"Toplu İğneler"

Geçtiğimiz günlerde posta kutuma Çitlembik Yayınları'nın basınla ilişkilerini yürüten Dilek hanım'dan bir mesaj düştü. Yazarları Oğuz Dinç'in bir kitabını bana göndermek istediklerinden bahsediyordu. Kitap birkaç gün sonra elime geçti. Okumakta olduğum kitap biter bitmez de çantamda benimle yolculuk etmeye başladı. İnce bir kitap olduğu için uzun bir yolculuk olmadı gerçi, çabucak okuyup kütüphaneme kaldırdım. Ama birkaç satırla bahsetmek istedim.

Son zamanlarda epeyce öykü kitabı geçti elimden. Okuduklarımı takip edenler özellikle Türk yazarların öykü kitaplarını ne çok okuduğumu biliyorlardır. Kimisi gerçekten iz bıraktı bunların, kimisi şöyle bir gülümsetti, kimisi hızlıca okunup geçildi, zihnimde çok bir şey bırakmadan...

Oğuz Dinç'in kitabı bunlardan hangisine ait diye düşünüyorum, sanırım gülümsetenlerden daha çok. Keyifle okunan, küçük öykücükler toplamı ağırlıklı olarak. Diğer taraftan, kitaba adını veren öykü "Toplu İğneler" ve kapanışı yapan "İlanlar", mideye yumruk atan cinsten. Bir anlamda diğer öyküler dengeliyorlar onların ağırlığını. İlk öyküyü okurken diğerleri de böyleyse boğazım epeyce düğümlenecek diye düşünüyorsunuz ama yazar aralarda gülümsetmeyi de ihmal etmiyor. Hayatın tam içinden, her zaman karşılaştığımız, bazen de içlerinden biri olduğumuz insan öyküleriyle...

"Ilık" adlı öyküden tadımlık;

"Caddedeki insanlar, İzmir'in dingin ritmiyle, aheste aheste yürüyorlardı. Karşıdaki simitçinin masaları doluydu. Kırmızı kepli, naylon eldivenli kızlar, tepsilerle gelen simitleri camlı tezgaha yerleştiriyorlardı. Simitlerin sıcaklığını kendi ellerinde gördü Genç Şair.

Az sonra, yan masasındaki sakallı adam, okuduğu felsefe tarihi kitabının ağırlığı omuzlarında, kasaya yürüdü. Genç Şair, kızın adamla gülerek konuşmasını seyretti. Adam ciddi cümlelerle veda edip merdivenlere yönelirken, kızın bakışları Genç Şair'e döndü. Seyredildiğini fark edecek kadar kadındı demek... Genç Şair, gözlerini penceresine kaçırdı.

Bakışlarının parlak mavisi, kızın gözlerinin önünden gitmedi bir süre.
Sonra hayat aktı."


13 yorum var:

nesrin dedi ki...

Hep kitap okumak lazim.Bence de en iyi hediye kitaptir.Sevgiler...

YILDIZLI DENEMELER dedi ki...

Merhaba Sibel,

Cumartesi günü okuma grubumuzun toplantısından ayrılırken elimde birkaç kitap,önce hangisinden başlayayım iştahı...Çocukça bir elim kolum dolu sevinci.her biri başka bir dünya ve o dünyaya açılan pencereden bakıyoruz.Hatta bakmakla kalmayıp takılıyoruz yazarın sözcüklerine öykünün içinde buluveriyoruz kendimizi.Sonuçta güzel şey okumak.İlk başladığım Ece Temelkuran'ın "Muz Sesleri".Henüz başındayım,ama başarılı bulduğumu söyleyebilirim.Her gazeteci yazar romanın hakkını veremeyebiliyor.Temelkuran bunu aşmış,bakalım sonuna kadar nasıl gidecek.
Şimdilik bu kadar kitap dostum,sevgilerimle...
Melahat Yıldız

Adsız dedi ki...

Lost'un yeni bölümünü beklediğim heyecanla bekliyorum yazılarınızı bilmem anlatabildim mi tiryakiliğimi :)

Nükhet Z.

Sibel dedi ki...

Nesrin, katılıyorum. Çok okuyanlara da kitap hediye etmek zordur ama, ya okuduysa, onda da varsa diye düşünürsün. Benim için böyle düşünüyor olmalılar ki pek kitap hediyesi almam:))

Melahat, ne kadar güzel anlatmışsın. Aynen ben de yeni siparişim geldiğinde hangisinden başlasam diye heyecanlanıyorum. Muz Sesleri'ni alıp almama konusunda kararsızım, okuduktan sonra da yorumunu yazarsan sevinirim.

Nükhet, eyvah eyvah:)) Yeni yazı gecikmeyecek, söz:)
Sevgilerimle...

morbocuk72 dedi ki...

toplu iğne insan hayatının en vazgeçilmezlerinden değilmi sibel hanım.

mine dedi ki...

Yorumlarda Muz Seslerini görünce dayananmadım ben de yorum ekleyeyim dedim : =) Ece Temelkuran’ın cesaret isteyen konularda insanı can evinden vurabilecek yaklaşımlarını, insan doğasını çok iyi gözlemleyip yazı diline sıra dışı aktarabilmesini seviyorum. Bu kadar olgunluğa bir roman bekliyordum açıkçası. Çıktığını duyar duymaz da hemen alıp, okudum. Bir roman okurken en sevdiğim şeylerden biri olayların akışını izlerken dönemler, olaylar ve yerler hakkında da fikir sahibi olabilmek ki Muz Sesleri de bu konu da tatmin edici. Olay örgüsü, tanımlamaları, sürprizleri de buna ekleyince bana göre ortaya okuması keyifli ve hoş bir roman çıkmış. Gene de herkesin görüşü farklıdır tabii : =))
“… Bu savaşta gidenler Filipina, evlerini kaybettiler. Bu yüzden gitmedim ben. Annen de bu yüzden kaldı. Birlikte yaşanan hikayeler, insanları birbirinin evi yapar.” Sayfa111

yesilelma dedi ki...

Sibel merhaba;
Gecen yil sana yazmistim bir kez. Hatirlar misin bilmiyorum... Blogunu gecen yil kesfettim ve en sevdigim birkac blogtan biri o zamandan beri.
Cok amator bir ruhla ben de bir blog baslattim. Henuz emekleme safhasinda. Nasil duyuruldugunu cok bilmiyorum yeni acilan bloglarin. Seni ve blogunu yakin hissettigimden aklima yazmak geldi.
Belki vaktin olur da bakarsin ve onerilerin olursa da bana iletirsin dedim.

Sevgiler
Pinar

Blogum: www.vejetaryenkedi.com

Adsız dedi ki...

Gözlerimi pırıl pırıl parıldatan nadir şeylerden biridir “KİTAP”. Hayatımın her döneminde severek, büyük bir aşkla okurum kitaplarımı ve paylaşmayı çok severim. Aldığım ve alacağım en güzel hediye kitaptır benim gözümde. Birisinden ödünç kitap almakta hoşuma gitmez. İlla benim olsun, kütüphanemde olsun isterim. Günün birinde tekrar okuyabilmek için.Hiç bir zaman boş zamanımda kitap okumadım, her zaman kitap okumak için bir fırsat yaratırım. Benim için bir tutkudur kitap okumak, vazgeçilmez bir tutku hemde.
BÖYLE DEMİŞ AYŞE KULİN....
KİTAPLARA AŞIK BİRİNDEN SEVGİLERLE... :))

Sibel dedi ki...

Sevgili Mine, yorumun için teşekkürler. Herkes okuduğu kitaplar hakkında yorum yazsa ne güzel olur diye düşündüm okurken. "Birlikte yaşanan hikayeler, insanları birbirinin evi yapar.” cümlesi çok etkileyici.. Kitabı iyice merak etmeye başladım!

Sevgili Pınar, blogunun sana mutluluklar getirmesini dilerim. Vejetaryen bir blog olmasına ben ayrıca çok sevindim:) Seni ziyarete geleceğim memnuniyetle.. İlk başlarda ne kadar çok yazı eklersen o kadar iyi olur, bir de diğer bloglara yorum bırakırsan insanlar blogundan haberler olurlar. Gerisi kendiliğinden gelecektir:)

Sevgili Adsız, yorumunuza teşekkür ederim, keşke adınızı da yazsaydınız.
Sevgilerimle...

Onuncu Köyün Adamı dedi ki...

anlattıklarınıza bakılırsa bu kitap tam bana göre. Paylaşım için teşekkür ederim.

Adsız dedi ki...

Mutluluk bazen çok yakın da, bazen onu göremeyecek kadar perdelerin arkasında kalıyor.
adsız = morbocük

mine dedi ki...

Umarım beğenirsin, sevdiğim yazarları bazen abartyor muyum diye düşündüğüm oluyor çünkü : =))

NarincE dedi ki...

Küçük hikayeler okumayı ben de seviyorum. Dün Sevgi Soysal'ın Yürümek'ine başladım, sıcacık gidiyor. Ama on beş on altı yıl önce küçük öykülerinden oluşan bir kitabını okumuştum. Bir kadının ailesini bırakıp kaçışı vardı. Kiliseye gitmeyen, memelerini cama dayayan. Hangi kitaptı hatırlayamıyorum. Tekrar okuyasım var, en iyi çözüm yolu kitapçıya girip Sevgi Soysal kitaplarını tek tek kurcalamak sanırım.