Taşındık...


Yorgunuz çok!
Yeni evimizi bulalı ve taşınalı 1 hafta oldu...

Ondan önceki birkaç haftayı da sayarsak; hemen her gün mağazaları önce yalnız, akşamları sevgiliyle gezerek yeni evimize yeni eşyalar seçmek, suya yazı yazar gibi durmaksızın temizlik yapmak, çamaşır yıkamak, koli açmak-kapatmak, ambalaj yapmak-yırtmak, bir yerleri silip süpürmek, merdivenlere tırmanmak, bir şeyleri bir yerlere yerleştirip sonra vazgeçmek ve değiştirmek, Ikea'yı tavaf etmek, ev(ler)in içinde anlamsızca kaybolan nesneleri aramak, unutmayacağımıza emin olduğumuz şeyleri unutmak, not defterlerine sürekli bir şeyler yazmak, elimizde metrelerle sürekli bir şeyler ölçmek, hesaplar yapmak, yemek yemeyi unutmak, hatırlayınca en yakın fast-food'a (maalesef) sığınmak, deliren Zeytin'i sakinleştirmek ve sürekli karar vermek zorunda olmakla geçti...

Nefes alabildiğim bazı anlarda ancak maillerime bakabildim, bu arada şahane bir değişim grubu olan "freecycle" ile tanıştım ve bazı eşyaları bu sayede elden çıkardım. (Bu grup, elinizdeki fazla veya kullanmadığınız eşyaları/nesneleri atmak yerine ihtiyacı olanlara devretmenizi ve aynı şekilde ihtiyacınız olan bazı şeylere ulaşmanızı sağlayan bir yahoo mail grubu, gereksiz tüketime engel olmak ve paylaşmaktan başka bir amacı yok.)

Velhasıl, blogun yeni bir tarifle güncellenmesine daha zaman var gibi görünüyor.
Merakta kalmayın istedim.
Son durumumuz böyle...

Kestaneli ve Fındık Krokanlı Cheesecake

Kafkas'ın kitapçığında yayınlanan tarifimi sizlerle paylaşacağımı söylemiştim daha önceki yazımda. Laptopu kucağıma alabilmem bir haftayı geçti yine... Bu sürede ev arayışına devam ettik, hala da ediyoruz. 




Geçelim tarifimize...
Kestane bana hep çocukluğumu hatırlatan lezzetlerden biri. Yaz gelene kadar, hemen her köşebaşında görmeye alıştığımız kestane kebapçıların yanından geçerken hep o nefis kokuyu içime çekmenin keyfiyle gülümserim. Hep aynı, tanıdık ve sıcacık bir lezzettir o... En güzel hali kebabıdır kimine göre, kimine göre de şekerlemesi... Bir de tatlı yapımında kullanılan ürünleri var ki onlar gerçekten çok özel. Püresi, ezmesi, unu gibi...

İşte bu cheesecake'i yaparken bu ürünlerden kullandım. Sonuç gerçekten çok güzel oldu. Her cheesecake yapışımda, bundan sonra tek yaptığım tatlı bu olmalı diyorum, buzdolabından hiç eksik olmamalı:) Abartıyorum elbette. Ama cheesecake'i çok seviyorum. Siz de benim gibiyseniz, hele de kestaneseverseniz bu tarife bayılacaksınız, garanti verebilirim. Ben kaç dilim yediğimi bilmiyorum, yine olsa yine yerim:)

Malzemeler
  • 1,5 paket (230 gr) yulaflı bisküvi
  • 75 gr eritilmiş ve ılıtılmış tereyağı
  • 1 portakal kabuğu rendesi
  • 1/2 portakalın suyu
  • 1 paket (200 gr) labne peynir
  • 1 paket (200 gr) beyaz krem peynir
  • 1 çorba kaşığı un
  • 3 adet yumurta
  • 1/2 su bardağı toz şeker
  • 1 paket vanilya
  • 1/2 kavanoz Kafkas kestane püresi
  • 8 adet kestane şekeri ya da çerezi (Kestano)
Krokan için :
  • 60 gr bütün fındık
  • 1/2 su bardağı toz şeker


Yapılışı
  1. Bisküvileri rondoda (ya da elinizde, merdane yardımıyla) un haline getirin. Erimiş tereyağını, portakal kabuklarını ve portakal suyunu ekleyin, hafifçe yoğurup hamur haline getirin.
  2. Kelepçeli bir kalıbın dibini ve kenarlarını yağlı kağıtla kaplayın. Hazırladığınız hamuru kalıba bastırarak yerleştirin. Parmak uçlarınızla kenarlarını hafifçe yükseltin.
  3. Hamurun üzerine kestane püresini bir kaşık yardımıyla düzgünce yayın.
  4. Başka bir yerde, derin bir kabın içerisine peynirleri, toz şekeri, yumurtaları, unu ve vanilyayı ekleyin. Mikserin yüksek ayarında kısa bir süre, malzemeler bütünleşene kadar çırpın.
  5. Hazırladığınız karışımı kalıba, kestane püresinin üzerine dökün. Önceden ısıtılmış 150 derece fırında 1 saat pişirin.
  6. Bu arada krokanı hazırlayın: Ufak bir tavada toz şekeri eritin, karamel rengini alınca fındıkları ekleyin ve yağlı kağıt üzerine dökerek soğumaya bırakın. Tamamen soğuduktan sonra iri parçalar halinde kırın. Kavanoza koyup serviste kullanmak üzere kaldırın.
  7. Pişen cheesecake'inizi hemen fırından almayın. Fırını kapatarak kapağını hafif aralayın ve soğuyana kadar fırının içerisinde bekletin. Daha sonra dinlenmesi için buzdolabına kaldırın.
  8. Ertesi gün servise hazırdır... Üzerine fındık krokan serperek kestane şekerleriyle süsleyin, dilimleyerek servis yapın.

Hem özel bir lezzet, hem de yapımı gerçekten çok kolay...
Bir fincan güzel kahve de olursa yanında...

Güzel Haberler



Uzunca zaman oldu yaz(a)mayalı.
Bu süreçte pek çok şey değişti hayatımızda...
Sırayla paylaşacağım.

Önce Aydın'a bir haftalığına tatile gittim. Yolculuğa ihtiyacım vardı ve sakinliğe, huzura... Neyi istemediğimi kesinlikle anladığım, ne istediğimi cesaretle dillendirdiğim, kendime dair çok şey keşfettiğim, çok güzel kitaplar okuyup yeni kararlar aldığım bir dönemdi. Meğer hayatımın değişmesinin eşiğindeymişim...

Pek çok plan yapıldı ve hayal kuruldu...
Evimizden taşınacağımız için bu hayallerin büyük bölümü yeni evle ilgiliydi elbette! Ferah bir ev, aydınlık bir mutfak, yeni eşyalar... Yapılacak o kadar çok iş var ki bazen hangisinin ucundan tutacağımı, ne yapacağımı bilemeden öylece kalıyorum. Dergiler birikiyor, okunacak kitaplar, izlenecek filmler, diziler birikiyor, e-postalar birikiyor... Hatta denenecek tarifler bile birikiyor şu sıra!

Eve döndüğümde beni bekleyen iki zarf buldum antrede.
Birisi Çitlembik Yayınları'ndan, diğeri Kafkas'tan.
Üniversiteden sınıf arkadaşım olan Filiz'le yıllar sonra blogum sayesinde haberleşmiştik, bundan bir süre önce... Kafkas'ta çalışan Filiz, hazırladıkları kitapçık için benden bir tarif istemiş ve denemem için Kafkas'ın nefis ürünlerinden de yollamıştı. İşte gelen zarfta bu kitapçık vardı. İçinde her birine birer sayfa ayrılmış 4 blog var, Sibel'in Kahvesi ile birlikte Zeytin Ağacı, Devletşah ve Portakal Ağacı. Orada yayınlanan tarifimi de en kısa zamanda burada sizlerle paylaşacağım.


Diğer zarftan çok güzel bir kitap çıktı, Çitlembik Yayınları'ndan. Dolores Freely'nin "Türk Gezginler İçin Dünya
Mutfağı". Bir dönem İstanbul'da da yaşamış bir lezzet gezgini olan yazar, bu kitapta orta ve kuzey Avrupa, Akdeniz, Amerika ve Asya mutfak kültürlerinden derlediği 20 farklı menüye ve tariflerine yer vermiş. Benim hemen ilgimi çekenler, vejetaryen menü ve Türk rakı sofrası menüsü oldu. Ayrıca her menüde yerel bir tatlı tarifi de yer alıyor.

Aydın'daki günleri tek kelimeyle tanımlamak gerekirse huzur derim. Çantama attığım yol kitaplarımı sevgilimin deyişiyle "kaçış okumaları"ndan seçmedim bu kez. Tam da ihtiyacım olan okumalardı bunlar, beni hem neşelendirecek, hem biraz içime döndürecek, düşündürecek ama asla yormayacak... Dinlenmeye, tempolu günler için enerji toplamaya gittim en çok. İyi geldi. Gelmez mi...

Annemin balkonda yetiştirdiği domateslerden ve biberlerden koparıp yedik sabah kahvaltılarında. Yaz sabahları ya da akşamlarında kokusuyla beni benden alan biber kızartmasına doydum. Közlenmiş patlıcana ve nohut mayalı ekmeğe de... Bol bol pazar gezdim, haftalık alışverişimi yapıp öyle geldim. Kilosu 50 kuruşa satılıyor neredeyse her şey, inanır mısınız? İnanın.


Hayranları için işte İrem hanım kuşun son halleri... 
Pek bir güzel, pek bir fettan mı olacak ne:) İnanın bu pozları ben verdirmedim!


Melekliğinin yanı sıra, her dişinin içinde azbuçuk var olan cadı damarı da belirmeye başlamış yavaştan. Hem koklaştık bol bol, hem de didiştik bu kez. Ama yine çok zor ayrıldık...



Velhasıl haberler güzel, biz iyiyiz.
Daha güzel haberler verebilmek istiyorum çok yakında. Sahi, sizin oralarda ferah, aydınlık, bol dolaplı, güzel mutfaklı bir ev var mı?