İstanbul Lezzetleri-2


Biriken İstanbul lezzetlerini paylaşacağıma söz vermiştim. Bu sabah arşivimdeki fotoğrafları uzun süredir beklettiğimi (ve blogu da epeyce ihmal ettiğimi) fark edip fotoğraflar ve anılar daha fazla eskimeden yazmaya karar verdim. İstanbul hep yorgunluk ve stres demek değil ya? İşte buyrun İstanbul lezzetleri, bölüm iki!

Kanlıca yoğurdu ile başlayalım.
Şimdi bu üzerinde pudra şekeriyle iştah açıcı görünen yoğurdu tadınca annemin evde yaptığı yoğurttan daha özel bir lezzet alamadım desem ne dersiniz? Seveni vardır muhakkak, mesela yan masaya oturan iki hanım yarımşar kilo yediler afiyetle:) Ama diyeceğim odur ki Kanlıca'da yoğurt yemenin benim için anlamı, eski güzel İstanbul'a dair ve maalesef anılarda kalmış bir lezzet olması. Ben o eski güzel sütlerden yapılan, pembemsi rengiyle efsane olmuş yoğurda yetişemeyen kuşaktanım. Bana düşen bu kadarıydı işte, denizin içindeymişim duygusu veren o eski kıyı kahvesinde oturmak, güneşli bir Pazar öğle sonrasında denizin çalkantılarına dalarak şimdinin Kanlıca yoğurdunu kaşıklamak... Ballısını ve reçellisini denemedim, ama yoğurt gibi yoğurt sade haliyle bile yenen, üstüne şeker istemeyendir derim.


Karşıya geçtiğim bir hafta sonunda Üsküdar'daki Kanaat Lokantası'nda yemek yedim. Önden güzel bir mercimek çorbası, ardından da nefis bir lahana sarması... Bolca limonla birlikte. Kanaat, İstanbul'un en eski (73 yılık) ve pek çok lezzetiyle meşhur esnaf lokantalarından biri. Gerçi bugün esnaf lokantasına benzer yanı pek kalmamış, ama yine de o ruh az da olsa hissediliyor. Orada doğup büyümüş izlenimi veren insanlar çalışıyor mesela:) Ne istediğinizi anlıyor ve çabucak masanıza getiriyorlar. Benim gittiğimde tam yemek vakti olduğu için oldukça kalabalıktı, yine de servisleri hızlı ve sorunsuzdu.


Yemekleri konusunda daha fazla birşey diyemem ama şu fırın sütlaç için hayatınızda bir kere olsun yemelisiniz diyebilirim.

Dışarıda yediğim hiçbir sütlü tatlıda gerçek süt kokusu almamıştım, daha doğrusu almadığımı bu sütlacı yediğimde anladım. Sütleri özel çünkü, Çekmeköy'deki kendi çiftliklerinden geliyormuş, başka süt kesinlikle kullanmazlarmış.

Kanaat'e tekrar gelip diğer zeytinyağlılarla birlikte başka tatlıların da hatırını sormayı düşünüyorum:) Üste çay ikram etmeyi de ihmal etmiyorlar.
Üsküdar'da, Selmanipak caddesi no 25'te..



Ben kentin pek çok lezzet noktasına yakın oturan şanslılardanım. Mesela "mahallemde" Sütiş'in bir şubesi var:) Sütiş'in muhallebileri, ağızda eriyen su börekleri, kaymaklı kahvaltıları daha önce beni mest etmişti. Soğuk bir akşamüstü ise sahlebinin ne kadar lezzetli olduğunu keşfettim. Sahlep sevenler bilir her yerde sahlep içilemeyeceğini.. Sütiş, içilecek yerler listesinin en başına rahatlıkla eklenebilir. Ben öyle yaptım! Tarçınla birlikte zencefil de serpiyorlar üzerine. Meğer zencefil ne çok yakışırmış sahlebe?

Puslu ve soğuk bir başka akşamda, Samatya'daydım. "İkinci Bahar" diye bir güzel dizimiz vardı hani bizim eskiden... İşte o zamanlardan beri merak ederdim Samatya'yı. Doğrusu hayal ettiğim gibi bulmadım, Şener Şen'in canlandırdığı ustanın yorgun ve hüzünlü akşamlarda oturup düşündüğü o kocaman meydan, otopark gibi kullanılıyordu çünkü. Hatta bir an tanıyamadım Samatya'yı bu yüzden...

Yine de Yedikule'ye doğru ilerledikten ve eski lokantalardan birinde birkaç ufak zeytinyağlı tabağından oluşan bir yemek yedikten sonra, Samatya'nın dar sokaklarındaki ufacık bir çay ocağında sedire oturup demlenmesini bekleyerek tazecik çay içmek güzeldi... Hatta Samatya nedir derseniz işte bu çaydır derim...


Özünde esnaf lokantası olup, esnaf lokantasına benzer yanı kalmamış bir başka lokantaya daha, Hacı Abdullah'a uğradım bir Beyoğlu akşamında. Bu asırlık lokantanın seveni de sevmeyeni de çokmuş. Ama sonuçta mutfağımızın klasikleşmiş güzel yemeklerinden yiyip karnınızı çok güzel doyurabileceğiniz bir yer. Ortamı ve fiyatları esnaf lokantası ayarında değil ama benim gibi çok acıkmışsanız ve son zamanlardaki geçiştirmelerinizin ardından sağlam bir yemeğe ihtiyaç duyuyorsanız rahat koltuklarına oturup kendinize böyle kocaman bir zeytinyağlı tabağı söyleyebilirsiniz. Başka meşhur yemekleri de var tabi ama malum, benim yiyebileceğim yemekler değil onlar.


Yemeğin yanına nar suyu istedim ve ne kadar iyi yaptığımı anladım. Gerçi Sultanahmet'teki İmren Büfe'de içtiğim ve buruk lezzetini unutamadığım nar suyu ayarında değildi kesinlikle (araya bir lezzet anekdotu daha düşüldü böylece!) ama iyi geldi.

Son olarak da keşkül... Burada mutlaka keşkül yemek gerek, fıstıkla yapıyorlar! Tadına doyamıyorsunuz, zaten büyük olan porsiyon yetmiyor, tabağı sıyırmak falan istiyorsunuz:)


İstanbul, tepelerinden bakınca daha bir "aziz", daha bir güzel!
İşte aziz İstanbul'a Yuşa Tepesi'nden baktım bir de...

Anadolu Kavağı'na giderken bir an artık İstanbul'da olmadığınızı, yollara düşmüş Karadeniz'e doğru gitmekte olduğunuzu zannediyorsunuz. Hele de vakitlerden sakin bir ikindiyse, gün batımına doğru gidiyorsanız! Üşüyorsunuz tepelere çıktıkça ama arabadan inivermek, yürümek... yürümek de istiyorsunuz.

Yuşa tepesinde ne mi var? Türbenin huzurlu sükuneti, civarda oturan kadınların el emeklerini sergiledikleri ufacık bir pazar yeri, bir de işte böyle bir manzara var...


Anadolu Kavağı'na aslında sessizlik ve sakinliğe ihtiyaç duyulan bir zamanda, mümkünse bir hafta sonu sabahtan gitmek gerek... Her ne kadar bilenler eski tadının kalmadığını söylese de ufak bir kıyı kasabası çünkü burası. Sokaklarında uzun uzun yürümek, havadaki kış kokusunu içine çekmek, simit-çayla kahvaltı etmek, balıkçı lokantalarına uğramak, Ceneviz Kalesi'ne çıkıp oradan Karadeniz'i doyasıya seyretmek gerek...

Ben ne zaman ordaydım dersiniz? Tam da bir dolunay doğarken!
Günbatımında Kale'ye çıkıp işte böyle bir Karadeniz manzarasıyla karşılaşınca gözlerime inanamadım. Fotoğraf makinesi gökyüzünün o anki rengini ne kadar yansıtabildi bilmiyorum...



Aşağıdaki fotoğraf, Anadolu Kavağı'nda o akşam bir kır kahvesinde çekildi. Kale'den inince, oklarla işaret edilmiş çay bahçesine yönelmek yerine uçurum kıyısında karikatür gibi duran ufacık kahveye girmiştik. Soba yanıyordu içeride, çok üşümüştük, canımız kahve istiyordu ve çantamda kurabiyeler vardı. Saat 5'ti henüz ama elektrikler kesilince küçük kulübe kapkaranlık oldu. Masaya bir bakkal mumu getirdiler:) Sıcacık kahve, taze kurabiye ve bir kış ikindisinde İstanbul...

33 yorum var:

zeynepyemekbiz dedi ki...

sibelcim, ne guzel yerlere gidipde bizler icin goruntulesmissin hepsine teker teker uzun uzun baktim, benimde Istanbul'um geldi sanirim :))
Dunyanin hicbiryerinde bu kadar guzel bir sehir oldugunu dusunmuyorum hele boyle guzel lezzetlerin.
Ne iyi ettinde paylastin bizimle.
Cok mutlu oldum inan.
Sevgilerimle.

Adsız dedi ki...

BU ŞEHİRİ HEM OKUMAK HEM DE YAŞAMAK BAŞKA BİRŞEY
ESKİLERDEN TATLAR ARAMAK
AZ DA OLSA BULMAK...
BENİM EN SEVDİĞİM ŞEYLERDEN BİRİ İSTANBULUN İSTANBUL OLDUĞU ZAMANLARI ANLATAN VE BUGÜNLERDE ONLARI BULAN İNSANLARI DİNLEMEK,OKUMAK...

NİLGÜN

kuzine dedi ki...

merhaba;
çok özlemişim güzel yazılarını, bu gün o eski yazılarındaki tadı yakaladım. (Mutluluğun fotoğrafı)
Dün Tijen bu gün sen aldın götürdün beni, bu arada İstanbul'a göç artacak böyle güzel yazmaya devam edersen :)

yeliz dedi ki...

merhaba, sık sık ziyaretine geliyorum. 10 senelik bir istanbul macerasından sonra çok yakında gerçek aşkım izmire dönüyorum. öyle mutluydum ki aslında, taa ki yazını okuyana kadar... bu güzel şehirden kopmanın sandığım kadar kolay olmayacağını farkettirdin bana.
sevgiler

Sibel dedi ki...

Zeynep ablacım İstanbul'u gelenleri İstanbul'a getiriyoruz:) Bir gün gelirsen birlikte de gezeriz inşallah!

Sevgili Nilgün, eski İstanbul'un tadını ben de her yerde arıyorum, bazen buluyorum da! İstanbul eskiden daha cömertmiş o tadı sunmakta değil mi, artık gizliyor sanki, elinde kalanları korumak istiyordur belki de kimbilir?

Kuzineciğim sevindim keyif almana. Göç artsın istemem valla, ama burada mutlu olamayanlar gidebilsin, gelmek isteyenler de gelebilsin isterim:)(belki o zaman İstanbul da daha rahat bir kent olur değil mi?)

Yeliz seni üzmedim inşallah? Ama "gerçek aşkına" dönmen daha güzel yine de.. Son zamanlarının tadını çıkarmayı unutma olur mu:)
Sevgiler...

NİLAY dedi ki...

merhaba Sibel ;
yazdıklarını okuyunca İstanbul burnumda tüttü...Herkes İzmir e hayran...ben İstanbul a...öyle zengin bir şehir ki İstanbul...ruhu var şehrin...bambaşka...çok özledim ,yazın çok hoş olmuş ,yaşama sevinciyle doldum okuyunca ,ellerine sağlık

sevgiler

Pirtik Evli, Mutlu ve Issiz dedi ki...

Biz de en son Kanlica yogurt sefasini yaptik.
Haci Abdullah fiyatlarini ucurdugundan beri pek ugramiyoruz.

Cok guzel bir yazi olmus.

Git teki yazinda super.

Eleerine saglik.

Pirtik

hatiç dedi ki...

bayıldım size.. ve istanbulda yaşayıp istanbulu bilmeyenlerden biri olarak kendimden utandım.

Tuba dedi ki...

Bahsettigin yerlerin hepsini o kadar iyi biliyorum ki, sen yazinca benim gozumun onune geldi. Haci Abdullah'a daha ilk defa 1984 yilinda, ramazan da arkadaslarla iftari acmaya gitmistik. Lokantanin duvarindaki rafta boydan boya dizili milyon cesit tursuya hayran kalmistim. Kanaat lokantasi ise benim mekanimdir:)) Iyi ki bizlerle paylatin Sibel'cim..

Tulosh dedi ki...

İstanbulda yaşıyorum ama bu görüntüleri görünce ne kadar iş hayatına kapılmış oldugumu farkettim. Pazar günü kendime ayırıp benDe gezmek istiyorum. Özellikle Kanlıca...

Adsız dedi ki...

Çok özlemiştik. Hoş geldin.
Ada

Adsız dedi ki...

Sibel, niçin kendini de şu fotoğraf karelerinden birine almıyorsun? Seni gerçekten merak ediyoruz.
Sevgiyle kal...
Ada

Nukhet dedi ki...

Yazida fotograflarda cok hos Sibel

Ozellikle kanaattaki frin sutlaca gelince takildim kaldim. Benim en sevdigim sutlu tatlidir firin sutlac. Ustune tatli tanimam. En cok anneminkini ve kendiminkini severim ama Istanbula ilk gittigimde Kanaatinkini de deneyecegim. Ilk lkogusaligimda Kanaattan asur getirirlerdi bana. Aman allahim bayilirdim. O donemin hassasligindan mi yoksa gercekten mi guzeldi bilemem ama Kanaat deyince asure duser aklima. Galiba simdide sutlaci merak edecegim. Sevgiler
Nukhet

yemekvebiz dedi ki...

Sibel cim, ne güzel bir yazı olmus yine , su gibi okudum. Cok keyifliydi yazıların, evet sen artık İstanbul a alısmaya basladın belli, ısındıkca yazılarına yansıyor, sen ait oldukca yazıların su gibi oluyor...

Valla İstanbul u cok sevmem, daha doğrusu uzaktan bakınca boyle hissediyorum, lakin sen yazınca baska oldu ? Bende gelsem mi acaba :)

Sevgilerimle canım.
Figen

mutlulukmutfaktagizlidir dedi ki...

Sibelciğim, döktürmüşsün yine, ne kadar güzel yazmışsın, gittiğin yerleri ne güzel aktarmışsın, bizlerle paylaştığın için çok sağol, çok imrendik! Bi,r daha ki gidişinde ben de bir Kanlıca Yoğurdu isrerim, unutursan küserim!
Dilerim, çok güzel iki gün geçirmişsindir zaten mutlu bir olay için gittin, bana fırsat bulduğun anda havadisleri ver, sabırsızlıkla bekliyorum!
Öptüm seni!

Sibel dedi ki...

Merhaba Nilay, ben de Egeli olmama rağmen aynı şeyi düşünüyorum ve bu yüzden İzmirlileri çok kızdırıyorum bazen:) Keyif almana sevindim..

Pırtıkcığım, aslında Hacı Abdullah'ın yanında rakiplerinden olduğu söylenen Ağa Lokantası var, fiyatları da daha makul diyorlar. Orayı da ziyaret edeyim de bilgi veririm tercih etmeye değer mi diye:)

Hatiç, siz de başlayın o halde keşfetmeye, hiçbir zaman geç değildir bence bir kenti yaşamaya başlamak için..

Tubacım turşulardan bahsetmeyi nasıl atlamışım! İyi ki anımsattın. Milyon çeşit turşu hala var orada:) Bir de komposto çeşitleri çok zengin ama ben komposto sevmediğim için yemedim.

Tulosh haklısın, zaman ayırmak gerek mutlaka.. Umarım gezebilmişsindir pazar günü?

Hoşbulduk Ada! Ben de özlüyorum yazmayınca. Bu arada son karede benim bir bölümüm var:))

Nükhet, Kanaat'in aşuresinin de methini duymuştum, doğrudur. Ama ben aşurenin sadece ev yapımını ve sıcak halini (ve sadece aşure zamanında yemenin ritüelini) sevdiğim için dışarıda yemiyorum. Sütlacı ve diğer sütlü tatlılarını da mutlaka denemeni öneririm. O süt kokusu muhteşem gerçekten!

Figenciğim heves ediyorsan gel tabi ki, ama istersen önce bir ziyaret et:)) Bazıları bu kenti sadece ziyareti sever çünkü! Alışmaya başladım canım, haklısın. Daha listemde yapılacak o kadar çok şey var ki? Ve biliyorum ki asla da bitmeyecek!

Hiç unutur muyum Burçakcığım? Bir dahaki sefere söz. Seni arayacağım tatlım.

Herkese sevgilerimle... (yorumlarınız haftanın başında içimi ısıttı..)

Adsız dedi ki...

Sibelcim, bu anlattığın yerlerin çoğunu lezzetin izindede okumuş, fotoğraflarını görmüştük. Sendede görmek hoş oldu, tekrar hatırlamış olduk.Başak hanım sayesinde İstanbul'u geziyoruz şimdide senden ufak hatırlatmalar aldık.Eline sağlık.

Meral Sirmen.

Adsız dedi ki...

Kendimi senin yerine koydum bir an için de...
Yok yok, bu kolay birşey olmasa gerek(!)
Sevgiler...
Ada

esrem dedi ki...

Çok sıcak bir yazı.Cundadan İstanbulu geziyorum yazınızlarınızla.Nisan ayında Cundada koyun sütünden peynir yapar mandıralar.İlk anda tuzsuz ve çok lezzetlidir.Durdukça hafif tuzlanır.Kelle peyniri derler.Kanlıca yoğurdu deyince bende peynirden bahsedeyim dedim.Buralara bekleriz Sibel Hanım.Sevgiler

Ferhanca dedi ki...

sibel cim , lütfen devam et gezmeye bizleride gezdiriyorsun,,kanlıca yogurdunu görünce bayıldım doğrusu ben oraya gidince yoğurt, elimde 3tane kagıt helva oturuken tost ,dondurma eeee bizde bir yılda veya ıkı yılda gidiyoruz olucak o kadar ..hepsi afıyet osun ..sevgiler..ferhan

Acalya dedi ki...

Sevgili Sibel, ne guzel anlatmissin, daha once gozumden kacti mi yada yazinin bir sonraki bolumunde koyacak misin bilmiyorum ama 'Sultanahmet Koftecisi' ne de ugrayacak misin?
Sevgiler.

Sibel dedi ki...

Meral, ben de sevgili Başak'ın sitesinde gezerken hayalini kuruyordum anlattığı yerlere gitmenin:) Ama doğrusu bu kadar kısa zamanda bu hayalimin gerçek olabileceğini düşünmüyordum! Keyif almana sevindim.

Kolay olmayan nedir Ada? Gezmek mi:)

Sevgili Esrem, bilirim kelle peynirini, nefis olur gerçekten! Öyle güzel bir yerde yaşıyorsunuz ki.. Oralara geleceğim yine, hatta gelmekle kalmayıp bir gün kalıvereceğim!

Ferhancım, bu yazılar böyle seri halde devam edeceğe benziyor zaten:) Evet, bir de yan etkileri oluyor, şunu da yiyeyim, bunu da tadayım derken:))

Açalya, ben et yemediğim için uğrayacağımı zannetmiyorum. Ama daha başka, güzel yerlerden bahsedeceğim:)
Sevgilerimle..

esrem dedi ki...

Gelirseniz bekleriz.Tanışmış oluruz.

gunesligunler dedi ki...

Sibel merhaba, gerçi hiç gitmemiş değilim ama seninle birlikte bir kere daha İstanbul'un bu güzel köşelerini gezmek çok keyif verdi. Bu arada tamam et sevmiyorsun ama Vefa semti desem istanbul lezzetlerinden birini daha hatırlatmış olmaz mıyım sana, ne dersin? Bana sorarsan çok düşkünü olduğumdan değil, hatta 30 yaşımda daha ilk kez geçen hafta, bir arkadaşımı kırmamak için tadına baktığım bir lezzet. Fikir belirtecek kadar bilmiyorum bu tadı, ama bu kadar seveni varsa bahsetmeye değer diye düşündüm. Son olarak hepsi için teşekkürler.

SariGul dedi ki...

bloguna girip baktikca, kendimi istanbulda hissediyorum, cok guzel goruntuler yakalayip cekmissin bizlerle paylastigin icin cok tsk ederim... cok duygulandim...

evrenbal dedi ki...

sibelcim ablam bende senin e-mail adresin varmis dedi ama yok bende guzelim, istersen sen benim universehoney@yahoo.com a bir mail gonder ben de onu ablama gondereyim, ne isler donuyor anlamadim :) bu arada istanbul lezzetleri de super otesi gorunuyor, ozledim walla hepsini.. ben cok severim bu arada kanlica yogurdunu ama pudra sekeri dokmeden olmaz kesinlikle :)

nilüfer dedi ki...

Sibelcim ne güzel yapmışsın, yuşa tepesini ve ceneviz kalesini biz de çok sever ve gideriz. Manzara müthiş.. Yalnız kalenin adı yoroz kalesiydi galiba... Yanlış hatırlamıyorsam şu anda...

Kanaat de de tatlıların ve zeytinyağlıların olduğu bölüm beni mest eder... :)
Anadolu yakasında oldugumuz için de sık sık kız kulesinin karşısında oturup çayımızı yudumlamayı, İstanbulun o müthiş manzarasını seyretmeyi çok seviyoruz...
Sevgiler

Sibel dedi ki...

Güneşligünler, keyifli olmasına sevindim. Ama bozayı sevmediğimi, daha doğrusu içemediğimi söylersem sevenleri kızmasınlar bana! Tamamen psikolojik benimki, çok da komik bir hikayesi var:) gerçi inadımı kırıp bir kez tadına baktım ama ı-ıh sevmedim.

Böyle hissettirebildiğime çok sevindim Bedia, sağol yorumun için..

Evrencim yanlış anımsadım herhalde. Sana bir mail attım az önce. Kanlıca yoğurdu da evet, pudra şekersiz pek bir anlamı yok (keşke olsaydı:)

Nilüfer, o tarafta oturmanın keyfini çıkarın bence de, ben çok seyrek gidiyorum ama İstanbul'a hayran kalıyorum her seferinde. Kalenin ismini ben de yanlış biliyor olabilirim ama Ceneviz'di sanki?
Sevgilerimle..

evrenbal dedi ki...

Sibelcim aldim e-mailini.. tesekkurler, ablama ilettim.. opuyorum canim, hoscakal..

Asortik Krep dedi ki...

Çok kötüsün (kırılma sakın)ve beni can evimden vurdun salep kısmıyla..Bu kadar canım,boza ve salep içmek isterken içimden ağlamak geldi..Çünkü yeni geldim ve ne zaman gideceğim belli değil İstanbula..Onları burada içmek keyif vermiyor orada içmek lazım :))
Bir tavsiye de bana göre Abdullah'tan daha iyi olan ve o civarda sadece öğle yemeklerinde açık olan Hacı Salih..
Bende İstanbul'dan kalma bir alışkanlıkla her yemek sonrası çay ikramı beklerim ama bazen esnaf burada yapmadığından bozuluyorum..

Sibel dedi ki...

Asortik krep üzülme lütfen! Yine gelir, yine içersin o güzel lezzetleri.. Çay ikramı konusunda da haklısın, çok hoş oluyor masana istemeden bir bardak çayın konması!
Sevgilerimle..

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...

Merhaba,
Anadolu yakasında boza içebileceğimiz bir dondurmacı kalmadı mı acaba? Bagdat caddesindeki Vefa da kapandı sanırım geçen yıl içinde.Sizin bildiğiniz bir yer var mı _? Teşekkürler.