Susamlı Tuzlu Kurabiyeler

İrem'in doğum günü menüsünün tuzlular bölümünde en beğenilen çeşit annemin böreği olsa da, tuzlu kurabiyeler her zaman çayla birlikte sevilir. Öğleden sonra çayın yanına hemen yapabileceğiniz, pratik bir tarif bu...

Tuzlu Kurabiye Tarifi
Bugün fazla birşey yazmak gelmiyor içimden, affedin. Sadece bekleyen okurlar için bu tuzlu kurabiye tarifini paylaşmak istedim. Umarım tarifi deneyip seversiniz...

Malzemeler

  • 1/2 çay bardağı üzüm sirkesi 
  • 1 adet yumurta (akı ve sarısı ayrı)
  • 1 paket tereyağı (250 gr) - oda ısısında
  • 1 tatlı kaşığı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 3,5 su bardağı (yaklaşık) un
  • 1 paket kabartma tozu
  • Susam

Yapılışı

  1. Tüm malzemeleri (yumurtanın sadece sarısını) yoğurma kabına alın, yoğurarak elinize yapışmayan bir hamur elde edin.
  2. Hazırladığınız hamuru tezgahta 0,5 cm kalınlığında açın (ben tüm hamuru tek seferde açmak yerine birkaç parçaya bölüp açıyorum, daha kolay geliyor). Dilediğiniz şekil kurabiye kalıplarıyla kesin.
  3. Kestiğiniz hamurları önce yumurta akına, sonra bolca susama bulayıp yağlı kağıt serili fırın tepsisine sıralayın.
  4. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 20 dk pişirin.
Tuzlu kurabiyeleriniz piştiğinde böyle görünecek

Mini Ekler


Bu sıkıntılı havada kendimi nasıl oyalasam ve mutlu etsem diye düşünüyordum... Akşam yemeğini hazırlamaya geçmeden önce sayfayı güncellemek güzel bir fikir gibi geldi:) Bu küçük eklerler yumuşacık değil, biraz kıtır oldular. Gerçi iyi tanımadığım bir fırında pişirdiğim için ısıyı ayarlayamadım başta... Bu nedenle biraz geç piştiler ve kıtır oldular. Birini kremayla doldurup sosladığımda hemen -biraz da umutsuzca- denedim. Umduğumdan daha nefis olmuştu. Sonuçta minik eklerler yiyen herkesin beğenisini topladı.

Eklerin hazırlık aşaması uzun sürüyor, hem hamurun hem de kremanın soğuması beklendiği için, yoksa çok kolay bir tarif. Ben kremasını bir gece önceden hazırlamıştım. Siz de vakit sorununuz olursa böyle yapabilirsiniz. Sabah hamurunu hazırlayıp içini doldurmak daha kolay oluyor.

Malzemeler:

Hamur için:
- 1 su bardağı sıcak su
- 100 gr tereyağı
- 1 tatlı kaşığı toz şeker
- 1 tutam tuz
- 1,5 su bardağı un
- 4 adet orta boy yumurta

Kreması için:
- 3 su bardağı süt
- 1,5 su bardağı toz şeker
- 4 yemek kaşığı un
- 1 adet yumurta
- Birkaç damla sıvı vanilya (pek paket vanilin tercih etmiyorum ama bulamazsanız kullanabilirsiniz)

Üzeri için:
- 1 paket bitter çikolata (80 gr)

Yapılışı:

1. Öncelikle kremayı hazırlayın: Sütün yarısını şekerle birlikte tencereye koyup kaynatın. Ayrı bir yerde sütün diğer yarısını un, yumurta ve vanilya ile birlikte çırpın. Hazırladığınız karışımı kaynamakta olan süt-şeker karışımına ekleyin. Sürekli karıştırın, kaynayınca kremanız hazır. Soğumasını bekleyin.

2. Hamurunu hazırlamak için sıcak suyu tencereye koyup içinde yağı eritin. 1 tatlı kaşığı şeker ve çok az tuz ekleyin. Kaynadıktan sonra unu ekleyerek hızlıca karıştırın, ateşi kısın. Koyu kıvamlı bir hamur olacak. Biraz ılındıktan sonra yumurtaları teker teker kırarak hamura iyice yedirin.

3. Hamuru sıkma torbasına doldurun, uygun bir uç kullanın. Sıktığınız zaman parmak kalınlığında olmalı. Yağlı kağıt serili fırın tepsisine hamurları 4-5 cm uzunluğunda sıkın.

4. Önceden 150 derece ısıtılmış fırında eklerleri üzerleri pembeleşinceye kadar pişirin. Tam süre veremiyorum bahsettiğim nedenden dolayı, o yüzden kontrol edin. Piştikten sonra fırını kapatın ve en az 15 dk tepsiyi fırından almayın.

5. Daha sonra hamurlarınızı ayırmadan ikiye bölün. İçlerine bolca krema koyun. Servis tepsisine dizdikten sonra üzerlerine benmari usulü eritilmiş çikolayı gezdirin.
-->
*********************

Olsa da yesem dedim şimdi...

Lost'a sardık bu ara, altyazı sorunundan dolayı ilk bölümünü izleyip öylece kalakalmış, gerisini izleyememiştik. Dün art arda 4 bölüm izledik, bu akşam rekoru egale etmek niyetindeyiz:)
İzlediğim son bölümden öğrendiğim bir şey var... Doğada kendi halinde kozasından çıkan bir kelebek, size yaşadığınız hayat hakkında çok şey söyleyebilir. Cesaret... umut... öz güven... Hayatım hakkında düşüncelere daldığım bugünlerde iyi geldi, bir mucizeye tanık olmak. Kaybolmak mı gerekiyor ne, bul(un)abilmek için?

Patlıcanlı Bohça Böreği


Söz verdiğim gibi hemen ilk tarifle başlamak istiyorum, annemin patlıcanlı nefis bohça böreği ile... Annem her ne kadar tepsi ve tava böreklerinde uzman olsa ve yıllardır hep onları yapsa da, bohça böreğini keşfettiğinden beri ağırlıklı olarak bu tür börekler yapıyor. Porsiyonluk servisi kolay olan bu böreklerin yapımı diğerleri kadar basit değilse de zor sayılmaz. Yapım aşamasında ben kardeşimin mutfağında ekler yapmakla meşgul olduğumdan fotoğraflama şansım olmadı ama iyi anlatabilirim umarım. Ben henüz denemesem de "anne tarifleri" defterime yıldızlı bir börek olarak kaydettim bunu.

Sevgili
Tijen ablamın doyumsuz yazılarının tadını daha iyi çıkarmak için yola sakladığım ve Aydın'a giderken yol boyu okuduğum "Mutfaktan Taşan Öyküler", bana bir kez daha aile tariflerimizin ne kadar değerli olduklarını hatırlattı. Defter düşüncesi de öyle doğdu. Annemden bolca tarif aldım gittiğimde ve yeni tarifler denemeye ne kadar meraklı da olsam onun tarifleriyle yemek yapmanın bambaşka bir keyif olduğunu tekrar anladım. Sonucun istisnasız mükemmel olması ve bir de "aynı annemin yaptığı gibi oldu!" demenin heyecanı başka bir şeyde yok... Sizler kaydediyor musunuz annenizin tariflerini bilmem. İnsan "zaten biliyorum" diye düşünüyor ama aslında bilmediği ya da nasılsa o yapıyor ve daha güzel yapıyor diye evini ayırmadan önce denemediği tarifler olabiliyor, en azından benim için durum böyle...

Geçmişte zaman zaman paylaştığım anne tariflerini paylaşmaya devam edeceğim sizlerle de... Çerkez kızı annemin elinin lezzeti herkesçe malum, bu börekler de İrem'in doğum günü menüsünün yıldızı oldular, benim yaptığım onca tatlıya rağmen! Hem kocaman ve leziz olduklarından, hem de masaya sıcak sıcak geldiklerinden hemen ön sırayı aldılar, öyle olunca da benim yaptıklarım ancak tadımlık olabildi:) Doyurucu bir börek ararsanız işte bu börek tam size göre...

Malzemeler:

- 1 kg yufka
- 1/2 litre süt
- 1 çay bardağı zeytinyağı
- 1 kg patlıcan
- 1 adet iri kuru soğan
- 1/2 demet maydanoz
- 1 yumurta sarısı
- Tuz, karabiber, susam, çörekotu

Yapılışı:

1. Önce patlıcanları küp küp doğrayın, tuzlayın ve kevgirde 1 saat kadar bekletin. Daha sonra yıkayıp suyunu sıkın.

2. Az zeytinyağında ufak doğranmış kuru soğanı kavurun. Patlıcanları ekleyip kavurmaya devam edin. 10 dk kadar sonra ocağı kapatın.

3. Patlıcanlar ılındıktan sonra içine ince kıydığınız maydanozları ve karabiberi ekleyip karıştırın. Tuzunu kontrol edin. Patlıcanlar önceden tuzlandığı için tekrar eklemeye gerek olmayabilir.

4. Yufkaların birisini tezgaha serin. Süt ve yağ karışımından yaptığınız harçtan üzerine fırçayla sürün. İkinci yufkayı üzerine kapatın. Karışımdan tekrar sürün. Bu şekilde hazırladığınız yufkaların karşılıklı kenarlarını birbirlerine değecek şekilde üst üste getirin. Zarf görünümünde olacak. Daha sonra bıçakla dört parçaya kesin.

5. Her bir parça yufkanın içine hazırladığınız iç malzemeden koyun, kare şeklinde kapatın. Ters çevirerek (kapattığınız yeri alta gelecek şekilde) tepsiye koyun. Tüm yufkaları bu şekilde hazırlayın.

6. Tepsiye sıraladığınız böreklerin üzerine yumurta sarısını az zeytinyağı ile karıştırarak sürün. Bu şekilde börekler hem parlak hem de yumuşak oluyorlarmış. Susam-çörekotu serpin.

7. Böreklerinizi 200 derece ısıtılmış fırında nar gibi kızarana kadar pişirin, sıcak sıcak servis yapın.

Ben yemiyorum diye sizden saklayacak değilim:) bunun bir de kıymalı versiyonu var. Onun için de soğanı kavurma aşamasında 300 gr kıyma ekleyip birlikte kavuruyorsunuz. Yiyenler bu versiyonu da pek beğendiler. Dilerseniz siz de annem gibi bir kısmını kıymalı, bir kısmını kıymasız hazırlayabilirsiniz. Ha bir de maydanozu eklerken biraz rendelenmiş tulum peyniri eklenebilir dedi annem. Patlıcana peynir çok yakışır, tercih sizin...

Her durumda deneyin, afiyetle yiyin derim. Kulaklarım çınlarsa anlarım ki bir evde çay demlenmiş, yanında fırından yeni çıkmış börekler arz-ı endam eylemiş...

İyi ki doğdun meleğim...


Anneciğinin karnına düştüğünü öğrendiğim günü dün gibi anımsıyorum...
Teyze olacağım diye nasıl heyecanlanmıştım!
Sonra günleri saydık, ultrasonda görünen belli belirsiz yüzün, minicik gövden yüreğimizi ısıttı, geliversen diye beklemeye başladık...

Derken "teyze olduğumu" yazdı baban, bir gece yarısı telefonuma düşen mesajda.
Uçarak geldim yanına, kokladım seni, göğsümde uyuttum, adının nereden geldiğini hemen öğren diye İlhan İrem dinlettim sana...


Sonra birkaç kez daha görüşebildik ama hepsi o kadar. En son teyzenin düğününde, kat kat tüllerden bir minicik gelinlikle nedime oldun!


Her gün seni görmeyi, kucaklamayı özlüyorum ama ancak haberlerini alabiliyorum, ne yapayım miniğim, uzaklardayım... Ama doğduğunda sana verdiğim bir söz vardı. İlk yaşına girerken doğum gününü ben organize edecek, sana pastaların en tatlısını yapacaktım!

 
Ne güzel oldu doğum günün..
Teyzen hepsinin bitmeyeceğini bile bile bir sürü mama pişirdi. Bir pasta yetmez dedi, iki pasta yaptı hatta. Sen sadece tadına baksan da biz senin yerine de yedik, meleğimizin hep tatlı olsun hayatı dedik...


Sonra da cici hediyelerini açtın annenle. Teyzen sana aldığı pembe pabuçlar minik ayacıklarına olmadı diye üzüldü biraz, ama olsun, seneye giyer dedi herkes. Orada olsaydım gider denerdik öyle alırdık di mi kuşum?


Yaramazlıklar da yaptın tabii... Dünya şekeri, hiç huysuzluk yapmayan, herkese gülücükler dağıtan bir bebek de olsan yaramazlık yapmak hakkın... Dünyayı keşfetmeye başladın, kim tutar artık seni?


Öyle sıcaktı ki hava, her gün yıkadık seni annenle. Bazen günde birkaç kez suya girdin sevinerek. Suyun altında ellerini çırpıp mutlu çığlıklar atışın hiç çıkmıyor aklımdan. Su kuşu musun sen?


Gölgede 40 derece sıcakken, sereserpe uyunur tabii, enişten de dayanamayıp fotoğrafını çeker... Ne iyi anlaştınız değil mi? O da seni çok özledi şimdiden...


Yazılacak öyle çok şey birikti ki... İrem kuşun doğum gününün üstünden bile 2 hafta geçti.. Son 2 haftadır Aydın'daydım, 1 haftalığına gitmiştik ama annemin kolu incinince ben 1 hafta daha kaldım (şimdi iyi çok şükür, fizik tedaviye gidiyor ama aklım hala onda). Öyle olunca İrem kuşla ben ilgilendim daha çok, tek güzel tarafı buydu.

İstanbul'a döneli birkaç gün oldu, bu kez de evdeki telaştan fırsat bulamadım yazmaya. Hala beni okuyor musunuz onu bile bilmiyorum:) Ama birikenleri hızlı bir şekilde ekleyip sık sık güncelleyeceğim sayfayı. İrem'in doğum gününde yaptıklarım, Aydın'da annemin mutfağında pişenler, hatta pazar gezmelerimizin detayları var sırada.

Tarifleri sonraya bırakıp şimdilik sadece doğum günü menüsünü yazıyorum:

- Vişneli fıstıklı pasta

- Şeftalili pasta

- Minik ekler pastacıklar

- Susamlı tuzlu kurabiyeler

- Annemin patlıcanlı / kıymalı böreği

- Çikolatalı Kurabiyeler


Ayrıca peynirli poğaçalar ve mercimek köftesi...
(fotoğrafları çekilemedi ama masa üzerinde görünüyorlar:)