Basitlik...

Sadelikteki güzelliğe tapıyorum ben. Mutfakta da, mekânda da, insanda da... Buna benzer bir şey yazmıştım Twitter'da geçenlerde. Evet, basitliği o kadar seviyorum ki... Ama özensizliği değil. Basit olsun diye öylesine yapılıvereni, geçiştirileni, baştan savılanı değil. Öylesi bende kötü bir tat bırakıyor. Olmuyor, çünkü "karın doyurmak" değil sadece mesele.


Bu güzellik, organik domates, sarımsak, zeytinyağı ve taze dağ kekiğinden ibaret. Neler yazmamı istersiniz diye sormuştum geçenlerde, çoğu cevap ne istersem yazmam yönündeydi. (Ayvalık isteyen de olmuş ama Ayvalık'a bu sezon kalabalık dağıldıktan sonra, yazın son günlerinde gitmek niyetindeyiz.) Bu aralar mutfağımda en hafif salatalar, közlemeler, sandviçler, kahvaltılıklar var sadece. Öyle olunca son yaptıklarım arasında yer alan bu domates tabağını paylaşayım dedim. Bu sıcak havada eğer fırın çalıştırmaktan korkmazsanız deneyin ve yanında biraz yoğurt ya da keyfinize göre bir parça peynir (hatta bir de karpuz!) ile tadına varın isterim.

Tarifi geçtiğimiz günlerde Hürriyet'te sevgili Refika Birgül yazmıştı. Onun sayfasını çok keyifle okuyorum ben, içim açılıyor her defasında. Bu yazıyı da ağzım sulanarak okuyup hemen kesmiştim sayfayı. Üç öğün domates yiyebilecek biri olarak bu tarifi çok sevdiğinden bahsediyordu. Hazır tarla domatesleri de tezgâhlarda arz-ı endam etmeye başlamışken ister onlarla ister salkım domateslerle bol bol yapılıp yenilesi bir tarif...

Malzemeler
  • 8 adet domates
  • 2 çorba kaşığı + 1/2 çay bardağı zeytinyağı
  • Birkaç tutam taze kekik
  • 20 diş sarımsak (sayıdan tam emin değilim ama epeyce sarımsak koydum)
  • Deniz tuzu

Yapılışı

Öncelikle fırını 200 derecede ısıtın. Küçük bir fırın tepsisinin üzerine 2 kaşık zeytinyağı gezdirin ve üzerine domatesleri ortadan ikiye keserek sıralayın. Üstlerine kekik ve sarımsakları (dişleri soymadan) dağıtın. Yarım çay bardağı zeytinyağını gezdirip biraz da tuz serptikten sonra verin fırına. İyice kızarsınlar, pişsinler, karamelize olsunlar (abartırsanız sarımsaklar yanabiliyor, tecrübeyle sabit:)

İşte bu kadar basit!

Sonrasında kızarmış olan kekikleri alın, tazelerini yerleştirin onlar yerine. Ekmeğinizi banın, sarımsakları bir ucundan tutup damağınıza doğru sıyırarak yiyin.

Afiyet olsun, sağlık olsun!





Bu aralar beslenme konusu üzerine yeniden kafa yormaya başladım. Ne yersek O'yuz, öyle değil mi?Vücudumuz 7 yılda bir tümüyle yenileniyorken, bilim sürekli gelişiyorken, beslenme adına inandıklarımızı da zaman zaman sorgulamak gerekiyor belki de. Elbette en başta söylediğim gibi sadece karın doyurmak için yiyenlerden değilsek... Yeni planlar yapmak, kilerimizi elden geçirmek, alışverişe farklı bir bakış açısıyla çıkmak, mutfağa girdiğimizde öncelikle sağlığımızı düşünmek, belki bazı şeylerden vazgeçmek gerekiyor zaman zaman. O zamanı da bize bizzat bedenimiz söylüyor...

Sibel Harikalar Diyarında


"Dünyanın bence en güzel iki yiyeceğinden biri peynir..." dedim.
Yemyeşil bir bahçede öğle yemeği yiyordum ve nefis bir tulum peyniri vardı tabağımda, yanında da fırından yeni çıkmış pide... İç sesim cümlemi hemen tamamladı: "İkincisi de çikolata!"


Sapanca'daki CKLT Çikolata Fabrikası'nın düzenlediği workshop'un basın davetlilerinden biriydim geçtiğimiz hafta sonu. Daveti alır almaz yüzüme yayılan gülümseme, workshop tarihi yaklaştıkça artan merak ve heyecan, ve nihayet çikolata kokan bir fabrikaya atılan ilk adım... Harikalar diyarı! Herkesin gülümsediği, mutlulukla çalıştığı, ortaya yemeye kıyılamayacak sanat eserlerinin çıktığı, her biri damakta keyifle erimeyi bekleyen kilolarca çikolatanın stoklandığı bir yer, harikalar diyarı değildir de nedir?


Önlüklerimizi giydik, keplerimizi taktık ve macera başladı.
Bizi beklerken çikolatadan kaplar hazırlamışlardı şefler. Bize içlerine çikolata dolgunun doldurulmasını seyretmek ve hoş geldiniz çikolatalarımızı mideye indirmek düştü. Ama şu meyve var ya... Hani vişneye benzeyen... Değil! Tahmin bile edemedik hiçbirimiz. Tropik bir meyve olan amarula kendileri. Üstlerindeki saplar, vişne efekti vermesi için sonradan eklenmiş. Biraz da vişne reçeline bulanmışlar parlaklık için... Sonuç mu? Badem ezmesi tadında vişne şekerlemesi desem... Muhteşem! Daha önce likörünü tattığım amarulanın kendisiyle tanıştığıma pek bir sevindim. Çikolatayla da öyle uyumlu ki...


Şefin iki dakika içinde yapıverdiği bu pasta süslemelerinin yapılışını tarif edemeyeceğim sanırım. Takip bile edemedim çünkü! Mermer tezgaha önce beyaz çikolata sıvadı, ardından tırmık gibi bir aletle çizdi, üzerine de bitter çikolata sıvadı. İçerinin ısısı sürekli 17-18 derecede sabit olduğu için (çikolata yapımında bu ısı şartmış) çikolata katmanı hemen dondu. Ardından büyük bir spatulayı eline alan şef, donmuş çikolatayı kazıyarak aşağıdaki süslemeleri bir anda yapıverdi...

Sen ne yaptın diyeceksiniz:)
En üstte gördüğünüz çilek güzellerine çikolata giydirerek başladık. Çilek ve muz fondünün ardından ip koptu tahmin edilebileceği üzere! Ardından çikolata çeşmesinden çikolata alarak kalp şeklindeki fondan kalıplarını kapladık bir güzel...


Kalıplardaki çikolata donduktan sonra bir süre de buzdolabında bekliyor ve sonrasında içine sıvı çikolata dolduruluyor. Böylece bildiğiniz fondan çıkıyor ortaya. Kolaymış değil mi? Öyle görünüyor uzaktan:) Az önce çikolata çeşmesi demiştim. Evet, altında da çikolatanın kıvamını sabit tutmak için sürekli karıştıran bir kazan var. İşte şöyle bir şey:


Buradan gidip çikolata alıyor ve kullanıyorlar. Bize de içine düşecekmiş gibi hayran hayran seyretmek kalıyor! Her eve lazım:))


CKLT'de üretilen çikolatalar, Cikolatasepeti.com sitesinde satılıyor. Güral Sapanca Oteli'nin çikolataları da buradan gidiyor, çünkü şirketler ortak. Yukarıda görülenler, Beyoğlu çikolataları. İsim hakkından dolayı Taksim çikolatası adını vermişler. Özel sipariş ve hediye olarak şahane şeyler üretiyorlar. Neli sevdiğinizi ya da nasıl bir çikolata hayal ettiğinizi söylüyorsunuz, aynısını yapıyorlar. Fesleğenli çikolata siparişi gelmişti tam biz oradayken! Sonra kurutulmuş kivili, muzlu, ananaslı ve daha neler neler...


Ben kendi çikolatamı yapmaya kahve çekirdekleriyle başladım (şaşırtıcı değil:) Dayanamayıp portakal şekerlemesi ve badem de ekledim sonra. Ve önümde duran renk renk şekerler ve süslemeler de olunca... Ortaya şöyle bir şey çıktı:


CKLT'de sadece gerçek çikolata yapılıyor. Konfiseri ve kokolin türü ürünler yok. Hammaddelerin hepsi son derece kaliteli. Gerçek çikolataseverlerin bir ısırıkta kalitesini anlayabileceği güzellikler hepsi...










Ben bu arabaya bayıldım!


Sonra da bunları gördüm...
Çok ama çok şeker değiller mi???



Gezinin benim için en az çikolatalar kadar keyifli bir bölümü daha vardı. O da bu cennette tekrar konuk olmaktı. "Beni burada bırakın!" dedim sürekli. Dönüş yolunda pencereden yağan yağmuru seyrederken de içimden bunu tekrarladım durdum...