Evrenciğim çok teşekkür ederim ilgine. Sana yazacağım birazdan!

Sahi bir de o var değil mi? Yani sen geldiğinde seni misafir etmek! Yaşasın! Bir an önce düzenimi (ve mutfağımı) kurmalıyım ben. Güzel dileklerin için sağol canımın içi.
Sevgilerimle..

ahimsas dedi ki...

Sibel hoşgeldin, hoşluklar getirdin,hoşluklarınla geldin... İstanbul aşığı benim gibi birine bile parmak ısırttın anlattıklarınla... Bu kadar kısa zamana bu kadar güzelliği sığdırabilmene de hayran kaldım. İstanbul'a senin gözünden bakmak ayrı bir keyif. Artık buradasın demek, çok sevindim...

dilek dedi ki...

Sibel hayatinda degisen seyler icin ve olmasini istedigin seyler icin hersey gönlünce olsun diyorum! Sevgiler

Sibel dedi ki...

Hoşbulduk Ahimsas! İlk günlerin heyecanı da diyebiliriz, şimdi biraz sakinleştim:)) Daha doğrusu başka şeylerle uğraşıyorum, yerleşebilmek gibi! Ama niyetim mümkün olduğunca haftasonlarında bu güzel şehri keşfe çıkmak. Ve tabi keşiflerimi burada paylaşmak..

Sevgili Dilek, çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle...

Adsız dedi ki...

sibel cim bu sırada ankara özlemin de var galiba ben ankara da oturuyorum ankara ya geldiğin zaman umarım bi kahve içeriz sibel