Ayçekirdekli Kıtır

Çayın yanında kıtır kıtır tuzluları sever misiniz? İlle börek ve poğaça olması gerekmiyor. Bu sıcak günlerde, hafif ve atıştırmalık şeyler daha güzel gidiyor çayın yanında sanki...

Ben de bu düşünceyle, ne zamandır denemek istediğim bu kıtırları geçenlerde akşam çayına gelen arkadaşlarıma ikram etmek üzere denedim. Tarifi Gamze Bursa'ya ait.

Bu kıtırları daha önce denememekle çok şey kaçırmışım. Tam olmaları gerektiği gibi oldular, yani kıtırlıklarından günler sonra bile bir şey kaybetmediler. Bu tür tariflerin en büyük sorunu yumuşama olduğu için, böyle bir sonuçla karşılaşmadığıma çok sevindim. Sırf bu özelliğiyle bile Kahve arşivine almaya değer bir tarif. Bir de tabii, çok ama çok lezzetli!

Ben tarifteki ölçüleri 2 katına çıkardım, buna rağmen fazla olmadı. Kendi ölçülerimi vereceğim ama eğer kalabalığa yapacaksanız bunların da 2 katını kullanmanızı tavsiye ederim. Aşağıdaki ölçüler ise ilk deneme için yeterli. Tabii gerisini aramayacağınıza eminseniz :)


Malzemeler
  • 1 su bardağı un
  • 1/2 su bardağı kepekli un
  • 1/2 çay kaşığı kabartma tozu
  • 1/2 çay kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı toz şeker
  • 4 çorba kaşığı tereyağı (bıçakla küp şeklinde kesilmiş)
  • 4 çorba kaşığı süt
  • 1 tatlı kaşığı limon suyu
Üzeri için
  • 1 yumurtanın akı
  • Susam, çörekotu, ayçekirdeği içi
Yapılışı
  1. Un, kepekli un, kabartma tozu, tuz ve şekeri bir kabın içerisine eleyin.
  2. Sütü, limonu ve tereyağını bu karışıma ekleyin ve parmak uçlarınızla yoğurun. Hamur kuru olursa çok az süt ekleyebilirsiniz. Eğer elinize yapışan bir hamur olduysa çok az un ekleyerek hamuru toparlayın.
  3. Hazırladığınız hamuru merdane ile incecik açın. Kare ya da dikdörtgen şeklinde açabilirseniz daha iyi olur. Üzerine yumurta akını hafifçe çırparak sürün. Susam, çörekotu ve ayçekirdeği serpin.
  4. Hamuru keskin bir bıçakla küçük kareler halinde kesin. Kareleri spatula yardımıyla dikkatle alarak yağlı kağıt serili fırın tepsisine sıralayın.
  5. Önceden 180 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 15 dk, üzerleri güzelce kızarana kadar pişirin.

Zeytin!


Artık hem kitaplı hem kedili bir evimiz var:)

Sevgilim kapımızın önünde buldu onu.
Pencerenin pervazına koyup biraz sevdi, bana da sevdirdi, sonra da "hadi bunu alalım eve" dedi. Sokakta görüp çok sevdiği kediler için hep duyduğum bu cümleyi "hayır olmaz" diye cevapladım önce otomatik olarak. Ama minik patiler bize uzatıldıkça, minik bir baş kollarımıza sürtündükçe direncim azaldı ve "peki" deyiverdim!


Hemen kum ve kuru mama alınıp gelindi, sonra banyoya girildi ve gıkını bile çıkarmadan bir güzel yıkandı kedicik. Sonra da böyle masum masum uyudu...

Birkaç gün sonra başladı hafiften ısırmalara ve tırmalamalara tabii. Tekir ne de olsa:) Oyuncak fare alındı bol bol ısırsın diye. Pek sevdi oyuncağını yaramaz, taklalar atıyor peşinde. Hatta uyurken bile bırakmıyor bazen...


Hep böyle masum değil tabii ki!

Mutfağa girmesi yasak ama başka keşfetmediği yer kalmadı evde.
Özellikle perdelere tırmanıp püskülleriyle oynamaya bayılıyor.


Zeytin'le tanıştırmak istedim sizleri.
Bu minik oğlan evimizin neşe kaynağı oluverdi iki hafta içinde...

Kestane Unlu Fındıklı Kurabiye

Bir önceki yazımla ilgili olarak hem yorumları hem de gönderdikleri e-postalarla sıcacık ilgi ve desteklerini eksik etmeyen sevgili okur-dostlarıma çok teşekkür ederim. İyi ki varsınız... Sizlerin sayesinde son birkaç günü bir nebze daha iyi hissederek geçirebildim. Bir yandan havada sonbahar kokusu var, vakitsiz... Yanıma kahvemi, çikolatalarımı, kitaplarımı, dergilerimi alınca kendimi biraz daha iyi hissedebiliyorum. Her gün yeni bir gün..


Bu güzel kurabiyeleri anneler gününde Hayriye teyzeye giderken götürmek için yapmıştım. Yiyen herkes çok beğenmişti kurabiyelerimi. Tarif bir süredir yayınlanmak üzere bekleyenler arasındaydı. Son yazıma bu tarifi paylaşmak üzere başlamıştım aslında! Sonra bambaşka yönlere gitti dökülen kelimeler...


Kurabiye yapmak bana iyi geliyor. Ekmek yapmanın, kek çırpmanın iyi geldiği gibi. Sizlere de iyi geliyorsa, bugünlerde demlediğiniz çayların ya da kahvelerin yanında servis yapmak üzere kurabiye yapın. Mesela ufak bir alışverişe çıkmaya üşenmezseniz bu tarifi deneyin. Çünkü bu tarif için evinizde her zaman bulunan malzemelerin haricinde ekstralara ihtiyacınız olacak: Toz fındık, pirinç fındık ve kestane unu.

Toz fındık hemen hemen bütün kuru yemişçilerde ve aktarlarda bulunabiliyor. Aldıktan sonra kalanını cam kavanoza koyup buzdolabında saklayabilirsiniz. Pirinç fındık da fındığın çok küçük parçalar halinde çekilmesiyle elde ediliyor. Yine aktarlarda bulabilirsiniz. Evinizde kendiniz de yapabilirsiniz, uygun bir parçalayıcınız varsa.

Kestane unu gluten içermediği için özel bir ürün. Çok da lezzetli. Ben açtığım paketle önce bir kek yaptım, lezzeti inanılmazdı. Paketin üzerinde yer alan bu kek tarifini sevgili Yasemin de denemişti. Kesinlikle tavsiye ediyorum, unu alırsanız bu keki de deneyin. Özellikle gluten içermeyen tariflere ihtiyacı olanlar olabilir düşüncesiyle tarifi paylaşmak istiyorum. Kafkas'ın "Kestane Unlu Lezzetler" kitapçığından:

Malzemeler
  • 3 su bardağı kestane unu
  • 1,5 su bardağı toz şeker
  • 1 çay kaşığı tarçın
  • 2 adet yumurta
  • 125 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
  • 1 çay bardağı kuru üzüm
  • 1 çay bardağı toz fındık
  • Üzeri için bir kase pirinç fındık
Yapılışı
  1. Kestane unu, toz şeker, tarçın ve toz fındığı karıştırın. Tereyağı, yumurta ve kuru üzümü de ekleyin ve yoğurun.
  2. Hazırladığınız hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparın. Pirinç fındıkları bir kaseye koyup hazırladığınız topları batırın ve üzerine yapışması için avcunuzda hafifçe sıkın.
  3. Kurabiyeleri yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine sıralayın, 180 derece ısıtılmış fırında 15-20 dk kadar pişirin.
Tarif kabartma tozu içermediği ve kestane unu yapısı nedeniyle kabaran bir un olmadığı için kurabiyeleriniz hemen hemen pişmeden önceki ebatlarında kalacaklar. Bu da onları daha sevimli gösteriyor sanki... Dilerseniz güzelce paketleyip sevdiklerinize hediye edin, dilerseniz misafirlerinize ikram edin, beğenileceğini garanti edebilirim.

Yazmak...


Yirmili yaşlarıma henüz adım attığım zamanlarda, bundan 10 yıl sonra nerede ve ne yapıyor olurum acaba diye düşündüğümde zamanın uzunluğu ürpertirdi beni... 10 yıl, koskoca 10 yıl... Her genç kız gibi o yaşlarda artık "orta yaşlı" olacağımı düşünürdüm. Çoktan güzel bir kariyer yapmış, ruh eşimi çoktan bulmuş, bir ya da iki çocuk sahibi olmuş olurdum herhalde!

Hayatın -o kadar da- kolay olmadığının farkındaydım elbette, hatta bazen çok ama çok zor olduğunun... Henüz farkında olmadığım şey, zamanın nasıl da hızlı geçtiğiydi... Biz durmadan planlar yaparken, hayat ustanın bazen elimizden tuttuğu, bazense bizimle alay ettiğiydi...

Mutlaka bizim iyiliğimiz içindi elbette, bir kapıyı kapıyorsa bir diğerini açacağı içindi. Ya aralardaki süreler? Beklemeler, umut etmeler, direncin tam kırılırken toparlanmaya çalışmalar? İşte asıl sınav onlardı belki de... Bizi biz yapan şeylere -asıl böyle zamanlarda- ne kadar sıkı tutunacağımızdı. Ne kadar aydınlık tutacağımızdı içimizin odalarını, bir yanımız perdeleri sımsıkı çekmek isterken, inadına.

1,5 yıldır çalıştığım işimden ayrıldım. Ayaklarım her gün beni geri geri götürürken inatla gittiğim, son zamanlarda her gün yeni bir istifa mektubu yazıp bir türlü veremediğim, sayesinde panik atakla tanıştığım, dayanılmaz baş ağrıları çektiğim, tedavi gördüğüm o ofis artık çok uzaklarda... Bu arada hayat bana bir "sürpriz" yaptı ve hemen yeni bir iş buldum. Asıl sürpriz ise 1 hafta sonra oradan da ayrılmam oldu. Kurumsallaşmak nasıl da anlamsız bir kelime olabiliyor bazı şirketler için, insana ve emeğe nasıl zerre kadar değer verilmiyor, onu öğreniyorum bugünlerde... Zaten biliyordum da, pratiğini yapıyorum diyelim.

Ben yazarak yaşamak istiyorum...
Nasıl bir hayatın olsun isterdin sorusuna tek yanıtım bu benim, kalemi elime aldığım ilk günden beri... Çekmeceleri dolduran, benden sonra sadece -olursa eğer- kızımın okumasına izin vereceğim, aksi halde yakılacak olan defterlerim... İçi onca karalamayla dolu dosyalarım ve 5 yıldır yazdığım blogum... Geçenlerde bir röportaj okumuştum gazetede, kalbini hızlı attıran şey doğrudur diyordu kadının biri ya da buna benzer bir şey söylüyordu... Benim kalbim ancak yazarken hızlı atıyor. Yaşamımın ritmi bu benim. İçimin müziği, kelimelerim...

Yeni bir iş arayışındayım, evimdeyim şimdilerde...
Bu kez açacağın kapı şimdiye dek hep hayal ettiğim kapı olsun istiyorum hayat usta...

Bu kez olsun... Bu kez olsun ne olur...