Rumelihisarı'nda Kahvaltı


İstanbul'dan uzak olanların, onu her şeye rağmen sevenlerin, hatta "tüm kahrını çekiyorum bu kentin, nesini seveyim!" diyenlerin bile, ellerinde kahve fincanı varsa şayet avuçlarıyla birlikte içlerini de ısıtacak bir yazı olsun istedim. Gecenin bir vakti, yaptığımız bir kahvaltı geldi aklıma. Aslında daha ziyade yazmak istedim. Öylesine... Bahane lazım ya, kahvaltıdan güzel bahane olur mu? En son Ege kahvaltıları vardı blogda, hiç bozmadan yine kahvaltıyla devam edelim istedim.

Hafta sonları harika kahvaltılar yapabileceğiniz öyle çok mekan var ki İstanbul'da. Bu bile bir mutluluk sebebi... Sonbahar hüzünlerinin tesellisi... Sırtınıza en sevdiğiniz hırkanızı geçirip, boynunuza da bir fular doladıktan sonra serin bir deniz kenarında oturup kentten iki yudumluk keyif çalmak, bu kentin kahrını çekenlerin hakkı değil mi? Hakkı elbette. Gelin görün ki, hafta sonları özellikle de hava güzelse, o güzel deniz kenarlarına ulaşmak (hele de toplu taşıma araçlarını kullanıyorsanız), sonra oturacak iyi bir yer bulmak (hatta bazen kötü de olsa bir yer bulmak!), bunu başardıktan sonra açlıktan ölmeden önce size servis yapılması ve sonuçta ödediğiniz hesaba değmesi kolay iş değil...

Neyse ki bu zorlukları yaşamadan bir keyif yapma şansımız oldu. Hafta içinde bir gün, ikimizin de çalışmadığı günlerden birinde, sağanak halinde yağan yağmura aldırmayıp botlarımızı giyerek, siyah şemsiyemizin altına iki kişi girerek Sarıyer otobüsüne atladık sevgilimle. Taksim'de küçük bir gölete dönüşmüş meydandan sulara bata çıka duraklara doğru ilerlerken Gezi Pastanesi aklımızı çeler gibi oldu gerçi... Ama hayır dedim, bu sabah Fransız kahvaltısı modunda değilim! :)

Rumelihisarı durağında indik. "İşte!" dedim sevgilime, "seni Kale Kafe ile tanıştırıyorum!" Her ne kadar İstanbullu olan o da olsa, lezzet keşifleri denince benim seçimlerim ağır basıyor daima. Sevgilim de bundan mutlu olunca, nereye gidelim sorusunun yanıtını çoğu kez ben veriyorum. Deniz kenarında salaş bir kahvaltı deyince Kale Kafe dedim. Hafta içi, yağmurlu bir sabah olunca kafe tam tahmin ettiğim gibi bomboştu. Biz de balkonundaki minicik iki kişilik masasına kurulduk hemen.

Üzerine bolca zeytinyağı gezdirilip pul biber serpilmiş domates-salatalık-biber tabağı çok iştah açıcıydı en başta... Güzel bir siyah zeytin ve biber dolgulu yeşil zeytin. Bal-kaymak bir İstanbul kahvaltısında zaten olmazsa olmaz. Öyle değil mi?


Çok açtım, ancak bu kadar fotoğraf çekebildim. Tabaklar göründüklerinden daha güzeller, öyle söyleyeyim. Ama kahvaltının esas doruk noktası bal-kaymak değil, tereyağında kızarmış hellim peyniriydi bence. Kırk yılda bir yiyorsanız, banın ekmeği gitsin yani...


Ekmekleri çok güzeldi. Ben cevizli, sevgilim çikolatalı ekmeklerine bayıldı. İki lokmalık ekmeklerin üzerindeki lavaşlar da sıcacıktı...


Bir de menemen söyledik ama maalesef kötüydü. Zaten bu şehirde güzel bir menemen yiyebildiğim gün kendim pişirmeyi bırakacağım! Bu işin şakası tabii. Yok sen yerine gitmemişsin, şurası iyi yapar diyorsanız yazın lütfen bileyim:)

Kale'ye önceki gidişimde güzel bir omlet yemiştim, onun hakkını teslim edeyim. Yanında taze sıkılmış portakal suyuyla nefis oluyor. Kale hakikaten salaş bir mekan, öyle bir manzarası var ki insan saatlerce oturabilir, kitabını gazetelerini okuyabilir orada. Tabii bir mucize olur da sakin zamanına denk gelebilirse...

Sonunda ben de "mekan yazısı" yazdım galiba! Eskiden İstanbul lezzetleri diye topluca yazıyordum, ama son zamanlarda biriktiremiyorum, çoğu lezzetin fotoğrafı çekilemiyor çeşitli sebeplerden. Ya bekletmeden yazmak ya da fotoğraf çekmeyi ihmal etmeyip biriktirmek gerekiyor sanırım.

Uzun lafın kısası, kıyılara gidip deniz koklamak lazım şu sıra...

30 yorum var:

ycurl dedi ki...

Ah canim cok cekti fotograflari gorunce. Bir anda universite yillarim geri geliverdi. Oyle guzel bir universitede okumusum ki istersen Asiyan'a istersen Bebek'e istersen Hisar'a kadar inebilmek. Simdi cok buyuk bir luks gibi geliyor yazinca. Menemen deyince de aklima Besiktas Murat muhallebecisi geldi. Hala guzel midir bilmiyorum ama!

birdutmasali dedi ki...

:))))
ne hoş tesadüf oldu.
bizde geçen oradaydık.
misafirlerimizle.
kalede kahvaltı hele pazar gnleri tam bir gelenektir İstanbullular için.
çok iyi yapmışsınız sibelciğim.
bir günde ılık ve güneşli bir günde emirgan çınaraltına gidin emi :))) sol taraftaki yeri tercih edin ama.
belki karşılaşırız :))))
çok sevgiler....
güzel günleriniz çok olsun.
NuNu

Adsız dedi ki...

Sibel Hanım,

Sizden güzel resimli bir menemen tarifi bekliyoruz. Ben de bir türlü istediğim gibi menemen bulamıyorum maalesef.

Anlatımınız her zamanki gibi harika.

Sevgilerimle.

Çiğdem

DeSsTiNa / Hayatın Ta Kendisi Lokantası dedi ki...

Şu 3 günlük İstanbul hayatımda bana bile nasip oldu Kale'de kahvaltı etmek :) Helede kocaman bir grupla olunca, tadı hala damağında...
Sevgiler

zero dedi ki...

Yaklaşık bir buçuk sene kadar bir süre İstinye tepelerinde çalışıp da Kale kahvaltısı ile tanışmamış olmak ayıp olurdu, benim gibi ayıp etme potansiyeli yüksek biri için bile:) Ama öyle güzel anlatmışın ki, canım şimdi orda olmayı çekti, gerçi kalabalık halinden nefret ettiğim için özellikle Boğaz'da her nereye gidiyorsam sakin zamanını tercih etmeye çalışıyorum Sibelcim. Menemeni bulamaç gibi yapmayan bir yere bunca yıllık İstanbulluyum ben de daha rastlayamadım. Hani yumurtayı şöyle sadece birkaç kaşık darbesiyle dağıtan ve kıvamında pişiren... Bu kategoriye tamamen uymasa da, bu şehirde yediğim en iyi menemeni Feneryolu Sütiş'te yedim. Ama her SÜtiş'te aynı olmuyor, özellikle belirtiyim. Yine o bulamaçlık hali var malesef ama lezzet olarak illa dışarda yiyeceksem kesinlikle orasıdır derim ben kendi adıma. Hiç gittin mi bilmem ama ben de sana Emirgan Korusu'nu tavsiye etmek isterim. Emirgan'da Sabancı Müzesi'nin hemen yanından girilerek gidilen harika bir koru. Kahvaltı ve yemek için içinde belediyenin işlettiği iki üç tane köşk var ama bana hiç bir lezzetleri özel gelmediği için evde kendim güzel bir kahvaltı sepeti hazırlayıp dehşet bir manzara ve remgarenk yeşillikler üzerindeki banklarda oturup keyif yapmak daha güzel geliyor. Şiddetle tavsiye ederim:)
Not: Böyle sık sık yazman dileğiyle:)

egeli dedi ki...

AYYY ÇOK ACIKTIM...ÜÇ ÖĞÜN KAHVALTI VERSELER YAPARIM VALLAHİ.....

Yesim dedi ki...

Ayy Sibel ne güzel yazmışsın, fotoğraflar çekmişsin, valla burda en çok özlediğim şeylerden biri böyle güzel manzaralı bir yere gidip Türk usulu kahvaltı etmek, benim yerime de tadını çıkart bir dahaki sefere :)
Sevgiler,

Sibel dedi ki...

Ycurl, üniversitede gerçekten de böyle lüksleri oluyor insanın, sonradan anlıyorsun değerini. Ben de Ankara'da şehrin göbeğinde, evime 10 dk, Kızılay'a 20 dk mesafede bir kampüste okudum. Sonbaharda bir başka güzel olurdu yürüdüğüm yollar.. Unutamıyorum ben de.

Nunucuğum güzel bir tesadüf olmuş, bir gün karşılaşırsak seni kesin tanırım:) Çınaraltı'na da gittim ama sevgilimle değil, annemle:) Onunla da gitme planımız var bir gün. Çok güzeldir oraları sahiden..

Çiğdem hanım, menemen bir daha yaptığımda yazayım, en azından fotoğrafını koyayım. Tarif etmeye de gerek yok belki, ben sadece yumurtaları fazla karıştırmıyorum, biraz da sarımsak koyuyorum içine. Domatesleri de püre halinde değil, tane tane görünecek şekilde koyuyorum, öyle seviyorum menemeni.

Destina, ne güzel bir şans olmuş! Kalabalıkla kahvaltının keyfi başkadır, ben de bayılırım:)

Zerenciğim, Sütiş'in Feneryolu şubesini not ettim:) Taksim şubesinde menemen yemiştim, görüntüsü değil ama lezzeti iyiydi gerçekten. Emirgan'daki Sarı Köş'ün kahvaltısının güzel olduğunu duymuştum, deneyeceğim bir gün. Ama en güzeli piknik sepeti sanırım, bayıldım bu fikre! Biz bazen kahve termosumuzu doldurup yanımıza kurabiye alarak yapıyoruz öyle keyifler. Kahvaltı da yapalım bir gün:)

Egeli, ben de ben de! Kahvaltıdan bıkılır mı hiç?

Yeşimciğim, tamam:) Ben özleyen herkesin yerine de yudumluyorum çayları zaten.
Sevgilerimle..

YASEMİN ASLIHAN BABALIK dedi ki...

Sibel öyle güzel yazmışsın ki benim gibi kahvaltıyı günün en keyifli anı kabul eden birini kalbinden vurdun.hiç gitmedim kaleye ama kalabalık olma potansiyeli olan hiçbir yeri de sevmiyorum zaten.geçen hafta pazar tatil dönüşü bolu eskiçağa'da yol üzerinde bir köy kahvaltısı yaptık eşimle.herşey köyden ve herşey doğal.misler gibi kokan ekmek saatlerce kalkıp da yola devam edesimiz gelmedi inan.sevgiler

kekik dedi ki...

Kahvaltı-kahve altı
Keyif insanlarının baş tacı
Bir de şekeri az kahvesi bol bir kahve
İyi gider üzerine:))

Şair kekik

Adsız dedi ki...

Murat Muhallebicisi'nin fırın sütlacı MUH-TE-ŞEM !!
Sibel yine Hisar'da bulunan Erguvan Cafe menemende iyidir özellikle sucuklusu çünkü Cumhuriyet sucuklarını kullanıyorlar tavsiye ederim...

gül.

Adsız dedi ki...

MERHABA,
UZUN ZAMANDIR SİZİN YAZILARINIZI OKUYORUM. BİR ANKARA LI OLARAK İSTANBUL U DAİMA SEVMİŞİMDİR. SİZ BU GÜZEL YAZILARINIZLA İSTANBUL U ANLATTIKÇA ORADA OLASIM GELİYOR.
ELLERİNİZE SAĞLIK

BAHAR

Butterfly dedi ki...

cok keyifli yazmıssın hakkaten, kale de kahvaltıyı ben de severim, bir istanbul tutkunu olarak ve ıstanbuldan uzakta yasayarak bu yazıyla hem keyfı hem huznu aynı anda yasadım, ne guzel ne guzel dıyerek ıcımden....

birdutmasali dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
cosmicook dedi ki...

Bu kahvaltısıyla meşhur Kale Cafe'nin hizasında ama Bebek yönüne doğru azıcık geride kalan bir Kale Cafe daha vardı. Okulun ilk yıllarında abone kartımız varmış gibi her gün oraya uğrardık biz de. Bir gün Kemal Sunal, bir gün Halil Ergün, sürekli ünlü birileri olurdu :) Kışın sahlep içerdik, yazın bahçeye koydukları masalarda otururduk. Ne güzel günlerdi ya..

İLKAY dedi ki...

uzun zamandır okuduğunyemek içmek önerileri arasında en kanımı kaynatıp midemi guruldatan bu yazı oldu. Afiyet olsun ama darısı mutlaka başımıza olsun. Sanki oraya gittik gibi geldi önce okurken ama ne o sahandaki peynirler nede kaymaklı bal aklımda kalmış. Öyleyse kesin gitmemişim dedim. Ama mutlaka bir hafta içiuğramazsam olmaz artık.
sevgiler

Betül dedi ki...

Sibel'ciğim,

Öyle güzel anlatmışsın ki, canım şimdi ekmek yapmak istedi, sonra da sızmayla.

Sevgilerimle.

Adsız dedi ki...

Ne güzel yazdıkların, ilk anda sanki sıradan gibi ama hiçte öyle değil, sıcak ve dost..Resimlerinde öyle, daha çok yaz ve resim çek.İnsanın kendini çook yalnız hissettiğinde öyle iyi geliyor ki..

Sibel dedi ki...

Yaseminciğim, o yol kenarlarında yapılan köy kahvaltılarının tadı bambaşkadır. Ne iyi yapmışsınız! Kalabalıklardan biz de hoşlanmıyoruz ama malesef haftasonları başka seçenek olmuyor İstanbul'da.

Kekik, haklısın:) Üstüne güzel bir kahve olmazsa olmzdır benim için de.

Gül, not ettim Murat Muhallebicisi'ni ve Erguvan'ı da. Bir gün orda da kahvaltı etmek lazım demek ki:)

Bahar, Ankara'da okuduğum için ben de orayı çok severim ama İstanbul'un yeri başkadır gerçekten..

Kelebekciğim keyif almana sevindim! Uzakta olunca hep özleniyor bu kent..

Cosmicook, paylaştığın için çok teşekkürler. Ne güzel anılar vardır kimbilir oralarda..

İlkay, en kısa zamanda darısı başına diyorum o zaman:)

Betül ablacım, ekmek yapın tabi, sızmaya banıp banıp yersiniz akşamüzeri.. Afiyet olsun!

Sevgili adsız, ben de bazen kendimi yalnız hissettiğimde yazıyorum biliyor musun? İyi geldiğine sevindim.. Hep gel.
Sevgilerimle...

Adsız dedi ki...

merhaba sibel aynı okuldan mezunuz. akibetimiz de birbirine benziyor, düşlerimiz de. okulumuzun bize verdiği bir özellik olmalı bu; çünkü ilef mezunu ve benzer hayatları olan bir çok arkadaşım çekip gitmekten, ege'de akdeniz'de yeni ve farklı bir hayat kurmaktan bahseder durur. güç bela bitirdiğimiz okuldan sonra karşılaştığımız işsizlik, gerçek yaşamın pis yüzü hayatı yaşanmaz kılıyor nihayetinde. bu durum da kaçma duygusunu besliyor sanırım. muhtemelen aynı dönemlerde okuldaydık. yüzünü tam görebileceğimiz bir resmini bloga koyman mümkün mü? selamlar, sevgiler.

izmirli dedi ki...

sevgili sibel, sitenin sıkı ancak sessiz takipçilerindendim ama iş kahvaltıya gelince sessizliğimi bozmaya karar verdim. haftasonları uzun kahvaltı soluklarıyla yorgunluk atabilen bir izmirli olarak üç yıldır ankarada yaşıyor olmak oldukça kötü. tüm ankaralıların aksi iddialarına rağmen burdan da söylüyorum ankarada kahvaltı yapılacak doğru düzgün bir mekan yok! (tabi evin mutfağı dışında) köy kahvaltısı adı altında pakette reçel ve tereyağ veren yerler, avrupai kahvaltılar yapabileceğiniz pastaneler yok değil ankarada. ama izmirde çiçekliköy kahvaltıcılarını, güzelbahçedeki altınoluk mandırasını, urladaki gözlemecileri, çiğ börekçileri... yani gerçek bir köy kahvaltısının nasıl olabileceğini ankaralılara göstermeyi isterdim. bir dokun bin ah işit gibi oldu ama güzel kahvaltı yazıların hem içimi ısıttı hem de izmir ve kahvaltı özlemimi depreştirdi. eline ve yüreğine sağlık...

nilay dedi ki...

Bayılırım kızarmış hellim peynirine. Daha yeni kahvaltıdan kalkmama rağmen canım çekti.

Cafe Gusto dedi ki...

Bende İzmirde eşimle gittiğimiz kahvaltılarımızı özledim .Dert yok tasa yok iş sıkıntısı yok.Serde öğrencilik var.pazar sabahı gazeteler,ekleri,leman dergisi.Sıcacık çay,kahvaltı ve sigara.Yaş ilerledikçe herşey daha zorlaşıyor sanırım.Haaa sigara ikimizde de yok artık..Sanırım en güzel yanı da bu ..sevgiler...

Adsız dedi ki...

Londra'nin insanin icini kurutan havasinda oturup icimi ceke ceke okurken ekmek resminde aglamaya basladiysam benim durumum kotu demektir.Bir sene uzagim Izmir'den,yemeklerinden,sevdiklerimden.Senin resimler de beni cokertiyor gara gader ahhhh.

Issizlik demissin.Tam ustune basmissin.Allah herkesin gonlune gore bir is versin.Bazen istedigimiz seyler o kadar ufak,o kadar hirstan uzak,o kadar temel ve sade ki,buna ve kalbimizin temizligine ragmen gerceklesmediginde kirilip,kusup gidiyoruz.Sonra Sibel gelip yaziyor boyle icimizi acitan seyleri.:))

Umarim hersey gonlunce gidiyordur.
Banu

Neş'e dedi ki...

daha fotoğrafdaki salatayı gördüm ve EVET KALE dedim :)) hemen hemen her ay 1 kez giderim yaz kış ihç fark etmez. mudavimi oldum 4 yıldır giderim.
sevgiler..

Adsız dedi ki...

Bir de "sade Kahve" yi deneyin, Rumelihisarin da.....
Viyana dan Tuba

Adsız dedi ki...

merhaba ben sally.samsunda oturuyorum.buralarda samsunun çakallı beldesindeki menemen çok meşhurdur.karayolu üzerinde sıralanmış menemenciler vardır.yolculuk yapan insanlar uğrar ve tadarlar. özellikle başka yerlerden menemen yemeğe gelenleri bile gördüm.ama bence en güzeli insanın kendi evinde kendi tavasında ve kendi ağız tadına göre yaptığı menemendir!yazılarınızıda çok beğeniyorum bu arada hoşcakalın

Sibel dedi ki...

Sevgili okuldaşım, ben 1999 mezunuyum. Rahmetli Erol Mutlu hocamız "bir gün cennetten kovulacaksınız" demişti bize 1. sınıfta, gerçek dünyayı hatırlatmak istercesine.. O gün geldi, kovulduk ve hayata atıldık. Gerçek anlamda "atıldık" ama.. Seni bilmem ama ben hakikaten orada beynime yüklediklerimi gerçek hayatta kullanamıyor olmanın acısını çok çektim. İlef'i bitiren İlef'te kalmalı diye düşünüyorum artık, akademisyen olmalı, başka türlüsü mutsuzluk.. Teşekkürler yorumun için. Uygun bir fotoğrafım olduğunda koyarım bloga tabi..

Sevgili İzmirli, Ankara'da ben de hiç kahvaltı mekanı görmemiştim. Ama zaten bizim oradaki öğrenci kahvaltılarımız fırından sıcak çıkmış ayçöreği-poğaça, ve yanında (sanırım kentin suyundan) nerde yapılsa güzel olan duble çaydan ibaretti. Çok da burnumda tüter hala.. Sen de bence memleketin en güzel simitleri bulunan kentinin bu yönünün tadını çıkar. Taze Ankara simidi, yanında da güzel bir parça peynir ve çay!

Nilay, ben de:) Pazar kahvaltılarımızda bazen yaparım, harika olur.

Serpilciğim, çok tanıdık geldi bana yazdıkların, her yönüyle.. O yıllar herşey daha güzel, daha naifti sanki..

Banucuğum, sil gözlerinin yaşını ve daima umutla bak, yaşadığımız herşeyi yaşamamız gerektiği için yaşıyoruz ve bu arada öğrenmemiz gerekenleri öğretiyor hayat.. Evet, çok istediklerimiz kalbimizin temizliğine rağmen olmuyor bazen. Hele benim kalbim öyle bir kırıldı ki birkaç hafta önce.. Ama yapacak birşey yok, öyle istiyor evren, öyle oluyor. Vardır bir sebebi ama şu an biz göremiyoruzdur der bir ablam. Öyledir..

Neşe, ben de daha sık gidip diğer lezzetlerini de tatmak istiyorum Kale'nin. Sonbaharda ve kışın bir başka oluyor bence..

Tuba, biliyorum Sade Kahve'yi, bir-iki kez gittim oraya da. Gerçekten güzel bir yer. Tekrar gittiğimde fotoğraf çekip oradan da bahsetmek istiyorum.

Merhaba Sally, paylaştığınız için çok teşekkürler. Evde yapılanın tadı tabi ki bambaşkadır, dışarda yenen ancak güzel bir manzara ve keyifli bir sohbet ortamı varsa güzel oluyor.
Sevgilerimle..

hayzer dedi ki...

selam,şahane bir gezi ayarlamışsınız.kendinize imrendim.ben menemen mevzusuna takıldım.bırak şehirde güzel bir menemen bulabilmeyi evde bile ancak bir iki kez denk düştü.sebebi seninde bildiğin gibi sadece görünüşü domates tadı acayip olan şeyler.yumurta zaten antibiyotikli(tavuk diyebilmeyi çok isterdim)yaratıkların ürünü.e menemen ne yapabilir ki.artık boğazın(o da ayrı bir içler acısı)denizin hatırına yut gitsin.

Sibel dedi ki...

Hayzerciğim çok doğru diyorsun.. Ama organik köy yumurtaları ve yine organik domateslerle bir ölçüde lezzetli menemen yapmak hala mümkün. Tabi bunları da her zaman bulamıyor ya da alamıyoruz. Boğaz'ın hatırı var sadece, doğru valla..
Sevgilerimle..