Mercimekli ve Sebzeli Domates Çorbası



Herhalde hiçbir tarifin ismini bu kadar düşünmemişimdir!
Önce "sebzeli mercimek çorbası" dedim, sonra baktım içinde mercimekten çok sebze var, "mercimekli sebze çorbası" olsun bari diye düşündüm. En sonunda -annemin "kavanozdaki domatesin hepsini mi kullandın sen?" yorumunu da hatırlayarak- en çok kullandığım sebzenin domates olması sebebiyle "mercimekli ve sebzeli domates çorbası" demeye karar verdim!

Kıştan çıkarken bir çorba tarifi daha paylaşmak istiyordum, o da bu oldu. Gerçi belli de olmaz, yazın fazla aranmasa da ben çok sevdiğim için yine çorba pişirebilirim. Özellikle diyet yapanların çoğu kez hafif bir akşam yemeği adına bir tabak salata ve bir dilim ekmek eşliğinde çorba tercih ettiklerini biliyorum, o yüzden tarifi hemen yazmak istedim.

Çorbayı 3 gün önce yapmıştım. Son 2 gündür de, diyet nedeniyle değil ama sürmekte olan ufak bir tedavim nedeniyle fena halde acıyan diş etlerim yüzünden akşamları ısıtıp ısıtıp içiyorum. İyi geliyor gerçekten. Tek başına bile doyurucu olduğunu söyleyebilirim. Evde kişi sayısı azsa ve vakit sorununuz varsa benim gibi bir önceki akşamdan yapabilir, sonraki birkaç gün boyunca afiyetle yiyebilirsiniz. Vereceğim ölçülerle yaklaşık 10 kase çorba elde ediliyor.

Hemen hemen yağsız bir çorba bu, bolca da posalı. İlk tattığımda yine deneysel takıldığım için tek başıma bitirmek zorunda kalacağımı düşündüm açıkçası, ama annem hiç ummadığım kadar beğendi, Sevim de öyle! Kerevizle düşman kardeşler değilseniz bu çok faydalı çorbayı denemenizi tavsiye ederim. Bir diğer tavsiyem, gerçekten lezzetli domatesler bulabiliyorsanız onlarla yapın, yok bulamayacaksanız ya gerçek domatesler çıkana dek bekleyin ya da konserve domates (mümkünse ev yapımı) kullanın. Ama lütfen mevsimsiz sebzeler yemeyin / yedirmeyin!

Malzemeler:

- 1 su bardağı kırmızı mercimek
- 3 büyük domates (ya da bir komposto kasesini dolduracak kadar konserve)
- 1 orta boy soğan
- 2 küçük kereviz (hem başı, hem dal ve yaprakları)
- 1 orta boy havuç
- 1 yemek kaşığı domates salçası
- 1 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1/2 limonun suyu
- 1/2 çay kaşığı karabiber
- 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
- Yaklaşık 8 bardak su

Yapılışı:

1. Kerevizleri, soğan ve havucu temizledikten sonra rondoda parçalayın. Zaten çorba pişince püre haline getireceğiniz için ilk etapta parçalamanız daha kolay pişmelerini sağlar. Hazırladığınız sebzeleri derin bir tencereye alıp üzerlerine yağı ekleyin, kapağını kapatarak sebzeler biraz yumuşayana dek orta ısıda pişirin (arada bakıp karıştırın ki yağı az olduğu için dibi tutmasın).

2. Domatesleri ve mercimeği sebzelere ekleyin. Salçayı da koyup karıştırın. Üzerlerine suyu ekleyin (ben suyu yazacağım için ölçerek koydum ama siz çorbanızın yoğunluğuna göre tabi ki azaltabilir veya çoğaltabilirsiniz). Su kaynadıktan sonra ocağı kısarak yaklaşık yarım saat pişirin.

3. Pişen çorbanın altını kapatın, blender veya robottan geçirin. Tekrar ateşe alarak limon suyu, tuz ve karabiberi ekleyin, birkaç dk daha kaynattıktan sonra ocaktan alın.



Yanına kızarmış ev ekmeği çok güzel gider. Diş etleriniz sağlamsa daha da güzel gider:)

Mahlepli Tuzlu Kurabiye




Blogumu uzun süredir sık güncelleyemiyorum. Dün akşam ne yapsam da yeni bir tarif eklesem diye düşünürken arşivimin tuzlular bölümünün biraz fakir kaldığını anımsadım:) Börek gibi bir şey yapmak istemediğimden, çay yanında atıştırılabilecek bir tuzlu düşündüm ve ortaya bizim çok sevdiğimiz mahlepli kurabiyeler çıktı.

Bunlar özellikle annemin favorisi... Ağızda dağılan hafif tatlı veya tuzlu kurabiyelere bayılır. Mahlep kokusu ise malum, pastane kokusudur. Fırından yükselen kokular akşamın bir vakti etrafa öyle bir dağıldı ki annem "misler gibi koktu ya, bunun tadına bakılmaz mı şimdi?" diyerek hemen birini test etti. Sonuç: "hımmm!"

G. Afrika'daki sevgili dostum Türkmen'den son zamanlarda kaptığım kötü bir huyum var. Belki de iyi bir huydur bu, bilemiyorum:) Konu şu: Ne zaman kurabiye türü bir şey yapmaya karar versem, içine koyduğum yağı elde edeceğim kurabiye sayısına bölmeye, ve aman Tanrım, bir tanesinde şu kadar yağ var diye düşünmeye başladım!! Tabii bunu tarifi yapmadan önce düşünüyorum ve sonuçta çıkan rakamdan korkarsam o tariften vazgeçiyorum. Mesela sonuçta 20 kurabiye elde edeceksem, 250 g yağ kullanmak beni dehşete düşürüyor! Ne dersiniz, abartıyor muyum acaba?

Sonuçta ben yine bildiğim yoldan gittim ve yine elimden geldiğince sağlıklı malzemeler kullanmaya çalıştım. Bu malzemelerle bir tepsi (=20 adet) kurabiye oldu ve adet başına düşen yağ miktarı çok fazla değil:)) Ayrıca yarıdan fazla tam buğday unu kullandım.


Malzemeler:
- 125 g tereyağı - oda sıcaklığında
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 Türk kahvesi fincanı yoğurt
- 1/2 Türk kahvesi fincanı esmer şeker
- 1 yemek kaşığı (silme) mahlep
- 1 tatlı kaşığı (silme) tuz
- 1 paket kabartma tozu*
- 1,5 su bardağı tam buğday unu / kepekli un
- 1/2 su bardağı beyaz un
- Üzeri için 1 yumurta sarısı ve çörekotu

* Ben bu tarifte ev yapımı kabartma tozu (krem tartar ile) kullandım. İlk olarak geçenlerde yaptığım bir tart tabanında kullanmıştım, her iki hamur da güzel oldu. Ama esas sonucu kekte alacağımı düşünüyorum, onu henüz denemedim. Keki de güzel kabartırsa eğer, formülünü sizlerle mutlaka paylaşacağım.

Yapılışı:
1. Tereyağını, zeytinyağını, yoğurdu ve şekeri karıştırın. Ben un aşamasına gelmeden önce mikserle iyice çırpıyorum, böylece yoğurmak daha kolay oluyor.
2. Beyaz unu ayırın; diğer unu, kabartma tozunu, tuzu ve mahlebi ayrı bir kapta karıştırın. Bunu diğer karışıma ekleyerek yoğurun.
3. Beyaz unu yavaş yavaş ekleyerek (gerekirse ilave ederek) elinize yapışmayan ama yumuşak bir hamur elde edin. Hamurdan küçük parçalar kopartıp rulo yapın, bükerek tepsiye sıralayın. Yağlı kağıt kullanmanızı öneririm, benim kurupastalarım yağlamama rağmen tepsiden ayrılmak istemediler:)
4. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp çörekotu serpin, önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzerleri kızara kadar pişirin (bizim fırında 30 dk sürdü).

Çayınızı da güzelce demleyip ince bellilere doldurduktan sonra, annemin deyimiyle "küğür küğür" ya da benim daha çok sevdiğim deyimle "kıyır kıyır" kurabiyelerinizin tadını çıkarın! Hazır almaya ne gerek var?

Patatesli Ot Kavurması



Otların pazarda bolca bulunduğu bu sıralar, yılın en sevdiğim zamanları. Çarşı-pazar, yeme-içme açısından tabii! Ege'de kışın da rahatlıkla ot bulabiliyoruz gerçi ama yağışlı günlerin ardından bahar yavaş yavaş yüzünü göstermeye başladığında pazardaki otlar iyice bollaşıyor, çeşitleniyor. Tabii mevsimini beklemiş kimi otlar da çıkmaya başlıyor. Mesela Cuma akşamı ve Cumartesi öğle yemeğimde çok özlediğim sarmaşık (acıot) vardı! Acımsı tadından dolayı herkesin pek sevmediği sarmaşığa ben bayılırım:) Bir kase yoğurt ile afiyetle yedim sarmaşığımı.

Kış boyu yapıp yediğimiz ot yemeklerinin genelde yapımı aynı olduğundan, daha doğrusu biz otları ya arapsaçı kavurmasında anlattığım gibi yumurtalı yaptığımızdan ya da herkesin bildiği şekilde haşlayıp limon-zeytinyağı-sarımsak ile soslayarak yediğimizden tariflerini yazmadım. Ama otlardan bolca bahsettiğim Git dergisinin Mart-Nisan sayısında bir de patatesli kavurma tarifi vermiştim. Farklı bir tarif olduğu için sizlerle de paylaşmak istedim.

Patatesli ot kavurması, bence çocukların bile sevebileceği bir ot yemeği. Çünkü içinde patates var:) Otları tek başına tüketemiyorsanız bir de bunu deneyebilirsiniz. En güzel tarafı da dilediğiniz ota uyarlanabilir olması... Tamamen damak zevkinize ve imkanlarınıza bağlı olarak istediğiniz otla pişirebilirsiniz. Hiç ot bulamıyorsanız sadece ıspanakla bile yapabilirsiniz (ben ilk defasında öyle yapmıştım), her şekilde harika ve son derece besleyici bir yemek... Bu versiyonunda ebegümeci, arapsaçı, iğnelik ve dalagan (ısırgan) karışımı kullanıldı, çünkü evde onlar vardı. Ayrıca taze soğan eklendi. Bir Pazar akşamı sinema dönüşünde de otları önceden hazırlayan anneye teşekkürler edilerek hemen pişirildi. Tarif Tijen İnaltong, kitap "Mutfakta Zen":

Malzemeler:
(4 kişilik)

- 1 demet doğranmış kavurmalık ot (ısırgan, pazı, ıspanak veya benzeri yerel otlar)
- 3 haşlanıp kuşbaşı doğranmış patates
- 2 yarım halka halinde doğranmış soğan
- 4 diş doğranmış sarımsak
- 4 çorba kaşığı zeytinyağı
- Tuz, taze çekilmiş karabiber, pul biber
- Üzeri için dilerseniz susam

Yapılışı:

1. Tavada zeytinyağını ısıtıp soğan ve sarımsakları 5 dk kadar kavurun. Otları ilave edip bir müddet daha kavurmaya devam edin (ot miktarı başta fazla gelebilir, hatta tavaya sığmayabilir ama piştikçe küçülüp azalacaklar).

2. Otlar yumuşadığında haşlanmış patatesleri ve baharatları ilave edip hepsi iyice karışana kadar 1-2 dk daha kavurun.

3. Dilerseniz susam serpip servisini yapın.



Ben çok acıktığım zamanlarda olduğu gibi yine unuttum ve yedikten sonra "aaa susam!" dedim:) Susamı ot ve sebze kavurmalarına serpmeyi çok seviyorum çünkü börek tadı veriyor! Özellikle yanında misler gibi bir ev ekmeği olduğunda...

İyisi mi babamın dün getirdiği pazılarla tekrar yapmalı, yanında bir kase yoğurt ile afiyetle yemeli...

Pekmezli Muffin



Geçen Cumartesi akşamı Arzu-Ülfet Aygen'in "Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri" kitabına dalıp epeyce okudum. Kitabı elimden bıraktığımda hemen mutfağa girmek için sabırsızlansam da gecenin 1'iydi:) O yüzden ertesi gün kitaptaki keklerden birini denemeye karar verip uyudum. Bir diğer kararım da çarşıya çıktığımda aktara uğrayarak krem tartar, saf vanilya ve deniz tuzu sormaktı.

Ertesi sabah kahvaltıda anneme uzun uzun okuduklarımdan bahsettim. Arzu hanımın anlattıkları, aslında hep bildiğim ama bazen önemsemediğim ya da dikkat etmediğim kimi gerçekleri tekrar hatırlatması ve bilmediklerimi öğretmesi açısından çok yararlı oldu. Ve hemen mutfağa girip "gerçek yiyecekler" hazırlamak ve yemek için özendirdi.

Normalde haftada bir kek ya da kurabiye yapmaya çalışıyorum, hem annemin bazen ani gelebilen konukları için, hem babam sabahları kahvaltıda yemeyi sevdiğinden, hem de Sevim uzun çalışma saatlerinde ofiste bir şeyler atıştırmaya ihtiyaç duyduğundan (ve hazır kekler, bisküviler yemesini istemediğimden)... Bu haftanın keki de işte bu muffinler oldu.

Muffinler misler gibi kokularla fırından çıkıp soğuduktan sonra ilk tadan Sevim oldu. "Mis gibi kakaolu!" yorumunu yapınca güldüm, keçiboynuzu pekmezinin marifeti bu işte! Gerçi annem üzüm pekmezini tercih ettiği için ben iki pekmezi karıştırarak kullanmıştım ama o kadarı bile çikolata rengini ve aromasını vermeye yetmiş. Şeker kullanılmayan, pekmezle tatlanan, üstelik tam buğday unuyla yapılan bu muffinleri mutlaka denemenizi öneririm. Kan şekerinizi dengeleyecek, tatlı ihtiyacınızı giderecek, iyi gelecekler:) Rafine şekerin vereceği zararlardan korunarak da güzel kekler yapmak mümkün...

Malzemeler: (12 adet muffin)

- 125 g eritilmiş tereyağı
- 1 çay bardağı pekmez
- 2 adet yumurta (oda sıcaklığında)
- 1 çay bardağı ayran
- 1 çay bardağı süt
- 2 su bardağı tam buğday unu
- 1,5 tatlı kaşığı karbonat
- Bir tutam deniz tuzu
- Bir tutam muskat rendesi (isteğe bağlı)

Yapılışı:

1. Fırınınızı 200 derecede ısıtın. 12'li minik kek kalıbını yağlayıp unlayın.

2. Tereyağını geniş bir kabın içinde pekmez, yumurta, ayran ve sütle birlikte çırpın.

3. Un ve karbonatı ayrı bir kabın içinde eleyin. Eleğin üstünde kalan kepeği de katın. Üzerine tuz ve kullanıyorsanız muskat serpiştirip güzelce karıştırın.

4. Tahta kaşıkla sıvı karışımı kuru karışıma yedirin. Fazla karıştırmadan hemen kalıplara dökün.

5. Muffinleri 10-15 dk kadar fırınlayın (ben 20 dk pişirdim, almadan önce kürdanla kontrol edebilirsiniz). Fırından alıp 5 dk bekledikten sonra kalıplardan çıkartıp soğumaya bırakın.

Kitapta bu tarife bir de alternatif verilmiş ki kayısı mevsimi gelince denemeyi düşünüyorum:
Kuru malzeme içine 6 yemek kaşığı Hindistan cevizi ekleyip, pekmezi 1,5 çay bardağı kullanarak, karıştırma sırasında 12 adet küçük doğranmış taze kayısı eklenirse "kayısılı hindistan cevizli muffin" elde edilebilirmiş... Denemeye değer!

Pırasa Böreği (Fırında Pırasa)



Bütün bir hafta hafif yiyeceklerle beslenip ağzıma şeker, yağ ve un koymadıktan sonra Pazar sabahı kuşlar gibi hafif uyandım. Bu bir hafta bana bir tür detoks etkisi yaptı sanırım. İlk iki gün gözümü açamıyorken, sonraki günlerde enerjimi yeniden kazandığımı hissettim. Bunu arada bir yapmak gerek...

Bu hafiflik hissini bozmamak adına, akşam yemeği için de hafif, ama Pazar akşamına da yakışacak hoş bir yemek yapmak istedim. Dr. Yasemin Bradley'in pırasa böreği, evde bulunan basit malzemelerle yapabileceğim bir yemekti, üstelik diyet bir tarifti, o yüzden onu denemeye karar verdim. Fırında pişen tüm sebzeler genelde güzel olur, bu da fena olmaz herhalde, annemler sevmezse de ben yerim diye düşünüyordum ama öyle olmadı. Umduğumdan çok daha güzel oldu!

Böreği gündüzden hazırlayıp pişirmeden dolaba kaldırdım, sonra Sevim'le dışarı çıktık. Sinemada filme ara verildiği sırada annemi arayıp tahminen kaçta evde olacağımızı söyledim, annem de ona göre böreği fırına verdi. Eğer denerseniz siz de önceden hazırlayabilir, buzdolabında bekletebilirsiniz. Zaman kazandıran tariflerden yani.. Eve geldiğimizde ortalık mis gibi kokuyordu, üstelik annem yanına ayran da yapmıştı:)

Börek gibi, ama böreğe göre çok daha düşük kalorili, doyurucu ve üstelik de lezzetli yeni bir yemek kazandık böylece. Annem çok güzel olduğunu birkaç kez yineleyince, hatta "haftada bir yapalım bari, ben yine pırasa alayım" deyince iyice mutlu oldum:) Pırasa sevmeyenler için hoş bir alternatif olabilir, bizim yaptığımız gibi ayran veya yoğurtla birlikte yenebilir...


Malzemeler:
(3-4 kişilik)


- 750 g pırasa (temizlenip ayıklanmış haliyle yarım kg kullandım)- 2 adet patates (3 küçük patates kullandım)- 1 adet yumurta
- 1 su bardağı light kaşar rendesi
- Tuz, karabiber, pul biber, çörek otu

Yapılışı:

1. Pırasaları halka halka doğrayın, bol suda hafif diri kalacak şekilde haşlayın. Süzgece dökerek ılınmaya bırakın.

2. Diğer yandan patatesleri haşlayın, rendeleyin ve derin bir kaseye alın.

3. Patateslerin üzerine suyu iyice süzülmüş pırasaları ekleyin, peynir rendesini ekleyin, yumurtayı kırın. Tuz, karabiber ve pul biberi de ekleyerek hepsini harmanlayın.

4. Hazırladığınız karışımı yağlanmış cam bir fırın kabına boşaltın, üzerini kaşığın tersiyle düzeltin. Bolca çörek otu serperek önceden 200 derece ısınmış fırına verin. Üzeri kızarana kadar (yaklaşık 45 dk) pişirin. Dilimleyerek sıcak sıcak servis yapın.

Kabak Çorbası

Bahar geldi geliyor derken dünden beri hiç durmadan yağmur yağıyor... Eee, Mart Martlığını yapacak elbette! Çok soğuk olmasa da geçen birkaç güne göre soğuk bir hava var dışarıda. O yüzden bugün güzel bir kabak çorbası tarifi yazmak istedim. Çorba daha çok soğuk havalarda güzel gitse bile sofrada her zaman aranır, çok acıktığınızda bir dilim esmer ekmekle, ya da ekmeksiz, sıcak bir içecek niyetine...

Kolay kabak çorbası tarifi


Çorbaya yoğunluk kazandırmak ve biraz daha lezzetlendirmek için patates de ekledim. Benim deneysel çorba çalışmalarıma şüpheyle yaklaşan annem bile çok beğendi ve bu kez koca tencereyi tek başıma bitirmek zorunda kalmadım, çorbayı iki günde bitirdik. Kremalı çorbaları çok seviyorum, dayanamayıp buna da yarım kutu ekledim. Bu arada ben 100 ml.lik ambalajlarda krema üretilmesini talep ediyorum! (Belki sesimi birileri duyar.) Genellikle yarısını kullandığım paketin kalanını 2-3 gün içinde kullanma zorunluluğu canımı sıkıyor, art arda kremalı şeyler yapıp yemek istemiyorum!

Bu çorbayı yapmak oldukça kolay, hiç vakit almıyor. Benim gibi rende işlemini robota yaptırırsanız vakitten daha çok kazanırsınız.

Malzemeler
  • 5-6 adet orta boy kabak
  • 1 adet orta boy patates
  • 1 adet soğan
  • 5 diş sarımsak
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 1,5 yemek kaşığı tam buğday unu
  • 1,5 lt su
  • 4 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
  • Taze çekilmiş karabiber
  • 100 ml (1/2 küçük kutu) çiğ krema

Yapılışı
  1. Öncelikle kabakları ve patatesi rendeleyin, soğan ve sarımsakları ince ince kıyın, bunları bir kenarda bekletin.
  2. Tereyağını derin bir tencerede eritip unu ekleyin ve karıştırarak kavurun.
  3. Suyu tencereye yavaşça ekleyerek sürekli çırpın ve kaynayana kadar karıştırarak pişirin.
  4. Su kaynadıktan sonra rendelediğiniz kabakları ve patatesi ekleyin, yumuşayıncaya kadar pişmeye bırakın.
  5. Bu arada ayrı bir yerde zeytinyağında soğan ve sarımsakları hafifçe pembeleştirin. Daha sonra çorba tenceresine ekleyin.
  6. Tuz, karabiber ve kremayı da ekleyin. Birkaç dakika sonra altını kapatın. Çorbanızı blenderdan geçirdikten sonra kaselere alıp dilerseniz bol karabiber serperek servis yapın.
Kolay kabak çorbası tarifi


Dünyayı omuzlarında,
geleceği gövdesinde taşıyan,
evlerin, eşlerin, çocukların, babaların, patronların ve tüm bir yaşamın hiç bitmeyen ve bitmeyecek olan eksiklerini tamamlamak için tüm gücüyle çalışan kadınların günü kutlu olsun...

Yeni Kitaplar...



Bugünlerde ardı ardına elime geçen ve halen başucumda duran iki güzel kitap ve dergiden sizleri haberdar etmek istedim. Henüz detaylı inceleyemedim ama zaten yavaş yavaş okumak, tadını çıkarmak istiyorum!

İlk haber sevgili Arzu Aygen ve annesi Ülfet Aygen'in birlikte hazırladıkları "Beyaz Unsuz Şekersiz Hamur İşleri". Arzu hanım kitabın hazırlıkları sırasında bana bir mail göndermiş ve hazırlamakta oldukları kitaplarında nohut mayalı ekmek tarifimi kullanmak için izin istemişti. Kitabın çıktığı haberini aldığımda, doğal ve sağlıklı malzemelerle yapılan tarifleri içeren bir kitabın daha yemek kitaplarımız arasına katılacağına çok sevindim. Daha sonra Arzu hanım kitabı bana gönderdiğinde daha da mutlu oldum, çünkü bu, annemin nohut mayalı ekmeğinin bir kitap sayfalarında kalıcı olması anlamına da geliyordu. Bu düşüncemi kendisine ilettiğimde o da kitabın böyle değerli şeylerin unutulmaması gibi bir işlevi olmasını ümit ettiklerini söyledi. Arzu hanımın neden böyle bir çalışma yaptıklarına dair açıklamasını da buraya aktarmak istiyorum:
"Etrafımızda kirlilik, stres, radyasyon, elektromanyetik dalgalar gibi olumsuzluklar gittikçe artmaya başladı. Bunun sonucunda daha fazla insanın ciddi hastalıklara yakalandığına şahit oluyoruz. Dış dünyadaki bu olumsuzlukları bireysel çabalarla çözmek mümkün değil ama yapabileceğimiz çok önemli bir şey var... doğru gıdalarla beslenmek... özellikle çocukları küçük yaşta doğru gıdalarla kurtarmak çok önemli. Parfümlü-boyalı ama besleyici açıdan yetersiz, hatta zararlı şeyler yerine 'gerçek' gıdalarla beslenilsin istiyoruz. İnşallah buna bir katkımız olur..."

Kitap; beyaz un, şeker, sofra tuzu ve tabii diğer katkı maddeleri kullanılmaksızın yapılan ekmek, pide, poğaça, börek, kek, kurabiye gibi 100 sağlıklı tarif içeriyor. Bana en çok cazip gelenler ise tabii ki kek ve kurabiyeler! Birkaç deneme yaptıktan sonra sonuçları paylaşacağım.. (denemeler için sabırsızlanıyorum!)
Bir diğer kitap, Deniz Gürsoy'un "Aşkın İlacı Çikolata" kitabı. Sevdiği yiyecek ve içeceklerin kültür tarihi içindeki serüvenlerini okumaktan hoşlananlardansanız, ve tabii bir çikolataseverseniz çoktan kitaplığınıza eklemiş olmalısınız. Eklemediyseniz de bu kitabı kendinize (ve hatta çikolata sevdiğini bildiğiniz, sevdiğiniz kişilere) hediye edebilirsiniz!

Kitap; kapağıyla, içindeki fotoğraflarla, tariflerle feci iştah açıcı, hele de iflah olmaz çikolata bağımlıları için! Ben bu kitabı geniş bir zamanımda ve yanıma bolca çikolata alarak okumayı düşünüyorum:) Tabii sonra da içindeki çikolatalı tarifleri denemeye başlayacağım!


Git'in 9. sayısı çıktı..
Bu sayıda benim çok uzun süredir yazmak istediğim bir yazım var. Ege'nin otlarını ve ot yemeklerini yazdım; elbette bizim yöremizdeki pazarlarda en çok bulunanlardan, mutfağımızda en çok pişenlerden, en çok sevdiklerimizden-yediklerimizden yola çıkarak... Yoksa Ege'de yetişen ve yemeği yapılan otların tümünü anlatmaya ne Git'in sayfaları yeterdi ne de benim bilgi ve deneyimim... O yüzden yazının okuyanlara her şeyden önce keyif vermesini umuyorum, birkaç küçük bilgi ve fikir de verebilirse ne mutlu bana!

Afiyetle, keyifli okumalar...

Abur-Cubur Meselesi...




Yukarıdaki peynirli muffinlerin bu yazıyla pek ilgisi yok... Yazıya nasıl bir fotoğraf koysam diye arşivi tararken gözüme çarptılar. Ve hafta sonu keyfini çağrıştırdıkları için burada yer aldılar. Ama tarifini merak eden olursa da buraya bakabilir.


Benim abur-cuburla aram pek yok aslında... Hayatımda en çok abur-cubura düştüğüm iki dönem oldu, birisi üniversitedeki tüm sınav dönemlerimdi -ki bu sanırım her öğrencinin başına gelmiştir, çikolatasız ders çalışamama, gece yarısı kahvaltı hazırlayıp yeme krizleri:) Diğeri de İstanbul'da kendimi feci yalnız hissettiğim bir dönemdi. Baktım ki bu bir kısır döngü, yedikçe mutlu olma-mutsuz oldukça yeme döngüsü, üstelik kilolar da hediyesi, bıraktım. Böyle zamanlarda kendimi sağlıklı seçeneklere yöneltiyorum. Çok masum olduğumu da iddia etmeyeceğim tabii! İşte en sevdiğim atıştırmalıklar:

ÇİKOLATA:
Evde daima bulunuyor, ama daha çok mutfak denemeleri için ve bitter olarak. Bazen kahvemin yanına, özellikle de kırk yılın başı tv izlerken keyif olsun diye birkaç parça alıyorum. Sinemaya giderken de daima çantamda bulunur, film izlerken kahveme eşlik etmesini severim.

KURABİYE:
Ofiste uzun saatler geçirdiğim için öğleden sonraları yiyecek bir şeyler arıyorum. Çekmecemde kendi üretimim olan sağlıklı (zeytinyağlı, esmer şekerli, kepek unlu) bir kurabiye bulunması şart böyle durumlar için...

MEYVE:
Bir şeyler atıştırmak istediğimde ilk tercihim onlar... Tatlı yemek istediğimde de yine ilk tercihim oluyorlar. Elmaya çok düşkünüm, mutluluk kaynağım muza, bir de erik, kiraz, çilek gibi kısa ömürlü ve dünya güzeli yaz meyvelerine...

KURU YEMİŞ ve KURU MEYVELER:
Daha çok sabahları müsli içinde yesem de, bazen canım atıştırmak istediğinde de ağzıma atarım. Mesela kuru incirden daha güzel bir "tatlı krizi kesicisi" düşünemiyorum! Kuru yemiş ve meyveleri bir arada yemeyi daha çok seviyorum, kuru incir içinde ceviz veya susam, kuru üzüm yanında leblebi gibi... Ayrıca onları vejetaryen beslenmeye destek kuvvetleri olarak görüyor; magnezyum, kalsiyum gibi faydaları nedeniyle tüketiyorum.

Paketli abur-cuburları hayatımdan uzak tutmaya çalışıyorum... Ev yapımı tatlı, pasta ve keklere dayanmam zor oluyor ama onların da mümkün olduğunca yüksek kalorili olmamasına çalışıyor, pişirdiklerimi tadına baktıktan sonra paylaşmayı daha çok seviyorum!

Windbeutel (Rüzgar Torbası)



Hafta sonunda annemle yaptığımız bu küçük pastacıklar paylaşılmayı bekliyordu ama dün baharın ilk günü olduğu için size tarif değil çiçek vermeyi tercih ettim! Şimdi sıra geldi pastaya... Kahveye baharı getirdik madem, tatlı bir şeylerle devam edelim.

Windbeutel, annemin evlenmeden önce Almanya'da yaşarken tuttuğu defterinde yazan ilginç (ama denenmemiş) tariflerden biriydi. Son zamanlarda anneme bu tarifi ne zaman deneyeceğimizi sorup duruyordum. Aynı defterdeki "Berliner" tarifini zerre kadar mutfak tecrübem olmadığı bir yaşta ve annemden gizli olarak denemeye kalkıp başarısız olduğumdan beri o defterden ürküyordum nedense:) Bir de anneciğimin sadece kendisinin anlayacağı şekilde tuttuğu notlar var ki, evlere şenlik!

Nihayet windbeutel denemek için gün belirledik, bu Pazar kesin yapalım dedik ve kahvaltıdan hemen sonra kolları sıvayıp mutfağa girdik. Düşündüğümüzün aksine fazla da vakit almadı ve öğleden sonra kahvelerimizi yapıp tadına bakmak için oturduğumuzda bu kadar ertelediğimiz için kendimize kızdık! Kahvelerimizi yudumlayıp küçük pastalarımızı yerken annemle Almanya günlerinden bahsettik. Rahmetli anneannem her çarşıya çıkışında bunlardan evdeki herkese 2'şer tane alırmış. Rahmetli büyükbabam da iki lokmada yiyip "başka yok mu?" diye sorarmış:) Almanya'da çok sevilirdi bu pastalar dedi annem, ve nereden aldığını anımsamadığı bu tarifin pastanelerde satılanlarla aynı olduğunu söyledi. Onun için özlediği bir tat, benim içinse son derece hafif bir lezzetti.

Yapım aşamaları ekleri andırsa da; çok daha az yağ içermesi, üstüne sos yerine pudra şekeri serpilmesi ve meyveli şanti dolgusuyla gerçekten çok hafif pastacıklar bunlar. Anneme göre zaten hafifliği nedeniyle rüzgar torbası deniyormuş...

Yapım aşamasının en güzel tarafı, bezelerin fırından çıkınca sönme riskinin olmaması ve eklere nazaran içi daha dolgun bezeler elde edilebilmesi... Yani hiç endişe etmeden rahatça deneyebileceğiniz, kalorisi de düşük olan bu pastaların tek riski bir-iki taneyle yetinmenin zor olması:) Biz özellikle sıcak yaz günlerinde hafifliğiyle çay saatlerine yakışacağını düşündük, eh öyleyse baharın ilk tarifi de bu olsun!

Malzemeler: (20 adet)

- 250 ml su (1 su bardağı)
- 50 g tereyağı (~1 yemek kaşığı)
- 150 g un (~1,5 su bardağı)
- 4 adet yumurta
- 1/2 paket kabartma tozu

Dolgusu:

- 2 poşet sade krem şanti
- 1 su bardağı soğuk süt
- 1 adet muz
- 1 adet mandalina (veya tatlı portakal )

Yapılışı:

1. Suyu dar ve derin bir tencereye koyup tereyağını ekleyin, kaynatın. Kaynayınca ocaktan alıp unu yavaş yavaş ekleyin, çırpma teliyle kuvvetlice çırparak pürüzsüz hale getirin. Tencereyi tekrar ocağa alarak 1 dk daha karıştırın, daha sonra ocaktan alıp ılınmaya bırakın.

2. Karışım biraz ılıyınca içine yumurtaları teker teker kırıp ekleyin. Her eklediğiniz yumurtayı parmak uçlarınızla hamura iyice yedirin. Hamur yapışkan bir bulamaç kıvamında olmalı, o kıvamı bulana kadar yoğurmaya devam edin. Soğuduktan sonra (zaten yumurta ekleyip yoğurdukça soğuyacak) kabartma tozunu ekleyip onu da güzelce yedirin.


3. Hamuru sıkma torbasına doldurarak, yağlı kağıt serip unladığınız tepsiye mandalina iriliğinde bezeler sıkın. Bezeleri yukarıya doğru yükselecek şekilde, spiral olarak sıkarsanız rüzgar torbalarınız pişince daha hoş görünürler (hamurun bu rengi köy yumurtalarının eseri bu arada:)
4. Önceden 190 derece ısıttığınız fırında 30 dk -üzerleri hafif kızarana kadar- pişirin. Daha sonra fırını söndürerek 10 dk daha fırında tutun. Bu süreler boyunca fırının kapağını açmayın.


5. Kreması için 2 poşet krem şantiyi soğuk sütle çırparak hazırlayın, içine minik doğradığınız muzu ve zarlarını soyarak küçük küçük doğradığınız mandalinayı ekleyin.

6. Fırından aldığınız bezelerin biraz ılınmasını bekledikten sonra bıçakla ikiye kesin. Arasına kremadan 1 dolu yemek kaşığı koyup kapatın, hafifçe bastırın. Hazırladığınız rüzgar torbalarını servis tepsisine sıralayarak üstlerine elekle bolca pudra şekeri eleyin.



Not: Orjinal tarifte ara krema için muz, mandalina ya da kiraz öneriliyordu. Kiraz bize çok daha cazip geldi tabii ki! Kiraz mevsimi gelsin de, bir kez daha yapalım dedik:)

Bahar ve Zen...


"birşey yapmadan
sessizce otur
bahar gelir
ve otlar kendiliklerinden büyür..."

Zen şiiri