Tahinli Kurabiye

Bir yılın son günlerinde, aynı zamanda kış mevsiminin de en soğuk zamanlarında, içinizi en çok ne ısıtır? Dükkanların rengarenk vitrinleri... Işıl ışıl mağazalar... Kalabalıklara karışıp yaptığınız alışverişler, vereceğiniz hediyelerin dost yüzlerde oluşturacağı kocaman gülümsemelerin hayali... Evinizi süslemek...

Tahinli kurabiye tarifi


Benim içimi en çok ısıtan, bana en iyi gelen şey ise, yılın tüm zamanları için aynı... Mutfakta olmak! Bazen kendi keyfim için, bazen de paylaşmak için kurabiyeler pişirmek. Yine gelenek bozulmayacak ve ben kurabiye yapacağım, süslü paketlerde dostlara hediye etmek üzere.

Aklım fikrim kurabiyedeyken bu ara, yılın son yazısı da kurabiye üstüne olsun istedim. Yeni yıl için iyi dileklerimi sizlere tahinli kurabiyelerle gönderiyorum, yanında sıcacık bir çayımı da kabul edin...

Tahinli kurabiye tarifi


En sevdiğim kurabiyelerden olmasına rağmen, bugüne kadar arşivimde bir tahinli kurabiye tarifi olmaması ilginç... Mutfak maceralarına ilk başladığımda, ilk yaptığım ve çok güzel oluşuyla beni (ve evdeki herkesi) şaşırtan kurabiye türüdür oysa (küçükken yaptığım sable bisküvilerini saymazsam:)

Tarif bu kez kardeşim Sevim'den. Bayramda Aydın'dayken, öğleden sonraları tutan "kahve yanında tatlı bir şey" krizlerim için yaptı bu kurabiyeleri. Çok da severek yedik. Ben de bir zamanlar bu tür şeyler yapmayı hiç bilmeyen (hatta ilgilenmeyen) kardeşimin mutfağa merak sarıp böyle güzel şeyler yapmaya başlamasından gurur duydum. Armut dibine düşermiş değil mi?

Malzemeler
  • 1/2 su bardağı tahin
  • 1/2 su bardağı sıvıyağ
  • 1/2 su bardağı pudra şekeri
  • 1/2 su bardağı ceviz
  • 2,5 su bardağı kadar un (aldığı kadar)
  • 1/2 paket kabartma tozu
  • 1/2 paket vanilya
  • Üzeri için 1 yumurta sarısı
Yapılışı
  1. Tüm malzemeleri, aldığı kadar unu yavaş yavaş ekleyerek yumuşak bir hamur kıvamına getirin. Biraz kırıntılı görünebilir, sorun değil.
  2. Hamurdan ufak parçalar alıp avucunuzda sıkıştırarak yuvarlayın, yağlı kağıt serili tepsiye sıralayın. Üzerlerine yumurta sarısı serpip biraz toz şeker serpin.
  3. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında 15-20 d kadar pişirin. İlk piştiğinde hemen dokunmayın, dağılabilir. Biraz soğuduktan sonra tepsiden alıp servis yapabilirsiniz.
Evet, o ağızda dağılan kurabiyelerden biri işte. Mis gibi tahinli hem de. Bunlar da minik İrem parmakları, kurabiyelere uzanan!

Tahinli kurabiye tarifi


Yeni yıl hepinize güzellikler getirsin. Evdeyseniz ya da evinize varır varmaz, pencere önünde kahve keyfi yaparak İstanbul'a yağan ilk karın keyfini çıkarmayı da ıskalamayın!

Yılın ilk günlerinde kahvenin sürekli okuyucularını mutlu edeceğine inandığım (beni şimdiden çok mutlu eden) küçük bir sürprizim olacak sizlere...

Ebegümeci Kavurması



Hiçbir meyveye değişmeyeceğim elmaların böyle de bir reklamını görünce gülümsedim pazarda... Hakikaten öyleler ama... Çıtır çıtır. Müsliye doğramalık, ısıra ısıra yemelik, kek-kurabiye yapmalık... Elmaya olan aşkımdan, diğer mevsim meyvelerini çok ihmal ettiğimi düşündüm geçen gün. Halbuki bu mevsimde yiyebileceğimiz ne güzel meyveler var...

Annemlerin evine çok yakın kurulan Çarşamba pazarını çok severdim. Ama bayram arasına denk gelince bu kez, ve ben ille de pazar gezeceğim diye tutturunca, Pazar günleri kurulan pazara gittik. İremciğimizi de yanımıza alarak tabii. Pazarı görsün, koklasın diye kuşum. Muz alınca hemen soyup eline tutuşturalım diye, renk renk meyvelerin, sebzelerin arasında mutlu olsun diye.



İremcik çok sevdiği muzla mutlu olurken, ben de başka güzelliklerin peşine düştüm. Brokoliler tazecikti! Bir önceki yazıda gördüğünüz yemeğe dönüştü sonra, annemin ellerinden. Biz de afiyetle yedik.


Ispanakları da çok sevdim, tazeciktiler, pembe pembeydi kökleri. Başbaşa vermişler, nasıl pişerlerse en lezzetli olacaklarını konuşuyorlardı belki:) "Zeytinyağında soğan ve havuç kavrulduktan sonra eklenip, biraz solunca üstüne yumurta kırılarak; tabii sarımsaklı yoğurtla birlikte!" dedi bir ses. Benim sesim:)



Çok aradık ama malesef pek ot bulamadık pazarda. Teselli ikramiyesi olarak ebegümeci çıktı şansıma. Eh, kabulüm. Ne çok özlemiştim halbuki arapsaçını.. Kısmet başka zamanaymış. Ama ebegümeci kavurması da az lezzetli değil hani... Annem yaparken seyrettim, buraya da not düşmek isterim. Denemek isterseniz tarifi çok basit:

Otunuzun miktarına göre, 1 ya da 2 kuru soğanı küp doğrayıp zeytinyağında kavuruyorsunuz. Önceden yıkayıp ayıkladığınız ve doğradığınız otları ekliyorsunuz. Biraz kapağını kapatın ve ateşi kısın ki otlar buharla yumuşasın. Arada karıştırmayı ihmal etmeyin. Piştiğinde toz kırmızı biber, karabiber ve tuzunu ekleyin. Hepsi bu...


Serviste illa ki sarımsaklı yoğurt, yanında da kızarmış ev ekmeği...
Ben parmaklarımı yerim, sizi bilmem...

Tazelenmek...


Tazelenmek ne güzel...
Tıpkı sabahın en mavi saatinde, uzun bir uykudan sonra dinç uyanmak gibi...
Evi saran çay ve taze ekmek kokusu, karnınızın acıkması, doyacağınızı bilmeniz gibi...

Hayatın sizi ayrı kentlere savurduğu, eski ama eskimeyen bir dostunuzu görmeniz, onunla yeniden 18 yaşınıza dönmeniz gibi...

Sevgilinizle, küçük kentinizin daha önce hep tek başınıza gittiğiniz (ve o zamanlar en sevdiğiniz) pastanesine gitmeniz, kahve kokuları eşliğinde uzun uzun sohbet etmeniz, ilk günlerinizdeki coşkuyu yeniden duymanız gibi...

Mis kokan bir kremin cildinizi ipek gibi yapması, saçlarınızın hiç olmadığı kadar yumuşak gelmesi parmaklarınıza, kendinizi güzel hissetmeniz gibi...

Uzunca bir tatilden henüz döndüm.
Tazeyim, hala yorgun olsam da...
Yine rengarenk karelerle döndüm çünkü! Neler neler var... annem ve kız kardeşimle pazar gezmelerimiz, kahvaltılarımız, çay keyiflerimiz, annemin çok özlediğim yemekleri, mis gibi ekmekler, ellerimizdeki mandalina kokusu ve 16 aylık İrem kuş!


Teyze demeye çalışıp tam söyleyememesi, gelip şap diye yanağımdan öpmesi, sarılması, sabah uyandığındaki gülücükleri, dayısının hediyesi pilli oyuncak eşekle karşılıklı oynaması, dudaklarını yalaya yalaya nutella yemesi, valizimizdeki her şeyi çıkartıp odaya yayması, şapkamı takıp evde gezmesi, annesi yemek yedirmeye çalışırken hep beraber yaptığımız şebeklikler... Bu fotoğraf da pazar gezerken çekildi. İremcik az önce annemin o gün taze yaptığı nohut mayalı ekmekten bir dilimi kemire kemire bitirmişti. "Çok şanslısın İrem!" dedim ona, şimdi farkında değilsin ama bir gün olacaksın elbette...


Bu da benim payıma düşen!
Pazara çıkmadan önce çok acıktım demiştim anneme. Henüz pişmişti nohut mayalı ekmek. Anneciğim kendi elleriyle sürdü köy tereyağını üzerine... Yanına da peynir koydu bir koca dilim. Ben de şanslıyım, değil mi? O tereyağından bir kilo da eve getirdim, dondurucuda bekliyor şimdi, kullanılacağı omletleri, çörekleri ve pilavları şenlendirmek üzere...


Mandalina ağacımın meyveleri olgunlaşmıştı, Yılmaz ağaca çıkarak topladı epeyce... Hem o gün, hem de ertesi gün kahvaltıdan sonra da bize kendi elleriyle sıktı sularını. Tatlı mı tatlı, turuncu mu turuncu... "Bunu ablama ver!" diyerek aşağıya attığı bir dal, fotoğraflıktı elbette...


Brokoli hastası sevgilimin, annemin ellerinden bir brokoli yemesini istedim, ben de yapıyorum ama anneminki bir başka... Ona kalırsa "brokoli sevilmez mi yahu?", bana kalırsa sebze güzel yapılınca herkes sever... Tarifini çok önce paylaşmıştım, kaçırdıysanız buraya bakabilirsiniz.


Dondurucular hayat kurtarıyor denir ya, bence hem hayat kurtarıyor hem de mutlu ediyor. Mesela dönüş otobüsüne yetişmeye çalışırken son anda bir büfenin önünde durularak alınmış sıcacık köy bazlamaları dilimlenip kaldırılıyor içine... Sonra Pazar kahvaltılarında aralarına peynir konularak, Nutella sürülerek, anne reçeli sürülerek yeniyor keyifle... Yazdan börülce donduruyor kız kardeş, börülceyi çok özlemiş biz İstanbul mağdurlarına (!) kış ortasında tarator ziyafeti çekiyor. Bayram ediyor damaklar, bayram!


Anneciğimin kendi elleriyle her sonbahar yaptığı kırma zeytinler meşhurdur... O hafif buruk, ekşi tadına, çıtır çıtırlığına bayılır, zeytinin en çok bu halini severiz. Babamın bayram sabahı aldığı simitler de öyle güzel yakıştı ki yanına...


Bir de Bozdoğan kaçamağı yaptık!
"İlle de yedirmeliyim sana o pideden, vallahi de pide böyle olur, billahi de böyle olur!" diyordum ne zamandır... Bir kez annemle gitmiş, o geziyi Git'e yazmıştım. Sizinle de paylaşmazsam olmazdı... Yolunuz bizim oralara düşerse, ne yapıp edip Bozdoğan'a uğrayın. Mikado Pide Salonu'nu sorun, hemen tarif ederler. Keyfinize göre bir pide sipariş edin, ille de etli olsun demezseniz benim yediğim peynirli-maydanozlu-yumurtalıyı şiddetle öneririm... Bol malzemeli pideniz, üzerinde taze süt kaymağı ile geliyor, Mehmet Yaşin'in deyimiyle "damağınızda unutulmaz tatlar bırakıyor". Zaten Lezzet Durakları kitabında da bahsediyor Mikado'dan.


Pide hamurunda Bozdoğan'ın içmeye doyum olmayan Madran suyunu kullanıyorlar, bir de o her gün tazelenen süt kaymakları var pideye çok yakışan. Ah bir de masanıza pidelerden önce gelen, kendi bahçelerinden toplanmış roka ve domatesler var tabii... Pidenin porsiyonu çok doyurucu değil, üzerine bir de tatlı olarak "tahanlı" yiyebilesiniz diye. Ama onu paylaşın bizim gibi. Sıcacık tahinli pide, yine üzerinde süt kaymağı ile servis ediliyor, bana "baklava da neymiş, kadayıf da neymiş" dedirtiyor, size neler dedirtir kimbilir...


Taze taze paylaşacaklarım devam edecek; arayı çok açmadan pazar gezmesinden kareler, annemden nefis birkaç yemek, kardeşciğimden de bir kurabiye tarifi var ki parmak yedirten cinsten...