Çikolatalı Zencefilli Kurabiye


Yıl sonu telaşıyla yetiştirilmesi gerekenler, aranacak insanlar, yapılacak işler, alışverişler derken tüm planları (yapılanları ve yapılamayanları) bir kenara bırakıp derin bir soluk alma zamanı...

Dilerim aldığınız derin soluğun ardından, yetiştiklerinizi ve yetiş(e)mediklerinizi düşünürken bile gülümseyebiliyorsunuzdur. Bir yılı daha uğurlarken, yeni dileklerimiz ve düşlerimiz her zaman olsun, ama sahip olduklarımız için teşekkür etmeyi unutmayalım!

Gelelim biten yılın son lezzetlerine..


Nefis kokular yükseliyor yine bugünlerde fırınlardan, pastanelerden. Oturduğum semti en çok bu zamanlarda seviyorum... Bu kokuların peşine takılıp Üstün Palmie Pastanesi’ne kadar gittim Cumartesi akşamı. Feriköy’de minicik bir dükkan, Tijen ablamdan öğrendiğim lezzet üslerinden biri. İstanbul’un o eski pastanelerinden... Yılbaşına özel, kocaman paskalyalardan aldım bir tane, mis gibi sakız ve mahlep kokulu. Bir de yine yılbaşına özel çıkarttıkları bir tür şekerleme olan mandulet kasesine elimi daldırdım, biri sevgilime, biri kendime...

Paskalyamızı dilimleyip kızarttık bir güzel, Pazar sabahı.
Üstüne annemin çilek reçelinden koydum.
Sakız kokusu diğer paskalyalarda olmadığı kadar baskındı, tam benim damak tadıma göre!


Ve dün akşam, onca yorgunluğun üstüne, bu olmazsa olmaz diye mutfağa girip zencefilli kurabiyeler yaptım. Sevgilim de çok sevsin diye çikolatalısını seçtim onca tarif arasından. Sofra Dergisinin geçen yılki Aralık sayısında vardı bir tarif, tam istediğim gibi. Tereyağı miktarını kendime göre ayarladım, vanilyayı da evde kalmadığı için koymadım. Ama baharatları zaten yeterliydi bu güzel kurabiyeyi parfümlemek için. Yılbaşı öncesinde değilse de belki yılın ilk ve en tembel gününde denersiniz. İşte kahveye banmalık, kıtır kıtır kurabiyeler... yılın son tarifi.


Çikolatalı Zencefilli Kurabiye
Malzemeler:

- 1 su bardağı esmer şeker
- 100 gr tereyağı (eritilmiş)
- 2 yemek kaşığı kakao
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- 1 tatlı kaşığı zencefil
- Bir tutam muskat rendesi
- Aldığı kadar un
- Üzeri için 1 paket (80 g) bitter çikolata

Yapılışı:

1. Esmer şeker, kakao, tarçın, zencefil ve muskatı bir kapta karıştırın. Üzerine eritilip ılıtılmış tereyağını ekleyin.

2. Aldığı kadar un ekleyerek hamur yapın. Hamur kumlu bir yapıda olacak ama endişe etmeyin.

3. Fırın tepsinize yağlı kağıt serin, fırını 190 dereceye ayarlayıp ısıtmaya başlayın.

4. Hamurdan parçalar alıp avucunuzda sıkıştırarak tezgahta elinizle ya da merdane ile açın, dilediğiniz kalıpla kesin. Tüm hamuru açmak zor olacağı için bu yöntem daha iyi. Ben kalıp olarak ufak çay bardağı kullandım:)

5. Kurabiyeleri dikkatlice tepsiye alın, ısınmış fırına sürün. Ben 15 dk pişirdim ama daha az pişseler daha iyi olacakmış diuye düşündüm. Sanırım 12-13 dk yeterli. Piştikten sonra tel üzerinde soğumaya bırakın.

6. Çikolatayı benmari usulü eritin, ufak bir bıçağı spatula gibi kullanarak kurabiyelerin bir yüzüne çikolata sürün. Hazırladığınız kurabiyeleri yağlı kağıt üstüne koyarak çikolatalarının donmasını bekleyin. Daha sonra teneke bir kutuya alıp saklayabilirsiniz.


En çok neye ihtiyacınız varsa, en çok neyi özlediyseniz, 2008’in onu getirmesi dileğiyle...
Mutlu yıllar!

Bayram Dönüşü...



İrem kuşu görmeyeli 4,5 ay olmuştu.
Baba, "gel artık özledim" diyordu.
Anne, hepimiz yanında toplanalım istiyordu.
Yılmaz askerden izne gelecekti.

Hepsinin yeri ayrıydı elbet, ama İrem'in yeri bambaşkaydı.
Koşarak gitti, kucakladı, meleğim, bebek kuşum, minik sevecenim diye sevdi onu teyzesi.
Yine doyamadı...

Huzurlu mu huzurlu, mutlu mu mutlu bir bebek kuş İrem... Kimin kucağına gitse gülücükler dağıtan, ne kadar fazla ilgi görse de sıkılıp ağlamayan, teyzesi ona şarkı söylediğinde hemen kucağında uyuyan, sabah uyanınca teyzesine gülücüklerle sarılan bir bebek kuş...

Annesiyle İrem, Kuşadası'ndaki evlerine döndüler bayramın son günü. Teyzesine, onu ilk kez gören dayısına, dedesine ve anneannesine yine özlemek kaldı...

Asker kardeşimle kucaklaşmak, annemin ısmarladığım tüm yemekleri yapmış olması, çocukluk yatağımda deliksiz uykularım, birlikte yaptığımız kahvaltılar, içtiğimiz kahveler, yediğimiz tatlılar, yıllardır görmediğim en kadim dostumla kısacık da olsa görüşmemiz, hepsi çok güzeldi, hepsi çok özlenmişti. Ama tüm fotoğraf karelerinde İrem var! Nedense:)

İşlerimi ve kendimi toplar toplamaz yazacağım.

Ispanak Çorbası

Nasıl da soğudu hava... Şu an öğle saati olmasına rağmen hala ısınamadığım için paltomla oturuyorum ofiste. Tabii akşam dışarı çıkınca donmamak için birazdan çıkartmam gerekecek... Ne yapmalı, sıcak su torbasıyla mı gezmeli? Ne içtiğim kahvenin faydası var bugün, ne de burnumun dibinde duran elektrikli ısıtıcının. Hasta mı oluyorum desem, değil. Hava gerçekten soğuk… Geçen kış yaşayamadığımız kış teşrif etti anlaşılan.

Ispanak Çorbası Tarifi

Şimdi iki kış önce verdiğim benzeri bir kök ıspanak çorbası tarifini anımsadım. Onu yazarken de çok soğukmuş hava, ben anneme ıspanakları yıkaması için duygusal baskı yapıyormuşum. Şimdi annemin emeklerini anımsadıkça hakkını nasıl öderim diyorum. Ödeyemem ki! Ben çok üşüyorum diye ıspanakları o yıkar, hatta ben istemeden başka hazırlıkları da yapar, bana işten gelince pişirme kısmını bırakırdı güzel annem. Şimdi tabii her şeyi kendim yapıyorum, ama neyse ki mutfağım annemin evindeki mutfak kadar soğuk değil.

Gelelim bu güzel çorbanın tarifine...

Kök ıspanak çorbasına bayılsam da, yapraklarından yapılan çorbayı da çok seviyorum. Bence ıspanakla arası hoş olmayanların da sevebileceği bir çorba bu. Blender ile daha da inceltip ıspanakları görünmez kılmak mümkün ama bence bu haliyle çok güzel oluyor. Ispanakları incecik doğramak yeterli. Bu kez Emine Beder’in tarifini denedim ve çok sevdim. Geçenlerde yaptığım yemekten kalan ıspanaklarımı da değerlendirmiş oldum. Buzdolabımda kalanlar değerlenince mutlu oluyorum. Çöpe boş kutuları, poşetleri vs. atarken "o da bitti, bu da bitti oh ne güzel" diye mırıldanıyorum hatta bazen.

Buz gibi kış akşamları yaşıyoruz artık, eve dönünce sıcacık çorbalar içip içinizi ısıtmayı ihmal etmeyin. Ispanaklarınızı önceden yıkayıp temizlerseniz bu çorbayı pişirmek hiç vakit almıyor.

Malzemeler
  • 250 gr ıspanak (yaprakları)
  • 1/3 su bardağı sıvıyağ (zeytinyağı kullandım)
  • 1 adet soğan
  • 2 yemek kaşığı un
  • 1,5 su bardağı süt
  • 2 su bardağı su
  • 1 yumurta sarısı
  • ¼ limonun suyu
  • Tuz

Üzeri için (arzuya göre)
  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Toz kırmızı biber
  • Rendelenmiş kaşar peyniri
  • Kıtır ekmek
Yapılışı
  1. Ispanakları yıkayıp temizleyin. Suyunu iyice süzdürüp incecik doğrayın. Soğanı da küp küp doğrayın.
  2. Tencereye zeytinyağını koyun, ısınınca üzerine soğanları ekleyip pembeleşinceye kadar kavurun. Daha sonra ıspanakları tencereye alın, 2-3 dk daha soğanlarla birlikte kavurun.
  3. Unu ıspanakların üzerine serpin, birkaç kez çevirin. Sütü ve suyu ekleyin. Tuzunu da ayarladıktan sonra sürekli karıştırarak pişirin.
  4. Çorba kaynadıktan sonra altını kısın, ayrı bir yerde yumurta sarısı ile limon suyunu karıştırın. Hazırladığınız karışımı kaynayan çorbaya yavaş yavaş dökün. Birkaç dakika sonra çorbayı ocaktan alabilirsiniz.
  5. Çorbayı kaselere aldıktan sonra üzerlerine zeytinyağında hafifçe yakılmış kırmızı biber gezdirin. Kaşar peyniri ve dilerseniz kıtır ekmek serptikten sonra servis yapın.
Ispanak Çorbası

Kıtır ekmekler için bir öneri...

Yağda kıtırlaştırılan ekmekler ne kadar lezzetli olsalar da, zaten yağlı olan çorbalar için fazla geliyor diye düşünüyorum. Ben son zamanlarda her türlü çorba servisimde masaya bir kase de kıtır ekmek koyuyorum. Bunun için yöntemim fırında kıtırlaştırmak. Ekmeklerimi (beyaz değil, daima tam buğday ya da çavdar türü ekmekler) küp küp doğruyorum. Ufak bir fırın kabına alıp 150 derece ısıttığım fırına atıyorum. Servis öncesi 10 dk kadar yeterli oluyor. Daha yüksek ısıda daha kısa sürede olabilir. Çok hafif oluyor bu ekmekler, kaseye attıkça atmak istiyor insan.

Yazarken biraz ısındım sanki. Bir de eve gidip sıcacık bir çorba içsem...

Hafif Açma



Aslında açmaya göre çok daha hafif, kahvaltılık nefis çörekler bunlar.
Üniversite kantininde bir dönem paskalya ve poğaçayla birlikte ana kahvaltım açmaydı, pek çok öğrencinin olduğu gibi... Açma deyince de hep o günleri anımsarım. Sonraları pek fazla alıp yemedim. Ama internetten gördüğüm bir tarifle evdeki ilk açma denememde oldukça başarılı olunca kendisini ne kadar özlediğimi anımsamıştım. Şimdi zaman zaman yapıyorum. Özellikle fırından ilk çıktığında yanına hiçbir şey aramadan sıcak sıcak yemeye bayılıyorum!

Tabii bunlar o bol yağlı açmalardan değil...
İçinde bir çörekte olabileceğinden daha az yağ var, bildiğimiz açma yapımında olduğu gibi içine ekstra yağ da sürülmüyor. Bu bakımdan “hafif açma” diyebiliriz belki. Tarif Dr. Oetker’den. Ne çok tarifini yaptım Dr.Oetker’in! Başarısız sonuç aldığım hemen hiç olmadı.

İşte bu açmalar için de akşamın bir vakti kollar sıvandı, hiç üşenilmeyip hamur mayalandı, sonra da pişirilip tam uyku öncesi ev misler gibi kokulara boyandı. Sabah uyandığımda hala nefis kokuyordu ortalık:) Fırında tekrardan azıcık ısıtıp tadına baktım. Yanına illa ki çay ve peynir istiyor. Yani tam kahvaltılık. Belki hafta sonunda denersiniz. Uzun Pazar kahvaltısına çok yakışır hani, bir yandan çay yudumlayıp bir yandan Pazar gazetelerini okurken.. Bu keyif için azıcık erken kalkmaya değer diyorum. Ya da benim yaptığım gibi geceden pişirip sabah ısıtabilirsiniz.

Malzemeler:

- 4 su bardağı un
- 1 paket Dr. Oetker instant maya
- 1 yemek kaşığı toz şeker
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 1 çay bardağı sıvıyağ (zeytinyağı kullandım)
- 1 yumurta
- 1 çay bardağı ılık su

Yapılışı:

1. Unu bir kaba eleyip maya ile karıştırın. Şeker, tuz, sıvıyağ, su ve yumurta akını ekleyip yoğurun. Elinize yapışmayan yumuşak bir hamur elde edin.

2. Hamurun üzerini streçle örtüp ılık ortamda 40-50 dk kadar mayalandırın.

3. Hamuru 7 eşit parçaya bölün ve her parçayı silindir şeklinde yuvarlayıp burarak simit şekli verin.

4. Hazırladığınız simitleri yağlı kağıt serili tepsiye koyun. Kalan yumurta sarısını 1 kaşık su ile incelterek fırçayla üzerlerine sürün. Dilerseniz susam serpin. Bu şekilde 25 dk daha bekletin.

5. Süre sonunda tepsiyi 180 derece ısıtılmış fırına verin. 20 dk kadar pişirin.


Piştiği gün dondurucuya koyarsanız tekrar ısıttığınızda yeni yapılmış gibi olur. Bu aslında tüm hamur işleri için geçerli... Dondurucuyu bulana boşuna dua etmiyorum ben:)

Hafta sonu dostlarımızla buluşup Coupling izleyeceğiz yine, ama bu defa ben değil Özlemciğim davet etti hepimizi. Sizin de hafta sonunuz keyifli olsun, mis kokulu, sıcacık ve lezzetli!

Yulaflı Pekmezli Kurabiye


Haftaya kurabiyelerle başlamanın keyifli olacağını düşündüm. Hazır sayfanın tepesine bir vapur, bir de sade kahve fincanı kondurmuşken, yanında bir de kurabiye olsun. Ne de olsa çoğunuz ellerinizde çay bardaklarınız ya da kahve fincanlarınızla, belki bunaldığınız bir an soluklandığınızda açacaksınız sayfamı. Üzerinizde pazartesinin sıkıntısı olacak belki... Akşam eve gittiğinizde yapacağınız şeyleri düşünüyor olacaksınız. Ne yapsam da değiştirsem şu ruh halini, nasıl mutlu etsem kendimi, nasıl ödüllendirsem...
... kurabiye yapmaya ne dersiniz?

İyi gelir kurabiye yapmak.
Nedense kek yapmaktan da, başka tatlılar yapmaktan da daha terapi edici bir özelliği vardır. Ondan daha etkilisi ekmek yapmaktır tabii ama kahve keyfi söz konusu olunca kurabiye önce gelir.

Geçen hafta yaptığım bu kurabiyeleri biz o kadar sevdik ki, sırasını bekleyen tarifleri bırakıp bunu öne aldım:) Çikolatalı olmazsa kurabiye yemeyen sevgilim bile (belki artık çikolatayla arasını açması gerektiğini kabullendiğinden) sevdi bu kurabiyeleri. Ben de kurabiye kutusuna doldurup, sabah kahvelerimin yanında birer ikişer atıştırmak için ofise getirdim.

Tarifi, Hayattan Renkler mail grubumuzun Mutfakta Zen olduğu dönemde, yani çok eskilerde Demet hanım yazmıştı. Bu tür kurabiyeleri sevdiğim için saklıyordum ne zamandır, denedim nihayet. Tarifteki un ve yulaf ezmesi miktarları çok daha fazlaydı, ben önce bir miktar yulaf ezmesi koyup, gerisini aldığı kadar un ekleyerek tamamladım. Siz de miktarları kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Dışı sert olmasına rağmen ısırdığınızda içi yumuşak bir kurabiye. Pekmezin hamur işlerine verdiği lezzeti ben çok seviyorum. Kurabiyeler kan şekerini dengelemek için ideal, beyaz şeker ve beyaz un içermiyorlar. Yani diyetteyseniz bile (1-2 taneyi geçmemek şartıyla) atıştırabilirsiniz.

Malzemeler:

- 125 gr oda sıcaklığında tereyağı
- 185 gr pekmez (yaklaşık 3/4 su bardağı)
- 1 çay kaşığı vanilya
- 1 çay kaşığı karbonat
- Bir fiske tuz
- 125 gr yulaf ezmesi
- Aldığı kadar tam buğday unu

Yapılışı:

1. Tereyağını mikserle krema haline getirin. Azar azar pekmezi ekleyin. Vanilyayı da ekleyip çırpın.

2. Yulaf ezmesi, un, karbonat ve tuzu karışıma ekleyin. Mikseri bırakıp elinizle yoğurun. Hafif yapışkan bir hamur olacak. Şekil verilebilecek bir kıvam alana kadar un ekleyin. (Eğer şekil vermekte çok zorlanırsanız çok fazla un eklemeyin. Onun yerine elinizi zeytinyağı ile yağlamayı deneyebilirsiniz, ben gerek duymadım.)

3. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp yuvarlayarak yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsisine yerleştirin. 180 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 15 dk pişirin. Tel üzerinde soğumasını bekleyin.


Kalan yulaf ezmenizi kavanoza koyup saklayın ve tüketmek için çok fazla beklemeyin. Bu harika yiyeceği kahvaltıda yerseniz çok büyük iyilik edersiniz kendinize... Üstelik hem fazla kalori almış olmazsınız, hem de yüksek enerjiyle güne başlarsınız. Ben yulafı tüketmeyi en çok şu şekilde seviyorum: 4 kaşık yulaf ezmesine 1 bardak ılık süt eklenir, 1-2 kuru kayısı, kuru incir, biraz kuru üzüm (her tür kuru meyve olur, evde ne varsa) ilave edilerek hepsinin yumuşaması için 10 dk beklenir. Daha sonra üzerine kabuklarıyla 1 elma doğranır, bir-iki parça ceviz ya da fındıkla süslenir. Uzun yıllar kahvaltılarımı böyle yaptım ve şimdilerde canım kızarmış ekmek ve beyaz peynir istiyor kahvaltıda, bu da bir dönemdir geçer mi bilmem?

Kırmızıbiberli ve Yeşil Soğanlı Ekmek


Çorba tarifi eskimeden, çorba yanında çok güzel giden bir ekmek tarifi de paylaşayım istedim. Eskiden çorbaları ekmeksiz içerdim ben, ama son zamanlarda ekmekle birlikte daha çok keyif alır oldum. Eğer ikinci yemek makarna gibi bir şey değilse mutlaka bir dilim de olsa ekmek arıyorum çorbamın yanında. Tabii mutlaka kızarmış olmalı...

Yine mutfakta deneysel çalışmalar yapmak istediğim bir akşam bu ekmeği denedim. Evde tüm malzemelerin zaten hazır olması da motive ediciydi, zira oldukça uzun bir malzeme listesi içeriyordu tarif. Sadece tarifteki parmesan peyniri yerine eski kaşar rendeledim, sütü ve yoğurdu da yağsız kullandım.

Mayalanma da gerektirmediği için kısacık bir sürede hazırlayıp fırına verdiğim ekmek, gece gece eve misler gibi bir koku yaydı. Biraz peynirle hemen tadına bakma isteğimi engelledim:) Ertesi sabah kahvaltıda tadına baktığımda, her ne kadar beyaz peynirle güzel gitse de kahvaltılıktan çok “çorbalık” bir ekmek olduğuna karar verdim. Malzemelerden tahmin ettiğim ve sizin de tahmin edeceğiniz gibi ekmekten çok tuzlu keke benzemişti (annem olsa kesin “şimdi bu ekmek mi yani?” deyip burun kıvırırdı:)

Yine de çorbaların yanında gayet güzel gidiyor bu ekmek. Buzluğa attığım dilimleri her akşam çorba yanında ısıtıp birer ikişer yiyorum. Sevgilim yiyemiyor malesef çünkü midesi taze soğanı kesinlikle hazmedemiyor...

Malzemeler:

- 250 gr un
- 150 gr mısır unu
- 1 paket kabartma tozu
- 1 tatlı kaşığı karbonat
- 1 yemek kaşığı pudra şekeri
- 1 tatlı kaşığı tuz
- Taze çekilmiş karabiber
- 50 gr tereyağı (oda ısısında)
- 50 gr eski kaşar (rendelenmiş)
- 2 adet kırmızı biber (incecik doğranmış)
- 6 dal taze soğan (incecik doğranmış)
- 2 adet yumurta
- 150 gr yağsız yoğurt
- 1,5 su bardağı yağsız süt

Yapılışı:

1. Kuru malzemeleri derince bir kaba alıp harmanlayın. Üzerine tereyağını, peyniri, kırmızı biberleri ve soğanları ekleyin.

2. Ayrı bir kapta yumurtaları, yoğurdu ve sütü mikserle çırpın. Hazırladığınız karışımı diğer malzemelere ekleyin. Tümünü özleşene kadar mikserle çırpın. Kek hamurundan biraz daha koyu bir kıvamı olacak.

3. Kelepçeli kek kalıbınıza yağlı kağıt yerleştirin, kalıbın kenarlarını yağlayın. Hamuru kalıba dökün, üzerini düzleyin ve önceden ısıtılmış 160 derece fırında yaklaşık 1 saat pişirin. Ben 45 dakika sonunda kontrol etmeye başladım. Siz de ekmeğinizin üzeri kızarmışsa ufak bir bıçak batırarak içinin pişip pişmediğini kontrol etmeyi unutmayın.

4. Ekmeği fırından aldıktan sonra yağlı kağıdını sıyırın ve tel ızgara üstünde soğumaya bırakın. Tamamen soğuduktan sonra dilimleyerek servis yapın.


Kalan dilimleri benim gibi hemen poşetleyip dondurucuya kaldırır ve yiyeceğiniz zaman ısıtırsanız tazelenirler (buzdolabına dondurucu koyma fikrini kim buldu bilmem ama sık sık hayır dua ediyorum kendisine:)

Akşam eve gidince yine sıcacık bir çorba yapacağım. İyice soğudu havalar, ama kışın bu ilk zamanlarını çok seviyorum ben:) Yıl sonuna yaklaşırken pişireceğim kurabiyeleri düşünmeyi, Pangaltı fırınlarından yayılan çörek kokularını, masamdan eksilmeyen kahve fincanlarımı, akşam çorbalarımı, renk renk berelerimi, battaniye altına kıvrılıp sevgilimle film izlemeyi, sabah mutfağı çaydanlık buharıyla doldurmayı, işe giderken otobüs camına vuran yağmurun sesi eşliğinde sıkışık trafikte sayfalarca kitap okumayı (bu yöntemle her hafta bir kitap bitirmeyi), akşam eve koşar adım gelip küçük sobamı açtığımda ısınıvermeyi, hafta sonu sabahları uzun uzun "kış sabahı keyfi" yapmayı seviyorum...

İçimizi ısıtacak güzelliklerle dolu bir hafta sonu olsun...

Yoğurtlu Buğday Çorbası

yoğurtlu buğday çorbası tarifi

Geçtiğimiz hafta biraz endişeli günler geçirdik sevgilimle... Uzun süredir devam eden mide rahatsızlığının sonucunda, artık ne olacaksa olsun diyerek endoskopiye girdi cesur sevgilim. Endoskopi, gerekli olduğu durumlarda çok faydalı, özellikle erken teşhisin önemli olduğu durumlarda çok gerekli olduğu bir gerçek ama sanırım ciddi bir soğukkanlılık ve cesaret de gerektiriyor... Sonuçta Allah daha büyük dert vermesin diyerek birbirimizi avuttuk ve endoskopi merkezinin yolunu tuttuk. Dışarıda onu beklerken geçen 10 dakika 1 saat gibi geldi bana. Ne kadar sakin olmaya çalışsam da kireç gibi olan yüzüm, hemşirenin “biz onunla ilgileniyoruz” diyerek beni aşağıya göndermesine neden oldu ama neyse ki bitti. Ve sonuçta ciddi bir rahatsızlığı olmadığı ortaya çıktı. Sadece gastriti varmış. Yani bundan sonra yediklerine çok dikkat etmemiz gerekiyor.

Bütün bunların çorbamızla ne ilgisi olduğuna gelince... Endoskopi öncesi akşam yemeğinde sadece çorba içmesini, ekmek dahi yememesini söylemiş doktor. Bu durumda besleyici, tok tutan bir çorba olmalıydı mümkün olduğunca... Ben de buğdayla yapılan bu çorbanın ideal olduğunu düşündüm. Sevgilim iki kocaman kase içtikten sonra fazlasıyla doyduğunu söyleyince de içim rahat etti.

Yoğurtlu buğday çorbası tarifi
Kış akşamları için nefis bir çorba... Yoğurtla yapılan çorbaları seviyorsanız seveceğinizi düşünüyorum. Yanında başka yemek olmasa bile doyurucu. Hele güzel bir ekmeğiniz de olursa... Bana o endişeli zamanları hatırlatıyor şimdilik, ama tadı gerçekten güzel:) Soğuk ve yağışlı akşamlarda içinizin sıcacık ısınması için...

Malzemeler (6 kişilik)
  • 1 su bardağı aşurelik (yarma) buğday
  • 7 su bardağı içme suyu
  • 1,5 su bardağı yoğurt
  • 1 adet yumurta
  • 2 yemek kaşığı un
  • Tuz, kuru nane, dilerseniz pul biber
  • Üzeri için zeytinyağı ya da eritilmiş tereyağı

Yapılışı
  1. Buğdayları 1 gece önceden (ya da akşam pişirecekseniz sabahtan) kaynar suya ıslatın.
  2. Pişireceğiniz zaman buğdayın suyunu süzün ve bir tencereye alın. Üzerine 7 su bardağı kaynar su ekleyerek pişmeye bırakın. Buğdayın yumuşaması cinsine bağlı olsa da en az 30 dk sürecektir.
  3. Buğdaylar yumuşadıktan sonra ocağın altını kısın. Ayrı bir yerde yoğurdu, yumurtayı ve unu çırpın. Bu karışımı yavaş yavaş tencereye ekleyin. Ocağın altını açın ve kaynayıncaya kadar karıştırın. Eğer çorbanız çok koyu olduysa biraz kaynar su ilave edebilirsiniz.
  4. Kaynadıktan sonra ocağı tekrar kısın ve birkaç dakika daha pişirin. En son tuzunu ve baharatlarını ekleyin.
  5. Tabaklara aldıktan sonra dilerseniz üzerlerine birer tatlı kaşığı eritilmiş tereyağı / zeytinyağı gezdirerek servis yapın.

Yoğurtlu buğday çorbası tarifiTek kişilik bu tepsiyi bir başka akşam kendim için hazırladım. Çorbama fırında brokoli ve maydanoz salatası eşlik etti bu kez...

Artık kahvaltı sofralarımızda baş köşeye kurulan Nutella kavanozumuz yok... Çay kahve zaten pek içmezdi, ama midesi daha iyi olana kadar çok sevdiği çikolatalara da veda etti. Ancak çok az ve çok seyrek olarak izin var. Yani artık şu keyfi –en azından kahve kısmını- paylaşamıyoruz…

Yine de böyle bir çikolatayı insanlığa armağan eden Magnum’a kocaman sevgilerimizi yollarız:))
Çikolatada olay bitmiştir diyoruz...