Yeni Yıl, Yeni Lezzetler

Bir yıl daha geçti, zamanın tozuna karışarak. Eskittiğimiz nice yıl gibi, kırpılıp yıldız yapılmak üzere evrendeki yerini alacak üç gün sonra...

Bugünleri telaşlı mı yaşıyorsunuz yoksa uzaktan bütün bu telaşeyi seyrederek gülümsüyor musunuz bilmem... Belki de heyecana ve planlara kapılıp gittiniz pek çok kişi gibi. Nasıl bir ruh hâlinde olursak olalım, yeni yılın hepimize az veya çok merak / heyecan / sevinç getirdiği bir gerçek.  


Dostlarımızla olacağız bir yılbaşı gecesinde daha.
Ne mutlu bize.
Mor mumlar olacak mı acaba masamızda? Belki de olur. Ama minik melekler, ışıklar, süsler ve kocaman gülümseyen yüzler olacağı kesin.

Sibel'in Kahvesi'nde bu yıl sizlerle çok fazla paylaşımda bulunamadım. Hayatımın girmiş olduğu yepyeni dönemeç ve tutturduğum deli tempo, oturup sakince blogum için planlar ve yeni düzenlemeler yapabilmeme, hatta mutfağa girip yeni tarifler deneyebilmeme engel oldu çoğu kez. Bu yıl bir not defterini sadece blogum için ayırdım; sizlerden gelen istekleri, yeni denemeleri, lezzetleri, keşifleri sıcağı sıcağına not etmek ve daha sık paylaşmak niyetiyle... Yoksa kararıyla mı diyeyim:)


Yaptıklarım yapacaklarımın teminatı olsun diye, bu yılı üç tarifle kapatmak istiyorum:)
Hepsi yılbaşı akşamında sofranızda yer verebileceğiniz lezzetler.
Tarifleri geçtiğimiz haftalarda EKS Mutfak Akademisi'nde düzenlenen yılbaşı workshop'unda denemiştik. Bizim için erken bir yılbaşı kutlamasına vesile olan, lezzet garantili bu tarifleri umarım sizler de dener ve seversiniz.


Sarımsaklı Ekmek Üzerinde Ilık Fava
(4 kişilik)

Sarımsaklı ekmek için;

- 4 dilim kepekli ekmek
- 1 diş sarımsak
- 2 çorba kaşığı tereyağı
- 1 tatlı kaşığı pul biber
- 1 dal taze biberiye
- 2 dal taze kekik
- 1 dal taze tarhun
- Tuz, karabiber

Fava için;
- 1/2 su bardağı kuru bakla
- 1/4 çay bardağı zeytinyağı
- 1 küçük kuru soğan
- 2-3 dal dereotu
- 1 çay kaşığı toz şeker
- Tuz

Yapılışı:

1. Baklaları bir gece önceden suya ıslatın. Ertesi gün süzüp yıkayın ve üzerini iki katı geçecek kadar su ilave edin. Soğanı doğrayıp tuz, şeker ve zeytinyağı ile birlikte tencereye ekleyin. Baklalar suyunu çekip yumuşayıncaya kadar kısık ateşte pişirin. Daha sonra blenderdan geçirin, içine ince doğranmış dereotunu ekleyip karıştırın ve ılımaya bırakın.

2. Taze baharatları incecik kıyın. Tereyağı, ezilmiş sarımsak, pul biber, karabiber ve tuzla karıştırın. Kepekli ekmek dilimlerinin üzerine sürün. Ekmekleri 200 derece fırında hafifçe kızartın. Favayı ekmeklerin üzerine sürüp servis edin. 


Patlıcan Mücveri

(4 kişilik)

- 1 su bardağı közlenmiş patlıcan (konserve kullanabilirsiniz)
- 2 yumurta
- 3 dal taze soğan
- 1 çay bardağı kadar un (gerekirse ilave edin)
- 1 çay bardağı rendelenmiş beyaz peynir
- 1/4 demet dereotu
- 1 çay kaşığı pul biber, tuz
- Kızartmak için sıvıyağ

Yapılışı:

Yumurtaları geniş bir kasede çırpın. Taze soğan ve dereotunu ince kıyarak ekleyin. Un, patlıcan, peynir rendesi ve pul biberi de ekleyip karıştırın. Kıvamı çok sıvı olursa un ekleyebilirsiniz. Sıvıyağı tavada kızdırın ve karışımdan bir çorba kaşığı alıp tavaya dökün. Tüm mücverleri aynı şekilde önlü-arkalı kızartın. Kâğıt havlu üzerine aktarıp fazla yağını alın, sıcak servis yapın. Yanında küçük bir kâseye yoğurt koyabilir, maydanoz veya nane ile süsleyebilirsiniz.


Sütlaçlı ve Çikolatalı Mini Tartöletler


Hamuru için;

- 150 gr un
- 3 çorba kaşığı tereyağı, oda ısısında
- 1/2 çay bardağı pudra şekeri
- 1 küçük yumurta

İç dolgusu için;
- 200 gr sürülebilir çikolata (Nutella gibi)
- 800 ml (4 su bardağı) süt
- Bir tutam tuz
- 1/4 su bardağı baldo pirinç
- 1 paket vanilya
- 1 tatlı kaşığı mısır nişastası
- 2 çorba kaşığı toz şeker

Yapılışı:

1. Bir kabın içerisinde tereyağı, un, pudra şekeri ve yumurtayı yoğurup hamur hâline getirin. 1 saat buzdolabında dinlendirin. Daha sonra merdane ile açın ve mini tart kalıplarına yerleştirin. Kenarlarını düzeltip kabarmamaları için bir çatalla delin. 200 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 15 dk pişirin, soğutun.

2. Sütü, tuzu, nişastayı, şekeri ve vanilyayı bir tencereye alın, yıkadığınız pirinçleri ilave edin. Pirinç pişene kadar karıştırarak kaynatın. Piştikten sonra oda ısısına gelmesini bekleyin.

3. Hazırladığınız tartöletlerin içine ufak bir kaşıkla önce Chokella dökün. Üzerine sütlacı ilave edin, düzeltin ve servis tabağına alın. Tümünü bu şekilde hazırladıktan sonra kakao serperek servis yapın.


Ben bu minik tatlılara ba-yıl-dım!
Yılbaşı sofrasındaki onca seçenek arasında bu tip bir tatlı eminim cezbedici olacaktır. Üstelik hem çikolatalı hem de çok hafif. Deneyin derim!

Son zamanlarda sütlacın çok farklı tatlılarda kullanımına şahit oldum. Geleneksel tatlılarımızın farklı yorumlarına herkesin açık olmadığını biliyorum ama ben bunları tattıktan sonra "neden olmasın?" diyorum. 


Dostluklara, sevgilere, yalın ve sade zamanlara kadeh kaldıracağız bu yıl yine. Dilerim nicelerine, nicelerine...

Daha saf ve temiz bir dünya dileği artık kartpostallarda kalsa da,
... ben inadına sonsuza dek sürecek bir şeyler dileyeceğim evrenden.


Nice nice lezzetlerde buluşmak dileğiyle.
Herkese mutlu yıllar...

Çok Uzak Değil

Bazı yerlerde ağır akar zaman. Siz tutup ucundan yakalamaya çalışmazsınız. Yapılacak işler, uzayıp giden listeler, yahu ne zaman akşam oldu demeler, vaktim olmuyor diye sızlanmalar yoktur oralarda.


Sabah erkenden yola çıkmak gerekir ama...
Gidebilmek için zamanın ağır aktığı yerlere, biraz erken kalkılıp bulutlu gökyüzünün ve yağmur habercisi sonbahar kokusunun yoldaşlığında, uzanmak gerekir şehrin dışına...


Dilerseniz eğer, hani gözlerinizi kapatıp içinizden bir dilek tutarsanız, bir köy sofrası kuruluverir önünüze. Üstelik öyle lokantada, kır kahvesinde filan değil, gerçekten bir köy evinde. Soğuk bir pazar sabahı, yağmur son anda vazgeçip yağmamış ve hava açmışken, hâlâ çok üşümenize rağmen güneşe gülümser, eve girip yeni yanmış gürül gürül sobanın önüne oturursunuz. Sırtınızdaki kemikler adeta eriyip çözülür. Hani usta bir el masaj yapmışcasına... Yanan bir sobaya sırtını verip oturmak öyle hissettirir...


Sobanın üzerine çaydanlıkta taze demlenmiş çay konmuş, o keyifli keyifli cızırdarken ekmekler kızartılmış, ev yapımı kabak ve incir reçelleri arz-ı endam eylemiş, gözlemeler pişene dek soğutulmaması gereken yumurtalara, çilli kızlara teşekkür edilerek ekmek banılmıştır.

Artık istediği kadar essin rüzgâr, isterse yağmur başlasın...
Çaylar da sohbetle beraber koyulaşır.
Dostlar vardır sofrada. 
Sarıkız'dan taze sağılmış sütün kaymağına, dut pekmezi eşlik eder. Yaz gelene kadar artık bu son denilerek domatesler yenir. Hele o zeytinler, ah o zeytinler! Acukaya batırıldıkça lokmalar, hiç doyulmayacak zannedilir. Hatta öyle güzeldir ki her şey, bitmesin istenir...


Ama tartışmasız yıldızı bütün bu lezzetlerin, ekmektir.
Her sofranın olduğu gibi, köy sofralarının da baştacı; ekşi mayalı, sabır ve emek ürünü, mis kokulu, buğdayın armağanı ekmekler...
Şükredilir her lokmasına. Yoğuran ellere dua edilir.







Keyif çayları içilirken, camdan gün çağırmaktadır...
Alışık olmadığınız, halbuki en doğal hakkınız olan temiz hava, oksijen vardır dışarıda. İştahınızı bu kadar açan da, sizi neşeden deli eden de odur belki. Kimbilir?



Köy meydanında, kıyıda köşede, evlerin önünde kadınlar reçel, konserve, salça, erişte, ekmek, tarhana satar. Sonbaharın meyveleri dalından toplandığı gibi getirilmiştir bazı tezgâhlara. Muşmula, cennet elması, kocayemiş... Her birine gülümsersiniz. Evet, ben sevdiğim meyveleri görünce, hele ki çocukluğumu anımsatanları, gülümserim hep. Garip bir sevgi duyarım onlara, tam iştah gibi bir şey değil, bir tür sevgi. Bilmem anlıyor musunuz beni?


Bu minik bebeciklere de sevgi duydum ben. Dilerim hepsini kıymetlerini bilen birileri alır götürür, yıllar boyu saklar, çocuklarına hatıra bırakır... Dilerim emek verilmiş hiçbir şey kaybolup gitmez...


Bir kâse kocayemiş alır, tadına vararak, her yumuşacık lokmada gülümseyerek gezersiniz köy meydanını. Eve götürmek üzere kurutulmuş defne yaprakları, bitki çayları alırsınız güleryüzlü bir amcadan. Tatlı dilli bir teyzeden de ekşi mayalı ekmek. Zaten herkes öyle güleryüzlüdür ki, maviş gözlü köylü kızlar öyle güzeldir ki şaşar da kalırsınız.







Ben sonbaharda geldim dünya üzerine.
Bilmem ondan mı, hüzünlü olan her şeyde garip bir mutluluk da bulurum. Dünyaya gelebilmiş, bu şansı bulabilmiş olmanın mutluluğu mudur bu? Sonbahar olunca mevsim, nefes aldığım her anda garip bir lezzet bulurum, tam tarif edemem belki, eksik kalır anlatamam, ama bilirim...


İşte böylesi bir pazar günü de geçirirsiniz bazen.
Hani gözlerinizi kapayıp çok isterseniz... Bir dilek tutarsanız...


Cumalıkızık, Bursa

Pankek


Pazar kahvaltısı deyince aklınıza ne gelir? 
Benim aklıma pankek gelir oldu son zamanlarda. O yumuşacık, puf puf, iki lokmalık hamurların içine Nutella ya da reçel sürüp hüpletmeye bayılıyorum! Kendimi bir-iki taneyle sınırlamaya çalışıyorum gerçi ama kaptırmak çok kolay, hem de çok. Bir kere minikler, sonra çok lezzetliler ve özellikle tatlı şeylerle güzel ikili olduklarından akla hemen Nutella kavanozunu getiriyorlar:) Dolayısıyla cazibeleri bence krepten çok daha fazla. 

Pankek esasen bir Amerikan kahvaltısı. Krepten önemli bir farkı içine muhakkak kabartıcı konulması ve krep gibi inceciğinin değil tam tersine kabarığının makbul olması. Küçük ebatlarda yapılıyor, akçaağaç şurubu ve pudra şekeriyle servis ediliyor klasik şekliyle. Benim mutfağımda defalarca pişmiş olmasına rağmen blogda yer almama sebebi, açık söylemek gerekirse fotoğraflarda görülen kıvamın tutturulamamış olmasıydı. "Budur" demeden tarif vermek istememiş ve bu şahane tarifi beklemişim sanırım. Efendim tarif Jamie Oliver'a ait. İlk olarak sevgili Ebru ve Fatih'in bizde oldukları bir Pazar sabahı yaptım, afiyetle yedik. Ertesi hafta tekrar yaptım, bu kez fotoğrafladım. Onları daha fazla bekletmek istemiyor ve belki pazar sabahında denersiniz diyerek yazıyorum. 

Malzemeler: 

- 115 gr un (yaklaşık 1 su bardağı)
- 3 adet yumurta
- 140 ml süt (yaklaşık 2/3 su bardağı)
- 1 paket kabartma tozu
- 2 çorba kaşığı toz şeker (bu benim ilavem, eklemeyebilirsiniz)
- Bir tutam tuz

Yapılışı:

1. Yumurtaların sarıları ve aklarını ayırın. Akları bir tutam tuz ile kar haline getirin. Bu işlem için kullandığınız kap ve mikser uçları tamamen kuru olmalı. Mikserin yüksek devrinde sabırla çırptığınız yumurta akları aşağıdaki kıvamı alacak: 


2. Kabı ters çevirdiğinizde akmıyorsa ve tepecikler oluşmuşsa işlem başarılı demektir. Şimdi hızlıca diğer aşamaya geçebilirsiniz: Yumurta sarılarını ve sütü çırpın, içine un ve kabartma tozunu (dilerseniz şekeri de) ekleyip tekrar çırpın. Çok çırpmanıza gerek yok, malzemenin birbirine karışması yeterli.

3. Şimdi mikseri bir kenara koyun ve yumurta aklarını söndürmemeye çalışarak kaşıkla hamura yedirin. Tamamen kaybolması gerekmiyor, biraz görünür olsa da sorun değil.

4. Bir krep tavasını hafifçe yağlayın. (Bir kez yağlamanız yeterli olacaktır. Ancak pankekler tavaya yapışırsa tekrar yağlayabilirsiniz.) Hazırladığınız puf puf hamurdan bir tahta kaşıkla alıp tavaya dökün. Tek seferde 3-4 tane pişirebilirsiniz. Arkalı önlü pişirdiğiniz pankekleri servis tabağına alın. O kadar narinler ki çevirirken şekilleri bozulabiliyor, bence hiç sorun değil:)


Yanında Nutella, reçel, bal, dilerseniz akçaağaç şurubuyla servis yapabilirsiniz. Bu arada akçaağaç şurubunu ilk kez deneme fırsatı buldum gittiğim bir kahvaltıda. Lezzet olarak şahsen ben mis gibi çam balını tercih ederim, ama sevenleri de var. Gerçi haksız değiller, gerçek akçaağaç şurubunda tam 54 tür antioksidan varmış ve bunların yaklaşık yarısının sağlığa faydalı olduğu kanıtlanmış. Bu da bir Women's Health bilgisi olsun:)


Ve mutlu son...