Ayva Marmelatlı Kek


Çok uzun zamandır mutfağımda kek, kurabiye ve türevleri pişmiyordu. Bayram öncesi planları arasında bulunan hediyelik çikolata alışverişi kısmına gelince duraksadım. Neden kendim bir şeyler yapıp götürmüyordum ki? Herkes için bir klasik haline gelmiş olan çikolata yerine, ev yapımı güzel bir kek ya da bir kutu kurabiye eminim güzel bir sürpriz olurdu. Bu düşünceyle alışverişimi tamamlayıp kolları sıvadım ve mutfağım bayram tatili boyunca seri üretime geçti:)

Siz deyin terapi, ben diyeyim huzur... Çok özlemişim.
Fırından her akşam ayrı bir lezzet çıkıp ertesi sabah şık ambalaj kağıtlarıyla paketlendi ve gittiğimiz adreslerde sevinçle karşılanıp ikram edildi. Ben de o kadar keyif aldım ve mutlu oldum ki, bundan sonraki bayramlarda da bunu sürdürmeyi düşünüyorum.

Tarife geçmeden önce, yaptıklarım arasında bulunan çok özel iki tariften bahsetmek istiyorum: Cafe Fernando'da yayınlandığından beri denemek için fırsat kolladığım Fındıklı ve Çikolatalı Yulaflı Kurabiye, istisnasız herkes tarafından çok ama çok beğenilen, ev yapımı olduğuna inanılmayan bir kurabiyeydi. Denemeyenlere şiddetle öneririm. Yine aynı blogdan havuçlu kek de bir diğer tavsiyem, özellikle benim gibi son dönemlerde havuçlu kek krizine girdiyseniz çok iyi geliyor!

Bu tarif ise, evde ayva marmelatı yapmak ve onu kullanmak için uzun zamandır beklettiğim bir tarifti. Dr. Oetker tariflerinden biri, yani her zamanki gibi güvenilir ve sonuç harika. Marmelatla birlikte içindeki şeker miktarı sizi aldatmasın, çok tatlı olmuyor kesinlikle. Biraz heybetli olmasından da kaynaklı olarak, ideal lezzette bir kek. Arada çatala gelen marmelat ve ceviz parçaları çok hoş. Mis gibi kokusunu söylemeye bile gerek yok! Tam bir kış keki.


Malzemeler:

- 4 adet yumurta (oda sıcaklığında)
- 1,5 su bardağı (170 gr) toz şeker
- 1 su bardağı (200 ml) ılık süt
- 150 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
- 1,5 tatlı kaşığı tarçın
- 1/2 limon suyu
- 1 paket sade kek unu
- 1 su bardağı (90 gr) dövülmüş ceviz
- 1 su bardağı ayva marmelatı

Yapılışı:

1. Yumurtaları şekerle birlikte, mikserle önce düşük sonra yüksek devirde 5-6 dk boyunca çırpın.

2. Sütü, tereyağını ve limon suyunu ekleyip biraz daha çırpın.

3. Tarçını ekleyin, kek ununu azar azar ekleyip, un gözden kaybolana kadar düşük devirde çırpmaya devam edin.

4. En son cevizleri ve marmelatı ekleyip, karışana kadar çok az çırpın.

5. Hamuru yağlı kağıt serili 26 cm. çapında bir kelepçeli kalıba dökün, üzerini düzeltin. 170 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 1 saat pişirin. Üzeri kızardığı zaman kürdanla kontrol ederek fırından alın.

Bu, çayla güzel giden keklerden.
Hani mis gibi bergamot kokulu, taze bir çayın yanında...

Bir hafta sonu dışardaki puslu havadan evinize kaçtığınızda, deneyin derim.
Tarçın ve bergamot kokusuyla doldurun mutfağınızı.
Sonrasında kanepede dizlerinize çekeceğiniz yumuşacık bir örtü ve elinize alacağınız şahane bir kitap da eşlikçisi olursa, bundan güzel kış keyfi olur mu?


Herkese iyi bayramlar dilerim, ağız tadı ve mutlulukla...

Douglas Coupland, "Komadaki Sevgilim"

Douglas Coupland’in "Komadaki Sevgilim"i, ona dair bir şeyler okuduğumdan beri okuma listemdeydi, sanırım yıllardır. Bazen listemde uzun zamandır duran –hatta onu neden listeme aldığımı bile unuttuğum- bir kitap, tam da o anki ruh halime denk düşebiliyor.

İşte "Komadaki Sevgilim", tam da böyle bir kitaptı. Idefix’te özel fiyatlı Punto kitapları arasında gördüğüm anda sepetime ekleyerek listemden silmiştim. Elime ulaştıktan sonra da bir süre şifonyerin üstündeki kitap yığını arasında bekledi elbette... Nihayet çantama attığımda, soluk bile almadan, ofiste işlerimin arasında bile gizli gizli okuyacağımı, bir noktadan sonra bitmemesi için azar azar okumaya başlayacağımı hiç düşünmemiştim.

17 yaşındayken dünyanın geleceğine dair birtakım vizyonlar gören ve gördüklerinin ağırlığına dayanamayıp uzun bir uykuya dalan -bitkisel hayata giren- Karen’in ve arkadaşlarının öyküsü bu. Kaybedenlerin aslında kazananlar olabileceğine dair bir ütopya. Sevgilisi onu sürekli ziyarete gelirken, bir yandan karnında bir bebek büyürken, uzun, çok uzun yıllar uyuyacağı yeni bir hayata başlıyor Karen. O uzun yıllar boyunca hem arkadaşlarının yaşadıklarını, büyüme sancılarını, hem de dünyanın dönüşümünü izliyoruz ve tam da bir dönüm noktasında, 35 yaşına varmalarından 1 sene önce, hayatları asla tahmin edemeyecekleri şekilde ve sonsuza dek değişiyor. Dünya ile birlikte…

Okurken her bir detay, bir film karesi gibi canlandığı için, okuyacak olanların alacağı keyfi engellememek adına detay vermek istemiyorum. Bu harika kitabı keşfedin diyorum sadece. Eminim benim gibi keşke filmi, hatta dizisi çekilmiş olsaydı diye düşüneceksiniz.

“Pek çok kişi ikinci bir hak verildiği takdirde bile her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Evrenin sarsılmaz kurallarından biri bu. Anlıyorum ki, insanlar ancak üçüncü haklarında –inanılmaz miktarda zaman, para, gençlik, enerji ve daha aklınıza ne gelirse kaybettikten veya ziyan ettikten sonra- öğrenebiliyorlar. Ama yine de öğreniyorlar ya, bu da bir şeydir.”

“…yaşadıklarından sonra yirmi yaşına geldiğinde bir rock yıldızı olmayacağını biliyorsun…. Yirmi beşine geldiğinde dişçi ya da bir profesyonel olmayacağını da anlıyorsun…. Otuzlarına varmadan da bir karanlık çökmeye başlıyor –zenginliği ve başarıyı bir kenara bırak, hayal ettiğin şeyi gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini merak ediyorsun…. Otuz beşine vardığında o sırada yaptığın şey, temelde, hayatının geri kalanında da yapacağın şey oluyor; kaderine boyun eğmiş oluyorsun.”

“Çocukluğumda beni en çok ürküten şeylerden biri de esaret altında doğup büyüyen bir balinanın vahşi sulara –asıl ait olduğu ortama- bırakıldığında, sınırlı dünyasının paramparça olduğunu gördüğünde, hiç tanımadığı derin sularda daha derinlik kavramından habersiz bir halde yüzerken garip balıklarla karşılaştığında, yeni suları tattığında, dillerini bilmediği balina sürüleriyle karşılaştığında neler hissettiğiydi. Beni korkutan şey dünyanın birdenbire sert bir biçimde hiçbir kural ya da yasa olmaksızın genişleyivermesiydi; kabarcıklar ve yosunlar ve fırtınalar ve sonu gelmeyen koyu mavi derinlikler.”