Kadınlık Halleri Üzerine...

ŞU HAİN KALPLERİMİZ
(Kadınlar Erkeklere Neden Teslim Olurlar?)

Rosalind Coward’ın bu çalışmasından, bir Ayrıntı Yayınları kitabının son sayfalarındaki tanıtımını okuyunca haberdar olmuş, konu çok ilgimi çekince hemen internetten sipariş listeme eklemek istemiş, ancak “tükendi” notuyla karşılaşmıştım. Sonra hiç ummadığım bir anda bir sahafta buldum bu kitabı, çok da temiz bir durumdaydı ve tabii ucuzdu. Bir kitapsever için ne büyük mutluluk! Kitabı iş yerinde beklenmedik ve uzun elektrik kesintileri olunca boşta kalıp çabucak bitirdim. Ofistekiler yanlarında kitap olmadığı için çok sıkıldılar o saatlerde... Benimse böyle bir derdim yoktu, aksine keyifliydim bile diyebilirim, yanımda her zaman kitabım vardır çünkü.

1.baskısı 1995’te yapılmış olan bu kitap, yazarın esasen 90’lı yıllara dayanan gözlemlerinin ve araştırmalarının ürünü. Maalesef günümüzde de çok fazla değişen bir şey yok. Yazarın tespit ettiği gerçeklerin ve kitapta bahsedilen görüşlerin günümüz için de geçerli olduğu, hatta bazı açılardan daha da kuvvetlendiği söylenebilir.

Kadınların büyük çoğunluğunun hayatının belli bir dönemecinde anne olmak istediğini, bunun ardından evi ve çalışma hayatını annelik ile bir arada götürmekte zorlandığını, genellikle de evini tercih ederek çalışma hayatından çekildiğini ya da daha hafif işlerde çalışmayı tercih ettiğini söylüyor yazar. Bundan yola çıkarak görüştüğü kadınların pek çoğu birbirine benzer sorunları ve sıkıntıları dile getiriyor. Erkeklerin ev işleri ve çocuk bakımını paylaşımda zorlanıyor olmaları bir yana, kadınların zaten pek çok sorumluluğu kendiliğinden üstlendikleri, bu anlamda da giderek iş hayatından ve toplumsal hayattan uzaklaşıp eve kapanmalarında “suç ortaklığı” yaptıkları tezine dayanıyor. Bu tez üzerine yaptığı araştırmasında feminizmden yola çıkıyor elbette, ancak feminizmi de sorgulamayı ihmal etmiyor. İlerleyen bölümlerde kadınların erkekleri idealize etmelerine, bu idealleştirme nedeniyle ilişkilerinde / evliliklerinde geri planda kalmalarına değiniyor ve kadınların kendi bedenleri ve görünüşleriyle ilgili bitmez tükenmez sorunlarını, suçluluk hislerini, yetersizlik duygularını da masaya yatırıyor. Hem toplumsal, hem cinsel, hem psikolojik açılardan ele alıyor tüm bu sorunları ve kendi yaşamından örnekler vermekten de çekinmiyor…

Kitabın oldukça akıcı ve rahat bir dili var, okumak son derece keyifli. Kadınlık halleri üzerine düşünmek isteyen, hayatını zaten devamlı sorgulamakta olan ya da zaman zaman kafasına çengelli iğneler takılan bütün kadınlara tavsiye edilir…

“Kadınlar ideal beden, ideal sağlık, ideal çocuk, ideal ev imajlarının (eskiden bunlara stereotipler derdik) saldırısı altındadırlar. Bunlar hem cazibe, hem de doyumsuzluk kaynağı olarak işlerler; arzuyu kışkırtır, ama aynı zamanda hoşnutsuzluk yaratırlar. Kadınlık arzularına yönelik bu sonsuz kur yapma hali kısmen tüketim toplumunda kadın öznelliklerinin oynadığı kilit rolle ilgilidir ama aynı zamanda kendilerini kabul etmekte güçlük çeken kadınlar da yaratır.”

“…ideal ne kadar zor ve imkansız olsa da, kadınlar hala mutlak diğerkamlıkta her yetersiz kalışlarını kişisel bir başarısızlık gibi yaşıyorlar. Herkesin bunca suçluluk duymasına şaşırmamak gerek.”

“İş yerinde düşünmek için, bir fincan kahve içmek için kendinize ait zamanınız ve sürekli başkalarının düşüncelerine katılmak yerine kendi zihninizi kullanma imkanınız var. Bu acayip durumda, iş, ev hayatının ısrarlı ve tüketici taleplerinden bir kaçış olarak görülüyor.”

“Kadınlar erkeklerin boşvermelerine izin veriyorlar. Pek çoğu erkeklerle çatışmak istemediklerini belirtiyorlar. Rahatsız ve öfkeli insanların yaptıkları bir şey olarak gördükleri çatışma yerine, kendileri ile hesaplaşmamak anlamına gelse bile, kendi durumlarını erkek ve çocuklara bağlamak anlamına gelse bile, daha çok çalışmak ve baskı altında kalmak anlamına gelse bile, tamamen geleneksel erkeklik ve kadınlık yapılarını korumayı tercih ediyorlar. Bunun karşılığında, doğum, annelik ve çocuk yetiştirmeyle ilgili yeni bir mitolojiyi kabul ederek, görünürde aile içinde daha çok güç elde ediyorlar. Ama ‘armağan’ın ne olduğu belirsiz.”

Baharatlı Kış Keki


Mutfağımdan kek ve kurabiyeleri eksik etmemeyi her zaman severim de, özellikle kış mevsiminde daha sık yaparım. Bütün hafta boyunca yenmesi, bazı günler kahvaltı niyetine ofise götürülmesi, bazen fazlasının dondurucuya kaldırılması için, hemen her hafta bir kek pişer mutfağımda. Bu keki de geçtiğimiz haftalarda, çok soğuk günlerden birinde pişirmiştim, misler gibi baharat kokan bir kış keki özlemiyle... İlk dilimiyle sütlü kahve eşliğinde kahvaltı yapmış, o gün bize gelen kardeşlerime ikram etmiş, hatta kalanı da onlara paketlemiştim giderlerken. Kardeşimin "bu hayatımda yediğim en güzel keklerden biri abla" demesi, sevgilimin "çok lezzetli ve doyurucu bir kek" yorumu yapması, benim zaten her lokmada mest olmam sonucunda, tarifi bir an önce paylaşmaya karar verdim.

Malzemeleri epeyce bol bir kek bu... Tavsiyem, malzemeden kısmayıp tamamını kullanmanız. Çok fazlaymış gibi görünüyor, ama kek hepsini kaldırıyor inanın. Ben bir tek anasonu çıkardım listeden, dileyen onu da koyabilir ama anason çok baskın bir baharattır ve açıkçası ben biraz tuzlulara yakıştırırım onu. Diğer baharatları baskılamasından korktuğum için koymadım. Ama dediğim gibi, tercih sizin. Kuşüzümünü ben 2 ufak paket almıştım ama 3/4 bardak kadar gelince üstünü kuru üzümle tamamladım. Siz de kuşüzümü ve kuru üzümü karıştırarak kullanabilirsiniz. Bir diğer önerim de şeker miktarı konusunda... Tarifte 2 su bardağı şeker veriliyordu, ancak ben bu miktarın fazla tatlı olduğunu düşünüyorum. Eğer çok tatlı kek sevenlerden değilseniz 1,5 bardak şeker kullanın.

Tarif, Dr.Oetker'den. Evden kokusu 2 gün çıkmıyor:) Tam çay-kahve keyfi keki, yağmurlu bir kış gününde...


Malzemeler:

- 1 su bardağı kuş üzümü, ya da kuşüzümü-kuru üzüm karışımı
- 90 gr dövülmüş ceviz
- 1 baton (40 gr) bitter çikolata
- 1 tatlı kaşığı karanfil
- 1 tatlı kaşığı kişniş
- 1 tatlı kaşığı zencefil
- 1 tatlı kaşığı muskat rendesi
- 1 tatlı kaşığı tarçın
- 1 çay kaşığı mahlep
- 3 yumurta
- 1,5-2 su bardağı toz şeker
- 125 gr tereyağı (oda ısısında)
- 200 ml süt
- 1 paket vanilya
- 1 paket sade kekun (450 gr)

Yapılışı:

1. Üzümleri sıcak suda yarım saat bekletin. Bu arada çikolatanızı ufak parçalar halinde kesin, muskatı rendeleyin, karanfili havanda döverek inceltin, cevizleri de aynı şekilde hazırlayın.

2. Üzümlerin suyunu süzüp kağıt havlu arasında iyice kuruladıktan sonra derin bir kaba alın. Cevizi, çikolataları, baharatları ekleyin. Bu aşamada evde varsa 2-3 kaşık kadar likör ekleyebilirsiniz. Bende yoktu, eklemedim. (Eğer likör koyarsanız bir 15 dk dinlenmeye bırakın malzemeyi) Hepsinin üstüne 1/2 bardak kekunu ekleyip harmanlayın.

3. Başka bir kabın içinde yumurtalarla şekeri mikserle 5-6 dk boyunca çırpın. Tereyağı ve sütü ekleyip çok az daha çırpın. Vanilyayı ve kalan kekunu ekleyin. Sadece un gözden kaybolana kadar düşük devirde çırpıp mikseri çıkartın.


4. Hazırladığınız baharatlı karışımın 3/4'ü kadarını hamura ilave edin. Bir kaşık yardımıyla hamura iyice yedirin.

5. 28 cm. çapındaki kelepçeli bir kalıbın tabanına yağlı kağıt serin, kenar kısımlarını da yağlayın. Hamuru kalıba boşaltın. Üzerine kalan baharatlı karışımı serpin, fırına verin..

160 derecede, 1 saatten fazla sürede pişti benim kekim. 1 saat dolmak üzereyken kürdanla kontrol ettiğimde, içi tam pişmemişti. Bu yüzden üzerine alüminyum folyo örtüp biraz daha pişirdim. Aklınızda olsun, içi pişmeyip üzeri kızarmış olan kekler için bu iyi bir yöntemdir.


Piştiğinde böyle bir görüntüsü oluyor işte...
Kış bitmeden deneyin derim.
Hatta hiç beklemeyin, hemen bu hafta sonu pişirin. Sonra da evi kaplayan o büyülü baharat kokusunun keyfini çıkarın...

Kremalı Yerelması Çorbası


Çok sevdiğimiz bu çorbanın tarifini niye daha önce yazmadım bilmiyorum. Aslında sevmemize rağmen çok sık yaptığım da söylenemez! Biraz yerelmasının temizliği gözümde büyüdüğünden, biraz da her zaman her yerde bulamadığımdan olsa gerek... Oysa sevgilim geçen yaz bile ara ara aklına gelip bu çorbayı istemişti benden. Mevsimi gelince yapacağıma söz vermiştim, yaptım da.

Burada satılan yerelmaları koyu soğan kabuğu renginde oluyor. Aydın pazarından aldıklarımız ise daha sütlü kahve renginde olurlardı. Ayrı bir cins sanırım. Lezzet olarak da sanki daha güzellerdi. Ya da şimdi bana öyle geliyor, Ege'nin sebzelerini ve her şeyini özlediğim için... Orada annemle en çok zeytinyağlısını yapmayı severdik bu güzel sebzenin. Çorbayı ise ilk kez kendi evimde denedim. Her ikisi de güzel, lezzetli. Bu sebze çiğ de yenebiliyor ki tadı gerçekten harika.

Havalar biraz güzelleşmiş olsa da iyice ısınana kadar çorbaları akşam yemeği soframızda arıyoruz. Özellikle ben, çorbasız bir kış akşamı düşünemiyorum. Siz de benim gibiyseniz, hele de kremalı-sütlü çorbaları seviyorsanız bu çorbaya bayılacaksınız, eminim. Zahmetini de gözünüzde büyütmeyin, tadına bakınca değdiğini düşüneceksiniz. TV karşısına oturup yavaş yavaş da yapabilirsiniz kabuk soyma işini... Ben çoğu sebzeyi bu şekilde ayıklarım:)

Malzemeler biraz fazla, ben olmuşken fazla olsun diye çok yapıp bir kısmını dondurucuya kaldırmıştım. Siz isterseniz yarım ölçü de yapabilirsiniz.

--> Malzemeler:

- 2 paket yerelması (toplam yaklaşık 1,5 kg)
- 2 çorba kaşığı tereyağı
- 1/2 paket (100 ml) çiğ krema
- 4 su bardağı sıcak su
- 1 çay kaşığı köri
- Bir tutam muskat
- Deniz tuzu
- Karabiber
- Bir tutam maydanoz
- Üzeri için küp kesilmiş tost ekmekleri

Yapılışı:

1. Yerelmalarının kabuklarını soyup temizleyin. Kararmamaları için soyduklarınızı su dolu bir kabın içerisine atın. Hepsi temizlendikten sonra tekrar yıkayıp iri olanlarını birkaç parçaya kesin.

2. Tereyağından az bir miktar ayırarak kalanını tencerede eritin, yerelmalarını ekleyin. Üstlerine köriyi serpip birkaç dakika karıştırarak soteleyin.

3. Sıcak suyu tencereye ekleyin, kaynamasını bekledikten sonra altını kısarak yaklaşık 20 dk pişirin.

4. Yerelmaları iyice püre yapılacak kıvama geldiğinde blenderdan geçirin. Kremayı, muskat, tuz ve karabiberi ekleyin. Kıvamına göre su ilave edebilirsiniz.

5. Ayırdığınız tereyağıyla küp ekmekleri kıtırlaştırın. Çorbanızı kaselere aldıktan sonra üstlerine maydanoz ve kıtır ekmek, dilerseniz biraz daha muskat serperek servis yapın.


Nefis görünüyor değil mi:) Öyle gerçekten.
Kış bitmeden önce mutlaka denemenizi tavsiye ederim.

Eski Kaşarlı Muffinler


Kahvaltı yaptınız mı?
Gözlerinizi yeni açtıysanız eğer, şimdi yeni demlenmiş tazecik bir çay yanında, fırından yeni çıkmış, içi peynir dolu muffinler harika olmaz mıydı? Bu hafta sonu sizlere önerim bu işte:) Yarın sabah, olmadı pazar sabahı sadece yarım saatinizi ayırarak kahvaltı için deneyebileceğiniz nefis muffinler...

Geçen pazar sabahı -tahminimden de erken bir saatte uyanarak- yaptım ve kahvaltı masamıza koydum bu muffinleri. Bu tür bir şeyler pişirmeyi de yemeyi de özlemiştim doğrusu. Hava buz gibi olduğu için uzun süre sıcak kalamadılar ama ılık halleri bile çok güzeldi. İdeali, ilk sıcaklığıyla hemen yemek elbette!

Tarifi Arman Kırım'ın Hürriyet'teki sayfasından kesip saklamıştım. Onun sayfasından denemek istediğim epeyce tarif birikti doğrusu. Umarım bir şeyler pişirmek için daha sık bahanem çıkar! Yoksa sırf evde bulunsun diye dondurucuya kaldıramayacağım hiçbir şey pişirmiyorum artık, özellikle tatlı şeyler... Ya bir misafir için ya da bir yere götürmek için yapıyorum. Dondurucuya atılabilecek olanlarsa her zaman kurtarıcı oluyor, onlar evde bulunsun diye yapılabilir:) Bu muffinlerin de kalanlarını aynı şekilde poşetleyip kaldırdım. Kısmet bir başka kahvaltıya ya da belki bir misafire...


Arka fonda görülen yeşil zeytinler memleketten geldi... Annemin son gönderdiği kolinin sürpriziydi. Şöyle her ısırıkta damağımda ekşisini hissederek kıtır kıtır yeşil zeytin yemeyi özlemiştim. Koliden çıkan diğer sürprizler mi? Burada bulamadığım dallı yapraklı kerevizler, kerevizime koyayım diye bir kavanoz yaz domatesi, bir poşet dolusu brokoli (bir kısmı çorba oldu, bir kısmı bu akşam fırında pişecek), kısacık boylu ufacık yapraklı maydanozlar, kocaman bir poşet dolusu karışık ot! En çok da buna sevindim. Pazı, ıspanak ve pancar yaprakları ayrı pişti, sadece benim severek (sevmek ne kelime ölüp bayılarak) yediğim arapsaçı, ebegümeci ve pırasa karışımı ayrı pişti. Otlarımla yerim diye çok sevdiğim kese yoğurdundan da koymuştu anneciğim. Buradan aldığım süzme yoğurtla şöyle bir karşılaştırdım da... Yan yana durduklarında biri beyaz, biri sarı renkte! Biri azıcık suyla seyrelirken diğeri neredeyse bıçakla kesilecek kıvamda!

Ah ben neleri bırakmışım ardımda, bu şehre gelirken...


Klasik kahvaltı tabağım bu aslında.. Bir-iki kaşık kadar peynirli çırpılmış yumurta (son haftalarda omlet alışkanlığımızı bırakıp buna dadandık), birkaç zeytin, keçi peyniri ve bolca roka.. Yanına bir adet muffin ve çayımı ekledim tabii, üstüne çilek reçelimden de aldım bir ufak kaşık, yanıma açtım Hürriyet Pazar'ı, bir yandan fon olarak tv'de en sevdiğim yazarlardan birinin katıldığı bir program. Bir pazar sabahı da böyle geçti işte...

Lafı daha fazla uzatmadan tarife geçiyorum. Tarifle ilgili bir notum, şekerle ilgili. 2 çorba kaşığı şeker vardı tarifte, tuzlu bir muffin için bence çok fazla. Şekeri yarıya düşürdüm bu yüzden. Kekik yerine buzdolabında içi geçmek üzere olan dereotlarımdan kurtarabildiklerimi kullandım. Ama kekikle daha da güzel olabilir bu muffinler, bir dahaki yapışımda öyle deneyeceğim.

Malzemeler:

- 55 gr tereyağı (eritilip ılıtılmış)
- 200 gr un
- 1 paket kabartma tozu
- 1 çorba kaşığı toz şeker
- 1 çay kaşığı tuz
- 1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
- 125 ml süt
- 2 adet yumurta
- 1 tatlı kaşığı ince kıyılmış dereotu ya da kekik
- 55 gr eski kaşar (ufak küpler halinde doğranmış)
- Üzeri için susam

Yapılışı:

1. Muffin kalıplarınıza 9 adet muffin kağıdı yerleştirin, kağıt kullanmıyorsanız kalıplarınızı yağlayın.

2. Büyük bir kabın içine unu eleyin, tuz, kırmızı biber, şeker ve kabartma tozunu ekleyin.

3. Bir başka kabın içine yumurtaları kırın, sütü ve tereyağını ekleyin. Kekik ya da dereotunu da bu karışıma ekleyip çırpma teliyle iyice çırpın (mikser kullanmanıza gerek yok).

4. Sıvı malzemeyi, un karışımının içine ekleyin ve tahta bir kaşıkla çok az karıştırın, sadece malzemeler birbirine karışacak kadar.

5. Muffin kaplarının yarısına kadar hamur dökün. Hamurun üstüne kaşar küplerinden paylaştırın. Kalan hamurla peynirlerin üzerini kapatın. Üstlerine susam serpin.

6. Önceden 190 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 15 dk, üstleri güzelce kızarana kadar pişirin. Sıcak sıcak hemen servis yapın.

********************

Dün ayrı bir post olarak yazacaktım aslında, olmadı. Birkaç satırla da olsa bahsetmeden bitirmek istemedim. Sinefillerin iple çektiği bağımsız filmler festivali IF dün başladı.

Çalıştığım şirket hizmet sponsorlarından biri olunca elime iki kişilik gala davetiyesi geçti ve iş çıkışı koşarak gittik Çarşamba akşamı. Hayli zorlayıcı bir film olan "Yeraltı Peygamberi" ile açılış yapan festival, açılışıyla biraz hayal kırıklığı yarattı bende ama umarım devamı iyi gelir. Uzaylıların İstiklal Caddesi'ne inerek "geç kalanları almıyoruz!" dedikleri o şahane tanıtım filmli 2007 yılını ve o yıl izlediğim birbirinden absürd, deneysel, hem insan doğası hem de sanatın ve sinemanın sınırları üzerine düşündüren filmleri unutamıyorum.

Hani "biz kendi aramızda eğleniyorduk siz niye geldiniz ki?" dercesine yapılan açılış, alkol seviyesi bedava birayla yükseltilmiş seyircinin diğer izleyenlere saygıyı ve festival kültürünü-ruhunu hiçe sayarak sık sık yerinden kalkıp tuvalete taşınmasıyla kesilen altyazı görüntüleri sinirlerimizi epeyce bozdu. Çıkışta, "bunu da mı kaybediyoruz yahu?" dedim. Yine de umudumu yitirmiş değilim. Listemdeki filmlere gitmeye çalışacağım, şartları zorlayarak.

Kaçırmamanızı (ve kaçırmamayı) dilediğim filmleri de not düşerek bu hayli uzamış yazıyı bitireyim artık.
Gıda Ltd, Dondurulmuş Ruhlar, Precious, Metropia, Aşk Dersi, Uzaklara Gidelim, Herkes Gibi, Beyaz Şimşek, Pippa'ya Mektubum, Tarımsal Ütopya, Aptallar Çağı.

Bol filmli, bol "aşk"lı ve keyifli bir hafta sonu olsun.

Kestaneli Çikolatalı Pasta


Karlı ve soğuk günlerden geçtik, daha da geçecek gibiyiz. Ben yine her zamanki gibi, hatta biraz daha fazla üşüyorum. Kan değerlerimde bir sorun olabilir diye düşünmeye başladım bu aralar yine... Elbette sağlıklı beslenmeye çalışıyorum, yeşil sebzeleri, otları eksik etmiyorum soframızdan. Proteinimi almaya da daha dikkat eder oldum. Böyle dikkatli beslenince, havalar da soğuk olunca, ara sıra kaçamak yapmaya izin oluyor tabii:) Bu aralar siz de kendinize tatlı kaçamaklar için izin veriyorsanız, şahane bir önerim olacak: Bol kestaneli, bol çikolatalı bir dilim pasta!

Geçtiğimiz ay Filiz annemin doğum günü için yapmıştım bu pastayı. Pastayı hafta içinde, geç bir saatte yapmak zorunda kalınca, olabildiği kadar pratik bir tarif aradım. Eksik malzemeleri iş çıkışında yakındaki dükkanlardan temin edebilmeliydim. Ve elbette sonuç çok güzel olmalıydı... İş yerinde flash belleğin arşivinde umutsuzca gezinirken bu tarife rastladım. Bir yemek dergisinden not almışım, çok pratik bir pasta diye, kimbilir ne zaman...

Akşam malzemeleri tezgaha sıralayıp pastayı yapmaya başlamamın üstünden o kadar kısa bir zaman geçti ki, gelip son haline bakması için sevgilimi çağırdığımda o bile şaşırdı. Buzdolabında o gece dinlenen pastamız ertesi akşam kesildiğinde lezzeti beni bile şaşırttı doğrusu:) Doğum günü annesi ise tek kelimeyle bayıldı pastasına. Kestane ve çikolata bir araya gelince aksi düşünülebilir mi:)

Bu aralar ister kendinize ödül olarak, ister misafirleriniz için, ister hızlı bir doğum günü hediyesi ya da sürpriz için, çok ama çok pratik bir pasta tarifi arıyorsanız eğer, böyle buyrun:

Malzemeler:

- 1 adet (2 katlı) hazır pandispanya*
- 1/2 kg kestane şekeri
- 1 ufak kutu çiğ krema
- 2 büyük paket (160 gr) bitter çikolata
- 1 su bardağı taze sıkılmış portakal suyu

* Ben Bim'de satılan pandispanyaları çok beğeniyorum. Hem fiyatları çok uygun, hem de diğerlerine göre daha kalın ve lezzetliler, denemediyseniz tavsiye ederim.

Yapılışı:

1. Pandispanyanın katlarını portakal suyuyla ıslatın.

2. Bitter çikolatanın 1 paketini benmari usulü eritin, biraz ılımaya bırakın.

3. Kestane şekerini çatalla ezin (şerbetsiz kısmını kullanmaya dikkat edin, yoksa pastanız fazla şekerli olabilir). Kestane püresi de kullanılabileceği yazıyor tarifte, ama bence kestanenin biraz pütürlü kalıp yerken kendini belli etmesi daha güzel. Bu yüzden robotta çekmenizi değil çatalla ezmenizi tavsiye ederim.

4. Ezilmiş kestane şekerini derin bir kaba alın, içine kremayı ve erimiş-ılımış çikolatayı ekleyin. Kaşıkla düzgün bir krema kıvamı alana kadar iyice karıştırın.

5. Hazırladığınız kremanın yarısından biraz fazlasını pastanızın ara katına sürün. Diğer katı kapattıktan sonra kalan kremayla bütün pastayı kaplayın.

6. Kalan 1 paket çikolatayı da eritin ve pastanızın üzerine gelişigüzel dökün. Dilerseniz yeşil fıstıkla süsleyebilirsiniz.

7. İşte hepsi bu kadar... Buzdolabına kaldırın, en az 1 gece dinlendirdikten sonra servis yapın. Eğer imkanınız varsa (bir yere götürmeyecekseniz) pastanızın üstüne çikolatayı servisten önce de dökebilirsiniz.


Işık koşulları çok yetersiz olunca ancak bu kadar adam edebildim fotoğrafları, kusura bakmayın. Fotoğraflar yüzünden tarifi yayınlamamak da haksızlık olur gibi geldi. Şimdi film izlemek için beni bekleyen sevgilimi daha fazla bekletmemek üzere mutfağa sıcak çikolata yapmaya gidiyorum:)

Mutlu, keyifli olsun hafta sonunuz.
İçinizi ısıtmayı ihmal etmeyin...