Süt Meselesi & Armut Marmeladı


Sonunda şehr-i İstanbul'da bir de sütçü buldum.
Aslında o beni buldu desem daha doğru olur!

Mail kutuma düşen blogla ilgili sürpriz mailler beni her zaman heyecanlandırır. Kimi zaman benimle tanışmak isteyen coşkulu bir okur-dost, kimi zaman bana ürünlerinden göndermek isteyen bir firma, kimi zaman bir reklam ya da röportaj talebi olur bu. Bazen de işte böyle güzel insanlar bulur beni, sütçümün bulduğu gibi.

Ona sütçüm diyorum, çünkü o da kendine öyle diyor. İşine aşık insanlardan biri Aysun Sökmen. Yaptığı iş öyle önemli ve güzel ki! Saf lezzetlere ulaşmanın giderek imkansızlaştığı metropolde, henüz sağılmış taze sütleri anneler çocuklarına içirsin diye, ev yoğurtları yapılsın, ocaklarda mis kokan sütlaçlar kaynasın diye evlere taşıyor Aysun hanım. Silivri'de "Gündönümü" adını verdiği bir çiftliği, çiftlikte işte bu kadar çok sevdiği inekleri var!


Aysun hanım bana yolladığı ilk mailinde sahlep tarifim için teşekkür ediyor, taze sütleri ile bu lezzeti deneyeceğini söylüyordu. Benim de denememi istiyordu ama... İstersem bana da bir şişe süt getirebilirdi. Hayır diyebilir miydim hiç? Heyecanla bekledim sütümün bana ulaşmasını. Ulaşınca da bu güzelliği sizlerle paylaşmak için sabırsızlandım. Ama paylaşmak ancak ikinci siparişte mümkün oldu. İlk gelen süt ve onun güzel kaymağı o kadar kısa zamanda tükendi ki...

Son iki haftadır, Pazar sabahı uyandığımda telefonumda sütçümden gelen mesajı görmek de çok keyifli:) Geçen Pazar gelen mesajda, o sabah çok güzel bir yağmur yağdığını ve bunun ineklerin yulafları için ne kadar iyi olduğunu yazıyordu mesela. Mesajı sipariş ettiğim süt miktarını yazarak yanıtladım:) Dün getirdiği sütü akşam eve gider gitmez kaynattım ve soğuması için buzdolabına kaldırdım. Gece boyu buzdolabında dinlenen sütün görüntüsü, sabah dolaptan çıkardığımda böyleydi...


Hemen delikli kepçeyle bir güzel sıyırdım üstündeki kaymağı. Tabağa aldıktan sonra da yanına bal ve marmelat çıkardım, geceden pişirdiğim mis gibi ekmeğimden dilimledim. Sizlerle bu güzelliği paylaşabilmek için de çok erken kalkıp böyle ballı kaymaklı bir kahvaltı etmem gerekti bugün:))

Aysun hanıma ulaşmak isterseniz aysun@gundonumu.biz.tr adresine bir mail atabilirsiniz. İsterseniz iş yerinize (eğer ofisinizde sütü akşama kadar muhafaza edebileceğiniz bir buzdolabı varsa), isterseniz de evinize teslim ediyor. Ben sütümü iş yerimde teslim alıyorum 2 litrelik şişelerde, ama sanırım önümüzdeki haftadan itibaren bu miktarı arttıracağım çünkü artık dışarıdan yoğurt almak istemiyorum! Süzme yoğurdumu bile kendim yapmak niyetindeyim (bu denemelerimin sonuçlarını da paylaşacağım daha sonra). Evde tüketilen sütlü tatlı miktarı ise inanılmaz boyutlarda zaten. Dahası, yaptığım pek çok ekmeğe süt koyuyorum, çorbalara eklemeyi seviyorum, eh arada kek filan da yapıyorum:)

Daha önce üyesi olduğum bir mail grubuna sevgili Defne Koryürek'ten gelen bir maili Aysun hanım bana ulaştıktan sonra yeniden hatırladım ve arşivimden bulup bir kez daha okudum. Defne hanım çok önceden tanışmış meğer bu güzel sütle... Hatta blogundaki son yazısında yaptığı denemelerden de bahsediyor. Pastörize ve uht'lenmiş sütlerin sindirim sistemimiz tarafından tanınmaz hale geldiğinin ve bizlere bu nedenle yarardan çok zarar verdiğinin, uzun zamandır sadece bizim değil Avrupa ve Amerika'nın da gündeminde olduğunu yazıyordu bu mailde. Sonunda, "gerçek süt içmek, içirmek isteyenlerle paylaşın lütfen mektubumu" dediği için, yazısından bir alıntı yapmak istiyorum:

"... mesele hijyen olduğu için yıllar önce sokak sütünün zararlı, şişe sütün sağlıklı olduğunu bellemişiz. Bellemişiz diyorum ama, aslında biraz düşününce binlerce yıl mesele olmayan, kimseyi kırıp geçirmeyen bir 'risk'in nasıl olup da büyük bir konu haline geldiğini düşününce... asıl konunun sanayileşme olduğunu idrak ediyor insan. Binlerce hayvanın sütünü on binlerce kilometre ötede satılmaya yollamaksa hedef, elbette raf ömrünü uzatmak ve hijyene dair riskleri elimine etmek gerekiyor."

Evet aynen öyle!
Elbette sokaktan geçen herhangi bir sütçünün sütünü almazdı benim annem de, ama küçük şehirde yaşamanın getirdiği bir güzellik olan, "satıcıyı tanımak" şansına sahipti. Ve tıpkı yumurtasını, tereyağını, peynirini aldığı belli satıcılar olduğu gibi sütçüsü de oldu hep ve bizi o sütlerle büyüttü. Elimize tencere verip sokağa yollardı bizi, sütçünün arabası mahalleye geldiğinde. Süt alan diğer komşularla ayaküstü sohbet eder, eve selamlarını götürür, süt tenceresini de hemen ocağa koyardık. Ertesi sabah annemin kahvaltı sofrasına koyduğu kaymağı ise yemelere doyamazdık. Sonraları yağsız kutu sütlere nasıl alıştım hala bilmiyorum... Ama damak bir kez bir lezzeti tanıdığında onu bellek kaydediyor, asla unutmuyor. Ben çocukluğumda içtiğim sütün, yediğim kaymağın lezzetini hiç unutmamış olduğumu bu sayede anladım...


Marmeladımın tarifini paylaşmak istiyorum son olarak.
Yemek grubumuza bu tarifi sevgili Erva göndermişti. İlk kez denediğim armut marmeladını ben çok sevdim, geçenlerde kahvaltıya gelen bir arkadaşım da çok sevince bir kavanozunu ona hediye ettim. Kalanının da tadını çıkarıyorum şimdilerde Pazar kahvaltılarında... Yapımı çok basit ve denemeniz için şimdi tam zamanı... Pazardan mevsimin en güzel armutlarından alın ve hafta sonu kahvaltı sofranıza farklı bir lezzet koymak, dostlarınıza hediye etmek için deneyin derim.

Malzemeler:

- 1 kg armut (yumuşak cins olmalı)
- 1/2 kg toz şeker
- 2 adet karanfil

Yapılışı:

1. Armutları yıkayıp soyun, 4 eşit parçaya bölün. Çekirdeklerini çıkarıp, çekirdek yataklarını temizledikten sonra tencereye koyun.
2. Tencereye bir miktar su ve karanfilleri koyduktan sonra kapağını kapatın, orta ateşte pişirin. Armutlar sularını salıp tekrar çekmeye başladıkları zaman ateşten alın.
3. Armutları tahta bir kaşıkla bastırarak ezin. Ben süzgeçten geçirmedim ama isterseniz geçirebilirsiniz. Şekeri ekleyin ve tekrar ocağa alın.
4. Dibini tutmaması için sık sık tahta kaşıkla karıştırarak, marmelat kıvamını buluncaya kadar kaynatın (bende tüm pişme aşamaları -ezmeden önce ve sonra- toplamda 40 dk kadar sürdü). Ateşten aldıktan sonra ılındığında cam kavonazlara alabilirsiniz.


Tadını en iyi çıkartmak için; ev ekmeği üstüne önce kaymak, sonra marmeladınızdan koyuyorsunuz:)

Gerçek lezzetleri hiç unutmamak dileğiyle...

Brüksel Lahanası Sotesi


Brüksel lahanası ile tanışmamız çok eskiye dayanmaz. Hemen hemen brokoli ile aynı zamanda tanışmıştık belki de. Ama bu minik lahanalar, en sevdiğimiz kış sebzeleri arasına giriverdi. Onunla diğer sebzeler gibi tencere yemeği yapabilirsiniz, sadece haşlayıp üzerine zeytinyağı-limon dökerek salata gibi yiyebilirsiniz ya da soteleyebilirsiniz. Benim en sevdiğim versiyonu da bu.

Bu sevdiğim sebzenin bir tarifinin, dördüncü kış mevsimini yaşayan Kahve'nin arşivinde yer almaması şaşırtıcı tabii. Bunu da şimdi fark ettim, haksızlık etmişim bu güzel sebzeye. İşte şimdi bu hatamı telafi etmek adına, parmak yedirten bir sote tarifi vermek istiyorum.

Dün akşam eve erkence gitmiştim. Erken gideceğimi bildiğim için de önceki akşamdan yemek yapmamıştım. O yüzden hemen mutfağa girdim ve geçen hafta ekolojik pazardan aldığım brüksel lahanalarını -bir yandan söylenerek- ayıklamaya başladım. Söylenerek diyorum, çünkü çok miniklerdi! Kendime kızdım, "bunun organiğinde toz olur toprak olur Sibel, illa ki en ufaklarını seçmek zorunda mıydın?" diye... Neredeyse yaprak sarsam sarabileceğim kadar bir sürede temizleyebildim lahanaları. Ama sonuca da çok memnun oldum doğrusu, çok lezzetlilerdi ve çabucak piştiler. Aslında başlangıçta onları haşlayıp salata yapmak niyetindeydim ama sevgilim yemeğini yap deyince sotelemeye karar verdim.

Tarafımızdan çok sevildi ve bir oturuşta tüketildi. Sevgilim süzme yoğurtla birlikte sevdi, bense sade olarak. Kocaman birer tabak yedik afiyetle. Ben de sebze yiyen bir eşim olsun dualarım kabul edilmiş olduğu için bir kez daha mutlu oldum:)



Malzemeler:
(2 kişilik)

- 1/2 kg Brüksel lahanası
- 1 çorba kaşığı tereyağı
- 1 çorba kaşığı zeytinyağı
- 1 adet kuru soğan
- 3 diş sarımsak
- 1 çorba kaşığı limon suyu
- 1 tutam limon kabuğu rendesi
- Deniz tuzu, karabiber
- Parmesan (veya tulum peyniri) rendesi

Yapılışı:

1. Brüksel lahanalarını yıkayın, ayıklayın. Ayıklamak için, lekesiz kısımlar gözükene kadar dış yapraklarını atın, tepesindeki sert kısmı da çok az kesin. Yıkadıktan sonra eğer irilerse içlerinin de pişmesi için tepelerinden derince çizin.

2. Tereyağını zeytinyağıyla birlikte geniş bir tavaya alıp eritin. Soğanı yemeklik doğrayıp ekleyin, lahanaları da ilave edin. Daha sonra kapağını kapatın, kısık ateşte, birkaç dakikada bir karıştırmayı unutmayarak 10 dk kadar soteleyin.

3. Sarımsakları tuzla birlikte ezin, tavaya ilave edin. Limon suyu ve kabuğunu da ekleyin. Bir 5 dk kadar daha pişirdikten sonra altını kapatın. Servis tabaklarına alıp üzerine Parmesan rendesi serperek sıcak sıcak servis yapın.

Yanına makarnanın da çok yakışacağını düşündüm sonradan...
Bence deneyin, ya da bu size fikir versin, siz kendi yemeğinizi yaratın. Sizin evde sizden başka yiyen olmasa bile 2 günlük şahane bir yemeğiniz olur. Brüksel lahanasının tam zamanı şimdi...

Yarın ekolojik pazara gidince yarım kilo daha alırım (çok miniklerden değil!), bu kez sadece haşlayıp yağlar, limonlar, afiyetle yerim diye düşünüyorum. Siz de o sıralarda sotesini dener, kulaklarımı çınlatırsınız belki...

Çikolata Aşkı


Vazgeçilmez bitter lezzetini damağınıza bir güzel yaydıktan sonra boğazınızı yakıp geçen bir çikolata için ne düşünürsünüz? Çikolatayı aşka benzetirseniz eğer, pek çok şey söylenebilir sanırım:) Biberli çikolata böyle bir şey. Benim en vazgeçilmez çikolatam oldu. Son nokta diyorum, daha ötesi olamaz herhalde artık!

Son günlerde keyif kahvelerimin yanında azar azar yiyerek tadını çıkardığım bu yaramaz lezzetleri paylaşmak istedim bugün. Bunlar da "zakuska" denilen Bulgaristan kurabiyeleri... Emelciğim getirdi tadayım diye, seveceğimi biliyordu tabii...


Çikolata kaplı bisküvinin tadı da harika....



.... çikolata kaplı kurabiyenin de.


Bunlar biraz ekleri andırıyor şekil itibariyle. Isırdığınızda ise çikolata ile birleştirilmiş iki yumuşacık (kek kadar yumuşak) kurabiye olduğunu ele veriyor. Kahveyle de tadına doyulmuyor.

Farklı ve yöresel lezzetler keşfetmeye bayılıyorum. Hele bunlar tatlı olursa daha da mutlu oluyorum. Şımarıp hani birileri de Kavala kurabiyesi getirse ne güzel olur diyorum:)

Kış mevsimi böyle yapıyor insanı...

Çikolata Soslu Muzlu Pasta

Bu sayfalarda pasta görmeye alışkın değilsiniz biliyorum. En son ne zaman bir pasta tarifi yayınladığımı ben bile hatırlamıyorum zaten. Bunun bir nedeni sadece özel zamanlarda pasta yapışım ise, bir nedeni de zaten hakkını vererek pasta yapan pek çok blogger oluşu ve yapacağım zaman onların tariflerini tercih edişim...

Çikolata Soslu Muzlu Pasta Tarifi

Bu tarifi paylaşmak istememin nedeni ise, kekini tadan herkesin çok başarılı bulması, yapımının kolay ve sonucun lezzetli olması. Yani pratik ama lezzetli, garantili bir tarif arayanlar varsa hemen deneyebilecekleri bir pasta bu. Üstündeki bol çikolata sosu ve onun altındaki muz dilimleri yiyenleri mutlu etmeye yetiyor!

Bir süre önce yemekbiz mail grubumuzdan sevgili Özgül, çocuklarına doğum günlerinde yaptığı pasta olduğunu söylediği bir tarif göndermişti ve ben de farklı bir pandispanya olduğu için not almıştım. Özellikle çok sevdiklerini söylediği pasta kremasının da hoş olabileceğini düşünerek denemeye karar verdim. İlk kez pandispanyada yoğurt kullandım, ondan mı bilmiyorum ama sonuçta kek hafif ıslak bir dokuda oldu ve ayrıca ıslatmama gerek bile kalmadı.

Pastayı geçen Cumartesi yaptım ve ertesi gün Filiz anneme gittiğimizde ona götürdüm, erken bir doğum günü kutlaması olsun diye.

Çikolata Soslu Muzlu Pasta Tarifi

Malzemeler

Keki için;
  • 3 adet yumurta (oda sıcaklığında)
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 çorba kaşığı yoğurt
  • 1 su bardağı un
  • 1 paket kabartma tozu
Ara kreması için;
  • 2 su bardağı süt
  • 3 çorba kaşığı un (tepeleme)
  • 1 adet yumurtanın sarısı
  • 1 çorba kaşığı tereyağı (tepeleme)
  • 1,5 çay bardağı pudra şekeri
  • 1 çay kaşığı vanilya aroması

Üstü için;
  • 3 adet muz
  • 1 paket Dr.Oetker çikolata sosu
  • 1 poşet krem şanti ya da 1 ufak paket (200 ml) çiğ krema
  • Sosların gerektirdiği miktarda süt
  • Dilediğiniz pasta süsleri
Yapılışı
  1. Yumurtalarla şekeri mikserin önce düşük sonra yüksek devrinde yaklaşık 10 dk çırpın. Yoğurdu ekleyip kısa bir süre daha çırpın.
  2. Unu ve kabartma tozunu eleyerek ekleyin, hafifçe, sadece un hamurda kaybolana kadar karıştırın.
  3. Yağlı kağıtla kaplanmış 26 cm.lik kelepçeli kalıba hamuru dökün. Çok ince bir tabaka oluyor ama merak etmeyin güzel kabarıyor. Önceden ısıtılmış 160 derece fırında yaklaşık 25 dk pişirin. Kekin üzeri güzel kızardıysa kürdan testini yapıp fırından alabilirsiniz. 10 dk bekledikten sonra kalıptan çıkartın, soğumaya bırakın.
  4. Bu arada kremayı hazırlayın. Süt, un ve yumurta sarısını çırparak pişirin. Kaynadıktan 2-3 dk sonra altını kapatın, hemen tereyağı, pudra şekeri ve vanilyanızı ekleyin. Mikserle 10 dk kadar yüksek devirde çırpın. Soğumaya bırakın.
  5. Çikolata sosunu ve krem şantiyi üzerlerindeki tarife göre hazırlayın, sosu oda sıcaklığında soğumaya bırakın. Şantiyi buzdolabına kaldırın. Şanti olarak çiğ krema tercih ederseniz (ki ben bundan sonra onu tercih edeceğim) kremaya damak tadınız kadar pudra şeker ekleyip mikserin yüksek devrinde çırpın. Beklemeden hemen kullanabileceğiniz için bu işlemi en son yapabilirsiniz.
  6. Tüm malzemeleriniz soğuduktan sonra pastayı oluşturmaya geçebilirsiniz. Keki ip yardımıyla ortadan ikiye bölün. Arasına kremayı sürün, diğer katı kapatın. Üstünü ve kenarlarını krem şanti ile kaplayın.
  7. Yuvarlak dilimlediğiniz muzları pastanın üstüne sıralayın. En son çikolata sosunu pastanın ortasından başlayıp kenarlarından akıtarak dökün. Düzgün yayılmazsa kaşıktan yardım alabilirsiniz. Dilediğiniz gibi süsledikten sonra servise kadar dinlenmesi için buzdolabına kaldırın.

Çikolata Soslu Muzlu Pasta Tarifi

Yanına kahve tabii ki çok yakışıyor! Siz de bu yakınlarda doğum günü olan birilerine sürpriz yapabilir, misafirleriniz için, çocuklarınız için, hiçbiri olmazsa sadece kendi keyfiniz için deneyebilirsiniz bu pastayı...

Patates Kazıması



Ekolojik pazarıma hafif yağan yağmur altında gidip haftalık alışverişimi yaptıktan sonra ofiste sıcacık çayımı içmenin keyfiyle yazıyorum bu sabah... Torbama mis kokulu muzlar, kütür kütür elmalar, sulu armutlar, yeşil yeşil sebzeler-otlar, köy yumurtaları girdi bu hafta. Nasıl keyifli olmam? Üstelik dün akşam hem sevgilim, hem Emelciğim, hem de kardeşciğim Yılmaz bana sürpriz yaptılar. Sevgilimden en sevdiğim biberli çikolata (bu akşam törenle açacağım paketi:), Emelciğimden bana özel bir Bulgar yemeği, kardeşciğimden de yepyeni bir fotoğraf makinesi geldi! Canlarım, son günlerde hiç gülmeyen yüzümü güldürmek için seferber olmuşlar adeta...

Önce yemeğimizden bahsedeyim.
Emel, Bulgaristan göçmeni olduğu için oldukça değişik şeyler öğreniyorum ondan, yemek kültürleri ile ilgili... Ailesi uzun yıllardır Bursa'da yaşıyor, Emel'in öğrenciliği Aydın'da geçtiği için Ege mutfağına da hiç yabancı değil. Dün yemeğe gittiğimizde güzel bir mantar sote ve bulgur pilavı yanında, bana tattırmak için bir de "patates kazıması" dedikleri bir yemek yapmıştı. Aslında bana çok da yabancı gelmedi, buna benzer birkaç tarif görmüşlüğüm, hatta denemişliğim vardı. Ama bu tarifin arşivde mutlaka bulunmasını istedim. Bence hem akşam yemeği hem de kahvaltıda keyifle yenebilir. Yapımı çok kolay ve malzemeleri çok basit... Sadece patates, soğan ve bolca baharattan oluşuyor.


Malzemeler:
(4 kişilik)

- 4 adet patates
- 2 adet kuru soğan
- Kuru nane
- Pul biber
- Kırmızı biber
- Karabiber
- Tuz
- Kızartmak için 1 kaşık tereyağı

Yapılışı:

1. Patatesleri ve soğanları soyduktan sonra rendeleyin.

2. Baharatları göz kararı, sevdiğiniz ölçüde koyarak harmanlayın.

3. Büyük bir tava yerine iki adet orta boy teflon tavaya tereyağını paylaştırıp eritin. Ebatları küçük olursa ters çevirmeniz daha kolay olur. (Yarım ölçü ile 2 kişilik yaparsanız tek tava yeterli.)

4. Hazırladığınız malzemeyi avucunuzda sıkarak fazla suyunu atın, daha sonra iki tavaya paylaştırıp kaşığın tersiyle bastırın, kenarlarını düzeltin. Kısık ateşte, kapağı kapalı olarak pişirin.

5. Altı iyice kızardığında kapak yardımıyla ters çevirin, diğer yüzünü de kızartın. Sıcak sıcak hemen servis yapın.


Bu da Emel'in yemek sonrası kahveleri yapmak için mutfağa gittiğinde bize hazırladığı pratik tatlı. Verev doğranan muzlar tabağa diziliyor, üzerine bal gezdirildikten sonra dövülmüş ceviz serpiliyor.

Herhalde çok az şey beni yeni bir makine kadar mutlu edebilirdi... Yazmıştım daha önce, blogu sık güncelleyemeyişimin sebebi biraz da evdeki kötü ışık koşullarında emektar Kodak'ımın artık çekim yapamıyor olmasıydı. Hayallerim(iz)de Canon'un son modellerinden biri varsa da, ona kavuşmak için daha epey zaman vardı. Aslında bir de Sony makinem vardı ama onu Yılmaz'ın bir arkadaşında unutmuş, artık bize geri dönmesinden umudu kesmiştik. Yılmaz biraz bunu telafi etmek için, biraz da bloguma yeni bir şekil vermekle meşgul olduğundan benim güncelleme aralarımı sıklaştırmak için olsa gerek, yeni bir makine almış bana. Kaybettiğimiz makinenin üst modellerinden biri. Loş ışıkta daha net fotoğraflar için ve özellikle makro çekimler için yüksek hassasiyette kullanım kolaylığı sağlıyormuş, yani tam benim istediğim şeyi... Bu tarifin fotoğrafları yeni makinemin deneme safhasında çekildi, daha iyilerinin geleceğini düşünüyorum:)

Son zamanlarda okuduğum en güzel romandı "Safran Sarı". İnci Aral'ın su gibi akan kalemini severim. Türk edebiyatının sağlam yazarlarından sağlam romanlar okumayı çok sevdiğim gibi... "Yeni Yalan Zamanlar" üçlemesinin son kitabı bu, bir önceki "Mor"du, ilki ise "Yeşil" adıyla yeniden basıldı ve benim okumadığım tek o kaldı. Eylem'in, okuyanı içine çeken, bazen kenarda durup izlemesine, bazen çok iyi anlamasına, bazen de kızmasına neden olan öyküsü, romanın diğer kahramanlarından daha fazla etkiledi beni. Hele öykünün sonlandığı an, bir film noir'in hüzünlü atmosferinde buldum adeta kendimi ve "keşke filmi çekilse!"dedim. Sevdiğim roman kahramanlarını kanlı canlı perdede görmeyi severim ben, zaman zaman o görüntü kafamda yarattığımdan çok farklı olup hayal kırıklığı yaratsa da...

Bu da son zamanlarda izlediğim en güzel Türk filmlerinden... Vizyona girdiğinde kaçırdığım filmlerden biriydi. Evde yalnız olduğum bir akşam, kendime kahve yapıp yanıma çikolatamı da alarak oturup izledim. Üç insanın bir sokakta, hatta bir çöp konteynırının çevresinde kesişen hüzünlü öyküsünü çok sevdim. İyi ki film hakkında yazılan olumsuz eleştirilere kulaklarımı tıkamışım. Böyle filmleri sıkıcı bulanlar olabilir, ama ben de onların sevdiği aksiyonları sıkıcı buluyorum zaten:) Feridun Düzağaç daha fazla filmde oynamalı! Mesleği müzisyenlik olan biri, bir kağıt toplayıcısını ancak bu kadar güzel oynayabilir... Yelda Reynaud'a zaten söyleyecek söz yok, çok iyi bir oyuncu.

İşte böyle...
Kitaplar, filmler ve güzel lezzetlerle dolu bir hafta sonu daha geride kaldı...

Annemin Kereviz Yemeği

Ah ne çok severim... Bizim Ege usulü, annem usulü kereviz yemeğini ne çok severim... Ne çok yenirdi bizde, yazın taze fasulyenin yendiği kadar çok... kışın en sevilen sebzelerindendi.

Ege usülü zeytinyağlı taze kereviz yemeği tarifi


Yapraklarının kurutulup baharat yapıldığını öğrendiğimde de, şehr-i İstanbul'a gelince manavların o güzelim dalları ve yaprakları çöpe atıp sadece kökünü sattıklarını gördüğümde de, kerevizi kokusuna dayanamadığı için sevmeyenler olduğunu duyduğumda da çok şaşırmıştım. Onlardan biri de sevgilim... Pırasayı, brokoliyi, hatta benim ısrarlarım sonucu deneyip karnabaharı bile sevmesine rağmen, kereviz kokuyor! Bence misler gibi kokuyor tabii...

Geçen bayram tatilimizde bir akşam, eve pek aç dönmediğimiz halde annemin kerevizinden koca bir tabak yemiştim, ertesi gün yola çıkacaktık ve aklımda kalacaktı. O yüzden tok da olsam yemiştim, hem de iştahla:) Tabağımı silip süpürmeden önce de aceleyle fotoğraflamıştım, bir gün tarifini yazmalıyım diyerek. Gün bugünmüş. Kışın da bol bol sebze yemek gerek, yazdan dondurucuya attığınız fasulyeler, patlıcanlar olabilir ama onlar tazecik mevsim sebzelerinin yerini tutmaz. Dün akşam bugün işten dönünce ısıtıp hemen yiyelim diye sevgilimin de yardımlarıyla bir borcam dolusu organik sebze ayıklayıp soslayıp fırına verdikten sonra bunlardan bahsetmek aklıma geldi işte... Arşivde fotoğrafı bekleyen kereviz yemeği ile beraber!

Dallı yapraklı taze kereviz


Neyse ki ekolojik pazara geliyor bizim kerevizlerden. Dalıyla yaprağıyla... Eğer siz de bu yemeğin tadını bilenlerdenseniz ya da denemek isterseniz muhtemelen kolay bulamıyorsunuzdur böyle kerevizler. Manavınıza rica ederseniz kereviz geldiğinde size dallı yapraklı halde ayırır. Ya da üşenmeyin, bir Cumartesi sabahı sıkı giyinip yolunuzu Feriköy pazarına düşürün. Filenizi sağlıkla doldurun.

Malzemeler: (3-4 kişilik)

  • 1 adet kereviz
  • 1 adet havuç
  • 1 adet kuru soğan
  • Dilerseniz 1-2 çorba kaşığı konserve domates
  • 1/2 çorba kaşığı domates salçası
  • 1/2 çorba kaşığı toz kırmızı biber
  • 1 çay kaşığı deniz tuzu
  • 4 çorba kaşığı zeytinyağı
  • 1 avuç kadar haşlanmış nohut

Yapılışı

  1. Kerevizin kafasını kuşbaşı doğrayın. Yeşil yapraklarının kötü olan kısımlarını atıp taze olanları iri iri doğrayın. Saplarının da taze olanlarını 3-4 cm uzunluğunda doğrayın (eğer saplar kolayca kırılmıyorsa taze değildir ve kolay pişmez, onları atabilirsiniz). Doğradığınız tüm kereviz parçalarını geniş bir kaba alıp bol suyla yıkayın.
  2. Soğanı yemeklik doğrayıp zeytinyağında pembeleştirin. Havucu uzunlamasına dörde bölerek doğrayın, soğanlara ekleyerek birkaç dakika kavurun. Bu aşamada dilerseniz birkaç kaşık domates konservesi ekleyebilirsiniz.
  3. Salçayı ve kırmızı biberi ekleyin. Karıştırdıktan sonra kerevizleri ilave edin, tuz ekleyin ve kapağını kapatıp kısık ateşte 5 dk kadar pişirin.
  4. Tencerenize kerevizlerin üzerini örtecek kadar sıcak su ekleyin. Kısık ateşte, kerevizler yumuşayana kadar pişirin. Ortalama 20 dk kadar sürüyor, arada kontrol edersiniz.
  5. En son severseniz eğer nohut ekleyin yemeğinize. Nohut hem yemeğinizin besleyiciliğini artırır hem de kerevize çok yakışır.
Hımmm.. yanında ne yiyelim... Yanında ben yoğurt severim:) Yoğurt ve ev ekmeği yeter bana. Ama hani güzel bir pilav da yakışır.

Sağlıklı yemek ne güzel şey... ne iyi geliyor insana... Cumartesi olsa da pazarıma gitsem yine, geçen hafta işe gitmeden önce üşenmeyip sabahın köründe gittiğim gibi... Eve döndüğümde hem burnumun ucu, hem de parmaksız eldivenlerim yüzünden parmak uçlarım donmuştu resmen ama mutfağıma taşıdığım sağlıktan dolayı çok mutluydum. Size de öneririm...

Yılbaşı Lezzetleri ve Karnıyarık Böreği


Yılbaşı gecesi Özlemlerde toplanmıştık. Yaşadığımız en keyifli yılbaşı gecelerinden biriydi sanırım, hepimiz için. Yemeği Filiz annede yediğimiz için biz biraz geç gittik ama çok da bir şey kaçırmış sayılmazdık. Esas eğlence gece yarısı başladı malum:) Özlemciğimin açık büfe olarak özenle hazırladığı şahane masasında duranların da tadına bakabildik, ilerleyen saatlerde acıkınca...

Maalesef çok fazla ve güzel fotoğraf çekemedim ama yine de masadan birkaç kare paylaşmak istiyorum. İşte Özlem'in klasik poğaçaları, gece yarısı kendimi tutamayıp yediğim:) Bu kez zeytin ezmesi koymuş içine ve çok güzel olmuş. Tarifi daha önce yazmıştım, buradan bakabilirsiniz.


Ortası yoğurt soslu patates topları her zaman için şık ve hafif bir salata seçeneği. Ben Özlemler bize geldiğinde yapmıştım ilk, ama sonra tarifini hatırlayamadım ve Özlem internette aramak zorunda kaldı:) Neyse ki pek çok blogda bulunabiliyor benzer tarifler...


Tarifi Cafe Fernando'dan alınmış nefis fındıklı kurabiyeler... Ben bunlara bayıldım. Mutlaka deneyin derim, Cenk'in tüm tarifleri gibi çok başarılı... Özellikle kahve kurabiyesi bunlar bence. Tarif burada.


Yalancı tavuk göğsü... Bir de nefis tiramisu vardı masada, onun fotoğrafını çekmeyi nasıl unuttum bilmiyorum. Ama yedikten sonra Özlem'e "sen aştın kendini" dediğimi hatırlıyorum:)


Tarifini paylaşacağım ise, Özlem'in eşi Ufuk'un "artık klasik oldu" dediği şahane karnıyarık böreği... Bu böreği Özlem'in annesi yapıyormuş hep, krema yerine yoğurt ya da süt koyuyormuş, kabartma tozu da koymuyormuş... Özlem annesinin tarifini unutunca internetten bulduğu bir tarifi denemiş ama hangi siteden aldığını hatırlayamadı. O yüzden burada da bulunsun diye yazmaya karar verdim tarifi. Misafirleriniz için değişik bir börek yapmak isterseniz denemenizi öneririm.

Özlem genelde bu böreği 2 kat yufkayla yapıyorlar diyor ama o deneyince sevmemiş o şekilde. Tek kat daha yumuşak, tadı da daha güzel oluyor diyor. Bir püf noktası da, hazırlanan böreklerin bir gece buzdolabında bekletince daha kolay kesildiği ve daha lezzetli olduğu. Eh, bu da böreği pratik hale getiriyor.


Malzemeler:
- 5 adet yufka
- 1 kutu (200 ml) krema
- 2 adet yumurta (birinin sarısı ayrı)
- 2 çay kaşığı kabartma tozu
- 1 çay bardağı sıvıyağ

İçine;
- Maydanoz ve beyaz peynir karışımı
- Dilimlenmiş domates, yeşil biber

Yapılışı:

1. Yufkaları sekiz parçaya bölün, sigara böreğinden biraz daha kalın olacak.
2. Kremayı, yumurtaları, kabartma tozunu ve sıvıyağı bir kaba alıp karıştırın. Her parça yufkanın içine hazırladığınız bu sostan bolca sürün.
3. Sosladığınız yufkaların içlerine maydanoz ve beyaz peynir karışımı koyun, genişçe sarın. Sardığınız yufkaları tepsiye koyup üstlerine ayırdığınız yumurta sarısını sürün.
4. Yufkaların ortasını bıçakla keserek hafifçe aralayın, içlerine domates ve biberlerden koyun.
5. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında pişirin, üstleri hafifçe kızarınca fırından alın.

Hazırladığın tüm güzel lezzetler için, tarifler için ve her şeyden öte harika ev sahipliğin için tekrar teşekkürler Özlemciğim!

Sibel'in Kahvesi Hürriyet'te...


Patatesli börekli, omletli, reçelli, demli çaylı bir kahvaltının ardından Hürriyet Pazar'ı keyif çayım eşliğinde okumak üzere koltuğa yayılmamdan kısa bir süre sonra "aaaa!" dedim. Yukarıda görüyorsunuz, gazeteyi aldıysanız bu sabah zaten gördünüz. Sibel'in Kahvesi bugünkü Hürriyet'in Pazar ekinde...

Şaşırmamın nedeni, haberin Cumartesi ekinde yer alacağının söylenmesiydi. Dün göremeyince haftaya ertelendiğini düşünmüştüm, güzel bir sürpriz oldu bana. Hemen sizlerle de paylaşmak istedim bu sürprizi...

"Blogcunun Köşesi" bölümünü hazırlayan Ayten Serin'e ilgisi için buradan da teşekkür etmek istiyorum. Ve tabii ki en büyük teşekkür size, sayfamı her gün ziyaret ederek onu en sevilen bloglar arasına taşıyan tüm okur-dostlarıma...