Hiç Zaman Geçmemiş Gibi...


Ayvalık'ta olmak, bıraktığımız tüm güzellikleri hep aynı yerinde bulacağımıza inanmak demek.
Her defasında "ya artık yoklarsa?" diye belli belirsiz bir ses yükselse de içimizden, var olmuşların yok olamayacaklarına duyulan inancın tazelenmesi demek...


Hayal kurmaktan, düşler görmekten bıkmamak, yorulmamak demek Ayvalık'ta olmak.
Sevgiliyle "imkânsız projeler" geliştirmek, ama bir gün belki de "imkânlı" olabileceklerini bilmek ve bu umutla çocuklar gibi neşelenmek demek...


Kendimize evler beğenmek, o evlerde nasıl yaşanabileceğine dair bir çırpıda hikâyeler uydurmak ve garip bir şekilde "ben evimi özledim" demesi içimizden bir sesin... Nerede sürüyorsa hayat, oraya yerleşebilmeli insan. Bilmez miyiz hiç? Ama... Ayvalık hep bir başka yaşamı özlemek demek...


Başka bir yaşam mı, yoksa başka bir zaman mı?
Hani inceliklerle örülmüş, gün batımından sonra sokakları patlıcan kızartması ve anason kokusunun kapladığı, komşuya limon istemeye gönderilmiş çocukların peşlerine takılan yavru kedileri gizlice eve aldığı, radyodan dinlenen akşam haberleri eşliğinde yemeklerin yendiği, sabun kokan yataklarda uyunup erkenden güne başlandığı zamanlar...


Ağaç dallarına geceden asılmış umutların, sabaha çiçeklendiği zamanlar...
Hani, aslında umutlanmak için çok neden olmasının gerekmediği...
Hani insanların daha temiz, daha saf olduğu, çocukların sokaklarda düşe kalka büyüdüğü...


Ayvalık'ta olmak, Taş Kahve'de yüzünü denize dönüp oturmak demek.
Ayvalıklı olduysanız, artık sırtınızı dönüp otursanız da olur. Çünkü deniz zaten içinizdedir, yerleşmiştir ruhunuza. Aslında buralı olduğunuz böylece bilinir.

Ekmeğin çıtır yerini kekikli zeytinyağına banmak, çatalına zeytinin en hasını takıp tavşan kanı çaydan bir yudum almak adettendir. Kahvaltı üstüne ister sakızlı kahvenizi içerseniz, ister bir çay daha söylersiniz.


Ayvalık'ta olmak, Güler'de sakızlı kurabiye için sıraya girmiş insanları görüp gülümsemek ve sonra onların ıskaladığı tuzlu kurabiyelerden alıp çay keyfi yapmak demek, artık yuvanız bildiğiniz bir eski evin terasında...


Zaman geçer bazı yerlerde su gibi akarak.
Bazı yerlerdeyse ağır ağır akar su, geçtiği yerlerin tadını çıkararak.


İşte böyle yerlerde, burnunuza Eylül ayının kokusu gelir.
Şehirlerde alınmaz sonbaharın kokusu.
Ama zamanın ağır aktığı yerlerde, gün batımlarında çıkan rüzgâr, Eylül'ün kokusunu getirir. Biraz yasemin çiçeği, biraz yağmur, biraz deniz kokar Eylül. Ancak güneş çekilince açan akşamsefaları gibi, güneşli günlerin geride kalmaya başladığını hissederek açılır benim ruhum, Eylül akşamlarında...


Eylül'de Ayvalık'ta olmak, kış hazırlığı yapma isteğiyle dolarken eve ve mutfağa dair yeni heyecanlar duymak demek. Çantada gezen minik deftere notlar almak, yazarken bir yandan gülümsemek.


Ben oradan geçip gitmedim.
Ben orada kaldım.
Ne zaman gelir ruhum bilmiyorum ama muhtemelen Eylül'ün bitmesini bekliyordur...

25 yorum var:

sedir dedi ki...

sevgili sibel.çok içten bir o kadar da güzel anlatmışsın.sanırım geçmişteki güzel anılar geleceğe böyle yansıyor.oralara ait olma duygusunu ben de çok yaşarım.ayrılınca bir parçan hep oradadır.sevgi ve dostlukla.sedir ablan.

Elif Ayvaz dedi ki...

Ah bana vah bana! Balıkesirli olup da daha Ayvalık'a gidememiş olan bu zavallı çocuğa yazık valla. :)) Bu güzel yazıdan sonra şart oldu gitmek.

Müge Serçek Bİroğlu dedi ki...

Harika bir yazı ve harika fotoğraflar. Ellerine sağlık Sibel'cim :)

Red Riding Hood dedi ki...

♥çok şirin bi bloğa rastladım sanırım♥

Birdysevda dedi ki...

Şimdi Ayvalık'ta olmak vardı dedirten bir yazı,incelikli fotoğraflar.
Sonbaharın bir parçasını Ege'de geçirmek için planlara başladım bile :)

ORDAN BURDAN HAYATTAN dedi ki...

Sibelcim biz de bayramda oralardaydık. Kalabalık dışında ve etrafın pisliği, çöpler dışında herşey mükemmeldi. Bu yıl da her yıl gibi bir haftamızı orada geçirdik. Eşimin ailesinin bir evleri var orada, benim de hayalim hep bir gün oraya yerleşmek. Kim bilir komşu oluruz :)) sevgiler

Adsız dedi ki...

ayvaligi yazinca kalemin daha bir güzellesiyor,zaten senden ayvaligi dinliyorum gözlerim kapali:))seneye yaz kesin gitmem lazim,ben senin ilk yazdigindan itibaren hergün sayfana ugrayan sessiz izleyicilerdenim ,ellerine yüregine saglik
Aysegül..

Akdeniz Kızı dedi ki...

ayvalık sevginiz kelmilerden de anlaşılıyor...ayvalık deyince aklıma son yıllardaki sloganı geliyor...rakı-balık-ayvalık....açıkçası rakı ile çok aram yok ama balık ve ayvalığa bende bayılırım

Bucera dedi ki...

Sayende Ayvalığın ruhuna konuk oldum ve unuttuğum düşerimi buldum

nesrin dedi ki...

Merhaba Sibel,
Perşembe günü her ege tatilinden dönüşüm gibi Ayvalık-Cunda'ya uğramadan dönemedim ve oradaydım bir kaç saatliğine de olsa, sahilde balık, dondurma keyfi yaptım... İnan aklıma geldin ama sen oradaymışsın zaten :) yanımızda ilk kez götürdüğümüz Yeğenlerim ve kardeşimin eşi vardı onlarda hayran oldular oralara, keşke daha fazla kalabilseydim keşke... gelecek yaz görüşmek üzere vedalaştım. Ayvalık aşktır ve nasıl bir duyguysa bulaşır. Sevgilerimle Nesrin Bilgi

birdutmasali dedi ki...

!!Ayvalıklı olduysanız, artık sırtınızı dönüp otursanız da olur. Çünkü deniz zaten içinizdedir, yerleşmiştir ruhunuza. Aslında buralı olduğunuz böylece bilinir.''

şehirlerde alınmaz eylülün kokusu !!

HARİKAYDI.......

Limon çiçekleri dedi ki...

Perfect!

neslihan dedi ki...

Çok güzel anlatmışsınız Sibel hanım Ayvalıktan cundadan yeni dömüş aklı hala orada kalmış birisi olarak kelimelerinizle düşündüklerimi anlattınız.

kekik dedi ki...

Tam da beklediğim, özlediğim bir Ayvalık yazısı.. Bu sene üç kere yolum geçti Ayvalık'tan, her seferinde özleyerek ayrıldım...Kalemine sağlık, fotoğraflar da ayrı güzel, rüyada gibiyim:) Sevgiler, Candan

Dilek'ce dedi ki...

Sibel yüregindeki Ayvalik sevgisi daha iyi bize ulasamazdi! Gün bati resminle birlikte aksam aksam icimi isitti :)

Adsız dedi ki...

OLMAZKİ,BÖYLEDE ANLATILMAZKİ:)) HİKMET TEKÇAM

orfe dedi ki...

Sibel Hanım,yazınıza bayıldım.Çok içten ve güzel anlatmışsınız.Benim Altıloluk'ta dağda yazlığım var,oralara da bekleriz sizi.En çok şehirde duyulmayan sonbahar kokusu betimlemenizi sevdim.Benim evim dağda,karmaşa ve gürültüden her daim uzaktayız ve tüm Edremit körfezini kuşbakışı görüyoruz.Bulunduğum ortam her daim sessiz olmasına rağmen nedense Eylül'ün geldiğini bir şekilde anlıyoruz.Havanın kokusundan mı güneşin renklerinden mi,sadece sonbaharda açan çiçeklerimin boy vermesinden mi,bilemiyorum.Tek bildiğim hava cehennem sıcağı da olsa,iliklerime kadar işleyen sonbaharın kokusunu duyuveriyorum birden ve seviniyorum buralar artık bizlere kaldı diye.Çünkü bu güzelliği ancak taa yüreğinden hisseden insanlar sonbaharda buralara geliyor.Sizi de bekleriz,köyevimde sizi misafir etmekten mutlu olurum.

Adsız dedi ki...

Sevgili Sibel Ayvalığı senden güzel anlatan görmedim:) Yine götürdün beni oralara. Ne güzel. yüreğine sağlık... Nilgün.Korkmaz

Adsız dedi ki...

Buram buram ege rüzgarının esintisi, içimizdeki özlemlerin dışa vurumu ve hayatın koşturmacasında durup nefes alıp o dinginliği hissedebilmek.Bütün duyguları bir arada yaşattınız.Yazının sonunda yüzümde oluşan tebessümle birlikte alıp götürdünüz beni de... Özlem

Adsız dedi ki...

Sevgili Sibel,
Ayvalık'ı senin kaleminden tanıdım ilk kez. Gezerken de senin notlarını gezi rehberi yaptım kendime. Henüz sadece iki kere gidebildim ama haklısın insanın aklı kalıyor insanlarında, havasında, suyunda, denizinde, zeytinyağında, sakızlı kurabiyelerinde, saksıları, kapıları, dantel perdelerinde ... Bir de şu konuda haklısın: Şehirlerde alınmıyor Eylül'ün kokusu..
Dillerine, ellerine sağlık, sevgilerimle,
İştar

yagizlahayat dedi ki...

Senden Ayvalık'ı okumaktan hiç bıkmıyorum. Ama gidipde senin gördüğün gibi göremezsem diye gidemiyorum. Gene harika fotoğraflar.İçim ısındı...

Sibel dedi ki...

Yorumlarınız için hepinize teşekkür ederim! Orada aynı dönemde olup da karşılaşamamış olduğumuz dostlar, umarım bir gün buluşuruz (Yaseminciğim, dileğine tüm kalbimle katılıyorum!) ve sevgili Orfe, nezaketiniz için çok teşekkürler, kimbilir belki bir gün çalıveririz kapınızı.

Yazının devamından da herkes keyif alır umarım:)

Sevgilerimle...

Oglak Kizlari dedi ki...

Sibel imm,

Bizde Gökçeada yaptık Eylül de. Beklerim blog a.

Öperim bide.
Kızının ismi Ada, Ada lardan vazgeçmeyen anne Çiğdem

Adsız dedi ki...

ne zamandır girememiştim canım bloglarıma...Bugün bir göz attım ama ruhumu kaybettim...Kaçtı gitti yüreğim bedenimi bırakıp Ayvalık sokaklarına...Ve içimde bir ses sürekli yankılanan:'Ah, bir gün! Bir gün yaşar mıyız böyle ağır ağır geçen ve her anı hissedilen zamanları....'

lunawar dedi ki...

gezerken bu yazıya rastladım yenden.. blogunu düzenli takip eden biriyim yoksa ama nedense bu sabah içim burkuldu fena.. özlemişim heralde.. keşke bir yanım deniz bir yanım orman olsa şimdi..