Sibel Harikalar Diyarında-2

Yine pamuklara sarıldım...

Antalya

Belek'teydim hafta sonunda. Antalya'ya ilk ziyaretimin bu kadar güzel olacağını hayal bile etmemiştim! Keyif üstüne keyif, huzur, sakinlik, dinginlik ve birbirinden güzel lezzetler... Hepsi bir aradaydı. Sanırım bu kış biriktirdiğim ne kadar yorgunluk varsa, o kısacık sürede attım üzerimden.


Susesi, "su" temalı bir tatil cenneti. Göz alabildiğine masmavi sularla kaplı her yer. Villa suitlerin hemen önünden, yani odadan bile çıkmadan bu muhteşem havuza girilebiliyor. Öyle ki, denizi bile görmüyor gözü insanın... Ne animasyon var bu havuz civarında, ne de kendi isteğiniz dışında müzik... Sadece kulaçlarınızın sesini duyarak yüzüyorsunuz... Ve evet, asla çıkmak istemiyorsunuz. Hele dışarısı gölgede 35 dereceyken! Antalya'nın sıcağı dayanılır gibi değilmiş gerçekten. Sabahın erken saatinde bile yarım saatten fazla güneşlenmeye imkan yok.

Gelelim bu postun asıl konusuna, yani lezzetlere...

Susesi'ne Vedat Milor'un da gittiğini ve lezzetlerini övdüğünü öğrendikten sonra daha bir dikkat ettim açık büfeye. Gerçi görüntüsüyle bile dikkati çekiyordu zaten. Çeşit bolluğu ve kalitesi inanılmazdı.


Aşağıda ekmek büfesinin sadece bir kısmı var örneğin... Minik ekmeklere bayıldım, özellikle de domatesli acı biberli ekmeklere... (sağ üst köşede görülmekteler) Bunca lezzet arasında gidip de tost ekmeği kızartan turistlere ise içimden güldüm. Gerçi aynı turistler kahvaltıda da sadece sahanda yumurta ve jambon yemeyi tercih ettiler ya neyse!


Arkadaki duvara asılmış olan, bakliyat ve makarnalardan yapılan panolar çok hoşuma gitti.
Evlerin mutfaklarında da çok güzel durur diye düşündüm.

Künefe tarifi

Osmanlı-Türk mutfağı gecesinde künefe yapılıyordu restoranda. Rusların ne düşündüğünü sordum ustaya. "Anlam veremiyorlar!" dedi. Rakıyı da ilk kez tadanlar ve zorlukla yutanlar olmuş :)


İşte, şerbetli tatlı mı alsam sütlü tatlı mı ikileminde uzun süre yalpalamaya neden olan büfe... Ben tercihimi sütlüden yana kullandım. Ama sonuna kadar direnebildim mi? Hayır tabii ki. Ertesi gün bir porsiyon şerbetliyi indirdim mideye. Adil olmak lazım! Adalet çerçevesinde son yemekte de meyve tatlılarını denedim. Ayva, elma ve benim vazgeçilmezim kabak tatlıları... İnanılmaz ama gerçekten hepsi lezizdi. Bir açık büfede kalitenin bu kadar yüksek olduğuna ilk kez şahit oldum diyebilirim.

Tulumba tatlısı

Tulumba tatlısı benim çocukluğuma ait bir lezzettir. Annem sık sık yapardı. Zeytinyağında kızartırdı elbette.. Sadece annemin yaptığını zannettiğim diğer lezzetler gibi, sonradan dışarıda görünce ne şaşırmıştım!

Çikolatalı baklava

Çikolatalı baklava başka bir rüya...
Baklava hangi şekle girerse girsin yenir. Öyle değil mi?

Çikolatalı kestaneli pasta

Pastaların da hatırı kalmadı elbette. Çikolatalı kestaneli pasta. En favorim! Her doğum günümde yemek istediğim.

Kabak çiçeği dolması

Zeytinyağlı büfesinden kabak çiçeği dolması. Ayrıca vejetaryen ve diyet büfesi de vardı (bunca lezzetin arasında hala diyete devam edenler var mıydı bilmem:) Ama benim aklımı alan peynir büfesi oldu. Yükselen kolesterolümü bile düşünemedim o an. (Evet, sanırım yüksek kolesterolle tanışan tarihteki ilk vejetaryen benim. Bütün suç peynirlerde!) O çedar, rokfor, tulum, Ezine, eski kaşar, baharatlı, otlu ve marine peynirler gözümün önündeyken başka bir şey göremez, düşünemezdim. (Pazar kahvaltısında tabağımın yarısını peynirle doldurmuşum farkında bile olmadan!)

Portakal, bergamut, patlıcan, kabak ve turunç reçelleri

Reçel büfesi. Hepsi çok özeldi. Portakal, bergamut, patlıcan, kabak ve turunç reçelleri en özelleriydi benim için. Reçel koymalık minik kaseler yerine dondurma kapları vardı büfede, güzel bir fikir olarak bir kenara yazdım bunu.



Son olarak, sırf tatlı yediğim zannedilmesin diye doyumluk salata büfeleri...

Açık büfelerde tüketilmeyip ziyan olan yiyecekler için çok üzülüyorum ben. Hem emek verildiği, lezzetli oldukları için, hem de onlara muhtaç çok insan olduğu için... Bunu da söylemeden geçemeyeceğim...

Yoğun olarak ailelerin geldiği bir otel olsa da, bence Susesi tam bir balayı oteli.

Merak edip web sitesine bakanlar olursa bana hak vereceklerdir eminim. Evlilik aşamasındaki okur-dostlara bir tavsiye olsun der, umarım iftardan önce resimlere bakmamışsınızdır dileklerimle uzaklaşırım.

20 yorum var:

emel (domates sepetİ) dedi ki...

sibel hanımcım bayıldım manzaraya, yemeklere bu sene tatil yapmamış biri olarak sayende gözlerim bayram etti teşekkürler...

pisikopati dedi ki...

ayıp olmasın diye salata büfesini de koymuşsun çok güldüm..gerçi ana yemek sayamasam da salata da severim, büfe de güzeldi hakkını yemeyeyim. Bu postu yanlış zamanda mı okudum peki, kesinlikle evet...:) açıııııııııııımmmmm

beste dedi ki...

cikolatali baklava cocukken babamin bana getirdigi harika lezzet:) iyi tatiller Sibelcim

*sinner* dedi ki...

ımmm çikolatalı baklava :) hiç yemedim ama gerçekten hoş bir letteze benziyor.bunu en kısa zamanda deneyeceğim.paylaşım için teşekkürler :)

Elif Ayvaz dedi ki...

Ayy, hepsi muhteşem görünüyor. Yine acıktım gecenin şu saatinde. :))

Oglak Kizlari dedi ki...

Sibel im,

Ne yaptın sen.
Şerbetli tatlı sevmem ama çukulatalı baklava çocukluğuma götürdü beni.

Kabak çiçeği dolması ne güzel servis edilmiş.

Offf ki off.

Aç insan kalmasın Dünya da.

Bitmiş anne Çiğdem

Akdeniz Kızı dedi ki...

enfes bir büfe....tablolar konusunda da haklısınız...nerdeyse kendimiz bile yapabiliriz...güzel görüntüler için emeğinize sağlık..

Handan dedi ki...

bütün otellerde reçel+pasta+tatlı vs vb ürünlerinde glikoz/mısır şurubu kullanıldığını biliyorsunuz değil mi sibel?

Adsız dedi ki...

merhaba,

benim takip eddiğim sibel hep daha farklı zevkleri olan, cundadan, ayvalıktan bahseden, kaldığı yerlerde yediği güzel lezzetleri yazan, görüntüde mütevazi fakat lezzette tatil köyü sofralarına fark atan sofraları yazardı, butik otelleri seven biriydi sanki.
böyle lüks telaşı olan bir otele gitmen ilginç geldi.
senelerdir okuduğum için seni yazdıkların biraz anlaşmalı reklammış gibi geldi.
maksadım kırmak değil, sen bilirsin...senin blogun..sadece hissettiğimi yazdım.

Sibel dedi ki...

Bugüne dek bu blogu reklam için kullanmamak adına her şeyi yaptım, nice teklifi geri çevirdim. Bunu yapmak çok kolaydı ve burası benim ve sizlerin özel alanıydı, başka bir şeyin girmesine izin vermedim. Burada her ne paylaştıysam, SADECE HOŞUMA GİTTİĞİ içindi, birilerinin reklamı olsun ya da para alayım diye değil... Bu yazı da basın mensubu olarak davet edildiğim (blogger olarak ya da ücret karşılığı değil) bir otelde aldığım keyfin yansımasıydı. Otellerde ya da bu gibi yerlerde sunulan her şeyin doğal ve sağlıklı olmadığının, olamayacağının da sizler kadar farkındaydım ama bu gibi kaçamakları herkesin zaman zaman yapabileceğini düşünerek yalnızca GÜZEL OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜM kareleri paylaşmak istemiştim. Yanlış anlaşılabileceği aklıma gelmiş ama sizlerin sağduyusuna ve beni iyi tanımanıza güvenerek yer vermiştim. Buna rağmen böyle bir yorum alabiliyorsam en baştan yanlış düşünmüşüm ya da bu blogun anlamı kalmamış demektir....

Handan dedi ki...

adsız kim bilmiyorum, ben veganım diyen siz sibel'in böyle sağlıksız ve dahası zararı bütün dünyaca bilinen mısır şurubuyla yapılmış tatlıları çarşaf çarşaf paylaşmanız dikkatimi çektiğinden yazdım o yorumu, zaten mc donalds/mısır şurubu/glikoz gibi zararlılara karşı bir avuç insan mücadele ediyor siz de vegan biri olarak onların arasındayken fotolar, koruyucularla tatlandırıcılarla soslanmış salatalar neden ilginizi çekiyor anlamadım. gdo var soslarda biliyorsunuz, mısır var en bir gdo lu ürün, yani sibel, siz bu geziye yemek dergisi çalışanı olarak davet edildiniz kabul. ancak işte ancak övmek biraz garip olmamış mı?

Tijen dedi ki...

Oooh pek güzel! Ben yine de açıkbüfelerden uzak durmayı seviyorum çünkü o kadar çeşit insanın başını döndürüyor. Ne seçeceğini ne tadacağını bilemiyorsun.

Sibel dedi ki...

Sevgili Handan, öncelikle ben vegan değil vejetaryenim. Ve her zaman çok sağlıklı beslendiğimi malesef söyleyemiyorum. Pek çok insanla benzer çelişkileri paylaşıyorum; hem yapay tatların cazibesine karşı koyamıyor, hem mutfağımda organik gıdalar tüketmeye çalışıyorum. Bu konudaki eleştirinizi elbette haklı bulurum. Ama tekrar ediyorum ki bir şeyleri övmek ya da reklam etmek amacında değildim. Bundan sonra daha rafine tatlarla devam etmeyi ben de isterim, tabi güncelleme yapacak morali topladığım zaman...

Handan dedi ki...

evet, vegan olmak daha zormuş aradaki farka baktım şimdi, neyse, sıkmayın canınızı insan dergi çalışanı olunca yazının şehvetiyle yerin albenisi de işin içine karışınca... olanlar oluyor

Adsız dedi ki...

seni kırmak istemezdim sibel...konuşmak ve yazmak farklı, yazınca daha sert anlaşılabiliyor...
belki de seni, tarzını, blogunu farklı bulduğum içindi bu sitemim...
bakma bana...
yola devam, neticede senin blogun, özgür alanın...

önceki yorumu yazan adsız ben....
adım selma...

Banu Çakıroğlu dedi ki...

para kazanmak için çalışmak gerekiyor
İnsan hangi işi yaparsa yapsın, ucundan kıyısından dışına çıkmak istediğimiz vahşi sisteme hizmet ediyoruz bir şekilde.
itiraf ediyorum ben de geçen ay bir tatil köyüne gittim, tavuk bile yedim.

İstanbul dedi ki...

Sibel, paylaşımın için teşekkür ederim. Ama lütfen eleştirilere kırılıp da bizi yarı yolda bırakma Türk yemek bloglarında bir elin parmaklarını geçmez benim sevdiklerim sen bunların en başında gelirsin. Evet biz senin bize organiği, tam mevsiminde olanı sevdirmeni istiyoruz yoksa bu cazibeli tabakları bize gösteren gerçekten bir sürü blog var ama lütfen kırılıp da düzgün iş çıkaran bir blogdan bizi mahrum etme. Bol çörekotlu, izmir tulumlu, nohut mayalı ekmekli, pembe domatesli sofralarda buluşmak dileğiyle... Sevgiler, Zerrin Kubas

birdutmasali dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
adadoksan dedi ki...

Sevgili Sibel,

yıllar önce karaburun mordoğan gezini, süregelen ayvalık gezi notlarını nasıl okuduysam , bu gezi yazınıda aynı keyifle okudum.
Benim de bu otelde kalmak için canım gitti. Kocaman kucaklıyorum seni.

Sibel dedi ki...

Sevgili arkadaşlar, bu blog hiçbir zaman tartışma forumuna dönüşmedi, bundan sonra da dönüşmemesi adına, bu yazıya bundan sonra gelebilecek olumlu-olumsuz yorumları kapatmak durumundayım. Yayınına izin veremediğim yorumlar oldu ise nedeni budur. Bunun için gerçekten üzgünüm.
Sevgilerimle...