Krem Şokola


Çocukluğumdan beri en sevdiğimdir.
Hep moral verendir o, hep mutlu edendir.
Annemin pişirdikten sonra "Sibeeeel! gel dibini sıyır" demesidir...
Benim koşarak mutfağa gidip sıcak tencerenin dibine yanma pahasına parmaklarımı daldırmamdır...

Sütlü tatlıların bu en yaramazı, çocukluğa dair lezzetlerdendir benim için. Ara sıra özler, hemen az da olsa yapıverir, bazen tam soğumasını bile beklemeden yerdim. Sevgilim hayatıma girdikten sonra ise daha sık yapar oldum. Daha tanıştığımız gün bir çikolatakolik olduğunu itiraf ve beyan eden sevgilim için, yaptığım ve yapacağım sayısız çikolatalı tatlının arasında, en özel yer her zaman pudinglerin oldu. Onlar buzdolabında asla uzun süre kalamayan, bazen ertesi günü bile göremeyen tatlılardan oldu daima.

Neden yayınlamak şimdiye dek aklıma gelmedi bilmiyorum. Herkesin bildiği, kendi usulünce yaptığı bir tatlı olduğunu düşündüğümden mi? Market raflarında oldukça cüzi fiyatlara hazırları bulunabildiğinden, hiç mi hiç uğraşmak gerekmediğinden mi? Bilmiyorum. Ama bu tür bir tatlıda "mükemmel karışım"ı yakalayabilmek için her gördüğüm tarifi denedim diyebilirim. İlk denediğimde "işte budur" dediğim 2 tarif oldu şimdiye dek. Her ikisi de yemekbiz mail grubumuzdan; birisi Güzide'nin puding çeşitlemeleri, diğeri Tuğba'nın krem şokolası...

Sevgilim genelde ilk kaşıkta verir tepkisini. Bunu tattığında "hazır bu, değil mi? sen yapmadın?" dedi. "Yoo ben yaptım" dedim. Hakikaten başarılıydı sonuç. Tamam dedim, budur. Ve o günden sonra kaç kez yaptım bilmiyorum. Son yaptığımda da süsledim püsledim fotoğrafladım ki bir an önce sizlerle de paylaşabileyim. Tuğbacım, kocaman teşekkürler!

Malzemeler: (6-7 kase için)

- 5 su bardağı süt
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 Türk kahvesi fincanı su
- 4 dolu çorba kaşığı nişasta (ben mısır nişastası kullandım)
- 2,5 çorba kaşığı kakao
- 3-4 kare parça bitter çikolata ya da madlen

Üst süslemesi;
- Damla çikolata, muz dilimleri, ince çekilmiş fındık, hindistan cevizi, vs..

Benim bu tatlının üstü için en favori süslemem daima fındık...
Bolca, ince çekilmiş ve kavrulmuş fındık.
Başka hiçbir şeyde yok onun lezzeti. Ama fotoğraflanırken biraz daha süslü olsunlar dedim:)


Yapılışı:

1. Sütü şekerle birlikte tencereye alın, şeker eriyinceye kadar arada karıştırarak ısıtın.

2. Bir kase içine suyu koyun, nişastayı ekleyin ve eriyinceye kadar ezerek karıştırın. Daha sonra tenceredeki süte ekleyin.

3. Kakaoyu da tencereye ekleyin ve koyulaşıncaya kadar sürekli karıştırarak pişirin (aklıma gelmişken; ben böyle karıştırarak tatlı ya da çorba pişirme süresini kitap okuyarak değerlendirmeye başladım, epey sayfa okunuyor:)

4. Kaynamasına yakın çikolatalarınızı ekleyin, eriyinceye kadar karıştırın. Kaynayınca ocağı kapatın.

5. Tatlınızı güzel cam kaselerinize paylaştırın, biraz soğuduktan sonra buzdolabına kaldırın. Servis yaparken dilediğiniz şekilde süsleyin.
Tencere dibini sıyırmayı ihmal etmeyin, yazıktır:)

Tüm çocuklara, evinde yetişkin çocuklar bulunanlara, kendisi çocuk ruhlu olanlara...
... yılın son tatlısı olarak Kahve'nin naçizane ikramı olsun.

Aslı Erdoğan Okumak...

"Kendimi yalnız bırakmamak için bütün gece aynanın karşısında oturdum."
Pavese


"Mucizevi Mandarin"le duymuştum onun adını ilk.
Sözcükleriyle beynimin içindeki, varolduğunu bile bilmediğim sinir uçlarına dokunan, kafamın içine resimler çizen, elimden tutup beni kendi içimdeki coğrafyalara götüren özel bir yazardı. "Benim yazarlarım"dan olacak ve ne yazsa okunacaktı bundan böyle...

"Kabuk Adam"la tanışmamı da unutamam...
Onu, ruhumu alıp gittiğim tek kişilik bir Ayvalık kaçışında taşımıştım yanımda. Dışarıda Ağustos cehennemi varken, öğle sonralarında odamdan hiç çıkmadan defalarca okumuş, aşkın olanaksızlığı ve sınırları üzerine düşünmüştüm çokça... o zamanlar.

"Yalnızlık, odak noktası belirlenemeyen bir ağrı gibi yayılır bedene, geçmişin tüm acıları, topluiğne başı gibi bir noktaya saplanır. Yabancı dilde yazılmış kitaplarda boş yere içini ısıtacak bir cümle ararsın..."

Bir imza günü çıkışında, Kadıköy çarşı içinde görmüştüm onu. Siyah elbisesiyle, eli kolu kitap dolu, hızlı adımlarla yürürken hayranlıkla ardından bakakalmıştım. Olduğu gibiydi. Anlattığı, yazdığı, olduğu kişiydi.

"Bilirsiniz, kendini üzerinde çoktandır hiçbir bitkinin yetişmediği bir toprak gibi hissetmeyi..." diyordu "Münzevi'nin Ruhuyla Sohbeti"nde. Ve bitirirken, "Yaydan çıkmış bir ok gibi dalınmıyor gerçeğe, kollara ayrışmayı, parçalanmayı, dağılmayı, her çatlaktan sızmayı göze almak gerek. Vurulmayı göze almadan kimse firar edemez."

Bugünlerde ardı ardına iki kitabını okudum, birbirinin devamı niteliğinde, Radikal'de yayınlanmış köşe yazılarından oluşan "Bir Delinin Güncesi" ve "Bir Kez Daha". Radikal'de yazmaya başladığında, çıktığı ilk günden beri sadakatle takip ettiğim sevgili gazetemde onun bir köşesi olması beni inanılmaz sevindirmişti. Ama kısa sürdü maalesef.. Kalemini ruhunun mürekkebine batıran biri için bu ülkenin gündemi hakkında yazmak zordu elbette, hele de o dönemde Cumartesi anneleri, Manisalı çocuklar, ölüm oruçları vicdanları sızlatırken... Ama kolay da pes etmedi. Yazdı gördüklerini, duyduklarını, içinde tutup saklayamadıklarını. Seslerini duyuramayanların çığlığı oldu, konuşamayanlar adına yazdı, "cam duvar"ın ardında otururken hem içeridekileri, hem dışarıdakileri anlattı...

"Başka türlüsünü yapamadığım için yazıyorum, susarsam eksileceğimi hissettiğim için konuşuyorum."

Yazmak üzerine, yazamamak üzerine, kendini ifade etmek ve edememek üzerine, yaptığımız seçimler üzerine ve sonuçları üzerine ne zaman düşünsem, onun sözlerini anımsayacağım bundan böyle;
"...yazma eylemi bir hesaplaşmadır. 'Ben' ve 'öteki', geçmiş ve şimdi, ölüm ve dirilişle..."

Kendi sesini duymak için yazdığını söylüyor..
Bugüne dek biriktirdiğim her şeyi düşünüyorum da...
Evet, benim de nedenim bu olurdu...


Bir şey daha eklerdim ama belki:
Kendi sesimi başka türlü duyamadığım için...

"İçimizdekini barındıracak derinlikte hiçbir şey yoktur gerçeklik okyanusunda..."

Karnabahar Çorbası


Fırında karnabahar tarifini yazarken çorbasını da deneyeceğimden bahsetmiştim. Denedim ve bu harika çorbayı vakit kaybetmeden paylaşayım dedim. Şimdi baktım da, geçen kıştan beri yeni bir çorba tarifi eklememişim bloga... Halbuki kışın çorbasız akşamımız olmadığı gibi, en sık yaptığım mercimek (aslında "mahluta") ve tarhana haricinde bol bol da farklı çorbalar deniyorum. Ve arşivde neredeyse her çeşit kış sebzesinden çorba tarifi varken, çok sevdiğim karnabahar ve brokolinin çorbası yokmuş. Hemen bu açığı kapatmalıyım diye düşündüm. Kış bitmeden brokoli çorbasını da eklemeye çalışacağım.

Karnabahar çorbası sütlü (hatta kremalı) lezzetiyle özellikle çocukların sevebileceği bir çorba bence. Evet, bazı annelere imkansız gibi görünebilir ama denemekte fayda var! Biz çok sevdik, başta şüpheyle yaklaşan sevgilim bile her bir kaseyi iştahla yedi. Pişerken camı kapıyı açıyorsunuz elbette, o kadar olacak:))

Soğuk akşamlarda sofranızdan çorbaları eksik etmeyin, özellikle de besleyici sebze çorbalarını... diyor ve hemen tarife geçiyorum. Bulabildiğiniz en küçük karnabaharı kullanın, yoksa koca bir tencere çorbanız oluyor, yaklaşık 8 kişilik filan... Bir büyükçe karnabaharın yarısını da kullanabilirsiniz.

Malzemeler:

- 1 ufak karnabahar
- 1 orta boy patates
- 1 orta boy soğan
- 1 su bardağı sıcak süt
- 1 lt sıcak su
- 1 çay kaşığı toz şeker
- 2 çay kaşığı tuz
- 1 çorba kaşığı zeytinyağı
- Servis için bir tutam ince kıyılmış maydanoz

Yapılışı:

1. Karnabaharları çiçeklerine ayırıp yıkayın, derin bir tencereye alın. Üstüne soğanı ve patatesi irice doğrayarak ekleyin.

2. Sıcak suyu ve sütü tenceredeki sebzelerin üzerine ekleyin. Şekeri serpip tuz ekleyin ve kapağı kapalı olarak pişmeye bırakın. Kaynadıktan sonra ocağı kısıp yaklaşık yarım saat pişirin.

3. Sebzeler iyice yumuşadığında ocağı kapatın, zeytinyağını ekleyin ve tüm malzemeyi blender'dan geçirin. Tuzunu ve kıvamını kontrol edin, gerekirse sıcak su ekleyip bir taşım daha kaynatın. Ama bu çorba koyuca kıvamlı güzel oluyor, benden söylemesi..

4. Kaselere aldıktan sonra üzerine maydanoz ve taze çekilmiş karabiber serpebilirsiniz.. Karabiberi ben fotoğraf çekerken unuttum ama bu çorbayı onsuz düşünemiyorum gerçekten. Yanında kızarmış ekmekle servis yapın.

Su Muhallebisi

Hayatımın ilk su muhallebisi'ni İstanbul'da, Zeynel'de yemiştim. Servis edildiği andaki şaşkınlığım (evet, görmüşlüğüm dahi yoktu), sonrasında ilk kaşıklardaki şaşkınlığım... Bir müddet kararsızlığım (sevdim mi sevmedim mi?)... derken tüm sütlü ve hafif tatlılara olan düşkünlüğümün galip gelişi... Ve iştahla koca kaseyi bitirişim...

Su muhallebisi tarifi

İlk anısı bu bende su muhallebisinin. Sonrasında başka nerelerde yedim tam hatırlamıyorum şimdi, ama Zeynel'de yediğimi unutamadım. Muhallebiciler cenneti İstanbul'da, Zeynel'in yeri ayrıdır bu yüzden bende.

Evde de kolayca yapılabilen bir tatlı olmasına rağmen bugüne dek hiç denememiştim. Denemem kurban bayramına rastladı... Her gittiğimiz yerde ikram edilen baklavalardan sıkılıp canım sütlü tatlı isteyince, biraz da dolaptaki sütü değerlendirmek maksadıyla yapıldı. Ve sadece evin hanımına kısmet oldu, zira sadece üç porsiyondu ve evin adamı gül suyunun kokusunu dahi sevmiyordu (tatlıda kullanmak üzere aldığım gül suyunu şimdi tonik olarak kullanıyorum, bu konuda ne düşünüyor hiç bilmiyorum:)

Ben -biraz da güllaç sevgimden kaynaklı olarak- tatlılarda gül suyunu severim. Hatta bayılırım. Bu tatlıya ruhunu veren de o. İsterseniz kullanmayabilirsiniz elbette, ama tam bir su muhallebisi olmaz o zaman belki...

Son birkaç not...
Bu tatlı hiç şekersiz ya da çok az şekerli yapılabiliyor. Tamamen şekersiz yapıp serviste üstüne pudra şekeri boca etmek serbest. Az şekerli yaptığınızda da ne kadar tatlı sevdiğinize bağlı olarak pudra şekerini ayarlayabilirsiniz. İkram ederken üste biraz serpip, ayrıca bir ufak kasede isteyenlerin ilave edebilmesi için pudra şekeri getirmenizi tavsiye ederim.

Malzemeler
  • 500 ml süt
  • 2 çorba kaşığı toz şeker
  • 1/2 çay bardağı su
  • 1/2 çay bardağı buğday nişastası
  • Pudra şekeri
  • Gülsuyu
Yapılışı
  1. Nişastayı ufak bir kasede su ile ezip pürüzsüz hale getirin.
  2. Sütü ve şekeri tencereye alın, orta ateşte şeker eriyene dek karıştırın. Şeker eriyince hazırladığınız nişastayı azar azar ekleyin.
  3. Muhallebi kıvamına gelinceye dek karıştırarak pişirin. Kaynadıktan sonra ocaktan alın, suyla ıslatılmış cam kaselere boşaltın.
  4. Buzdolabında iyice soğuttuktan sonra bir tabağa ters çevirerek çıkartın. Üzerine gülsuyu gezdirin ve dilediğiniz kadar pudra şekeri serperek servis yapın.
Şekeri abartmadığınız sürece çok hafif, çok sağlıklı bir tatlı bu. Yaza daha çok yakışır gibi görünse de benim gibi fanatikleri her mevsim afiyetle yiyebilir :)

Fırında Karnabahar



Tarif bahane..
Yazmak istedim bu sabah sadece.
Zira gördüğünüz gibi, özel bir tarif değil bu, pekçoğunuzun bildiği, yaptığı bir yemek. Maksat, blog arşivinde yer alması, kış günlerinde sebzelerle ne yapabilirim diye düşünenlere bir hatırlatma olması.

Adını anımsayamadığım bir okurum karnabahar yemekleri sormuştu bir kez, ben de yazacağımı söylemiştim. Aslında arşivde -karnabaharın en güzel pişme şekli olduğunu düşündüğüm- annemin sotesi mevcut, ama karnabaharla yapılabilecek daha pek çok şey var. Mesela ben önümüzdeki günlerde bir de çorbasını denemek istiyorum bu güzel sebzenin. Fırında pişmiş bol soslu, eriyip kızarmış kaşar peynirli hali ise sebzeye burun kıvıranlara dahi kendini sevdirir. 

Annem beşamel sosa bazen yumurta da kırardı, maksat benim protein almam... Beşamel sosa yumurta sarısı ve krema eklendiğinde elde edilen sosa "mornay sos" dendiğini ise yeni öğrendim. Bu sosun lezzeti gerçekten çok güzel. Ama ben kremanın yemeği ağırlaştıracağını düşündüğüm için sadece yumurta sarısı ekledim. Ve onsuz olmaz dediğim bir parça muskat rendesi... Sonuç çok basit, kısacık bir zamanda ortaya çıkarılmış, sade ve lezzetli bir yemek...

Malzemeler:
(4 porsiyon için)

- 1 ufak karnabahar (ufağını bulmak zor, bulamazsanız yarım karnabahar kullanın)
- 1,5 su bardağı süt
- 1,5 çorba kaşığı tereyağı
- 1 çorba kaşığı un
- 2 yumurtanın sarısı
- Muskat, tuz, karabiber
- 100 gr kaşar peyniri (rendelenmiş)


Yapılışı:

1. Öncelikle karnabaharları çiçeklerine ayırıp yıkayın. Fırınınızı 200 dereceye ayarlayıp ısıtmaya başlayın.

2. Bir tencereye kaynar su doldurup tuz ekleyin, karnabahar çiçeklerini suya koyup kapağını kapatarak 8-9 dk kadar haşlayın. (Buharda haşlamayı tercih ediyorum aslında ama buhar düzeneğim bu miktarı 2 seferde haşlayabileceği için vakit kaybetmek istemedim)

3. Ufak bir tencerede yağı eritin, unu ekleyip hafifçe kavurun. Beşamel sosun topaklanmaması için yağın un miktarından daha fazla olması gerekiyor, bunu yeni keşfettim. Un eğer yağa atıldığında hemen top top oluyorsa yağ az demektir, sütü eklediğinizde de topaklanma sürecektir. Aklınızda olsun..

4. Sütü ekleyip çırpıcıyla sürekli karıştırarak, kaynayıncaya kadar pişirin. Ocaktan aldıktan sonra sosunuza yumurta sarılarını ekleyip iyice çırpın. En son tuz ve karabiber ekleyip muskat rendeleyin.

5. Haşlanmış karnabaharları süzgece çıkarın, suyunu süzdükten sonra borcama alın. Üstüne sosunuzu kaşıkla dökün. Rendelenmiş kaşarları serpiştirin. Fırına verip üzeri güzelce kızarana kadar pişirin.

Yemeğimizi yerken "sebze sevmeyen bir çocuğumuz olursa kahrolurum ben" dedim sevgilime. "Düşünsene, Allahın günü köfte istermiş... Benim gibi bir annesi olup da... Kahrolurum" dedim. Vallahi öyle...