Çavdar Ekmeği



Kendime gelmem uzun sürdü...
Hala da tam gelmiş sayılmam ama yaşamak için yemek de lazım:) Sonunda günler sonra mutfağa girdim ve birkaç şey pişirdim. Bunlardan çok sevdiğim çavdar ekmeğini paylaşmak istiyorum.

Çavdar ekmeğini seviyorum çünkü hem kepekli ekmeğe göre çok daha lezzetli, hem de kan şekerini dengeleyici özelliği var. İçeriğinde B2, B6, B12 ve C vitaminleri ile demir, kalsiyum, niasin, folik asit ve çinko bulunan çavdar ekmeğinin lif içeriği de oldukça yüksek. Yeterli lif alındığında sindirim sisteminin düzenli çalıştığı biliniyor. Ama çavdar ekmeğinin faydaları bunlarla sınırlı değil... Vücuttaki toksinleri atmaya, damar sertliğini önlemeye, kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürmeye yardımcı olduğu gibi, kalp krizi riskini azalttığı da biliniyor.

Ekmeğin yapımında kullandığım undan da bahsetmek istiyorum. Bu kez Karahan Un'un organik çavdar ununu denedim. Firma yetkilisi Özlem Hanım'la geçenlerde bir yazışmamız olmuş, ardından da organik unlarını denemem için göndermişlerdi. Paketten çıkan unları görünce hemen denemek için sabırsızlanmıştım ama buzlukta epeyce ekmek stoğum olduğundan ertelemek zorunda kalmıştım. Daha önce ekolojik pazardan aynı markanın tam buğday ununu alıp denemiştim gerçi, yani bildiğim bir markaydı ancak bu kadar çok çeşitleri olduğunu bilmiyordum. Özellikle daha önce hiçbir yerde görmediğim organik buğday unu (beyaz un) oldukça şaşırttı beni. Bildiğimiz beyaz unlar kadar beyaz (!) değil, ancak organik olması hamur işlerinde gönül rahatlığıyla kullanılabilmesi için yeterli... Ben ilk olarak yaptığım bir kekte kullandım ve oldukça güzel sonuç aldım. Ekmeklik buğday ununu da ilk fırsatta deneyeceğim, muhtemelen bu hafta sonunun kahvaltısı için:)



Ekmeğin tarifi bir başka sevdiğim un markasının, Doygun'un. Doygun'un tam buğday ununu oldukça beğensem de yulaflı unundan açıkçası memnun kalmadım. İçinde oldukça fazla miktarda kabuk vardı ve bunları fark etmiş olduğum halde unu elemediğime sonradan (yaptığım çörekleri yerken) pişman oldum! Belki bir üretim hatasıdır diye düşünmek istiyorum, zira unu bu haliyle tüketmek mümkün değil.

Yazacağım ölçülerle orta boy bir ekmek elde edilebiliyor. Kabuğu sert, içi oldukça tok bir ekmek oluyor, hani bir dilimi doyuranlardan.. Bu tür ekmekleri ve çavdarın lezzetini seviyorsanız denemenizi ve tadını daha çok alabilmek için kızartarak tüketmenizi tavsiye ederim.

Malzemeler:

- 1 su bardağı ılık yağsız süt
- 1/2 su bardağı ılık su
- 3 tatlı kaşığı toz şeker
- 1 tatlı kaşığı deniz tuzu
- 1 küp yaş maya
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı
- 1 yemek kaşığı sirke
- Aldığı kadar çavdar unu (yaklaşık 5 bardak)


Yapılışı:

1. Süt, su, şeker ve mayayı çukur bir kasede karıştırıp eritin.

2. Yoğurma kabına 3 su bardağı un koyun, ortasını açıp kenarlarına tuzu serpin. Ortasına da mayalı karışımı boşaltın.

3. Hamuru yoğururken zeytinyağını ve sirkeyi ekleyin. Kıvama gelinceye kadar un ekleyebilirsiniz ancak hamurun elinizden tamamen ayrılmasını beklemeyin, hafifçe ele yapışan ama sertçe bir hamur oluyor.

4. Hamurun üzerini örtüp oda sıcaklığında 1 saat mayalandırın. Süre sonuna doğru fırınınızı 200 dereceye getirip ısıtmaya başlayın.

5. Mayalanan ekmeğinize şekil verip yağlı kağıt serili tepsiye alın. Üzerine bıçakla derin çizikler atabilir, dilerseniz susam, çörekotu vb. serpebilirsiniz. Isınmış fırının bir köşesine bir kase içinde kaynar su koyun ve ekmeği fırına sürün. Kabuğu iyice kızarıncaya kadar pişirin.



Bu ekmeğin bana tek zararı dilimlerken elimi kesmem oldu, birkaç gün sargılı parmakla gezdim:) Aman dikkat, siz avucunuz yerine kesme tahtasını kullanın!

Sonsuzluk Notalarında Buluştuk...


Konserin muhteşem açılış parçası "Dua":
http://www.youtube.com/watch?v=owXmghaHhJ0


... hala ses tellerim acıyor, avuçlarım yanıyor, gözlerimi kapasam O'nu görüyorum, kulaklarımda hala sesi... "sizi birbirinize emanet ediyorum, sakın ayrılmayın" diyen sesi...
... yıkandı ruhlarımız, arındık kuşatıldığımız dünyanın kirliliklerinden, çıktığımız bir gece yolculuğunda daha, kainatın ötelerine uzandık kurduğu ışıklı köprüden...
şarkılarına eşlik ederken "öyle güzelsiniz ki..." diyordu, oysa kendi güzelliğinin yansımasıydık her birimiz.
... gözlerimizle buluştu, hepimizle, birer birer...
ve uzattı ellerini sonunda, kutsadı bizi dokunuşuyla.
... işte
"o anda durdu zamanlar... öylece kaldık!"
Gözyaşları tutulamadı "bile bile... bilmezcesine.." derken, şalamar'da çığlıklar durmadı, "inandığın ötelere... ötelere... uç yalnız uç..." derken melekler korosu bir an bile susmadı...


Hayır, bittiğine inanmak istemiyorum...
... vuslatınla bizi sevindirip yüreklerimize ışık ve sevgi serperek, gittin mi sahiden?

Işığa... Aşkla....




29 Eylül 2006 akşamında bir düş görmüştüm ben...
bir düşte yaşamıştım...
o düşü unutamadım.

... o düşten sonra ben aynı ben olmadım.

... ışıklı bir koridora çekti beni üstad, ellerimden tutup o kocaman evrene aldı diğerleriyle beraber, büyülendim... O'nunla aynı boyutta buluşabilmek, şarkılarını dinlerken gözlerimi kapayıp ruhumun koridorlarına, oradan da kainatın mavi ışıklı derinliklerine dalabilmekten başka bir şeymiş. Bu aşk gibi bir şeymiş aslında, belki aşktan da öte bir şeymiş...

Ege'de bir bahar akşamı buluşacağız tekrar...
20 Mayıs 2007 akşamı...
Buluşacağız ve yeniden "sağlamasını yapacağız" paylaşımlarımızın... Yeniden büyülenecek yüreklerimiz, gözlerimize yine yaşlar dolacak... Biz, İstanbul'dan yola çıkan bir otobüs dolusu sevecen, O'nunla İzmir'de buluşmaya gideceğiz, verilmiş bir sözü tutar gibi...
.. merhaba diyeceğiz,
aslında hiç hoşçakal demedik ki...

... yaşadıklarımız yine sadece bir konser olmayacak.
... aşk kapıları açılacak, bir kez daha...

"Allahım aç kapılarını..
Allahım aşk kapılarını!.."


... ve ne olur o gece yağmurlar değil, yıldızlar yağsın üzerimize....

Siyah Üzümlü, Zencefilli Kek




Kek yapılan zamanlar -eğer bir konuk için yapmıyorsanız- moral zamanlarıdır...

Evde yalnızsanız, keyfiniz biraz az şekerliyse, hafta sonu gazetelerini kucaklayıp kanepeye yayıldıysanız, hele de içinizden hiçbir şey yapmak gelmiyorsa, fırında pişen kekin kokusunu duymak moral seviyenizi yükseltebilir. Tabii o keki paylaşamadığınız için bir yandan hüzünlenebilirsiniz de... Ama yine de kekiniz henüz ılıkken iki dilim kesip ilk çatalı aldığınızda, ardından mis kokan kahvenizi kocaman yudumladığınızda biraz daha iyi hissedersiniz.


Dün böyle biraz az şekerliydim.
Tüm az şekerli zamanlarımda olduğu gibi çok şekerli şeyler yemeyi özledim. Bu keki o zaman yapmadım aslında, yapalı çok olmuştu da buzlukta kalmıştı birkaç dilim. Onları ısıttım. Tijen ablacığımın armağanı olan patlak pirinçli yeşil çaydan demledim. Annemi aradım, ağladığımı belli
etmeyerek anneler gününü kutladım. Ona yolladığım çikolata ve biscottileri çok beğenmiş, hatta biscottileri pastaneden aldığımı zannetmiş başta. Bunları belki moral olsun diye söylemişti ama ben yine de gülümsedim. Sonra aynı gün doğum günü olan kardeşimi aradım, İrem Hayal bebek annesinin karnındayken kutlayacakları ilk anneler günü ve doğum gününde o da ona yolladığım muffinleri çok sevmiş. Bir müddet sonra kendimi daha iyi hissetmeye başladım, en azından akşama kadar...

Dediğim gibi bu keki daha önce yapmıştım. Zencefilin yoğun tadını hissederek, özellikle yeşil çayla birlikte yemeyi çok sevdiğim, sağlıklı bir kek olmuştu. Dr. Ender Saraç'ın diyet yapanlar için verdiği bir tarifti aslında. İşte buyrun hem diyet yapanlar için lezzetli ve doyurucu bir ara öğün, hem yapmayanlar için moral yükseltici bir kek tarifi...



Tarife geçmeden önce, siyah çekirdekli üzümün hem mükemmel bir antioksidan olduğunu, hem de bolca demir içerdiğini vurgulamak istiyorum. Benim aldığım doğal ürün dükkanında "Antep karası" adıyla satılıyordu bu üzümler. Ancaaaak... çekirdeklerini yemek herkesin hoşuna gitmeyebilir! Bu nedenle dileyenler çekirdeksiz kuru üzüm de kullanabilir. Oldukça küçük (4 kişilik) bir kek oluyor, normal ebatta bir kek olsun isterseniz ölçüleri 2 katına çıkarmanız gerekebilir. Kalan dilimleri benim yaptığım gibi streç filme sarıp buzluğa atabilirsiniz.

Malzemeler:

- Yarım su bardağı esmer şeker
- 1 adet yumurta
- 1/2 su bardağı yağsız süt
- 1/2 su bardağı tam buğday unu
- 1/2 su bardağından az beyaz un
- 1/2 paket kabartma tozu
- 6 adet doğranmış günkurusu kayısı
- 1 avuç çekirdekli siyah üzüm
- 1 avuç iri dövülmüş ceviz
- 2 tatlı kaşığı toz zencefil
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- 1/2 tatlı kaşığı karanfil tozu

Yapılışı:

1. Yumurtayı ve esmer şekeri mikserle 5-6 dk kadar çırpın. Sütü ekleyip tekrar karıştırın.

2. Unları, kabartma tozunu, tarçın ve zencefili ayrı bir kaba eleyin. Daha sonra bu karışımı sıvı karışıma ekleyip tahta kaşıkla karıştırın.

3. Üzümleri, kayısıları ve cevizleri hafifçe unlayın. Daha sonra onları da hamura ekleyip karıştırın. Hamuru yağlı kağıtla kapladığınız (mutlaka yağlı kağıt kullanın, kekte yağ olmadığı için meyveler dibe çökerse çıkarmanız zorlaşır) küçük bir kek kalıbına dökün. Ben küçük boy dikdörtgen kek kalıbı kullandım.

4. Önceden 160 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 25 dk pişirin.


Ben gerek duymadım ama dilerseniz tarifte önerildiği gibi keki fırından alınca üzerine inceltilmiş esmer şeker ve tarçın karışımı serpebilirsiniz...

Peynirli Akıtma (Krep)




Zaman zaman mutfağa küsme, sonra yine barışma dönemlerim oluyor. Mutfağa küsme dönemlerim aslında hayata da küsme dönemlerim -ki siz bunu yeni yazılarımın azalmasından anlıyorsunuz ya da anladığınızı düşünüyorum- o dönemlerde kabuğuma saklanmayı tercih ediyorum. 

Aslında uzun zamandır şablonda bekleyen güzel bir tarifi yayınlamak, hafta sonu kahvaltınız için bir fikir vermek istemiştim. Ama sayfayı düzenlemek için açar açmaz annemle yaptığımız kahvaltıların özlemi doldu içime. Uzun uzun hafta sonu kahvaltısı yapmayalı, sofraya yeni bir şeyler koymayalı çok oldu. Hayatı her koşulda güzelleştirmeyi seven biri olsam da, tek başıma kocaman sofralar kurup yemek gelmiyor içimden Pazar sabahları. Kahvaltı tabağımı ufak sehpama koyup bir yandan gazetelere bir yandan televizyona bakarak kahvaltı yapıyorum ve tabii ki ne yediğimi anlamıyorum!

Neyse ki bu özlemimi bir parça giderecek bir konuğum olacak hafta sonunda.. Canım kardeşim Yılmaz geliyor, askerliğinin ilk evresini tamamlamış olarak. Dağıtım izninin birkaç gününü evde geçirdi, kalanını İstanbul'da benimle ve arkadaşlarıyla geçirecek, sonra da onu Ağrı'ya yolcu edeceğim... Yine yollar... yine uzak yollar!

Gelelim peynirli akıtmalara...

Geçenlerde yemekbiz mail grubumuzda sevgili
Mine "cızlama" tarifi sormuş, bir grup üyesi de cızlamanın krep gibi, ama mayayla yapılan bir hamur işi olduğunu yazmıştı. Sanırım değişik şekillerde adlandırılsa da bahsedilen aynı hamur işi.. Bildiğim kadarıyla krep bol süt ve yumurtayla, mümkün mertebe incecik hazırlanıyor; akıtma ise daha kalınca olabiliyor ve maya kullanılabiliyor. Vereceğim tarifte olduğu gibi yumurta kullanmadan ve başka bazı eklemelerle akıtma yapmak da mümkün.

Tarifi Dr. Oetker maya paketinde görüp, değişik bir şey istiyorum ve yapacağım! dediğim bir hafta sonu sabahı denemiştim. Tabii yarım ölçü yapmama rağmen akıtmaları 2 gün yedim ve yalnızken bu gibi faaliyetlerde bulunmanın gereksizliğini bir kez daha anladım. Gereksizdi belki ama çok lezzetliydi, neyse hadi afiyet olsun, ama bir daha yapma dedim kendime:)

Yazacağım ölçüler 2 kişilik. Ben tam buğday unu ve zeytinyağı ile yaptım, asıl tarif normal beyaz un ve sıvıyağ ile...

PEYNİRLİ AKITMA

Malzemeler:
- 1 su bardağı tam buğday unu
- 1/2 paket instant kuru maya

- 1 çay kaşığı toz şeker
- 1/2 çay bardağı zeytinyağı
- 1 + 1/4 su bardağı ılık süt (yağsız kullandım)
- 1/2 su bardağı rendelenmiş beyaz peynir
- 1/4 demet maydonoz

Yapılışı:

1. Unu eleyip maya ile karıştırın. Şekeri, zeytinyağını ve sütü ekleyerek mikserle birkaç dakika çırpın.

2. Mikseri çıkartıp karışıma peynir rendesini ve ince kıyılmış maydonozları ekleyin, kaşıkla karıştırın.

3. Kabın üzerini streçle kapatarak ılık bir ortamda kabarması için 1 saat kadar bekletin. Bu aşamada hamur hafifçe yükselip köpürecek.

4. Hafifçe yağladığınız tavaya hamurdan (hamuru söndürmemeye dikkat ederek) birer kepçe dökerek önlü arkalı pişirin. Tümü pişene kadar önce pişenlerin sıcak kalmaları için ılık fırının içinde bekletebilirsiniz.

Akıtmaları sade olarak da servis yapabilirsiniz ama yanında peynir zeytinle ve bir bardak portakal suyuyla nefis oluyorlar...

Tüm annelerin, anne adaylarının, anneannelerin ve babaannelerin gününü şimdiden kutluyorum. Annemden uzakta olacağım bu yıl ona küçücük bir kurabiye ve çikolata paketi yollayabileceğim buradan ancak, ama umarım pakete sığdıramayacağım özlemim ve sevgim de ulaşır ellerine...

Ballı Cevizli Kurabiye




Tüm malzemelerinin organik olduğu, içine hiçbir katkı malzemesi konmamış yiyecekler düşlüyorum.. Yediğim her şeyin bedenim tarafından sevinçle kabul edildiğini, bedenimin yediklerimden dolayı bana kızmayıp teşekkür ettiğini, onlardan aldığı enerjiyle hayata daha sağlam tutunduğunu ve bunun ruhuma mutlulukla yansıdığını...

Tamamen organik beslenebilmeyi hep hayal ediyorum. Her şeyin yediğim kütür kütür bir elma kadar doğal olmasını... "Amaaan sonuçta hepimiz öleceğiz!" diyenlere "evet ama ben kendi ellerimle kendime ve sevdiğim insanlara zarar vermek istemiyorum" diyorum.. "amaaan, onda katkı bunda katkı, tası tarağı toplayıp dağda bir kulübede mi yaşayalım?" diyenlere, "Ahh keşke!" diyorum.

Keşke...
Keşke dünyaya daha az zarar verebilsem... bıraktığım iz daha da küçülse... Hiçbir canlıya hiçbir zararım dokunmadan gidebilsem bu dünyadan...

Zerrin'le buna benzer şeylerden bahsettik Cumartesi günü buluştuğumuzda. Sevgili okur-arkadaşım Zerrin'e, onun da aynı şeyleri düşündüğü sanki içime doğmuş gibi, neredeyse organik sayılabilecek kurabiyeler yapıp götürmüştüm. Zerrin kurabiye paketini önce evde açacağını söyledi, sonra dayanamayıp birinin tadına baktı. İçinde şeker olmadığını, bal olduğunu söylediğimde de "işte aslında şekere gerek yok!" dedi. Kahvelerimizi yudumlarken keşkelerimizi ve hayallerimizi konuştuk. Ama onlar bize kalsın deyip kurabiyelerin tarifini paylaşıyorum:)

Kurabiyelerde
Sade'nin organik ürünlerini kullandım; yani ceviz, bal, un ve tarçın onlardan gelen "kurabiyelik paketi"ndendi. Zeytinyağı zaten Ege'mden, tereyağı annemin getirdiği ve buzluğa attığım kalıptan... Tek katkı malzemesi kabartma tozu ve üste sonradan ya az tatlı olduysa endişesiyle serptiğim pudra şekeri oldu. Aslında hiç serpmesem de olurmuş. Kurabiyelerin tadına baktıktan sonra paketlerken, en azından bu kadarını yapıyorum diye düşündüm, en azından çabalıyorum.


Malzemeler:

Hamur malzemesi:
- 1/2 su bardağı zeytinyağı
- 1/2 su bardağı eritilmiş tereyağı
- 1 su bardağı yoğurt
- Aldığı kadar tam buğday unu
- 1 paket kabartma tozu
İç malzemesi:
- 2 yemek kaşığı bal
- 1 su bardağı dövülmüş ceviz
- 1/2 tatlı kaşığı tarçın

Yapılışı:

1. Zeytinyağını, eritilmiş tereyağını ve yoğurdu tel çırpıcı ile karıştırın. Daha sonra bir miktar un ekleyin ve kabartma tozunu da ekleyip yoğurmaya başlayın. Gerektikçe un ekleyin. Elinizden kolayca ayrılan yumuşak bir hamur olacak.

2. Ayrı bir kapta cevizleri, balı ve tarçını karıştırarak iç malzemenizi hazırlayın. Fırın tepsisine yağlı kağıt serin, fırını 180 derecede ısıtmaya başlayın.

3. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopartıp avucunuzda hafifçe yassıltın, ortasına iç malzemeden 1 tatlı kaşığı kadar koyun. Hamur kenarlarını ortada toplayıp parmak uçlarınızla yapıştırın, hafifçe yuvarlayıp tepsiye sıralayın.

4. Kurabiyelerinizi ısınmış fırında 20 dk kadar pişirin. Fırından çıkıp soğuduktan sonra dilerseniz üzerine pudra şekeri serpin.



Hamurdaki yoğurttan dolayı poğaça ya da çörek gibi yumuşak kurabiyeler oluyorlar. Sanırım çocuklar da severek yiyeceklerdir. Denerseniz çayınızla birlikte yerken kendinizi iyi hissetmeniz dileğiyle...