Yaz Salataları


Teşekkür ederim toprak ana!
Tüm gaddarlığımıza, kötücüllüğümüze, hoyratlığımıza rağmen bizden şefkatini yine esirgemedin...
Çocuklarına kıyamadın, bazen cezalandırsan bile kıyamadın. Sadece karnımızı doyurmak için değil, üstelik en sevdiğimiz yiyecekleri sunmak için yeşerdin yeniden, bahar renklerine, yaz sıcağına büründün. Önce çilekler, sonra pıtır pıtır çıkmaya başlayan erikler, derken işte sonunda güneşte kızarttığın domatesleri de getirdin, mis kokan salatalıkları, çıtır çıtır biberleri...
Ve bir ilkyaz kahvaltısında sundun tümünü birden...
Benim annemi aracı ettin, ama senin gönderdiğini anladım bu hediyeleri, sevindim, içim neşelendi.
... teşekkür etmek istedim sana, hepimiz adına!

Küçük keyifler var bu yazıda.
Küçük keyiflerin küçük tarifleri de tabii. Özlediklerim(iz) var bir de... Yeni kitaplar, albümler de var sonrasında..
... çayınız da yanınızdaysa buyrun paylaşalım!

Öncelikle yukarıda görülen fotoğraftan bahsetmek gerek.. Yaz kahvaltılarımızın vazgeçilmezi, kahvaltı salatamızdan yani. Annem yapar onu hemen, ben sofrayı hazırlarken ya da ekmeğin, poğaçanın, artık fırından ne çıkacaksa onun başında beklerken. İki arada hemen yapıverir. Domatesleri doğrar, salatalıkları ve biberleri de, hatta bazen maydonoz dalları da katılıverir bu cümbüşe... Zeytinyağı döker, zeytinyağında daima boldur eli, "anne az yağlı yap noolur!" dememe aldırmaz, "az yağlı olmaz!" der. Üstüne limon suyu eklenir, sonra biraz tuz, pul biber, nane, bazen nane yerine kekik...


Sıradaki!
Üniversitedeki son yılımda ev arkadaşımdan öğrenmiştim bu salatayı. Sonradan zenginleştirdim, çeşitlendirdim ama o yıllarda en basit hali bile favorimdi. Sokağımızdaki fırının şahane ekmekleriyle birlikte yemeye bayılırdım. Garip bir şey belki ama bizim öğrenci evimizden asla eksik olmayan 3 şeyden biriydi maydanoz (diğerleri de limon ve zeytinyağı!) Pazara gittiğimizde yaklaşık 10 demet filan alırdık ve her yemeğin yanına salatasını (salata dediysem, maydanoz, limon ve zeytinyağı üçlüsünden ibaret:) yapar, bir demetini rahatlıkla yerdik. Gece acıkmalarımızda beyaz peynir ve ekmekle de güzel giderdi! Geceyarısı makarnalar, omletler filan yapılır da öğrenci evlerinde, maydanoz salatasını herhalde biz yapardık sadece:) Hala da sınırsızca yiyebilirim bu salatayı, özellikle baklagillerin yanında... Yukarıda gördüğünüz salata ise yoğurtlu ve biraz daha zengin versiyonu; maydanoz, salatalık ve sarımsaklı süzme yoğurttan oluşuyor. Salatalıklar yarım ay doğranıyor, maydanozlar dal dal koparılıyor ve bir güzel karıştırılıyor tümü yoğurda... Klasik yoğurtlu semizotunun maydanozlu versiyonu gibi. En son, sızma gezdiriliyor güzelce, pul biberle süsleniyor...


Ot imparatorluğunun kraliçesi demiştim ben ona...
Müptelaları çok iyi anlar beni. Nasıl sayıkladığımı onu kış boyunca, nasıl sevindiğimi kavuşunca çocuklar gibi!
Deniz börülcesini takdimimdir.
Kendilerinin pazarlara teşrif ettiklerini büyük bir mutlulukla duyururum!

Daha önce tatillerinizde, kıyı lokantalarında minik meze tabaklarında tattıysanız ve özlediyseniz, şimdi onun vakti... Ama evde hiç yapmadıysanız, bilmiyorsanız nasıl pişer bu ot, işim zor... Sizin işiniz değil, benim işim zor, yani anlatmak! Bu otları temizlemek bir kez alışınca hiç zor değildir, sadece birazcık vakit ister sizden. ½ kg deniz börülcesi yeter ilk seferde, ya da 1 bağ diyelim. Yıkayın önce, sonra derin bir tencerede kaynattığınız suya atın, haşlayın. Arada ters yüz edin delikli kepçeyle. Azıcık "yosun kokusu" dolacak mutfağınıza ama olsun o kadar, farz edin ki bir kıyıdasınız da akşam sofrası hazırlıyorsunuz deniz kenarında! Piştiğini anlamak için bir dalı alın elinizi yakmadan, şöyle tırnağınızın ucuyla tutup sıyırın. Sıyırdığınız yerde misinaya benzer bir kılçığı kalır deniz börülcesinin. Kolay sıyrılıyorsa tamamdır, süzgeçe alın süzülsün. Ilıyınca temizlemeye başlayın, birkaç denemeden sonra eliniz alışacak. Benim gibi 1 bağla yetinmeyip 3 bağ birden temizlemeye kalkmadığınız sürece zor değil... Biz böyle bir defada fazla miktarda temizler, buzdolabına kaldırırız. Sonraki günlerde de az miktarlarda taze soslayıp yeriz.

Gelelim nasıl sosladığımıza..
İki seçenek var, daha doğrusu benim yaptığım iki versiyonu var, Tijen abladan öğrendim ikisini de.. Birisi yoğurtlu, diğeri zeytinyağlı-limonlu...


Yoğurtlu versiyonda 1 su bardağı kadar süzme yoğurt, 2-3 diş ezilmiş sarımsak, arzu edilirse rendelenmiş 1 tane domates var. Bu tatlı pembe renge bayıldığımdan ve lezzet olarak da yakıştığından ben mutlaka domates eklerim, ama eklenmese de olur. Haşlanıp temizlenmiş deniz börülceleriyle yoğurtlu-domatesli sosu karıştırın bir güzel. Ya da zarifçe dökün üzerine... En son nokta olarak sızma gezdirin üzerine illa ki...

Bir önceki fotoğrafta görülen versiyonu ise zeytinyağı, limon ve sarımsaktan ibaret... Artık sizin favoriniz hangi versiyon olur bilmem, ben ayrım yapamıyorum.. Ve deniz börülcesi hakkında son (aslında en önemli) notum: Kendiliğinden tuzludur, benim bir keresinde yaptığım gibi unutup da tuz ilave etmeyin!


Salatalarımızı şimdilik noktalayıp biraz da mutfağın dışına çıkalım.
Geçenlerde yeni siparişlerim geldi, keyiflendirdi beni.

Jean Baudrillard, Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün EgemenliğiBaudrillard, yaşadığımız "simülasyonlar" çağına getirdiği güçlü eleştirileriyle tanınan bir kuramcı, bir filozof. Bu kitabında da "şeytan"ın bize kurduğu tuzakları anlatıyor, başta televizyon olmak üzere kitle iletişim araçları tarafından şekillendirilen bir dünyada bize sunulan "gerçekler"i sorgulayabilmemiz için bir kapı aralıyor. Doğu Batı Yayınları'ndan...

Walker Percy, Sinema Müdavimi1961'de yayınlandığında, Camus varoluşçuluğunu Amerika'ya tanıtan roman olarak selamlanmış... "Can sıkıntısıyla ruhani bir kurtuluş arayışı arasında bocalayıp dururken, hayatında eksik olan ne varsa sinema perdesinde arayan borsa simsarı Binx'in ironi açısından bir hayli zengin öyküsü, bugün 2. Dünya Savaşı sonrası yazılmış en üstün varoluşçu metinlerden biri olarak kabul ediliyor. (.....) Binx bir "arayış" olasılığı üzerine düşünürken, umutsuzluğa, gündelik hayatın olağanlığına ve dine ilişkin sorular üşüşecektir zihnine. Zira en büyük kabusu gündelik hayatın olağanlığı tarafından yutulmak, yıllara yayılan bir kalıplaşmış düzen içinde "hiçkimse" olup çıkmaktır." Ayrıntı Yayınları'ndan...

Çantamdan CD çalarım hiç eksik olmaz, her yere benimle gelir. Sevdiğim albümler kısa-uzun tüm yolculuklarıma ve yürüyüşlerime eşlik eder. İşte postadan bir de bunlar çıktı..

Leonard Cohen: Ten New Songs
J.S.Bach: Brandenburg Konçertoları 1-6

Cohen'i ilk dinleyişim yağmur altında bir akşam yürüyüşüne tesadüf etti, bu kadar büyülü tesadüf olabilir mi?



Son olarak...
Dün gece bir büyük sanatçı geçti küçük kentimizden. Sevgili Yıldız Kenter, muhteşem kadın, Kent Oyuncuları ile birlikte geldi ve küçük tiyatro salonumuzun küçük sahnesine çıktı...

İnanılır gibi mi? Aydın'ın küçük bir sahnesinde Yıldız Kenter'i izledik!
Yüreğimize işledi, 3 saatlik oyunda zaman su gibi akıp geçti, ne kadar alkışlasak yetmedi, doyamadık!

Selçuk Yöntem ve Demet Evgar da muhteşemdiler.
İyi ki tiyatro var...

Maş Fasulyesi Salatası



Görünüşü börülceye benzeyen, lezzeti kendine özgü olan sevimli bir bakliyat: Maş fasulyesi!

Yeni tanıştım. Adını daha önce duyduğum, ama neye benzediğini ve tadını bilmediğim bir bakliyattı. Geçenlerde kargoyla gelen bir koliden çıkanlar arasında yer alan bir paket maş fasulyesine işte bu yüzden çok sevindim. Üstelik organikti, yani maşın gerçek tadını öğrenebilecektim:)

Pekmezli muffin yazımdan sonra Sade organik ürünler firmasından Ali Bey'den bir mail almıştım. "Kirli ve büyük şehirde insanlar biraz olsun düzgün bir şeyler tadabilsinler diye" organik gıda satışı yaptığını, bana da birkaç örnek göndermek istediğini yazmıştı. Geçen Salı akşamı yemeğe oturmak üzereydik ki kapı çaldı ve evet, beklenen paket geldi:)


Pakette maş fasulyesinden başka; kepekli bulgur, yeşil mercimek, üzüm pekmezi, biber salçası, yaprak sarma, mor fesleğen, kekik ve deniz tuzu da vardı. Sade'nin ürünlerini görmek için web sitesine göz atabilirsiniz, çok ilginç ve hoş ürünleri var. Ürünleri en kısa sürede denemek istediğimden hemen neler yapabileceğimi düşünmeye başladım. İlk olarak maş fasulyesini denemek istiyordum ama onunla ne yapılabileceğini bilmiyordum. Evdeki kitaplara da göz atıp bir tarif bulamayınca, bilse bilse Tijen abla bilir diye düşünerek ona mail atmaya karar verdim. Tam yazmaya başlayacakken sevgili Mine, Yemekbiz yahoo mail grubumuza maş fasulyeli salata tarifi göndermesin mi? Tarifi hemen ertesi gün denedim. Annem önceden maşları haşlayıp soğumaya bırakarak benim için hazırladı, ben de eve gidince salatayı yaptım. Tam bir bahar salatası oldu, teşekkürler Mineciğim!


Daha sonra sadece bol protein ve lif içerdiğini bildiğim maş fasulyesi hakkında biraz daha bilgi edineyim diye internete göz atınca Tijen ablamın daha önceki internet sayfasında zaten bahsettiğini gördüm. Şöyle demişti: "Güneydoğu Anadolu mutfağında çok kullanılan, ufak, yeşil bir fasulye türü. Akdeniz Bölgesi'nde de Toroslarda yetişiyor ve 'cin börülcesi' adıyla biliniyor. Maş fasulyesiyle piyaz ve çorba yapabilir, pilavlara ekleyebilir ve filizlendirebilirsiniz. Çin mutfağında da kullanılan maş fasulyesi eski zamanlarda hastalık tedavisinde bile kullanılırmış."

Salata tarifini paylaşmak istiyorum. Ben yarım ölçü yaptım, buna rağmen 4 kişilik bir salata oldu. Eğer yanında başka bir şey yemeyecekseniz 2 kişilik de olabilir. Kendi yaptığım ölçülerle yazıyorum:

- 150 g maş fasulyesi
- 1 adet domates
- 1/4 demet maydanoz
- 2 adet taze soğan
- 5 yaprak roka
- 1 tatlı kaşığı kekik
- Zeytinyağı, nar ekşisi, limon suyu, tuz

Maş fasulyesi yumuşayıncaya kadar haşlanır (yaklaşık yarım saat sürüyor, önceden ıslatmaya gerek yok). Ilındıktan sonra doğramış yeşillikler, domates ve sosla harmanlanır. Tarifte tere de vardı ama ben evde olmadığı için eklemedim. Kekik, Sade'nin organik kekiğiydi, salataya harika bir aroma verdi!

Ali Bey'e de yazdığım gibi, organik ürünlerin yaygınlaşması, her yerde ulaşılabilir olması ve elbette hesaplı olması en büyük dileğim... Ben küçük bir kentte yaşıyorum ve nispeten şanslıyım belki ama herkes en taze, doğal ve sağlıklı yiyeceklere ulaşma şansına sahip değil... Hatta ben bile pazardan aldığımız sebze ve meyvelerde eski lezzeti bulamıyorum. Ninelerimizin, dedelerimizin beslendiği şekilde beslenme şansına maalesef (yaşadığımız topraklardan nihayet zehirli varillerin de çıktığı şu saatten sonra!) artık hiçbirimiz sahip değiliz... Yine de sanıyorum ki insanlar sağlıklı gıdalar, gerçek yiyecekler talep ettikçe ve bu talepte ısrarlı oldukça, organik / ekolojik ürünler yaygınlaşacak ve daha çok mutfağa girecek. Özellikle büyük kentlerde yaşayanlar giderek daha fazla bu ürünleri tercih ediyor, özellikle çocuklarını tamamen organik ürünlerle büyütmeye çalışıyor. Bunlar oldukça güzel gelişmeler her şeye rağmen...

Salatanın yanına bir de makarna yaptım...
İtiraf etmek gerekirse makarnanın tek bir bahanesi vardı: Mor fesleğeni kullanmak! Nasıl bir lezzet vereceğini çok merak ediyordum ve üstelik fesleğenli makarna yemeyeli çoook uzun zaman olmuştu. Yarım paket fettucine'yi al dente haşladım; diğer yandan robotta birkaç dal roka, maydanoz, 1 tatlı kaşığı fesleğen, 2 diş sarımsak ve 2 kaşık kadar zeytinyağını karıştırdım. Biraz da çam fıstığı kavurdum tavada, annemin yeşil zeytinlerinden birkaç tanesini dilimledim. Hepsini harmanladım makarnayla. Mor fesleğen için, mutfaktan saatlerce kokusu çıkmadı desem yeter sanırım! Tazesinin verebileceği kadar güzel bir aroma verdi makarnaya...



Son olarak, bir de organik biber salçasını denedim. Pazar günü gelen misafirlerimiz için Cumartesi gecesi hazırladığım mercimek köftesine koydum. Kavanozu açınca duyulan nefis biber kokusu lezzetinin habercisiydi zaten... Sonuçta bir gece buzdolabında dinlenen köfteler ertesi gün gerçekten lezzetli olmuşlardı, biraz da özlenmişler miydi ne?

Yavaş yavaş vakti geliyor, salatalar, zeytinyağlılar, soğuk mezeler mevsiminin..
Ve onların eşlik edeceği uzun sohbetlerin, keyifli sofraların!
Aslında yaz salataları var daha bahsetmek istediğim, bugünlerde pazarlara teşrif etmeye başlayan çoook özlenmişlere kavuşuldu çünkü!
... ama onlar da sonraki yazıya kalsın.

Esmer İç Pilav

Esmer iç pilav tarifi
Esmer, kepekli, kabuklu ya da tam pirinç... Harika bir besin maddesi. Her şeyden önce işlem görmediği için doğal. Kepeği ayrıştırılmadığı için beyaz pirinçten daha besleyici, doyurucu ve elbette faydalı. Diğer tam tahıllar gibi bol miktarda B ve E vitamini, fosfor ve en önemlisi lif içeriyor. Üstelik gerçekten çok lezzetli!

Nerede okuduğumu anımsamıyorum ama bir yerde beyaz pirincin şeker yemekle aynı kapıya çıktığını okumuş ve dehşete kapılmıştım. Pirincin glisemik indeksinin çok yüksek olduğu, yani kan şekerini hızla yükseltip aynı hızla düşürdüğü için çabuk acıkmaya, bir anlamda boş kalori almaya neden olduğu bir gerçek...

Uzun süredir esmer pirinçten güzel bir pilav yapmalı, şöyle doya doya yemeli diye düşünüyordum. Ama karbonhidrat krizlerinde makarna hep baskın çıkıyor, pilavı sürekli erteliyordum. Normalde pilav olmasa da olur benim için. Pek de tüketilmez zaten bizde... Ya da çoğu kez bulgur pilavı yapılır. Geçen hafta sonu uzun zaman önce aldığım ve azıcık kullandıktan sonra kaldırdığım esmer pirinç paketini dolaptan çıkardım. Hala sağlam mı diye kontrol ettikten sonra acilen bir pilav yapmaya karar verdim. Doğal bir tahıl olduğu için diğer canlılar da çok seviyor çünkü, daha önce bir paketi dolapta unutup onlara yem etmiştim.

Annem mutfaktaki faaliyetime biraz şüpheyle yaklaştı elbette... "Ben yemem, oturup kendin yersin" diyerek inatlaşıyordu benimle. Faydalarını ne kadar anlatsam da kabuklu pirinç yenir miymiş diyor, başka bir şey demiyordu. Sonunda ben yerim diye düşünerek ilk paketi aldım. Az miktarlarda kimi yemeklere atmaya başladım, mesela yerelmasına, bazı çorbalara... Böyle böyle annemin inadını kırdım, ama bir türlü pilav yapmaya cesaret edemiyordum (bir tencere pilavı da tek başıma bitiremem ya?) Endişemin bir nedeni de beyaz pirinçten farklı bir yapıda olduğu için su oranını doğru ayarlamak meselesiydi. Sonunda azıcık yaptım, denemek için... Başarılı olunca da bu kez annemin böyle daha çok seveceğine inanarak iç pilav teşebbüsünde bulundum. Ne yalan söyleyeyim, benim canım da iç pilav istiyordu:) Sonuç: Kırlı kızartmasının yanına bir pilav ancak bu kadar yakışırmış, tekrar yapmalıymışım!

Pirinci diyet nedeniyle ya da başka nedenlerle tüket(e)meyenler esmer pirinci rahatlıkla deneyebilir. Çok sağlıklı bir lif kaynağı olduğu için, içiniz rahat olarak yiyebilirsiniz. Tabii kalorisini azaltmak gerekirse o zaman sade yapmak lazım. Ama iç pilavın lezzeti de başka!

Esmer iç pilav


Esmer pirincin pişmesiyle ilgili birkaç küçük ama önemli notum var, sonra hemen tarife geçeceğim. Ben ilk denemelerimde pek iyi pişirememiştim, deneye-yanıla sonunda ölçüleri öğrendim:

* Kullanmamız gereken su oranı: 1 ölçü pirince 3 ölçü su.
* Pişme süresi : 35-40 dakika
* Pilav dışında kullanımı: Eğer pilav yapmayacak, yemeklere, çorba ve salatalara atacaksak önceden haşlamak gerekiyor, yemeğimiz çoktan piştiği halde pirinçler pişmeyebilir çünkü (tecrübeyle sabit:) Haşlamak için bir ölçü pirince 4 ölçü su ekleyip, pirinçler yumuşadıktan sonra suyunu süzerek kullanabilirsiniz.

Malzemeler (5 Kişilik)

  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 3 yemek kaşığı çamfıstığı
  • 1 adet kuru soğan
  • 2 su bardağı esmer pirinç
  • 6 su bardağı su
  • 3 yemek kaşığı kuşüzümü
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
  • 1/2 demet maydonoz (ince kıyılmış)
  • 1 çay kaşığı pul biber
  • 1 çay kaşığı yenibahar
  • 1 çay kaşığı karabiber

Yapılışı

  1. Tereyağını pilav tenceresinde ya da genişçe bir tavada eritin. Fıstıkları yağda hafifçe pembeleştirdikten sonra yemeklik doğranmış soğanı ekleyin, bir müddet birlikte kavurun. Daha sonra ayıklayıp yıkadığınız esmer pirinci ekleyin, kavurmaya devam edin.
  2. Suyu yavaşça tencereye dökün, kuşüzümlerini ekleyin, tuzu da serpip kapağını kapatın. Pirinçler suyunu çekene kadar pişirin. Bu uzun sürüyor ama endişe etmeyin.
  3. Pilavınız suyunu çektikten sonra ocağı kapatın, maydonozları ve baharatları ekleyin, karıştırıp dinlenmeye bırakın.

Esmer iç pilav tarifi



Yöresel Yemekler: Aydın Mutfağı


Kırlı kızartması, ege mutfağı

Son günlerde bizim mutfaklarda -önce annemin, sonra babaannemin mutfağında- yoğun bir faaliyet vardı. Annem bir blog etkinliğinin daha geride kalmasından dolayı sanırım oldukça rahatlamıştır. Günlerdir kadının başının etini yedim diyebilirim. Bana önerdiği yemeklerin hepsine bir bahane bulup itiraz etmemden sonra, çok sevdiğimiz kırlı kızartması, pazı kavurması, çemen ve yemiş (incir) tatlısında karar kıldık. Aslında bahane sayılmazdı itirazlarım, haklı olduğum yönler vardı. Birincisi, etle yapılan dolayısıyla kendi yemediğim bir tarifi siteye koyamazdım. İkincisi, yemeklerimizin çoğu ot yemekleriydi, benzer şekilde yapılırdı ve onlardan zaten bolca bahsetmiştim. Üçüncüsü de denemek isteyenler aynı malzemeleri kendi yörelerinde bulamayabilirlerdi. Nihayetinde tümü de kolay ve pratik olan, denemek isteyenlerin hemen yapabileceği tariflerimizi paylaşmaya karar verdim. Dolayısıyla bu yazıda Aydın mutfağına özgü kimi yemekler yok ama bu da benim "Aydın mutfağım" olsun...

Hemen ilk tarifle başlayayım, daha sonra mutfağımızdan da bahsetmek istiyorum biraz...

KIRLI KIZARTMASI

İlk iki fotoğrafta görülen "kırlı kızartması" aslında bir çeşit imambayıldı... Belki birkaç malzeme ya da yöntem farklılığı vardır.

Fırında kırlı kızartması - ege yemekleri


Denizli yöresinde ise bildiğimiz şekilde patlıcan, biber ve patates dilimleri kızartılır, servis tabağına alındıktan sonra üzerine zeytinyağında kavrulmuş bolca soğan ve maydanozdan oluşan bir sos dökülür, kırlı kızartması buna denir. Aydın'da ise biz bu yemeğe kırlı kızartması deriz. Annem her iki versiyonu da ara sıra yapar, ikisinin de lezzeti ayrıdır. Her iki yemeği de mutlaka yoğurtla servis yaparız. Görünüşte ağır bir yemek gibi gelebilir ama kesinlikle değildir, zaten zeytinyağıyla yapılır ve yanında yenen yoğurt bu yemeği oldukça hafifletir. Bence en lezzetli yemeklerimizden biridir! Fırınlanmış bol sarımsaklı bir patlıcan yemeği lezzetli olmaz mı hiç?

Malzemeler (4 kişilik)

  • Yarım kg patlıcan
  • 1 büyük kuru soğan
  • 7-8 diş sarımsak
  • 5 adet sivri biber
  • 3-4 adet domates
  • 1 çay bardağı zeytinyağı

Yapılışı
  1. Patlıcanların sapını dipten 2 cm bırakarak kesin ve alacalı soyun. Köklerinden ayırmadan, önce ortadan ikiye, sonra da dörde bölün. Acısının çıkması için bolca tuzlayıp, yarım saat kadar kevgirde bekletin.
  2. Patlıcanları yıkayıp mutfak havlusu ile kurulayın. Tavada kızdırdığınız zeytinyağında kızartıp dikdörtgen bir fırın tepsisine sıralayın.
  3. Tavada kalan yağda (eğer fazla kaldıysa birazını alıp azaltabilirsiniz), soğanları kavurun. Doğradığınız biberleri de ilave edin ve bir müddet çevirin. Küp küp doğranmış domatesleri ekleyin. Tuzunu kontrol edip ateşten alın ve bu harcı tepsideki patlıcanların üzerine yayın.
  4. Tepsinin kenarından 1 su bardağı kadar kaynar suyu yavaşça dökün. Sarımsakları bütün halde en üste serpiştirin (benim gibi pişmiş sarımsağa bayılıyorsanız çok daha fazla koyabilirsiniz!). 200 derece fırında 30 dk pişirdikten sonra tabaklara alarak servis yapın.
Kırlı Kızartması


Ben, babam ve kardeşlerim Aydın, annem ise Denizli doğumlu. Annem baba tarafından Çerkez. Rahmetli büyükbabam ve anneannem damak zevklerine çok önem veren insanlardı. Özellikle de büyükbabam... Anneannem mutfaktayken sandalye çekerek onun yanında oturduğunu, izlediğini, sofrada hep farklı ve çeşitli yemekler olmasını istediğini anımsıyorum. Onun yemek konusundaki titizliği, anneannemin uzun yıllar boyunca annemi mutfağa sokmamasına sebep olmuşsa da, annem çabuk kapatmış açığını. Ama anneannem çoğunlukla et ağırlıklı, bol tereyağlı yemekler, hamur işleri pişirdiğinden; annem zeytinyağlı hafif yemeklerle, ot ve sebzelerin pek çoğuyla evlendikten sonra tanışmış... Çocukluğumda sebze yemeklerine de et koyar, zeytinyağı ile tereyağını karışık kullanırdı ama artık mutfağımızda zeytinyağının, otların ve sebzelerin mutlak hakimiyeti var. Tıpkı diğer akrabalarımızın, komşularımızın mutfaklarında olduğu gibi...

PAZI KAVURMASI


Aslında dediğim gibi ot yemeklerini elemiştim ama pazı kavurmasına kıyamadım. Bir de şimdi tam mevsimi ve her yerde rahatlıkla bulunabiliyor. Hem benim yöresel yemekler yazım otsuz olmazdı ki...

Pazı Kavurması Tarifi




Malzemeler (2-3 kişilik)
  • 1 bağ pazı
  • 1 adet kuru soğan
  • 2-3 diş sarımsak
  • 2-3 adet kuru biber
  • 1 kahve fincanı zeytinyağı
  • 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber
  • Tuz, karabiber, pul biber (arzu edilirse)
Yapılışı
  1. Pazıları geniş bir tencerede kaynayan suya atın, bekletmeden hemen çevirerek süzgeçle çıkartın. Soğuk sudan geçirin, suyunu sıkarak doğrayın.
  2. Tavada zeytinyağını ısıtın, doğranmış soğan ve sarımsakları kavurun. Kuru biberleri yıkadıktan sonra ufalayarak ekleyin. Birkaç kez çevirdikten sonra pazıları da ekleyin. Tuz, karabiber, kırmızı toz biber ve acı severseniz pul biber ekleyip 5-10 dk kadar kavurun.
Yumurtalı Alterntif Tarifi : Biz pazıyı sade haliyle sanırım daha çok seviyoruz. Yumurtalı yapmak istersek kuru biber eklemiyoruz, soğan-sarımsaklar kavrulduktan sonra pazıları ekliyor, pişmesine yakın 2-3 yumurta kırıp fazlaca karıştırmadan kapağını kapatıyoruz...

Her iki versiyon üzerine de sarımsaklı süzme yoğurt servis önerisidir.

Pazı Kavurması Tarifi



Ege mutfağı çok sağlıklı bir mutfak. Hem lezzet açısından hem de sağlıklı beslenme açısından mutfağımızı ve alışkanlıklarımızı çok seviyorum. Kış boyunca, özellikle de ilkbaharda bolca yaptığımız ot kavurmalarının yerini, yaz sofralarında soğuk zeytinyağlılar, taratorlar, koruk ya da nar ekşili güzelim salatalar alıyor. Tüm sebzeler zeytinyağıyla, çoğu kez kendi suyunda pişiyor ya da soteleniyor. Ev yapımı ve süzme (kese) yoğurtla hazırlanan, yoğurt eşliğinde sunulan yemek ve salatalar, çeşitli pilaki ve taratorlar, çingene pilavı, yazın bulunan otların (deniz börülcesi, semizotu gibi) salataları yaz aylarında sofralarımızdan eksik olmayan lezzetler... Bol domatesli ve nohutlu bulgur pilavını, karacaotlu peynir eklediğimiz ev eriştesini de unutmayayım! Ve tabii, tüm bunlara eşlik eden, belki de hepsinden güzel olan nohut mayalı ekmeğimizi kesinlikle unutmamalıyım... Hala pek çok evde yapılıyor, tarifi kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ediyor...

ÇEMEN

Kimi yörelerde de bizim çemenimize benzeyen, adına muhammara veya acuka denen kahvaltılık ezmeler yapılıyor. Annemin çemeni, üniversitedeyken gönderilen kolilerde bulunması en şiddetle istenen gıdaydı.

Ev Yapımı Çemen Tarifi


Kavanoz hemen bitmesin ister, ekmeğe az sürmeye çalışır, ama dayanamayıp çabucak bitirirdik. Bunun bir sebebi de çemenin hep midemizin aniden kazındığı anlarda aklımıza gelmesiydi. Hala da öyledir! Kahvaltılarda aklımıza gelmez de öğleden sonra çay yanında tuzlu bir şey aradığımızda ya da bir parça ekmek alıp neyle yemeli diye dolaba baktığımızda aklımıza gelir. Bolca yapar annem, fazla dayanmayacağını bildiğinden. Kurtarıcı olduğundan bir de tabi, evde bulunmasında yarar vardır. Misafirler için tuzlu bir şey olmadığında evde, hemen ekmek dilimlerine çemen sürer ve daha önce yememiş olan hemen herkes tarifini ister.

Aslında çemenin tarifi "garerden", ama annem yeni yapmış olduğu için kullandığı malzemeler aklındaydı ve son anda etkinlikte bu da olmalı diye düşünerek tarifi bana yazdırdı.

Malzemeler
  • Toplam 1,5 kg ev yapımı domates ve biber salçası karışımı
  • 6-7 diş sarımsak (tuzla ezilmiş)
  • 1 yemek kaşığı kimyon
  • 1 tatlı kaşığı tepeleme kekik
  • 1 çay kaşığı karabiber
  • 1 çay bardağı sızma zeytinyağı
  • 300 g ceviz içi (dövülmüş)
  • Gerektiği kadar tuz
Tüm malzemeleri tadına baka baka karıştırıyorsunuz. Yanılmamak için ekmekle birlikte tatmakta fayda var. Annem bu sırada yaklaşık yarım ekmek yediğini söylüyor:)) Verdiğim miktarlarla 2 büyük konserve kavanozunu dolduran çemeniniz olur. Dayanıklı olduğu için fazla olmasında sakınca yoktur aslında, uzun zaman yenir ama isterseniz miktarları azaltabilirsiniz. Çemenin 1-2 gün sonra tadı oturur, o yüzden ilk servisini dinlendirdikten sonra yapın. İster kızarmış ekmek dilimlerine sürün, ister taze ekmeğe... Yanında peynir ve çayla da harika olur!

Çemen Tarifi


Tatlılara gelince..

Çocukluğumdan beri mutfağımızda sütlaç, sakızlı muhallebi gibi hafif tatlılar pişer. Aydın'da sütlaca tıpkı güllaçta olduğu gibi gül suyu eklenir. Bir de nişasta, su (bazıları süt kullanır ya da suyla sütü karıştırır) ve şeker kaynatılarak hazırlanan, üzerine de kavrulup dövülmüş susam serpilen pelvize tatlısı vardır, bir çeşit muhallebidir bu.

Ve üstüne bolca ceviz serpilmiş kabak tatlımız vardır bir de tabii... Eskiden beri en çok sevdiklerim arasındadır!

YEMİŞ TATLISI (Sütlü İncir Tatlısı)

Bir tatlı daha vardı ki ben onu bir başka sever, babaannem yapsa, bize de gönderse diye beklerdim. Sütlü incir tatlısı, babaannemin deyişiyle "yemiş" tatlısıydı bu. (Aydın'da incire yemiş denir ve memleketin en güzel incirleri burada yetişir.)

Yemiş Tatlısı - Sütlü incir tatlısı tarifi


Bu bayıldığım tatlıyı yemeyeli çok uzun zaman olduğunu bu etkinlik sayesinde anımsadım. Ve anında damağımda hissettim sütte pişmiş incirin harika tadını! Hemen babaanneme gittim ve bu çok özlediğim tatlının yapımını nihayet öğrendim. Annemden yapmasını istediğimde birkaç kez denediğini ama sütün kesildiğini söylemiş, "bir püf noktası olmalı, babaannen daha iyi bilir" demişti. Babaanneme tarif ettirmenin, ölçü almamın zor olacağını bildiğimden o yaparken izledim. Aslında çok kolaydı, sadece doğru ısıyı tutturmaktı mesele... Sonrası, yumuşacık incirlerle dolu, bol sütlü ve çoook faydalı bir tatlı. Üstelik sadece 3 malzemeyle!

Babaannemin ninesinden öğrendiğini söylediği ve tabi "garerden" yaptığı bu evladiyelik tatlının tarifiyle noktalayalım:

Malzemeler
  • 400 g kuru incir
  • 1,5 kahve fincanı toz şeker
  • 750 ml süt
Yapılışı
  1. Kuru incirleri yıkayıp fazla küçük olmayacak şekilde doğrayın. Tencereye alın, üzerini 1 parmak geçecek kadar su doldurun.
  2. Tencereyi ocağa alıp ara sıra karıştırarak incirler hafifçe yumuşayana dek pişirin. Biraz dişe gelir kıvamdayken (tadarak anlıyoruz:) şekeri ilave edin. Babaanneme "zaten tatlı olmaz mı bu, şekersiz yapsak?" dedim ama olmazmış efendim...
  3. İncirler yumuşayınca ocağı iyice kısın, başka bir yerde sütü ısıtmaya başlayın. Süt kesinlikle kaynamayacak ama sıcak olacak (yoksa tatlının içinde kesilirmiş). Sıcaklığı ağzınızı hafif yakacak ama haşlamayacak kadar olmalı. Babaannem böyle tarif etti.
  4. İncirleri ocaktan alın, 1-2 dk bekleyip sütü ilave edin, karıştırın. Soğuttuktan sonra servis yapın.
incir tatlısı

Çilekli Kup




Yine çilek!
Dayanamadım ne yapayım? Nasıl dayanabilirim ki hem; akşam için fırında makarna pişerken, annem -onun ellerinden daha lezzetli olduğu için- salata yaparken, benim önüme koyulduysa bir kase çilek, "değerlendirmem" istendiyse?!

Pazar akşamı uzunca bir yürüyüşten sonra eve dönüp gündüzden hazırladığım fırın makarna tepsisini fırına vermiştim. O pişerken bir şey daha yapsam ama ne yapsam diye ortalıkta dolanmaya başladım. Tekrar mutfağa yöneldiğimde annemin dolaptan marullarla birlikte çilek kasesini de çıkardığını gördüm. "Bunlarla bir şey yapmak ya da hemen yemek lazım..." diyordu. Geçenlerde pasta için aldığım çilekli krem şantinin 1 poşetinin hala durduğunu ve arkasında hoş bir kup tarifi gördüğümü anımsayınca hemen "tatlı yapayım onlarla ben!" dedim.

Böyle kupta tatlıları -sütlü, meyveli, dondurmalı fark etmiyor- çok seviyorum. Hem kupları hazırlamayı ve süslemeyi seviyorum, hem de uzun bir iş günü sonrasında dolaptan serin bir kup çıkartıp kaşıklamaya bayılıyorum. Hafif ve serinletici oluyorlar, özellikle yaz akşamlarında. Epeydir yapmamıştım bu keyfi, özlemişim doğrusu.. Dayanamayıp son anda biraz da kanyak ekledim kuplara.

Malzemeler:
(4 kup)

- 1 poşet çilekli krem şanti
- 1 çay bardağı soğuk süt
- 1 çay bardağı yoğurt
- 1 çay bardağı toz şeker
- 250 g çilek
- 1 çay bardağı fındık kırığı
- 2 yemek kaşığı kanyak veya likör (arzuya göre)

Yapılışı:
1. Çileklerin yarısını küçük bir tencereye koyun ve şekerle karıştırarak kısık ateşte 8-10 dk kadar pişirin. Pişerken çilekleri arasıra kaşığın tersiyle ezerek püre haline getirin, daha sonra soğumaya bırakın.
2. Krem şantiyi 1 çay bardağı sütle çırpın. Sonra yoğurdu ekleyerek tekrar çırpın. Kalan çileklerden 4 tanesini süsleme için ayırdıktan sonra diğerlerini küçük küçük doğrayarak şanti karışımına ekleyin. Fındıkları ve dilerseniz kanyağı da ekleyip kaşıkla karıştırın.
3. Kupların dibine çilek püresinden bir kaşık kadar koyun. Kupların yarısına kadar şanti karışımı ekleyin. Üzerlerine kalan püreyi paylaştırdıktan sonra şantinin kalanıyla kupları doldurun.
4. Ayırdığınız çileklerle süsleyerek, buzdolabında iyice soğuttuktan sonra servis yapın. Özellikle ertesi gün tadı çok daha güzel oluyor...

Susamlı Çubuk



Hayalimde kıtır kıtır ve bol susamlı çubuklar vardı, acaba güzel olurlar mı diye endişeli olsam da sonuç harika oldu! Annem ilk pişen tepsideki çubukların en kızarmışını seçti ve yerken "hımm hımm" diyerek onayladı:)

Ben bu tarifi "kurtarıcı tuzlu tarif" ilan ettim. Bir davette "Tuzlu bir şey olmalı ama ne?" diye düşünülen zamanlar için ideal. Özellikle çay yanında, büyükçe bir bardağa doldurularak, ortadaki sehpaya koyulabilir. Hazırlaması birazcık vakit alsa da kesinlikle değer!

Malzemeler: (34 adet)

- 1/2 su bardağı zeytinyağı
- 125 g tereyağı -oda ısısında-
- 1/2 limonun suyu
- 1/2 su bardağından 1 parmak eksik su
- 1 yumurtanın akı
- 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
- 1 çay kaşığı esmer şeker
- 1 çay kaşığı tuz
- Aldığı kadar un (ben normal una az miktarda kepekli un karıştırdım)

Üzeri için:

- 2 yumurtanın sarısı
- Bolca susam + çörekotu karışımı

Yapılışı:

1. Zeytinyağını, tereyağını, limon suyunu, suyu ve yumurta akını derin bir kaba alın, mikserle ya da parmak uçlarınızla ezerek iyice karıştırın.

2. Karışıma unla birlikte kabartma tozunu, tuzu ve şekeri ekleyin, gerektikçe yavaş yavaş un ekleyerek, elinize yapışmayan bir hamur elde edin.

3. Hamurdan cevizden biraz daha küçük parçalar koparıp avucunuzda çubuk şekli verin. Ne kadar ince yapabilirseniz o kadar iyi olur, pişerken de kalınlaşıyorlar. Dilerseniz çubukların bir kısmına örgü şekli de verebilirsiniz. Hazırladığınız çubukları bir tabağa koyun. Susam ve çörekotu karışımını da ayrı bir tabağa koyun.

4. Hazırladığınız çubukları tek tek önünüze -kesme tahtası ya da tezgah üzerine- alın, çubukların her yerine hafifçe çırpılmış yumurta sarısı sürün. Daha sonra susam-çörekotu tabağına alarak her yerini bulayın. Tüm çubukları bu şekilde hazırlayıp yağlı kağıt serili fırın tepsisine düzgünce sıralayın.

5. Önceden 180-200 derece ısıttığınız fırında iyice kızarana kadar pişirin.



Çilekli Hindistan Cevizli Pasta



Yılın ilk çilekleri!
Nasıl da özlemle beklendiler!
Ve kavuşur kavuşmaz annemin doğum günü pastasını süslediler!

Dün anneciğimin doğumgünüydü. Onun için tam da onun seveceği gibi bir pasta yapmak istedim. Çok da düşünmedim çünkü annemin kriterleri bellidir. Benim çikolataya olan düşkünlüğümün tersine o hafif pastaları sever; pandispanyayla hazırlanan, meyveli, krem şantili pastalara bayılır. Hatta pandispanyayı tek başına bile yemeyi sever:) Yani hedef belliydi: Yılın ilk çilekleri alınacak ve anne kuşa çilekli pasta yapılacak!

Geçen akşam iş çıkışında yolumun üzerindeki tüm manavlar ve normalde asla sebze-meyve alışverişi yapmadığım marketler dahil her yerde çilek arandıktan sonra, eve yaklaştığım sırada toplanmakta olan pazara umutsuzca bakıp, elimdeki torbaların ağırlığını da düşünerek pazara girmeden eve döndüm. "Ne yapayım, muzlu pasta yaparım ben de..." diye düşünürken, anneme pazarda çilek görüp görmediğini sordum. "Vardı, hem de öyle güzellerdi ki, ama şimdi sen daha mevsimi değil diye kızarsın dedim, almadım" demez mi... "Çok canım istiyor ama ya, bulabilir miyim ki, gidip bakayım!" diyerek sokağa fırladım. Pazarcılar toplanıyorlardı tabii ve güzel çilek bulma umudum zerre kadar yoktu. Artık çilek olsun da nasıl olursa olsundu! Kamyonlara yüklenen kasaların gürültüsü ve pazarcıların telaşlı koşuşturmaları arasında hızlı hızlı yürürken, önüme çıkan ilk çileklerin (belki de sondu tabii) önünde zınk diye durup eğildim ve kokladım.
- Al abla, hepsini 3'e vereyim!
- Ne yapayım yahu o kadar çileği, nereden baksan 2 kilo gelir!
- Abla valla 3'e verdim kilosunu, çok güzel çilek..
- Görüyorum da, çok yine de...
- Reçel yaparsın ablacım!
- ?!
- Al hadi 2,5 olsun, kalmasın!
şeklinde bir diyalogdan sonra elimde koca bir çilek torbasıyla eve döndüm:) Annem aldığım satıcının yerini tarif ettirince "benim görüp beğendiğim çilekler bunlar!" dedi. Tabii en güzelleri değildi ama yine de hiç fena sayılmazlardı.

Mis kokulu çileklerim ve ben mutfağa girdik hemen...
Türkmenciğimin gönderdiği ve özel bir şeyde kullanırım diye sakladığım rendelenmiş Hindistan cevizleri bu pasta şerefine gizlendikleri yerden çıktılar... Pasta yapıldı, bu sırada sürekli "neler karıştırıyorsun orada sen?" gibi sorularla durumu çoktan anladığını belli eden anne kuşa uyduruk yanıtlar verildi. Maalesef gizli bir operasyon yürütemedim. Ben pastayı hazırladığım sırada mutfağa hiç gelmese de sonunda buzdolabına koyunca görecekti zaten ve gördü de...

Sonuç olarak dün akşam pasta kesildi, kahve eşliğinde sunuldu, anneden öpücükler alındı! Pastayı hepimiz beğendik, özellikle hafifliği nedeniyle ekstra puan aldı, yemek sonrası olmasına rağmen kocaman dilimler yendi:) Tabii bu arada Sevim de 1 ay sonraki kendi doğum günü için bol meyveli bir pasta siparişi vermeyi unutmadı!


Çilekli Hindistan Cevizli Pasta
(8 kişilik)

Malzemeler:

Pandispanyası:
- 3 adet yumurta (oda ısısında)
- 3 Türk kahvesi fincanı un
- 3 Türk kahvesi fincanı toz şeker
- 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
Arası:
- 500 ml yağsız süt
- 3 yemek kaşığı un
- 1 adet yumurta
- 1 çay bardağı pudra şekeri
- 1/2 çay kaşığı saf vanilya (ya da 1 paket vanilin)
- 1 çay bardağı su
- 2 yemek kaşığı esmer şeker
- Dilimlenmiş çilekler
Üzeri:
- 1 poşet çilekli krem şanti
- 1 su bardağı soğuk süt
- 8 adet bütün çilek
- Hindistan cevizi

Yapılışı:
1. Pandispanyayı hazırlamak için yumurtalarla şekeri mikserin önce düşük sonra yüksek devrinde 7-8 dk boyunca çırparak kabartın.
2. Mikseri çıkartın, elenmiş unu ve kabartma tozunu tahta kaşık yardımıyla karışıma yavaş hareketlerle yedirin.
3. Karışımı yağlı kağıtla kaplanmış ve kenarları yağlanmış 24 cm.lik kalıba dökün, önceden ısıtılmış 160 derece fırında 40 dk pişirin. Fırını söndürüp 5 dk daha içinde beklettikten sonra çıkartıp soğumaya bırakın.
4. Pandispanya pişerken ara kremayı hazırlayın: Önce un ve yumurtaya azar azar süt ekleyerek pürüzsüz bir hale getirin, daha sonra sütün tamamını ekleyerek tencereyi ateşe alın. Sürekli karıştırarak pişirin. Kaynadıktan sonra kısık ateşte 5 dk daha karıştırın ve ocaktan alın. Pudra şekerini ve vanilyayı ekleyerek mikserle en az 10 dk çırpın.
5. Pandispanyayı ip yardımıyla ikiye kesin, içinde esmer şeker erittiğiniz suyla her iki katı ıslatın. Daha sonra soğumuş -ya da ılımış- olan kremayı sürün (krema çok az artabilir). Dilimlenmiş çileklerle kremanın üzerini kaplayın. Diğer kek katını üzerine kapatın.
6. Krem şantiyi 1 bardak sütle hazırlayarak pastanın kenarlarını ve üstünü kaplayın. Çilekler ve Hindistan cevizleriyle süsledikten sonra buzdolabına kaldırarak 1 gece dinlendirin...



Patatesli Tam Buğdaylı Poğaça

Uzun bir zaman dilime yayılmış keyifli bir hafta sonu kahvaltısında, fırından yeni çıkmış sıcak poğaça kadar mutlu eden çok az şey var sanırım... Taze demlenmiş çay kokusuna karışan poğaça kokusu, beni en az taze ekmek kadar mutlu edebiliyor...

Patatesli Poğaça Tarifi


Tam bir poğaça canavarı olan Sevim, canının patatesli poğaça istediğini söylemişti. Ben de yapmaya söz vermiştim. Güzel bir tarif için kaynak bulmak hiç zor olmadı, Arzu-Ülfet Aygen'in "Beyaz Unsuz Şekersiz Hamurişleri" kitabı hala başucumda duruyor çünkü.. Cumartesi akşamı kitabın poğaçalar bölümünü açtığımda karşıma çıkan ilk tariflerden biri patatesli poğaça olunca çok sevindim ve ertesi sabah için patates haşladıktan sonra uyudum. Pazar sabahı da biraz erkence kalkıp poğaçaları pişirdim. Mayalı bir tarif olmasına rağmen korktuğum kadar vakit almadı, hamuru fırında -yoğurt ısısında- bekletince kısa sürede mayalandı. İlk bekleme sırasında iç malzemeleri, ikinci beklemede de sofrayı hazırlayınca epey vakit kazanmış oldum.

Poğaçaların dışı taze ekmek kabuğu gibi çıtır çıtır, içiyse -hem mayalı hem patatesli bir hamur olduğundan- yumuşacık oldu. Sanırım dışındaki çıtırlığın sebebi yüksek ısıda kısa sürede (tıpkı küçük ekmekler gibi) pişmesi.. Biz poğaçaları bu haliyle çok sevdik, ama siz dışının da yumuşak olmasını isterseniz fırına vermeden önce üzerine yumurta sarısını biraz zeytinyağı ile karıştırıp sürebilirsiniz. Lezzetine gelince... Patatese kimyon kesinlikle çok yakışıyor, poğaçada kimyon düşünemezdim doğrusu ama iyi ki tereddüt etmeyip eklemişim!

Patatesli Poğaça


Sevim uyanıp poğaçaları görünce gerçekten çok mutlu oldu ve kendini birazcık kaptırdı:) Onun böyle iştahlı yemesine bayılıyorum! Biz kahvaltıdayken komşumuz Nazike teyze geldi, onu yöresel yemekler etkinliği için soru yağmuruna tutmadan önce çayla birlikte poğaçalardan ikram ettim. Sonuç olarak poğaçalar herkes tarafından beğenildi, memleketimizin yemeklerinden, tatlılarından bahsettiğimiz keyifli bir kahvaltı oldu...

Malzemeler:

  • 1/2 paket (21 g) yaş maya (veya 1 tatlı kaşığı kuru maya)
  • 1 tatlı kaşığı bal
  • 1 su bardağı ılık süt
  • 4,5 - 5 su bardağı tam buğday unu
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
  • Haşlanmış ve ezilmiş 2 orta boy patates
  • 1 adet yumurta
  • 125 g tereyağı (oda ısısında)

Harcı için:

  • 4 yemek kaşığı zeytinyağı
  • 2 orta boy soğan
  • 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
  • 1 tatlı kaşığı kimyon
  • 1 tatlı kaşığı karabiber
  • Haşlanmış ve ezilmiş 3 orta boy patates

Yapılışı

  1. Patatesleri ılımaları için önceden haşlayın, hamur için ve harç için olanları ayrı kaplarda ezerek bekletin.
  2. Mayayı ve balı ılık sütün içinde eritip 20 dk dinlendirin. 4 su bardağı unu geniş bir kaba alın, üzerine tuzu serpiştirip ortasını havuz gibi açın. İçine yumurtayı, ezilmiş patatesleri, yumuşamış tereyağını ve maya karışımını koyup parmak uçlarınızla yoğurmaya başlayın. Hamur elinizden kolay ayrılıncaya kadar gerekirse un ekleyerek yoğurun (bana toplamda 4,5 bardak un yeterli oldu).
  3. Hamuru 6-7 dk kadar yoğurduktan sonra toparlayıp üzerini örtün, ılık bir ortamda kabarıncaya kadar (30-40 dk) dinlendirin.
  4. Bu arada harcı hazırlamak için soğanı küçük küçük doğrayın, zeytinyağını tavada ısıtın, soğanları ve tuzu ekleyip soğanlar hafifçe şeffaflaşana dek kavurun. Baharatları ve patatesleri ekleyin, 5-6 dk karıştırarak pişirdikten sonra ocaktan alın.
  5. Mayalanan hamuru 20 eşit parçaya bölün. Böylece kocaman poğaçalarınız olacak, ama daha minik olsunlar derseniz daha fazla sayıya bölebilirsiniz. Her bezeyi tezgahta elinizle kahve tabağı büyüklüğünde açın. Yarısına 1 yemek kaşığı harç koyun, diğer yarısını üstüne kapatıp parmak uçlarınızla kenarlarına bastırın.
  6. Yağlı kağıt serili tepsiye sıraladığınız poğaçaları 20 dk kadar da tepside bekletin. Bu arada fırını 220 derece ısıtın. Tepside tekrar hafifçe kabaran poğaçaları sıcak fırına sürerek üzerleri güzelce kızarıncaya kadar (yaklaşık 20 dk) pişirin.
Güzel bir tesadüf olarak, poğaçalar fırındayken TV'de Arzu Hanım'ın kitabıyla ilgili bir haber yayınlandı. Arzu Hanım ve annesi tam tahmin ettiğim gibi son derece sıcak ve sempatik insanlar. Özellikle Arzu Hanım sağlıklı beslenme kararlarının ışıltısını yüzünde taşıyor gerçekten! Birlikte mutfağa girip çekim ekibine harika şeyler hazırladılar.

Tamamen doğal ve sağlıklı malzemeler kullanılarak pişirilen bu poğaçaları sanırım siz de sofranıza ayrı bir mutlulukla getirirsiniz. Son olarak kitaptaki bir tavsiyeyle noktalayayım: Poğaçalar çok besleyici ve doyurucu oluyor. Bu nedenle uzun bir yolculuk için ya da bir şeyler yeme fırsatınızın olmayacağı her yer için önceden hazırlayıp çantanıza koyabilirsiniz... Okulda, ofiste, piknikte, çay ya da ayran eşliğinde yemek için daha sağlıklı bir hamur işi düşünemiyorum!