Ev Yapımı Pizza



İtalyan mutfağı benim damak tadıma çok uygun. Aslında makarnadan vazgeçemeyen, pizza deyince ağzı sulanan bir tek ben değilim, hepimiz biraz düşkünüz bu tatlara. Aslında "Akdenizlilik" ekseninde düşününce çok da doğal bu. Zeytinyağıyla yapılan yemekler, yeşil salatalar, çeşit çeşit soslu makarnalar, pizza ve ekmekler Akdeniz mutfağının vazgeçilmezleri zaten. Pizza da İtalyanların focaccia ekmeğinden yola çıkılarak zamanla tek başına bir yemek haline gelmiş ve tüm dünya mutfaklarına değişik versiyonlarıyla girmiş, evrensel olmuş bir lezzet...

Bizim mutfağa ilk ne zaman girdi diye düşününce, annemin biz küçükken yaptığı kalın tabanlı ekmeğimsi pizzalar geliyor aklıma. Pizzanın ince tabanlısı makbul olsa da, canım annem doyalım diye tabanı kalın tutardı. Üst malzemesini de evde ne varsa onlardan oluştururdu. Ev yapımı pizzada sanırım herkes "evde ne varsa" prensibine göre hareket ediyor, yani evlerde daima "karışık pizza"lar yapılıyor. Bizde pizza işine ben girdiğimden beri "vejetaryen pizza"ya geçildi tabii:) Benim etsiz yaptığım ama malzemeden kaçmadığım pizzalarımı severek yiyorlar neyse ki!

Pizzayı genelde hafta sonu, Pazar akşamına yapıyorum. Her seferinde "sık sık yapalım!" diyoruz ama çok da sık yapmıyoruz nedense. Geçen Pazar günü dışarıdan eve erken dönünce, Sevim'e günler önce verdiğim sözü artık daha fazla ertelemek istemedim ve akşam için pizza hamuru hazırladım. Hamuru beklerken aklıma bir yerde okumuş olduğum fikri denemek geldi. Pizza tabanına kaşar, üzerine ise dil peyniri serpmekti bu fikir. Üşenmeyip köşedeki markete gittim, dil peyniri aldım. Rafta yarım yağlı kaşar peyniri de gözüme çarpınca daha hafif bir pizza yapma düşüncesi hoşuma gitti, onu da aldım. Döndüğümde fırının içinde beni bekleyen hamurun harika mayalandığını görünce sevindim ve hemen en keyifli aşamaya geçtim, yani üstünü döşemeye:)

Bu kez denediğim hamur şimdiye kadar yaptıklarımın sanırım en iyisi oldu. Bence tam olması gerektiği gibiydi, yine de acaba kalın mı oldu diye endişelenirken annem "gayet iyi" deyince içim rahatladı. Annem pizza yanına ayran hazırlarken ben de fotoğrafları çekmeye başladım ama "abla yeter ama artık hadi!" diyen Sevim'in pizzaya saldırmasını daha fazla engelleyemedim:)

Üzeri için kendi kullandığım malzemeleri yazıyorum ama siz istediğinizi ekleyebilirsiniz, tamamen ağız tadınıza, zevkinize ve buzdolabınızın durumuna bağlı!

Malzemeler:

- 1 su bardağı ılık süt
- 1 yemek kaşığı aktif kuru maya
- 1 yemek kaşığı silme toz şeker
- 1 su bardağı tam buğday unu (kepekli un)
- 2 su bardağı çok amaçlı un (beyaz un)
- 3 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 tatlı kaşığı tuz

Üzeri için:
- 1 yemek kaşığı domates salçası
- 100 g yarım yağlı kaşar peyniri (rendelenmiş)
- 250 g mantar (ince dilimlenip 5 dk kadar haşlanmış)
- 1 adet közlenmiş kırmızı biber (şeritler halinde dilimlenmiş)
- 3 yemek kaşığı konserve mısır
- Birkaç parça kurutulmuş domates
- 5 adet siyah zeytin
- 5 diş sarımsak (ince kıyılmış)
- Bolca kekik
- 100 g dil peyniri (şeritler halinde parçalanmış)

Yapılışı:

1. Bir cezvede hafifçe ısıttığınız sütün yarısıyla mayayı ve toz şekeri karıştırarak eritin.

2. Unları yoğurma kabına alarak karıştırın, ortasını açıp maya karışımını ve sütün kalanını dökün. Zeytinyağını ve tuzu unun üzerine gezdirin. Hepsini yoğurarak yumuşak kıvamlı ve elastik bir hamur elde edin.

3. Hazırladığınız hamurun üzerini örterek sıcak bir ortamda en az 1-1,5 saat dinlendirin. Pizza hamurunu biraz fazla dinlendirmekte fayda var, vaktiniz varsa 2 saat bekletin.

4. 30 cm çapındaki bir tepsiyi ya da pizzaya uygun bir kalıbı (tart kalıbı da olur) zeytinyağı ile yağlayın. Hamuru elinize alarak avucunuzla iki yana doğru çekip döndürerek açın ve kalıba yerleştirin. Kenarlarını yükseltmeden, parmak uçlarınızla hamurun eşit şekilde kalıba oturmasını sağlayın.

5. Hamurun üzerine 3 kaşık kadar suyla incelttiğiniz domates salçasını fırçayla sürün, rendelediğiniz kaşarı serpin. Daha sonra mantarları ve istediğiniz diğer malzemeleri yerleştirin. Bolca kekik serpin. Son olarak dil peynirini iri parçalar halinde serpiştirin.

6. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında 25 dk kadar pişirdikten sonra üzerinin güzel kızarması için ısıyı 220 dereceye yükseltip 10 dk daha pişirin.


Bu ölçüde bir pizza 3 kişiye güzel bir akşam yemeği olabilir. Gerçi Sevim "ben bunu tek başıma da yerim!" dedi ama siz normal iştahtaysanız 2 kişiyle daha paylaşabilirsiniz:)

Çikolatalı Biscotti




Bu güzel çikolatalı biscottileri esasen kendime moral vermek için yaptım...

Son günlerde içim biraz karanlık ve ben tüm karanlık zamanlarda olduğu gibi yine tatlıya düşmeye başladım! Böyle zamanlarda her çeşit tatlıya saldırma potansiyelim yüksek olduğundan kendimi frenlemek için daha sağlıklı tatlı alternatiflerine büyük bir sempatiyle bakıyorum. Geçen akşam da yine karanlığım devam etmekteydi, evde kimse yoktu, tv'de milyonuncu kez izlediğim Selvi Boylum Al Yazmalım'a bile gözlerim dolunca "eee yeter ama!" dedim ve mutfağa attım kendimi...

Ertesi sabah kahvaltı yapmaya vaktim olmayacağı için sütle birlikte çabucak yiyebileceğim birşeyler yapayım, hem ofise de getiririm ve çekmecemdeki bisküvi paketlerinin egemenliğine son veririm düşünceleri vardı kafamda. Kepekli muffin mi yapsam yoksa biscotti mi denesem diye ufak bir kararsızlık yaşadım ama biscotti ağır bastı! Baktım stokta 1 paketcik çikolatam kalmış, taze kavrulmuş badem de var, hatta ve hatta sadece bu tarife yetecek kadar kepekli un kalmış! Hemen kolları sıvadım...

Kısacık bir bilgi vereyim: Biscotti İtalyan mutfağından bir bisküvi çeşidi. Özelliği, hamurun bütün halde pişirilmesi ve normal bir kurabiye pişirme süresinin ardından dilimlenerek ikinci kez fırınlanması. Zaten "biscotti" kelime olarak da çift fırınlanmış anlamına geliyor.

Benim ilk biscotti denemem Antep fıstıklıydı ve süte banıp banıp yemiş, tadına doyamamıştık. Daha sonra başka tariflere rastladım, çikolatalı versiyonunu da deneyeyim diye not almıştım. Sağlıklı olsun diye unun yarısını kepekli kullandım. Şeker olarak esmer şeker kullandım ve tereyağını azalttım. Cup ölçüsü olarak büyük boy bir su bardağı kullandım.


Malzemeler: (20 dilim biscotti)

- 2/3 cup kavrulmuş badem
- 3 yemek kaşığı tereyağı (oda sıcaklığında)
- 3/4 cup esmer şeker
- 2 adet yumurta
- 2 yemek kaşığı sıcak suda eritilmiş 1 çay kaşığı granül kahve
- 1,5 cup tam buğday unu
- 1,5 cup beyaz un
- 1/3 cup kakao
- 1,5 tatlı kaşığı kabartma tozu
- 1/2 çay kaşığı tuz
- 1 paket (80 g) bitter çikolata (küçük kesilmiş)

Yapılışı:

1. Bademleriniz çiğse öncelikle onları 180 derecede 8-10 dk kadar fırınlayın. Daha sonra bademleri çok ufalamadan 2-3 parçaya kesin.
2. Tereyağını ve esmer şekeri bir kaba alarak mikserle krema haline getirin. Yumurtaları ve kahveyi ekleyerek iyice çırpın.
3. Başka bir yerde un, kakao, tuz ve kabartma tozunu harmanlayın. Tüm kurabiye tariflerinde olduğu gibi ilk aşamada unun hepsini birden değil, bir kısmını kullanmakta fayda var. Kuru malzemeyi diğer karışıma ekleyin, yoğurun.
4. Çikolatayı ve bademleri de ekleyin, sertçe bir hamur elde edene kadar gerekirse un ekleyerek yoğurun. Hamuru 2 parçaya ayırın ve yağlı kağıt serili bir tepsiye uzunlamasına yassıltarak yerleştirin. Benim hamurlarım 1 parmak kalınlığında ve yaklaşık 30 cm uzunluğunda oldular..
5. Önceden 175 derece ısıtılmış fırında 25 dk pişirin. Biscottinin bu ilk fırınlama aşamasında çok iyi pişmesi değil, pişmeye yüz tutması gerekiyor. O nedenle fırın ısısını ve pişme süresini kendinize göre ayarlayın.
6. Fırından aldıktan sonra sadece 5 dk bekleyin ve daha sonra ekmek bıçağı gibi tırtıklı bir bıçakla verev olarak dilimleyin. 2 parmak kalınlığında dilimlediğiniz biscottileri, kestiğiniz tarafları yukarıya bakacak şekilde tepsiye sıralayın. Bu şekilde tekrar sıcak fırına sürerek 10 dk daha pişirin. Fırından alın ve iyice kuruması için havadar bir yerde soğumaya bırakın.


İşte en keyifli kısmı bu! Yani bu sert kurabiyeleri sıcak veya ılık güzel bir içeceğe banarak kemirmek!
a) bir bardak sütle birlikte kahvaltınızı yaparsınız...
b) k
arnınız acıkırsa öğleden sonra, çaya banarsınız...
c) tv karşısında keyif yaparsanız kahveye banarsınız...
.. bahane aranırsa daha bulunur elbet:) Biscotti hafiftir, tadımlık değil gerekirse doyumluktur. 


Yazarken bile moralim düzeldi...

Kuru Patlıcan Yemeği


Kurutulmuş Patlıcan Yemeği Tarifi

Bir gün Tijen ablayla yazışırken dayanamayıp bu fotoğrafı da yolladım ona. "Biz böyle bir şey yapıp yiyoruz ama acaba bize özgü mü?" sorusuna bir yanıt bulabilmekti niyetim.
Dedi ki ablaların güzeli;
"Sibel'ciğim, birçok yerde insanlar doğranmış ya da uzun uzun şeritler halinde kesilmiş kuru patlıcan bulabilirler. Antalya'da da satarlar pazarda. Hem de nasıl biliyor musun iki parmağınla zafer işareti yap, onun gibi dilimleyip iplere dizerek kuruturlarmış. Onlar önce haşlanıyor sanırım sonra da kavruluyor diye hatırlıyorum."

Patlıcanı benim gibi bağımlılık derecesinde seviyor, ama en iyisini yapıp mevsimini bekliyorsanız yemek için, tam da bu zamanlarda çok özlemiş olmalısınız. Belki özleminizi kuru patlıcan dolmaları ya da közlenmiş patlıcan konserveleriyle gidermeye çalışıyorsunuzdur ama kesmiyordur. O zaman yakınlarınızdaki bir aktara gidip sorun, muhtemelen dolmalık kuru patlıcan yanında yemeklik kuru patlıcan da bulabilirsiniz.

Patlıcanı evde nasıl kurutuyoruz?

Yazdan hazırlanan tüm kışlık sebzeler gibi patlıcanların da en lezzetli olduğu zamanı bekliyoruz. Zamanı gelince, dilediğimiz kadar patlıcanı alıp 1-2 parmak kalınlığında şeritler halinde doğruyoruz. Daha sonra ipe diziyor, temiz bir sofra bezi üzerine serip (veya çamaşır ipine asıp) havadar ve gölgelik bir yerde kurutuyoruz. Patlıcan kurutmanın en güzel tarafı güneş gerektirmiyor oluşu. Gölgede kuruttuğunuz patlıcanlar kararmaz, daha güzel olur. Yani yaşadığınız yer fazla güneş almıyorsa bile rahatlıkla patlıcan kurutabilirsiniz...

Kuruyan patlıcan dizilerini daha sonra bez bir torbaya koyup yine hava alacak şekilde saklayın (kapalı dolaplar içine koymayın, mutfakta bir yere asabilirsiniz). Burada en önemli nokta patlıcanların kaldırılmadan önce çok iyi kuruması, annemin deyimiyle "takır takır" olması. Aksi takdirde küflenebilirler.

Gelelim yemeğimizin yapılışına!

Malzemeler
  • 1 veya 2 dizi kurutulmuş yemeklik patlıcan
  • 1 adet kuru soğan
  • Birkaç diş sarımsak
  • 1/2 çay bardağı sızma zeytinyağı
  • Birkaç tane kurutulmuş domates (veya birkaç kaşık konserve domates)
  • 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber, tuz
  • Bir avuç kurutulmuş biber (isteğe bağlı)

Yapılışı
  1. Kuru patlıcanları haşlamak üzere tencereye alıp su ekleyin, patlıcanları suya bastırmak için tıpkı sarma pişirirken yaptığınız gibi üzerlerine uygun bir kapak koyun. Yumuşayıncaya kadar (yaklaşık 15-20 dk) haşlayın.
  2. Haşlanan patlıcanları hemen süzgeçe alın, ilk sıcaklığı geçince dikkatle iplerini sıyırın.
  3. Başka bir yerde zeytinyağında doğranmış soğan ve sarımsakları pembeleştirin. Üzerlerine domates ve biberleri ekleyin, bir müddet karıştırarak kavurmaya devam edin.
  4. Suyu süzülen patlıcanları tencereye ekleyin. Yemeğinize renk vermek isterseniz kırmızı toz biber, damak tadınıza göre de tuz serpin. Son olarak 1 çay bardağı kadar da su ekleyin (sulu bir yemek olmayacağı için bu miktar yeterli). 5 dk daha pişirip altını kapatın.
Son bir not: Patlıcan kavurmasını özellikle sarımsaklı süzme yoğurtla servis yapmanızı öneririm. Ben bu yemeğin yanında kızarmış ev ekmeği seviyorum. Ama sade bir makarna yanında da gayet güzel olur!

Çikolatalı Muffin



Doğum günleri ve yıldönümleri gibi özel günlerin "kişisel" oldukları için önemli, diğer özel günlerinse "kamusal" olduğu için çok da önemli olmadığını düşünenlerdenim. Ama bir bahanedir, sevdiğimiz insanları mutlu etmek, birlikte güzel şeyler paylaşmak için araçtır derseniz ona bir şey diyemem... Yine de ben görmüş olduğunuz çikolatalı muffinlerimi -kimse kusura bakmayacaksa- 14 Şubat'ı yalnız geçirip de hüzünlenenlere ithaf ediyorum! :)

Bir fincan cappuccino eşliğindeki bu güzel çikolatalı muffinler haricinde dün gece bir de Olimpiyat keyfim vardı. Torino 2006 Kış Olimpiyatları'nda buz pateni akşamlarını tabii ki kaçırmıyorum! Önceki gece çiftler kategorisinde her daim favorim olan Tatiana ve Maxim boyunlarına altın madalyalarını gözyaşları içinde taktıktan (ve ekran karşısında benim de gözlerimi nemlendirdikten) sonra, dün gece de erkekler kısa programda tüm zamanların yıldızı ve her daim favorim Evgeni Plushenko birinci oldu. Buz prensimize Olimpiyat şampiyonluğunun da geleceğini adım gibi biliyorum! Kızımız Tuğba Karademir de ilk 10'a girebilse ne güzel olur!

Muffinlerime gelince..
Onları Pazar günü yaptım aslında. Muffin yapsam, çikolatalı yapsam ama nasıl yapsam derken Nestle kakao paketinde bu tarifi gördüm ve hoşuma gitti. Tüm malzemelerimin de hazır olduğunu fark edince hemen yaptım. Çok kısa sürede hazırlandı, pişti ve test edilip onaylandı... İçinde parça çikolata bulunan kekler her daim favorilerim arasında!

Malzemeler: (12 adet muffin)
- 1 adet yumurta
- 125 g tereyağı (oda sıcaklığında)
- 3/4 su bardağı süt
- 1/2 su bardağı yoğurt
- 1 paket vanilya
- 2,5 su bardağı un
- 2 yemek kaşığı kakao
- 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
- 1 tatlı kaşığı karbonat
- Bir tutam tuz
- 1 su bardağı toz şeker
- 1/2 tatlı kaşığı portakal kabuğu rendesi
- 1 paket (80 g) bitter çikolata

Yapılışı:

1. Yumurta, tereyağı, süt, yoğurt ve vanilyayı derin bir kaba alarak mikserle çırpın.

2. Ayrı bir kapta portakal kabuğu rendesi, un, kakao, kabartma tozu, karbonat, şeker ve tuzu harmanlayın.

3. İki karışımı birleştirip mikserle pütür kalmayıncaya kadar karıştırın. Küçük karelere kestiğiniz çikolatayı da karışıma ekleyin.

4. Hazırladığınız hamuru yağlanmış muffin kalıbınıza paylaştırın. 170 derece ısıtılmış fırında 25-30 dk kadar pişirin.

5. Fırından çıkardığınızda oldukça yumuşak olacaklar, o nedenle kalıptan çıkartmak için biraz bekleyin, daha sonra dikkatlice çıkartıp tel ızgara üzerinde soğumaya bırakın.

Bu kekler soğuduktan sonra da sertleşmiyor, yumuşacık ve hafif nemli kalıyorlar... Size de kahve eşliğinde tadını çıkartmak kalıyor!

Aşure



Aşureyi çok fazla seviyorum.
Bu sevgi sanırım bana annemden geçmiş, çünkü annem bana hamileyken aşureye biraz fazla aşermiş! O kadar fazla yemiş ki, benim doğumumdan sonraki uzun yıllar aşure yiyememiş. Bende de aşure söz konusu olunca irade filan kalmıyor, kendimi kaybediyorum.

Buğday gibi harika bir hammaddeye dayanan, içine türlü türlü bakliyat, kuru meyve giren, nefis kuru yemişlerle süslenen, inanılmaz lezzetli, üstelik faydalı bir tatlı bu. Her yıl heyecanla beklerim zamanını ve bazı şeyleri özel zamanlarda yemeyi, o zamanı beklemeyi sevdiğimden yılın diğer zamanlarında yemek aklıma gelmez. Tatlıcılarda satılan aşure zaten aşure değildir benim gözümde. Hem canım, soğuk soğuk aşure mi yenirmiş? Ben onu sıcak severim, ilk piştiğinde hemen yemeyi severim, o güzel kıvamıyla... Soğuduktan sonra yiyeceksem bile biraz ısıtır, öyle yerim.

Bu yıl da aşure ayı geldiğinde ilk hafta sonumu aşureye ayırma niyetiyle heyecanlandım. Gerçi bu yıl kendi yapacağımızı bekleyemedim, ilk olarak komşu Nazike teyzemin aşuresinden koca bir tabak yedim. Nasıl özlemişim! Cumartesi gecesinden biz de hazırlıklarımıza başladık ve Pazar günü annemle aşuremizi yaptık...

Bu benim ciddi anlamda ikinci aşurem ve geçen yıl yaptığım(ız)dan çok daha başarılı oldu. Hatta annemle bunun yaptığımız ve yediğimiz en güzel aşure olduğuna karar verdik. Tadanlar da aynı şeyleri söyledi sonradan. Bazı değişik eklemeler yapmamızın ve tabii bahçemizdeki ocakta, kazanda pişirmemizin etkisi büyüktü sanırım bunda! O ocakta pişen her şeyde apayrı bir lezzet oluyor sanki. Kazan dediğime bakmayın, yaklaşık 1 kg buğdaydan yaptık aşureyi ama geceden kaynatıp beklettiğimiz buğday sabah öyle çoğalmıştı ki en büyük tencerede bile zorlanacağımızı anlayınca kazana aktarmaya karar verdik ve bahçeye, ocak başına taşındık.


Aşurenin birkaç temel malzemesi her tarifte aynı olsa da, herkesin kullandığı ve sevdiği malzemeler farklıdır. Ama belki ilk defa yapacak olanlar ya da bizim usulü öğrenmek isteyenler vardır diye düşünerek annemin tarifini yazmaya karar verdim.

Biz epeyce dağıtacağımız için 1 kg'dan biraz fazla buğday kullandık. Aşurede kullanacağınız buğdayın mutlaka iyi kalite olması gerekiyor. O yüzden kalitesine güvendiğiniz bir marka kullanın. Tarifi 1 kg buğdaya göre yazıyorum, eğer siz çok fazla dağıtmayacaksanız yarım ölçü ile yapabilirsiniz. Sadece kendi eviniz için yapacaksanız 4'te bir ölçü de kullanabilirsiniz:

Malzemeler:


- 1 kg aşurelik buğday
- 3 lt sıcak su (başlangıç için)
- 1 su bardağı kuru fasulye
- 1 su bardağı nohut
- 1 su bardağı börülce
- 2 adet portakalın kabukları
- 10 adet kuru kayısı
- 1 kase kuru üzüm
- 10 adet kuru incir
- 2 kg şeker
- Bir tutam tuz
- 1 Türk kahvesi fincanı pekmez
- 1 yemek kaşığı bal
- 2 su bardağı süt
- 2 tatlı kaşığı gülsuyu
Üzeri için:
- Kabuğu soyulmuş tuzsuz yerfıstığı
- Susam
- Ceviz
- Dolmalık fıstık
- Kuş üzümü
- Tarçın




Yapılışı:
1. İlk olarak aşure pişireceğiniz günden önceki akşam 1 kg buğdayı 3 lt sıcak su ile büyük bir tencereye alın, kaynamasını bekleyin. 5 dk kadar kaynadıktan sonra altını kapatın, kapağını hiç açmadan sabaha kadar bekletin. Bu yöntemi kullanırsanız buğday sabaha kadar helmeleşir, çok daha çabuk pişer.
2. İkinci adım olarak yine bir önceki geceden kuru fasulye, nohut ve börülceyi ayrı ayrı kaplarda sıcak suya ıslatın.
3. Ertesi gün öncelikle bakliyatları ayrı ayrı kaplarda haşlayın, sularını süzün.


4. Buğdayı ocağa koymadan önce diğer malzemelerinizi de hazırlayın. Çünkü buğdayı sürekli karıştırarak pişirmeniz gerekecek, yoksa dibi tutabilir. Kuru incir ve kayısıları küçük küçük doğrayın, kuru üzümleri de ayıklayıp yıkayın. Portakal kabuklarını soyarak kesme tahtası üzerinde çok küçük doğrayın. (Portakal aromasının daha çok hissedilmesi için bu kez kabukları rendelemek yerine doğradık. Sonuç inanılmazdı! Bu yöntemi özellikle tavsiye ederim, aşurenin havası bir anda değişiyor, hatta aşurenin yıldızı bu portakal kabukları oluyor:)
5. Malzemeler tamamlandıktan sonra aşureyi kaynatmaya geçebilirsiniz. Geceden koyduğunuz suyu buğday çekmiş olacağı için tekrar üzerini örtecek kadar sıcak su ekleyerek pişirmeye başlayın. Büyük bir tahta kaşıkla tencerenin dibine kadar ulaşmaya dikkat ederek sürekli karıştırın.
6. Buğday yumuşamaya başladığında portakal kabuklarını ekleyin. Kabukların iyice pişebilmesi için ilk aşamada eklenmesi önemli. Rende kabuk kullanılması durumunda ise aromasını vermesi için sonlara doğru eklenebilir.
7. Bir müddet sonra kuru kayısı ve üzümleri ekleyin. Kuru incirleri hemen eklemiyoruz, çünkü aşureyi karartabiliyor. Birkaç dakika daha karıştırıp tencereye tüm bakliyatları ilave edin.
8. Bakliyatlar zaten pişkin olduğu için buğdaylar tamamen yumuşadıktan sonra aşure pişti sayılır. Tadına bakarak kontrol edin, buğdaylar iyice piştiyse artık kuru incirleri de koyabiliriz.
9. Şekeri bu aşamada ekliyoruz. Bana kalsa 2 kg şeker çok fazlaydı ama annem aşurenin hafif tatlı olmaması gerektiğini söyledi. Damak tadımız için değil dağıtmak için yapıyormuşuz, hafif tatlı olmazmış. İyi peki dedim.
10. Bir tutam da tuz ekliyoruz, olmazsa olmazmış, bütün bir yıl evimizin tadı tuzu olsun diyeymiş efendim...
11. Pekmez ve bal aşurenin tadına çok fazla katkıda bulunacak miktarda değil ama eklemekte fayda var. Pekmezi daha fazla koyarsak aşureyi karartabilirdi o yüzden az koyduk. Bal da binlerce çiçekten toplanmış olduğu için konurmuş aşureye, ben bunu yeni öğrendim ve tabii onu da ekledim...
12. Son aşamada sıcak süt de koyuyoruz ki aşuremizin rengi açılsın, tadına tat eklensin... Şeker aşurenin kıvamını sulandıracaktır ama bu aşamada eğer yine de koyuysa süt miktarını arttırabilirsiniz. Kıvam tam tersine sulu gibiyse endişelenmeyin, soğuduktan sonra mutlaka biraz koyulaşıyor.
13. Ben gül suyunu çok seviyorum ama annem sevmeyenler olabilir az koyalım dedi. Gül suyunu aşureyi ocaktan aldıktan hemen sonra eklemek gerekiyor.


Artık kaselere alıp süsleyerek servis yapabiliriz! Kaselerin üzerini süslemek için biz yukarıdaki malzemeleri hazırladık: Susamları, iki-üç parçaya bölünmüş tuzsuz yer fıstıklarını ve iri parçalanmış cevizleri ocakta çelik bir tava içerisinde tahta kaşıkla karıştırarak kavurduk. Miktar veremiyorum ama kaselere bol bol yetecek kadar hazırladık. Bu malzemeye ek olarak ben her kaseye birkaç kuş üzümü, birkaç dolmalık fıstık ekledim ve kendi yediğim tabağa bir de tarçın serptim...

Dağıtıma geçmeden önce ocak başında sıcak sıcak koca birer tabak yedik annemle.
İşte buna bayılıyorum!

Hadi sıra sizde...
Mutlaka yapın aşure, ilk kez yapacaksanız az miktarda bile olsa yapın, o kadar mutlu olacaksınız ki hep yapmak isteyeceksiniz! Annemin dediğine göre, kızı olan mutlaka aşure yapmalıymış, nedenini bilmiyorum, kader-kısmetle bağlantılı bir şey olsa gerek:) Herkes az-çok bilir aşurenin öyküsünü, o yüzden tekrarlamıyorum, benim tek söyleyebileceğim bunun en güzel geleneklerimizden biri olduğu ve eğer bir de anneleriniz ya da kızlarınızla yapma şansınız varsa özellikle ıskalanmaması gerektiği...
Dağıtması, paylaşması, sıcak sıcak yemesi ayrı keyif!

Kök Ispanak Çorbası

Bu kış soğuklarla başımız dertte... Aslında bu cümleyi benim gibi bir kışseverin, hatta kış aşığının kurmaması gerekir ama maalesef ben bu kışı hiç sevmedim.. Yaz sıcağıyla boğuşurken (bazıları sıcak sevmez!) "kış gelsin hiç şikâyet etmeyeceğim" derim hep ama sözümü bu kış için geri alıyorum! Çünkü ben bu kış çok üşüyorum. 

Kök ıspanak çorbası


Kaldı ki burası kar yüzü bile görmeyen bir memleket ve benim karlı memleketlerde yaşamışlığım da var, bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum. Üşümemin nedeni kan değerlerim olabilir tabii. Biliyorum aslında test yaptırmayı ihmal etmemeliyim. Pekmezi de düzenli tüketmek gerekiyor sanırım faydasını görmek için, benim gibi aklına gelince değil.

Neyse işte, bu kış çorbasız akşamım olmadı diyebilirim. Sağolsun annem 2-3 günde bir değişik çorba pişirdi, ben de bazen mutfağa girip çorba yaptım. Bu çorba için annem kökleri hazırlarken ben de diğer malzemeleri hazırladım. En zor kısmını ben yapmadığım için çorbam kısa sürede pişti. Annemin hakkını nasıl öderim bilmiyorum:) Bu çorbayı ıspanak sevenlere ya da kullanmadığı kökleri değerlendirmek isteyenlere tavsiye ederim, benim çok hoşuma gitti. Terbiyeli olduğu için çok lezzetli bir çorba:

Malzemeler (5 kişilik)
  • 1/2 Türk kahvesi fincanı zeytinyağı
  • 1 orta boy kuru soğan
  • 200 g kadar ıspanak kökü (ıspanağın kök kısımlarını 3 parmak kadar kesin)
  • 1,5 yemek kaşığı un
  • 1 adet yumurta
  • 5 yemek kaşığı yoğurt
  • 4 diş sarımsak
  • 4-5 su bardağı su (koyu seviyorsanız 4 bardak yeterli)
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
Üzeri için
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • Bir tutam kuru nane, kırmızı toz biber
Yapılışı
  1. Yıkayıp iyice temizlediğiniz ıspanak köklerini ince ince kıyın.
  2. Soğanı küçük küpler halinde doğrayın, orta boy bir çorba tenceresinde zeytinyağında pembeleştirin. Hazırladığınız ıspanakları tencereye ekleyin, diriliklerini kaybedinceye kadar ara sıra karıştırarak kavurun.
  3. Derin bir kabın içine yumurtayı kırın, unu, yoğurdu, dövülmüş sarımsakları ekleyerek çatalla iyice çırpın. İnceltmek için 4 kaşık da su ekleyin.
  4. Ispanaklar diriliğini kaybedince tencereye 4-5 bardak soğuk su ekleyin. Hazırladığınız terbiyeyi de yavaş yavaş dökün. Kaynayıncaya kadar orta ateşte sürekli karıştırarak pişirin. Kaynadıktan sonra tuz ekleyin, 10 dk kadar daha kısık ateşte pişirdikten sonra altını kapatın.
  5. Erittiğiniz tereyağının içinde kuru naneyi ve kırmızı biberi hafifçe yakın, kaselere aktardığınız çorbanın üzerine gezdirerek servis yapın...
Kök ıspanak çorbası



Kepekli Üzümlü Kurabiye



Günümün 10 saati ofiste geçiyor, pek çoğumuz gibi...
Kahvaltılarımı burada yapıyorum, öğle yemeklerimi burada yiyorum. Kahvaltı için tahıl gevrekleri, ezmeleri ya da müsli tercih ediyorum, öğle yemeklerimi ise maalesef çoğunlukla "yemek için" yiyorum ya da bazen evden getiriyorum... Haliyle gün içerisinde kan şekerim sık sık düşüyor. Böyle zamanlar için çekmecemde daima kepekli bisküvi ve meyve bulunduruyorum. İşte ev yapımı, nispeten düşük kalorili ve sağlıklı alternatifler böyle anlarda çok işe yarıyor! Tam buğday unuyla yapılmış bol meyveli bir muffin ya da 1-2 kurabiye, midenizin kazındığı öğleden sonralar için çayınızın yanında harika bir eşlikçi olabiliyor.

Bu bol üzümlü kurabiyeleri esasen bunun için yapmıştım ama benden çok evdekiler yedi! Annem "yine mi kurabiye yapıyorsun!" dediğinde verdiğim "kendime yapıyorum" cevabıma hiç inanmamıştı ama sonuçta kurabiyelerimi benden çok o sevdi. Ben de ancak yukarıda görülenleri kurtarıp ofise getirebildim:)

Bu kurabiye tarifinden diyet yapanlar da yararlanabilir diye düşünüyorum. Normal bir kurabiyeye konan yağın yarısından bile az yağ içeriyor. Üzüm ve şeker miktarı da isteğe göre azaltılabilir, daha düşük kalorili olması istenirse...

Malzemeler: (22 adet)
- 1/2 su bardağı eritilmiş tereyağı + zeytinyağı karışımı
- 1/2 su bardağı esmer şeker
- 5 yemek kaşığı yağsız yoğurt
- 1 adet yumurta (sarısı üzerine)
- 1 su bardağı kuru üzüm (önceden ılık suda biraz bekletin)
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- 1/2 paket vanilya
- 1/2 paket kabartma tozu
- Aldığı kadar tam un / kepekli un*
- Arzu edilirse ceviz
* Ben biraz da beyaz un kullandım.

Yapılışı:
1. Yağları çırpma kabına alın, üzerine esmer şeker, yoğurt ve yumurta akını ekleyip mikserle iyice çırpın.
2. Mikseri çıkartıp üzümleri ekleyin. Tarçın, vanilya, kabartma tozu ve bir miktar unu ayrı bir yerde karıştırıp ekleyin, yoğurun. Aldığı kadar un ekleyerek yoğurmaya devam edin, sertçe bir hamur olacak.
3. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp avucunuzda şekillendirin. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye sıralayın.
4. Üzerlerine fırçayla yumurta sarısını sürdükten sonra, önceden 180 derece ısıtılmış fırında 25 dk pişirin.

Kurabiyelerinizi soğuttuktan sonra kapalı bir kutu içerisinde saklayabilirsiniz. Pek uzun süre saklanmıyorlar, onu belirtmek lazım:) İşlerinizin arasında bir mola verip kendinize çay ya da kahve söylediğinizde yanında atıştıracak bir şeyler arıyorsanız güzel bir alternatif...

Çikolatalı Cheesecake



Daha önce tart tabanlı cheesecake denememiştim hiç. Tart taban doğru bir ifade mi bilmiyorum, kek taban da denebilir belki. Denediklerim ve yediklerim hep bisküvi tabanlıydı. Bu kez tart tabanı ile denemek istedim ve lezzet olarak güzel bir cheesecake oldu. Ancak her ikisi de benim hatamdan kaynaklanan iki kusuru vardı: Birincisi, tabanın kenarlarını fazlaca yükseltmişim ve bu nedenle 1 saate yaklaşan pişme süresi sonunda doğal olarak kenarları sert oldu (ve ben kendime kızdım). İkincisi ise, maalesef acele edip malzemelerin oda ısısına gelmesini beklemeden yaptığım için üstü fotoğrafta da gördüğünüz gibi çatladı (ve ben kendime yine kızdım). Siz bu hataları yapmazsanız eğer, şık ve son derece lezzetli bir cheesecake'iniz olabilir...

Bolca labne, az yumurta kullandım. Limon aromasıyla birlikte çok sevdiğim çikolatayı hem peynirli harcın içine bolca kırdım, hem de üst süslemede kullandım-peynirli harca bitter, üste sütlü çikolata... Bu çizikleri yapmayı da hep isterdim, ilk kez yaptım (belli oluyor değil mi?:) Süslü olsun cheesecake'im dedim, bu kadar oldu. Olsun, sonuç olarak biz sevdik! En azından bundan sonrakilerin daha iyi olacağını düşünüyorum...

Malzemeler: (10 kişilik)

Tart tabanı için:
- 1/2 paket (125 g) tereyağı (yumuşak)
- 6 yemek kaşığı pudra şekeri
- 1 adet yumurta
- 3 su bardağı un
- 2 yemek kaşığı soğuk su

Peynirli harç için:
- 1 yumurtanın akı
- 3 paket labne peyniri (toplam 600 g)
- 1/2 paket çiğ krema (100 ml)
- 1 su bardağı pudra şekeri
- 1 adet limonun rendelenmiş kabuğu
- 100 g bitter çikolata (küçük parçalara kırılmış)

Üzeri için:
- 50 g sütlü çikolata

Yapılışı:

1. Tart tabanı hazırlamak için önce tereyağını, pudra şekerini ve yumurtayı parmak uçlarınızla yoğurun. Bu karışıma azar azar unu ve suyu ekleyerek yoğurmaya devam edin. Yumuşak ve elinize yapışmayan bir hamur elde edeceksiniz. Hamuru bir streçle kaplayıp buzdolabında 15 dk bekletin.

2. 26 cm çapındaki kelepçeli kalıbınızı yağlayın, fırınınızı 190 dereceye ayarlayıp ısıtmaya başlayın.

3. Hamuru elinizle açarak kalıba yerleştirin. Kenarlarını hafifçe yükseltin. Peynirli harcın dolduracağı kadar bir çukur oluşması yeterli.

4. Peynirli harcı hazırlamak için önce yumurta akını mikserle köpürtün. Labne peyniri, çiğ krema ve pudra şekerini ekleyip sadece malzemeler karışana kadar çırpın. En son limon kabuğu ve çikolataları ekleyip bir spatula ile karıştırın.

5. Hazırladığınız harcı tartın içine dökün, ısınmış fırına verin. Yaklaşık 50-60 dk pişirin. Ancak fırınınız çabuk pişiriyorsa bu süre daha kısa olabilir, kontrol edin, üstü hafif kızarınca fırından alın. Oda ısısında ılımasını bekleyin.

6. Üstü için çikolatayı benmari usulü eritin. Naylon bir poşete koyun, poşetin kenarından küçük bir delik açın. Çikolatayla cheesecake'e gelişigüzel veya düzgün çizikler atın ya da dilediğiniz gibi süsleyin...


Mantarlı Börek



Doğrusunu söylemek gerekirse ben pek sık börek yapmıyorum. Pek "börekçi" de sayılmam hani. Sitede yayınladığım ilk börek tarifinin bu olduğu düşünülürse "hiç" sayılmam da denebilir. Börek deyince usta elden çıkma bir su böreğini bilirim, bir de annemin meşhur ot böreklerini!

Bizde börekçi annemdir. Çok sever, çok sık yapar. Pazara çıkıp bolca ot aldığı günlerde hemen otlar tazeyken kocaman tepsilerde börek yapar ve akşam yemeği olarak börek-ayran ikilisini yerler babamla. Ben akşamları tercih etmiyorum ama evden uzakta olduğum günlerde çok özlerdim annemin böreklerini.

Ispanaklı tava ya da tepsi böreği annemin en sık yaptığıdır, bir de kışın ve özellikle ilkbaharda envai çeşit otlu börek yapar. Böreğe konan ot çeşidinde rekoru 14 çeşittir! Uzun lafın kısası, eline su dökemem. Yufka açmışlığım da yoktur, sizden mi saklayacağım? Benim naçizane böreklerim, işte şu görmüş olduklarınız... Annemden fırsat bulduğum zamanlarda böyle börekler yapıyorum, mantarlı, sodalı, dil peynirli, sebzeli.. (ille anneminkilere alternatif yapacağım ya!) Bu kez arkadaşlarım için yaptım. Fena da olmadı!

Malzemeler: (20 adet)
- 2,5 adet yufka
- 1/2 kg mantar
- 2 adet soğan
- 2 adet yeşil biber*
- 1 küçük domates*
- 1/2 çay bardağı zeytinyağı
- Karabiber, kırmızı biber, tuz
Üzeri için:
- 1 yumurtanın sarısı
- Çörekotu

* Biber ve domates mevsimi olmadığı için ben onların yerine annemin yazdan hazırladığı menemen harcından 2 tahta kaşık kadar kullandım. Annem bu harcı hem kışın menemen yapmak hem de biber-domates ikilisi gereken yemeklerde kullanmak üzere, şişe domates hazırladığı günlerde birkaç kavanoz hazırlar. Doğrusu çok ama çok işe yarıyor!

Yapılışı:

1. Mantarları yıkayıp zarlarını soyduktan sonra ince ince dilimleyin. Soğanları halka halka, domates ve biberleri de küçük küçük doğrayın. (Eğer siz de mevsim dışı kullanmak istemezseniz konserve domates kullanabilirsiniz.)

2. Zeytinyağına soğan, domates ve biberle birlikte mantarları ekleyin, mantarlar yumuşayıp suyunu çekene kadar pişirin. Karabiber, kırmızı biber ve tuz ekleyip karıştırdıktan sonra ocağı kapatın.

3. Yufkaları üçgen şeklinde 8 eşit parçaya bölün. 2,5 yufkadan elde ettiğiniz 20 üçgenin her birinin içine fırçayla hafifçe zeytinyağı sürün. Geniş kenarına hazırladığınız içten 1 yemek kaşığı kadar koyarak gevşekçe sarın, yassı bir sigara böreği görünümü verin.

4. Hazırladığınız börekleri yağlı kağıt serilmiş tepsiye sıralayın, üzerlerine yumurta sarısı sürün, çörekotu serpin.

5. 200 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 30 dk pişirin. Sıcak sıcak servis yapın.