Organik Pazar Keyifleri...


Bugün Cumartesi..
Hafta sonunun en sevdiğim saatleri.
Tembel bir kahvaltının ardından gazetelerin arasında kaybolmuş durumdayım. Evi toplamaya, mutfağı temizlemeye girişmeden önceki en sevdiğim, uzatabildiğimce uzattığım keyif anları... Ama bugün gazete keyfime ara verdim, bu güzellikleri taze taze paylaşabilmek için.

Gideceğim demiştim, gittim.
Sabahın köründe uyandım, o saatte acıkmış olmama rağmen aldırmadım, hemen çıktım evden ve ekolojik pazara yürüdüm. Hemen girişte her zamanki yerinde gözleme yapan ablanın yanına kahvaltı tezgahları da açılmıştı. Eh olacağı da buydu:) Ama ben kahvaltı için sabredip pazarı gezmeye başladım. Görmeyeli büyümüş pazar yeri! Sağlı sollu tezgahlardan oluşan iki koridordu son gördüğümde, şimdi üçe çıkmış sayısı. Bu daha çok üretici demek, daha çok organik ürün ve elbette bizler için de daha çok seçme şansı... Her zamanki pazar gezme alışkanlığımla önce tüm pazarı gezdim, çeşitlere ve fiyatlara baktım, sonra tekrar başa dönüp alışverişimi yaptım.

Kıvırcıklar, ıspanaklar ve diğer otlar öyle tazeydi ki! Erken gelmenin faydası... Radika, gelincik, arapsaçı, taze sarımsak, şevketibostan bile vardı tezgahlarda. Ebegümeci aldım, bir yıl olmuştur yemeyeli... Isırgan vardı aynı tezgahta, aklıma hemen bir ufacık demet alıp omlet yapmak geldi eve gidince. Kendim dokunmaya korkarak ondan da koydurdum poşete. Omlet için de organik yumurta aldım, olmuşken tam olsun. Mis gibi koksun omletim, damağıma mis gibi aromalar yayılsın...



İşte böyle bir şey oldu..Oya abla yapar da ben yapmaz mıydım yani? :) Bulaşık eldivenlerimi giyip yıkadım ısırganları, doğradım ve zeytinyağında biraz kavurup yumurta kırdım üstüne. Sağolasın Annoya! Ben börekten başka bir şey bilmezdim ki ısırganla. Nefis oldu nefis... Annemin böreklerini de andım yerken. Hatta telefon ettim anneme sonra, söylemeden duramam, ısırgan aldım pazardan diye. Börek mi yapacaksın sorusuna, hayır az önce yedim cevabını verince çok eğlendik.
- nasıl yedin kızım, çiğ çiğ mi yedin naptın?
- çiğ olur mu anne ya, omlet yaptım!
- amanın nerden aklına geldi, pek güzel olmuştur!
Muhabbet uzadı, annemin gittiğimde bana vereceği 5 litrelik zeytinyağına, köyden getirteceği 1 koli yumurtaya, derken İrem’in benimle konuşmak (!) üzere telefona yaptığı hamlelere geldi...


Neyse efendim, yılın ilk domatesini takdim ederim!
Henüz kabukları incecik değil, rengi de öyle kıpkırmızı değil ama kokusu yerinde... Çok özleyenler için gelivermişler tezgahlara, birkaçı da benim torbama girivermiş. Aaa hem de dalıyla beraber gelmiş üçü! Koparmaya kıyamadım, sevgilime de göstereyim diye bıraktım onları dalında. En ufağını yıkadım, ikiye bölüp kokladım önce. Sonra şükür kavuşturana dedim, doğradım yeşil kahvaltı tabağıma. Köy ekmeğim, omletim, zeytinim, Ezine peynirim, ah tabii ya, bir de fındıklı ezmem vardı kahvaltı tepsimde.


Fındıklı ezme nasıl bir şey derseniz, şöyle: 1 bardaktan biraz daha az domates salçasını 1/2 çay bardağı zeytinyağı ile ezdim. İçine 3 diş sarımsağı da ezip karıştırdım. 1 tatlı kaşığı ince pul biber ekledim, biraz da tuz. 1 bardak çekilmiş fındığı (ben biraz irice kırdım) da karıştırınca... ekmeğe sürmelik, makarnaya koymalık bir şey oldu. Güzel de oldu!


Başka neler geldi pazardan?
Çavdar ekmeği, salata yapmalık yeşillikler, süzme yoğurt, tam buğday unu, bir de Buğday dergisi.. Bu hafta böyle… Bakalım haftaya neler gelir? Pazarla ilgisi yok ama geçenlerde tattığım bir lezzet var son olarak
:

Bu da cibes. Yeni aşkım:)
Egeli olup da niye daha önce tatmadığımı gerçekten bilmiyorum (anneme sordum o da bilmiyormuş, benim bilmeyişim normal). Metro marketlerde satılan Erüst Tarım’ın Ege otları serisindeydi. Koca bir paketi ayıklanmıştı ve yıkanıp haşlanmayı bekliyordu. Hemen tazecikken üzerindeki tarife göre yaptım, tadına doyamadım!

Şöyle yapılıyormuş:
1 paket (500 gr) cibes, bolca kaynamış su içinde 7 dk kadar haşlanır. Süzgece alınır. Ufak bir kase içinde ½ çay bardağı zeytinyağı, 1 limonun suyu, tuzla ezilmiş 3 diş sarımsak karıştırılır, haşlanmış cibese dökülür. Sonra da ılık ılık yenir, dikkat, yanında mercimekli bulgur pilavı varsa parmaklar da güme gider! Otlar tahıllara ve bakliyatlara öyle yakışıyor ki...


Kırk takla attım güzel bir fotoğrafını çekebilmek için şu otun, ama olmadı. Yine de eklemeden duramadım. Böyle bir şey işte. Çiçek gibi açılmış brüksel lahanasına benzettim ben!

Son haberler böyle...
Tekrar gazetelerime döneyim.
Bir de kahve yapayım tam olsun:)

Ispanak Beğendi


Geçtiğimiz Cumartesi sabahı uyanıp ilacımı aldıktan sonra kahvaltıya kadarki bekleme süresini geçirmek için kalorili bir şeyler pişirmek yerine televizyonu açtım. Ve Feriköy’deki ekolojik pazardan yapılan canlı yayınla karşılaştım. Evime 20 dakika yürüme mesafesinde olan pazara ne zamandır gitmemiş olmanın utancı ile, hemen çıkıp gitmenin ya da kalıp televizyondan izlemenin kararsızlığını yaşadım bir süre... Avokadolar vardı tezgahlarda ne güzel, sonra enginarlar, şimdi tam zamanı olan muzlar, domatesler! Sonuçta kalıp izlemeyi tercih ettim, tembellikten çok, saatin zaten ilerlemiş olmasıydı sebep. Pazara erken gidilmeli... İyi ki de izlemişim, tam 3 saat (başlangıcını kaçırdım) canlı yayın yapıldı pazar yerinden; pek çok dernek temsilcisi ve üretici konuştu, pek çok şey öğrendim, sağlıklı bir hayata ve tamamen organik beslenmeye yeniden heveslendim, bir daha pazar ziyaretlerimi hiç mi hiç aksatmama kararı aldım... Habertürk’ü de tebrik etmek lazım, şimdiye dek 10 dakikalık tanıtımlar dışında pazar yerine bu kadar ciddi ilgi gösteren televizyon kanalı olmamıştı.

Tarife geçeyim.
Az miktarda ıspanağım vardı, kavursam mı diye düşünürken başka bir şey yapmaya karar verdim. Hep yeni şeyler denemem lazım ya! Bu da ıspanak beğendi. Ben pek beğendim:) Tarif Emine Beder’in. Ana yemekten çok bir yan lezzet, hatta meze olarak yenebilir diye düşünüyorum. Hazırlaması çok kolay, ıspanak yemeklerine lezzetli bir alternatif... Yanında kepekli makarna ile pek güzel geldi bana... Ben 150 gr kadar ıspanağım olduğu için ölçüsüz yaptım sayılır, ama size 4 kişilik ölçüyü yazacağım:


Malzemeler:

- 250 gr ıspanak
- 1 yemek kaşığı tereyağı
- 1 yemek kaşığı un
- 1 su bardağı süt
- 3 yemek kaşığı rendelenmiş kaşar peyniri
- ½ su bardağı sarımsaklı yoğurt
- 1 yemek kaşığı sıvıyağ
- Deniz tuzu, ince pul biber

Yapılışı:

1. Öncelikle ıspanakları ayıklayıp yıkayın. Teflon bir tavaya koyup, üzerine yağ ve su eklemeden pişirin.

2. Ispanaklar suyunu çekince ocaktan alın, el yakmayacak ısıya gelince çok ince olarak doğrayın.

3. Tereyağını tavada eritin, unu ekleyin ve kavurun. Sütü azar azar ve sürekli karıştırarak ekleyin. Koyulaşana dek pişirin. Tuzunu ayarladıktan sonra ateşten alın.

4. Ispanakları hazırladığınız karışıma ekleyin, kaşarları da ekleyin, tümünü karıştırıp servis tabağına alın. Üzerine sarımsaklı yoğurdu gezdirin. Sıvıyağda pul biberi biraz yaktıktan sonra yoğurdun üzerine gezdirin ve ılıkken servis yapın.

Pul biber demişken bir tavsiye.. Ayfer Kaur'un ince pul biberi var, benim de bu tarifte (ve hemen her yerde) kullandığım. İncecik, tuzluktan dökülebilen, çok güzel bir pul biber bu. Hafif acı sevenlere şiddetle tavsiyedir.


Yukarıdaki fotoğrafın anlamını beni takip edenler hemen çıkardılar:)
Bugün doktor kontrolüm vardı ve dün yaptırdığım tahlilin sonucuna göre demir depolarımı doldurmuş durumdayım:) Hatta ihtiyaç fazlası bile var! Hal böyle olunca, ilaçları hemen kesmemi istedi doktorum. 2 ay sonra tekrar kontrole gideceğim, ilaç kullanmadan ne durumda olduğumu görmek için. Kendimi harika hissediyorum, sadece bu süreçte 1 kilo aldım o da hiç önemli değil.

Bu da ödül kahvesi oluyor işte...
Tabii bu kadar zaman içmedikten sonra eskisi gibi günde 2-3 fincan canımın isteyebileceğini sanmıyorum, ama istediğinde içebileceğimi bilmek bile harika. İlk fırsatta kendimi Gloria Jeans’te ödüllendirmeliyim, evet.

Çikolatalı Trüfler...


Yazma konusunda daha disiplinli olmaya dair kendime sözler vermeme rağmen çok fazla mutfak maceramın olmaması beni engelliyor çoğu zaman, sayfamı güncellemek için. Oysa benden ille de tarif değil, yazı beklediğinizi biliyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu, sevgilimin açıköğretim sınavları nedeniyle gireceğimiz kamp öncesi dostlarımızla toplandık. Uzunca bir zaman görüşme fırsatı bulamayacağımız için hepsi yanımızda olsun istedik.. Sağ olsunlar geldiler, birlikte yine keyfi hiçbir şeyle ölçülemeyecek güzellikte saatler geçirdik. Ufuk’un Belçika anıları, fotoğrafları, bize getirdiği çikolatalar, bahara ve yaza dair hepimizi heyecanlandıran planlar derken... gün nasıl bitti yine anlamadık.

Pazar günü açık büfemizdekiler:
- Muzlu kek (Cafe Fernando’daki bu tarif gerçekten harika, herkesin beğenisini toplayan, yumuşacık, mis kokulu bir kek... mutlaka denemenizi öneririm)
- Patatesli ve peynirli poğaça (klasik anne poğaçaları:)
- Açma (yine bir klasik, ama tereyağı ile yapılınca daha bir mis kokulu)
- Çikolatalı trüfler
- Mozaik pasta- Özlemciğimin getirdiği patates salatası


Trüflerden aslında şimdiye kadar pek çok sitede bahsedildi, ama maksat muhabbet, paylaşmak olsun deyip ben de yazıyorum. Hem ola ki başka yerde görmemiş ya da görüp de denememiş olanlar vardır. Yapmak gerçekten çok kolay... üstelik son derece basit olan temel tarifi çeşitlendirmek mümkün. Ben Arman Kırım’ın geçtiğimiz haftalarda Hürriyet’te yayınladığı yazıyı baz alarak yaptım. Bazı aşamaları zahmetli ama sonuca değiyor.

1. Trüf yapmak için öncelikle ganaj hazırlamamız gerekiyor. Bunun için bize gerekenler krema ve bitter çikolata. Sevdiğiniz bir bitter çikolata ya da en iyisi bitter kuvertür kullanmanızı öneririm. Ben şirkette kuvertür sattığımız halde eve almayı unutmak gibi bir akıllılık yaptığım için trüfleri marketten aldığım çikolata ile yapmak durumunda kaldım. Ama size kesinlikle kuvertür tavsiye ederim. Çikolatanın kalitesi trüflerin lezzetini doğrudan etkiliyor.

2. Ganaj için temel ölçü 1’e 2. Yani 2 ölçü çikolataya 1 ölçü krema. Ben 400 gram çikolata için 1 ufak kutu (200 ml) krema kullandım. Çikolatayı küçük parçalara kesin ya da rendeleyin. Eğer pul kuvertür kullanırsanız bu aşamayı atlayabilirsiniz, zira pul kuvertürün erimesi daha kolay. Dediğim gibi ben almayı unutmamış olsaydım çikolata keserken parmağım su toplamayacaktı:) Kremayı da bir cezve içine alıp ocakta kaynama noktasına getirin ve çikolatanın üstüne döküp çırparak karıştırın. Pürüzsüz bir kıvama gelince ganajınız hazır. Üstünü streç filmle örtüp buzdolabında 2 saat bekletin.

3. Bu arada ufak tabaklara trüfleri bulayacağınız dış malzemeyi hazırlayın. Ben kakao, tarçın-toz şeker karışımı, Antep fıstığı ve Hindistan cevizi kullandım. Ganajdan ufak bir kaşıkla parçalar alın ve avcunuzda yuvarlayıp bulayacağınız malzemenin içine atın. İyice buladıktan sonra da ufak kağıtlar içine yerleştirip ikram edeceğiniz ya da saklayacağınız kabın içine koyun. Bu arada ganaj yumuşadıkça buzlukta 5 dk bekletebilirsiniz.

4. Tüm trüfler hazır olunca buzdolabında saklayın. Oda ısısında çok fazla bekletmemenizi öneririm, asıl güzel kıvamı soğukken buluyor.

Yazıdaki çeşitlendirme önerilerini de not edeyim; ben bir daha yapışımda bunlardan birini deneyeceğim. Isınmış kremaya 1 çay kaşığı rendelenmiş portakal / limon kabuğu ya da tarçın eklemek, kremaya 5-6 tane dövülmüş kakule ekleyip yarım saat dinlendirdikten sonra süzüp tekrar kaynatmak, ganaja 1-2 kaşık kanyak ya da kahve likörü eklemek önerilerden bazıları...



Bu arada sağlık durumum gayet iyi, çok şükür...
Gelecek hafta, ilk 2 aylık tedavi sonrası ne durumda olduğumu öğrenmek için tahlil yaptıracağım. Sanırım aldığım demir hapları ve her sabah içtiğim pekmezler işe yaramıştır. Çok sevdiğim pekmezden bıktım maalesef, o ayrı...

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun “Yaşam Koçu” programında geçtiğimiz hafta kansızlıktan bahsedildi ve doktor çayın boş yere kötülendiğini söyleyince içime su serpildi. "Çayın demiri bağlama oranı binde birdir ve o kadarını kepekli gıdalar da yapar" deyince hakikaten rahatladım. Artık sabahları bir fincan açık çay içiyorum:) Bir de onca zaman sonra, dostlarımızla birlikte, özellikle muzlu kek onsuz olmaz diyerek yarım fincan sütlü filtre kahve de içtim...
.. ama biliyor musunuz, unutmuşum tadını!

Uzun zaman yazmayınca böyle oluyor, parmaklar kalkmıyor klavyeden:)
Dünya buz pateni şampiyonası da başladı, yazmasam olmaz şimdi! TV karşısında canlı yayına kilitlenip çikolatalar, tatlılar ile (sağlıklı beslenmeyi bir haftalığına erteleyerek:) keyif yapma zamanı benim için.

Buzun eski kralları kraliçeleri yok artık tab,i, eski tadı yok benim için ama gençleri izlemek de keyifli. Yeni favoriler edinmek mesela, Tomas Verner gibi:) Dün çiftler kısa programda Çin yine yıktı geçti ortalığı... bakalım kızımız Tuğba ne yapacak bugün?

Son olarak bir de tavsiye...

Hala birkaç sinemada gösterimdeyken, görmediyseniz hala, gidip Kaldırım Serçesi'ni izleyin. Ben önce festival gösteriminde, sonra sevgilimle bir kez daha izlememe rağmen doyamadım. Sevgilimse eve dvd'sini almak ve belli aralıklarla izlemek taraftarı. Marion Cotillard'ın Oscar'ı yüzde yüz hak eden performansı, adeta Edith Piaf'ın kendisi olması gerçekten görülmeye değer... Hele Piaf'ın olağanüstü müziğiyle başka dünyalara giden benim gibi biri için soluksuz izlenecek, o muhteşem finalinde festival seyircilerinin yaptığı gibi alkışlanacak bir film...

Elmalı Çörek


Artık bir şeyler yapmalıyım düşüncesiyle uyandım.
Havanın bir müddet yağıp yağmamakta kararsız kaldıktan sonra açmaya karar verdiği, benim evde yalnız olduğum bir Cumartesi sabahı.. Önce ne zamandır ihmal edilmiş güzel bir kahvaltı... tavada eritilen peynirler... haşlanıp doğrandıktan sonra üzerine karabiber serpilen yumurtalar... hatta süt kaymağı, üstüne vişne reçeli... Komşufırın’ın nefis çavdar ekmeklerinden birkaç dilim, kızarmış... Bir tek çay eksik, ama olsun...

Cumartesi günleri çalıştığım yılları düşünüp şimdi gülümsüyorum. Birkaç saat sonra sevgilimle buluşacağız. Gazetelere şöyle bir göz atıp evi toparladıktan sonra mutfağa giriyorum. Filiz anneye götürmek için bir şeyler yapmalıyım. Aslında kendim için bir şeyler yapmalıyım...

Beni iyi hissettirecek olanın ne olduğunu biliyordum. Çabucak şekilleniverdi ellerimde. Ben bir yandan mutfak tezgahımı toparlarken, o düşük ısıdaki fırının içinde mutlu mutlu mayalanıyordu. Tezgah toparlanınca rendeledim Amasya elmalarımı. Kokusu burnuma gelecekti belki nezle olmasaydım. Ama kokusu var mıydı kimbilir? Annemin gönderdiği süt kokulu cevizler bitmişti ama Brezilya Kurukahvecisi'nin cevizleri vardı dolapta. Buluştular pişmiş elmalarla. Hamurum da sarıldı bir güzel cevizli elmalara, pek sevdiler birbirlerini. Hadi dedim siz pişin şimdi, güzel kabarın haa, önemli yere gidiyorsunuz:)

Mutfağın fırının ısısıyla ısınması, fırın çalışmaya başlayınca çıkan o değişik kokuya karışan tarçın kokusu, mayalanan hamuru camdan seyretmek, hamurun sıcacık olması mayalandığı zaman, sonra tezgahı temiz, ocağın üstünü fırından çıkanlarla dolu görmek...

Çöreklerimi paketleyip çıktım evden. Sevgilimle buluşup atladık otobüse. Çok acıktık ama sabrettik, mesaj gönderdik Filiz anneye, çay hazırdı gittiğimizde. Ben de bir bardak açık çay içiverdim, ne olur ki... Çörekler pek sevildiler pamuk pamukken...


Malzemeler:
- 2,5 su bardağı un
- 1 paket instant maya
- ½ çay bardağı toz şeker
- 1 yumurta
- 50 gr tereyağı (oda ısısında)
- 1 çay bardağı ılık süt

İç malzemesi:- 2 adet elma
- ½ çay bardağı toz şeker
- ½ çay bardağı dövülmüş ceviz
- 1 çay kaşığı tarçın

Üzerine:- ½ çay bardağı pudra şekeri

Yapılışı:

1. Önce iç malzemeyi hazırlayın. Elmaları soyup rendeleyin, şekerle birlikte ufak bir tencereye alıp 7-8 dk pişirin. Ocaktan aldıktan sonra cevizi ve tarçını ekleyip karıştırın, soğumaya bırakın.

2. Unu derince bir kaba eleyip maya ile karıştırın. Toz şekeri, yumurtayı, tereyağı ve ılık sütü ekleyip yoğurun. Elinize yapışmayan, yumuşak ve elastik bir hamur haline gelince üzerini streç filmle kapatıp ılık ortamda 50 dk kadar mayalanmaya bırakın.

3. Mayalanan hamuru 8 bezeye ayırın. Her bezenin içine hazırladığınız içten 1 kaşık kadar koyup kapatın. Kapattığınız yeri parmak uçlarınızla iyice yapıştırıp avucunuzda yuvarlayın.

4. Hazırladığınız bezeleri yağlı kağıt serili tepsiye sıralayın. 30 dk daha bekletin.

5. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında 15 dk kadar pişirin. Kontrol edip güzelce kızardıysa fırından alın. Soğuduktan sonra üzerlerine bolca pudra şekeri eleyin.



Beklediğiniz, sabrettiğiniz, arada mail atıp iyi olup olmadığımı sorduğunuz için teşekkür ederim. İyi ki varsınız... Ve ben iyi ki kendimi terapi edebiliyor, yazabiliyor ve paylaşabiliyorum.