Kahve Molası...



Yaza döndü zamanın ibresi...
... ve yollara düşme vakti geldi yine.

Ruhsal tadilat gerektiğinden, Sibel'in Kahvesi bir süreliğine kapalı olacak... Pencereler açılıp havalandırılacak, raflardan kitaplar indirilecek, kış boyu dinlenilen albümler rafa kaldırılacak, çantada bir günlük, bir de ışığın ve sevginin müziği ile yeni yollara düşülecek...

Arada uğrayabilirsem, kapıya bırakılan notları okuyabilirim ve belki deniz kıyılarından, yosun kokularından, demli çay kıvamındaki sabahlardan, şarabi akşamlardan kalanları not düşerim.
... zamanın ibresi sonbahara dönmeden buluşabilmek dileğiyle!..

Yaz Kitapları & Albümleri


Kendime aldığım yaz armağanları, birkaç gün önce elime ulaştı. Yepyeni bir kitap ve CD kolisi! Heyecanla açıp hepsini tek tek sevdikten sonra, kitapları keyifli geniş zamanlara saklayıp albümleri dinlemeye başladım...

... ama bahis konusu edilecek olanlar önce kitaplar:

Sohbetin Bahanesi Kahve bir Deniz Gürsoy kitabı. Daha önce yazarın çikolata üzerine yazdığı kitabı keyifle okumuş, diğer kitaplarını da merak etmiştim. Onlardan en çok merak ettiğim de kahveyle ilgili olanıydı elbette!

Bu tam bir "keyif ehli" kitabı, kahveyi sohbete bahane edenler için olduğu kadar, sohbet dışındaki bazı şeyleri kahveye bahane edenler için de! Mesela iyi bir çikolata, bir dilim kek, en favori kurabiyeler (biscottiye ya da damla çikolatalı kurabiyelere karşı konulabilir mi kahve yanında?), ya da gıcır gıcır bir dergi, günün taze gazetesi kahveye bahane edilebilir pekala...

Kahve bahanesi sayılmasa bile bir fincan kahvenin çok iyi gittiği bazı durumlar vardır ki bunların en başında soğuk kış akşamları, ofis sıkıntıları, uykunun ertelenmesi gereken iş-ders zamanları ve elbette sabah ayılmaları gelir. En azından çoğunluk için! Ders çalışma zamanlarımda çoğu kez keyif almadan bolca tükettiysem de kahvenin benim uyumamı zerre kadar engellemediğini, kafeine doğal bir bağışıklığım olduğunu keşfetmem uzun sürmemişti:)

Kitapta kahvenin öyküsü ve tarih boyunca serüveni yanında, kahve çeşitleri, kahve ritüelleri, meraklısı için hazine değerinde bir kahve sözlüğü ve pekçok güzel kahve tarifi de var. Pek çoğu deneme listesine alınacak sanırım!

Bir de çay kitabım oldu. Ben aslen bir kahveciyim tabii. Hiç çay içmediğim günler vardır, içince de çok açık içerim zaten. Bu kadarı bile çayla aramın nasıl olduğunu açıklamaya yeter herhalde.. Diğer yandan çayın anımsattıklarını, çay saatlerini, çayla ilgili seramonileri severim.

Çayın Kültür Tarihi gerçek bir tiryaki olan Stephan Reimertz tarafından yazılmış. Öyle böyle bir tiryakilik değil ama! Son 30 yıldır başlıca uğraşı çay içmek olan yazar, günde 3 demlik çay içiyor, "arada başka işler de yapıyor"muş efendim... Şu sıralar da favorisi yeşil çaymış. Kitapta çay yaprağının biyografisinden başlayıp Çin ve Hindistan'daki çay seramonilerine uzanmış ki benim ilgimi de en çok bunlar çekti zaten.

Mutfak Çıkmazı, bir Tahsin Yücel romanı.. "Acaba şu halimin bir çözümü var mıdır?" düşüncesiyle ne zamandır okumak istediğim bir kitaptı:)) Yemek yapma tutkusunun yaşamı nasıl alt üst edebileceğinin öyküsü bu! Benim gibi sürekli mutfağa girmek zorunda hisseden, bir şeyler pişirmezse huzursuz olanların okumak isteyeceklerine eminim:)

1960 tarihli Mutfak Çıkmazı, Tahsin Yücel'in eserleri arasında önemli bir yere sahip, sonraki eserlerini bir anlamda müjdeleyen bir kitap...


Albümlere geçelim.




"Songs From The West Coast" bir Elton John albümü, son günlerde sürekli bu albümü dinliyorum. Bu adamın şarkılarını seviyorum...

V for Vendetta'yı da ne kadar sevdiğimi yazmıştım. Çok sevdiğim filmlerin soundtrack albümlerini de alırım genelde, o nedenle bu albüm çıkar çıkmaz sipariş verdim. Ama maalesef biraz hayal kırıklığı oldu benim için... Filmin önemli sahnelerine fon olan, hatta fon olmaktan çok sahnenin bir parçası olan kimi müzikleri ve duymayı umduğum replikleri bulamadım! Neyse...


Son olarak...



Sevecenler yeni albümlerine kavuştular. Ve eminim ki bu şarkıları dinlerken tanımsız duygular yaşadılar, yaşıyorlar... Bu albüm beni o kadar etkiledi ki, sadece geceleri dinliyor, boğazıma düğümler atan birkaç parçadan sonra daha fazla dinleyemiyorum... Dua'sı vardır İlhan İrem'in, bilir misiniz.. İşte o olağanüstü güzel şarkıyı dinlerken hissettiklerinizi 10'la çarpın.. "Cennet İlahileri" böyle bir albüm, fazla söze gerek yok...

Ev Yapımı Pesto Sosu


Bir hafta uzun bir ara oldu farkındayım...
Ama gelin de bu ekvator sıcaklarında mutfağa girin!
Girilemedi. Akşam yemekleri galeta kemirip yoğurtlu salatalar yiyerek, öğle yemekleri evden getirilen soğuk zeytinyağlılar tüketilerek, öğleden sonralar yağsız selanik gevreklerini çaya banarak geçti. Akşamları puding üstü dondurma yendi, litrelerce su ve maden suyu tüketildi...


Bahçemizin greyfurtları son demlerinde portakal kadar tatlanmış. Bir süre önce hepsi toplandı babam tarafından (e tabii, yenisini yapmak için ancak toparlanacak ağaççık), ama greyfurtlar yemekle bitmiyor -ki zaten ben bu tür ekşi meyveleri yemeyi pek sevmiyorum- o yüzden suyunu içiyorum. Bu benim C vitamini takviyem... Alerjik bünyeler bol bol C vitamini almalıymış, yeni öğrendim...

Toplanması gereken bir şey daha vardı ki, o da balkondaki kocaman saksıdaki fesleğenlerdi. Kullanmak istediğimde gidip 2-3 dal koparmak çok hoşuma gidiyordu ama artık çiçeklenmeye başlayacaktı ve kullanılamayacaktı. Mis gibi kokusu varken ille de "kullanmamız" yani yememiz mi lazım bu bitkiyi bilmem! Ama seviyoruz işte, çok yakışıyor salataya, makarnaya, peynir-domates tabağına... Ne yaptım? Birkaç tencere makarnaya ve belki başka deneysel yemeklere yetecek kadar pesto sosu yaptım...

Üzerini zeytinyağı ile kaplayıp buzdolabına koyduğunuz böyle bir kavanoz pesto sizi epey idare eder. Makarna yeme sıklığınıza da bağlı elbette. Ama saklama süresi olarak "buzdolabında birkaç ay" denebilir rahatlıkla. Ben hemen tüketeceğimiz zaman orjinali gibi peynirle (ama parmesan değil tulum peyniri ile) hazırlıyorum. Bu kez saklama amaçlı yapacağım için peynir koymadım. Yağ miktarını biraz arttırdım ve 2 küçük kavanoz pesto elde ettim. Siz vereceğim ölçüleri kendinize uyarlayabilir, hemen ya da birkaç gün içinde tüketecekseniz peynir (parmesan, eski kaşar ya da iyi bir tulum) ekleyebilir, ceviz miktarını azaltabilirsiniz, ben bol cevizli seviyorum.

Malzemeler:
- 2 demet fesleğen
- 2 avuç ceviz
- 2 yemek kaşığı dolmalık fıstık
- 2 türk kahvesi fincanı zeytinyağı
- 7 diş sarımsak
- 1 çay kaşığı deniz tuzu*
* Tuzu dayanıklılık için ekledim, normalde peynirle yapılan pestoya tuz eklenmiyor.

Yapılışı malum, tüm malzemeyi rondoya alarak kıvamlı bir püre haline getiriyorsunuz. Ancak zeytinyağının yarısını bu esnada koyup, kalanını kıvama göre azar azar eklemek en iyisi.. Ben rondo yeterince ezmediği için sosu daha sonra tahta havanda bir müddet daha ezdim.

Son olarak...
Dün akşama doğru sinemadan dönerken evimizin yakınlarındaki pidecinin önünden geçiyordum. Beni bir güç içeri doğru çekti ve kendimi pide siparişi verirken buldum! Humus yapacaktım, nohutlarımı çoktan hazırlamıştım ama pide aklıma o an geliverdi (iyi ki geldi)! Pidemin yapılmasını seyrederken benden önceki müşteriye hazırlanmış olan tahinli pidenin kokusunu da içime çekiyordum. Sonra sıcacık pidemi kucakladım (havanın sıcaklığı hiç umrumda olmadı o an!) ve hoplaya zıplaya eve döndüm. Annem de pideyi görünce "ay nasıl da aklına geldi, nasıl güzel kokuyor!" deyince iyi ki almışım diye düşündüm.

Ve sevgili kahve dostlarımın eleştirilerini dikkate alarak, bu kez humusumu zeytinyağında çevirdiğim sumak, kimyon ve kırmızı biberle süsledim. Bakın bakalım, olmuş mu?


Bizce olmuştu! İşte şimdi olmuştu hatta:) Annemle pide arasına sürüp domates eşliğinde afiyetle yedik. Biz bunu daha sık yapabiliriz, yaz-kış fark etmez yani diye de düşündük hatta:) Humus tarifime yorum yazan tüm kahve dostlarıma özel teşekkürlerimi iletirim...