Cevizli Kayısılı Ekmek

Eskiden evde daha sık ekmek yapardım. Komşufırın'ın çeşit çeşit ekmeklerini, ekolojik pazarda satılan (Burhanlar marka) tadına doyulmaz ekşi mayalı ekmeği ve hatta Mecidiyeköy pazarında satılan nefis köy ekmeklerini keşfettiğimden beri, evde çok fazla ekmek yapmaz oldum. Yapmak istediğim zaman da çoğu kez sevgili ekmek makinemin kahvaltı için tam istediğim saatte ekmeğimi hazır etmesine güvenip, hamur teknesine sokmak üzere kollarımı pek sıvamaz oldum.

Ama bütün bunlar, içi bol malzemeli, hafif tatlı, tam reçelle / balla yemelik bir kahvaltı ekmeği pişirmek üzere hamur yoğurmak için avuçlarımın kaşınmasına engel olmadı. Her ay zevkle karıştırdığım Macro marketin dergisinde gördüğüm bu tarifi mutlaka denemeliydim. Tarif organik ekmek olarak geçiyordu ama ben tüm malzemeleri organik kullanmadığım için ekmeğim organik olmadı. Yine de içindeki pek çok malzeme "gerçek" olduğu için, benim gönlümde ekmeğim organikti. Anneciğimin Aydın'dan gönderdiği cevizler, Tadım'ın çok beğendiğim gün kurusu kayısısı, memleketimin has sızması, ekolojik pazardan aldığım unlar derken lezzetli mi lezzetli bir ekmek çıktı ortaya... Hem kahvaltılarda yenildi, hem de gelen giden pek çok misafire tattırma şansım oldu.


Oldukça büyük bir ekmek oluyor, üstelik ben yarım ölçü yaptığım halde... Tazeyken dilimleyip dondurucuya kaldırırsanız, uzun bir zaman hafta sonu kahvaltılarınıza eşlik edebilir. Tatlı ekmekleri, ekmeksi kekleri seviyorsanız, bunu da çok seveceğinizin garantisini verebilirim. Sıcakken üzerine bal sürüp yemenin tadına doyulmuyor. Son derece besleyici olduğunu da söyleyebilirim elbette... Tarifi kendi yaptığım şekliyle yazıyorum. Buradaki bardağı "cup" ölçüsü ile düşünün, yani yaklaşık 240 ml. Ekmek makineniz varsa, onunla birlikte verilen ölçü kabını kullanabilirsiniz. 

Malzemeler: 

- 1 + 1/4 bardak (310 ml) ılık su
- 1 çorba kaşığı kuru maya
- 1 çay kaşığı + 1 çorba kaşığı bal
- 1/4 bardak (60 ml) sızma zeytinyağı
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 2,5 su bardağı tam tahıllı un
- 1 + 1/4 su bardağı beyaz un
- 1/2 bardak günkurusu kayısı, doğranmış
- 3/4 bardak ceviz, iri parçalar halinde kırılmış

Yapılışı:

1. Kuru mayayı içinde 1 çay kaşığı bal eritilmiş 1/4 bardak suyun içinde eritin. Maya köpürene kadar oda sıcaklığında 10-15 dk bekletin.

2. Büyük bir kabın içerisinde zeytinyağı, kalan bal, kalan su ve mayalı karışımı birleştirin. Tahıllı unu ve tuzu bu karışıma ekleyerek yedirin. (Bu aşamada mikser kullanabilirsiniz ama ben her aşamada ellerimi kullandım.)

3. Ardından beyaz unu ekleyin. Hamur toparlanmazsa bu aşamada biraz daha un ilavesi yapabilirsiniz. Ele yapışmayan bir kıvama gelmesi, iyice elastik bir hamur olana dek yoğrulması gerekiyor. Böylece ekmeğiniz daha iyi kabaracak. Hamur hazır olunca üzerini örtüp ılık bir yerde 2 saate yakın mayalanmaya bırakın. (Eğer güzel kabarmışsa sürenin yarısı da yeterli olabilir.)

4. İlk mayalanması tamamlandığında, hamura kesilmiş kayısı ve cevizleri ekleyip iyice yedirene kadar yoğurun. Somun şekli verin ve pişireceğiniz tepsiye aktarın. Üzerini tekrar örtüp 45 dk daha mayalandırın.

5. Sürenin bitmesine yakın fırını 200 dereceye ayarlayıp ısıtın. Sıcak fırına ekmeği sürün, yaklaşık 20-25 dk pişirin. Çok güzel koktu biliyorum ama dilimlemek için ılınmasını bekleyin:)


Dilimler tazeyken bir harika ama ısıttığınızda da aynı lezzeti geri geliyor. Yanında hiçbir şey olmadan bile yenebilen ekmeklerden bu. Bereketli ve sağlıklı. Dilerim sizin de mutfaklarınızda pişer ve bereketi, sağlığı getirir her lokmasıyla...

Türk Kahveli Beze


Her dergi bitiminde olduğu gibi kendimi eve, mutfağa ve biriken okumalarıma adamış durumdayım. Hepsiyle birden ilgilenmek istiyorum üstelik. Hem evim pırıl pırıl olsun, hem yemek pişsin, hem kekler kurabiyeler yapılsın, hem gazeteler-dergiler-kitaplar okunsun, bu arada da mümkünse film-dizi izlensin. Dikkatinizi çekerim ki bu listede henüz alışveriş, kişisel bakım, azıcık sosyalleşmek, dışarıya çıkıp biraz gezip dolaşmak yok. Yoğun günlerin ardından birden derin bir nefes alınca, bir durup dinlenmek yerine ertelediğim her şeyi birden yapma telaşına düşüyorum. "Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek" demiş ya Özdemir Asaf, galiba aynen öyle... Ama başka türlüsünü de yapamıyorum.

Bu ay yine güzel bir dergi hazırlamış olmamızın keyfi ve huzuru var içimde. Bayram tatili sonrasında Aralık sayısını hazırlamaya başlayacağımıza da inanamıyorum. Şaka gibi, Aralık demek yılbaşı demek... Ne ara bitti gitti bir yıl daha?

Zamanın hızına dair çok şey söyledim daha önce, tekrarlamayayım. Sizi bu şahane bezelerle bir an önce baş başa bırakmak niyetim! Yapılalı epey zaman geçse de, benim bir oturup soluklanabilmemi beklediler paylaşılmak için. Tarifi Hürriyet Pazar, Civan Er'in köşesinden almıştım. Uzunca bir süre denenecekler arasında bekledikten sonra, nihayet dostlarımızla toplandığımızda yapıldılar. Çok güzel olacaklarını tahmin ediyordum, öyle de oldular. Alışageldiğiniz bezelerden farkı, içine kahve eklenmesi ve kahvenin verdiği inanılmaz aroma... Ara katmana sürülen kaymak ve bolca fıstıkla birlikte, bezeden ziyade tek lokmalık tatlılara dönüşüyorlar. Bezeleri olabildiğince küçük yapın, böylece ısırıp dağıtmak yerine tamamının bir seferde damağınızı şenlendirmesine izin vermiş olacaksınız. Yapımının inanılmaz basitliğine rağmen, oldukça sükse yapan bir tarif oldu...

Malzemeler: 

  • 75 gram yumurta akı (yaklaşık 2 orta boy yumurtadan)
  • 150 gr toz şeker
  • 10 gr Türk kahvesi
  • Bir tutam tuz
  • 100 gr kadar kaymak
  • Süslemek için Antep fıstığı (çekilmiş)


Yapılışı:

  1. Toz şekeri varsa baharat öğütücüsüyle, yoksa mutfak robotu ile çekerek biraz inceltin. Yumurta aklarının oda sıcaklığına gelmesini sağlayın. Böylece daha güzel kabaracaklar. Fırını da 130 dereceye ayarlayın.
  2. Yumurta aklarını ve çok az bir miktar tuzu temiz ve kuru bir kaba alın, mikserin en yüksek hızında çırpın. Birkaç dakika sonra iyice kıvamlı bir hale geldiğinde, şekeri yavaş yavaş ekleyip yedirin. Bu aşamadan sonra fazla çırpmayın. Kahveyi de ekleyip karıştırın.
  3. Karışımı ince uçlu bir krema torbasına aktarın. Yağlı kağıt serili fırın tepsisine, eşit ebatlarda olmasına dikkat ederek küçük bezeler sıkın. Tepsileri bekletmeden fırına verin ve yaklaşık 25-30 dakika pişirin. Fırından aldıktan sonra 5 dakika bekleyin, ardından yağlı kağıttan ayırıp ılınmalarını bekleyin.
  4. Bezeleri bu haliyle cam bir kavanoza alıp bir hafta kadar saklayabilirsiniz. İkram etmek için iki bezenin arasına kaymak sürün, biraz Antep fıstığı serpin ve kapatın. Püf noktası: Üstten bastırırsanız kırılırlar, yanlardan hafifçe tutup çevirir gibi yaparak yapıştırın. Bekletmeden servis yapın.


Özellikle kahveyle birlikte muhteşem oluyorlar... Sonbahara çok yakıştırdım bu hafif lezzeti ben. İkram etmek için harika bir alternatif, hatta bayram ikramı olarak da güzel bir seçenek olur... Sizin yerinizde olsam, sırf kendi keyfim için bile yapardım:)

Küçük bir bilgi notu:
Salçanızı, bakliyatınızı, baharatlarınızı, zeytininizi pekmezinizi organik tarımla üretilmiş olanlardan almak isterseniz, alışveriş yapabileceğiniz yepyeni bir web sitesi daha var: www.beyorganik.com Ziraat Mühendisi Zehra Güzelocak geçtiğimiz günlerde bana sıcacık bir e-mail gönderip web sitesinden bahsetmişti, ben de sizlerle paylaşacağıma söz vermiştim. Organik gıda sektörüne girmeye "bir anne olarak" karar verdiğini söyleyen Zehra hanımı tebrik ediyorum, yolu açık olsun.

Yaz Bitti...


"Âşıklar şehre döndüler / Yarıda kaldı sabah biten geceler" der şarkının devamı... Yazılmış en güzel yaz şarkılarından biridir belki de. Yaz aşıklarına seslenir aslında şarkı, biraz da sonbaharın hüznü hissedilir notalarında. Biz o âşıklardan olmasak da, hep tazelenerek döneriz mevsimin son demlerinde çıktığımız tatillerden... Yaz kimi tazelemez ki?


Bir kere sofralarda birbirinden leziz mezeler vardır. Kışın bulamayacağınız lezzettedir hepsi. Közlenmiş patlıcan, deniz börülcesi, haydari, barbunya pilaki... Aklınıza ne gelirse, buz gibi rakıya eşlik etsin diyedir, muhabbete katık olsun diye... Serince bir yaz gecesi, denizin kıyıcığında, sevgiliyle veya dostlarla paylaşılan rakı sofrası, kimi tazelemez ki?


Dolunaya şiirler yazabilirdim şair olsam.
Beste yapabilirdim, müzisyen olsam.
Dolunay ismini verebilirdim, bir kızım olsa.
Öyle severim.
"Mehtabı birlikte seyrederek / Benimle bir rüya kuruver şimdi" der ya hani... Yaz gecesi mehtabı izlemek gerçekten başkadır. Üstelik bambaşka bir enerji verir bana, ayın diğer günlerinde olmadığım kadar ışıkla dolu olurum, içim içime sığmaz olur...


Yaz biter ve herkes evine döner...
Kiminin işi var, kiminin okulu var diye, kimi de sadece dönmesi gerektiğini düşünerek döner. Yoksa herkesin aklı kalır gittiği yerlerde... Kimi ufak bir teknem olsaydı der, kimi pansiyonum olsaydı, kimi kafem olsaydı... Bir yol aranır çaresizce, gidilen yerlere yerleşivermek için... Hayaller kurulur, içten içe bilinir geri dönüleceği, ama hani öyle olsaydı ne olurdular düşünülür, konuşulur...


Lokmalar kızarmış yağa atılır ve ortalığı mis gibi kokusu sarar. Kimi için Bodrum demektir, kimi için belki Yeniköy, benim için Cunda... Bol susamlı, sıcacık lokma tatlısı, yanında sade dibek kahvesi, hayatın tam göbeğinden bir ısırık almak demektir. Öyle lezzetlidir!


Dört mevsim değil de, sadece yazın dondurma yiyenlerdenseniz, işte o dondurmaların tadı bir başka olur. Hele de fabrikasyon değil de el emeği ise... Karadutlu, cevizli, sakızlı, kavunlu... Yazın ta kendisi değildir de nedir?


Takvimlere göre tam da bugünlerde bitiyor yaz. Benim için Eylül'e girildiği an bitiyor ama hissedilmesi için ekinoksa girmek gerekiyor. İşte ışığın renginin değiştiği bugünler, yılın en sevdiğim günleri...


Yaza dair bütün keyifleri, özlediğimiz lezzetleri, dostları, hayalleri ve anıları yüreğimize depolayıp döndük yine şehr-i İstanbul'a. Bu kez yepyeni bir keşfin mutluluğu da var içimde; sizinle de tanıştırmak istiyorum: Tarlakuşu.


Tarlakuşu, Ayvalık sokaklarında yürürken kolaylıkla rastlayabileceğiniz bir yerde. Bir "Ekolojik Yaşam ve Sanat Ürünleri" mekânı. Burada soluklanıp kahvenizi içebilir, Ayfer hanımla sohbet edebilir ve zeytin, zeytinyağı, sabun ya da hediyelik alışverişinizi yapabilirsiniz.


Tarlakuşu aynı zamanda Ahmet Yorulmaz hocanın "Bizim Zeytinyağlı Ayvalık Yemeklerimiz" kitabının da satışını yapıyor. Bu güzel kaynak kitap, Ayvalık'a gelen ya da Ayvalık yemeklerini seven herkese ulaşmalı...


Yaz boyunca Ahmet hocanın kitabından pek çok yemek tarifi denedim. Ve her defasında, zeytinyağının mucizesine bir kez daha hayranlık duydum. Siz hiç "ekstra sızma" zeytinyağı ile sade pilav yaptınız mı? Yapmadıysanız bir deneyin. Pirinci kavurmadan, sadece 1-2 saat önceden ıslatarak, kendi ölçüsünde kaynamış suya yağ ile birlikte koyarak pişirmeyi bir deneyin. Ve yazın bana nasıl bir lezzetle karşılaştığınızı...


 Ayfer hanım bizim Tarlakuşu'na gittiğimiz gün Ayvalık Kültür Sanat Günleri kapsamında bir sergi açılışı için harıl harıl çalışıyordu yardımcılarıyla birlikte. Ne güzel şeyler oluyor bu küçücük yerde, şapka çıkarılası... Açılışta sunulmak üzere küçük tadımlık lezzetler ve kuru yemiş tabakları hazırlanmıştı. Ben şu gördüğünüzün tadına, güzelliğine inanamadım!


Kavrulmuş buğday, evet.
Bütün bir kâseyi yiyebilirim. Ama daha iyisi, salatalara eklemek olurdu herhalde. Bir de nasıl yapıldığını öğrenebilseydim...


Yaz bitti ve benim en sevdiğim zamanları başladı yılın... Mevsim döndü.
Tembel öğle sonraları bir gölgede veya serin bir odada okunan kitaplar kaldı geriye.
Hiçbir şey yapmamanın güzelliği kaldı, hatırımda, kış boyu saklanmak üzere.

Hani der ya Zen şiiri;
"Hiçbir şey yapmadan otur
Bahar gelir
Ve otlar kendiliğinden büyür"

Evet bu kitap kaldı en çok, yazdan geriye...
Bir anda çok satan kitaplar listesine nasıl giriverdiğini anlamadığım, Sabahattin Ali'nin o güzelim "Kürk Mantolu Madonna"sı...

"...insanlar birbirine ancak muayyen bir hadde kadar yaklaşabiliyorlar ve ondan sonra, daha fazla sokulmak için atılan her adım daha çok uzaklaştırıyor. Seninle aramızdaki yakınlaşmanın bir hududu, bir sonu olmamasını ne kadar isterdim. Beni asıl, bu ümidin boşa çıkması üzüyor..."

Aşka dair, aşkı aramaya, bulmaya, kaybetmeye, hatırlamaya, tekrar aramaya ve tekrar aramaya dair... Bütün bunlara dair, ama en çok da insan olmaya dair belki de dilimizde yazılmış en güzel kitap bu. Günümüze kalabilmesi, belki en çok günümüzde okunması gerektiğinden. Eylül okumalarınız arasına almanızı dilerim.
Mutlu Eylüller!


Ayvalık Usulü Zeytinyağlı Barbunya






















Yine bir Eylül'e kavuşmaktan mutluyum!
Sonbaharı ne kadar sevdiğimi artık çok iyi bildiğinizi düşünüyorum. Yılın bu zamanları enerjiyle dolar, yepyeni planlar yapar, kararlar alır, okula başlayacak bir çocuk heyecanıyla "yeni sezon"u beklerim. Neyin sezonudur bu? Tabii ki erken inen akşamların, artan ev keyiflerinin, dostlarla toplanmaların, sinema vakitlerinin, yaz boyu uzak durulan fırınla barışmaların, daha çok kek ve kurabiye pişirmelerin, hafiften hırkalara sarınmaların... bu liste uzar gider benim gibiler için.

Ama bir itirafta bulunmak gerekirse, yaz sebzelerini daha çok seviyorum. Kış günlerinin kerevizini, brokolisini, pırasasını ne kadar sevsem de, yaz boyu yediğim barbunyalara, fasulyelere, patlıcanlara, domateslere doyamıyorum. Pek çoğu havalar soğuyana dek bizlerle kalmayı sürdürüyor olsa da, son demlerinde olduklarını biliyorum. Belki o yüzden bugünlerde elim hep bu sebzelere gidiyor.

İşte tatil dönüşü buzdolabında hiçbir şey olmadığı için alışverişe çıktığımda da, akşama pişirmek için aklıma ilk gelen barbunya olmuştu. Bu kez onu her zaman alıştığım usulde değil, Ahmet Yorulmaz'ın Bizim Zeytinyağlı Ayvalık Yemeklerimiz kitabında anlattığı gibi pişirdim. Ben normalde barbunyayı önden haşlamaz ve suyunu dökmezdim. Ama hiç ummadığım şekilde lezzetinden hiçbir şey kaybetmeyen, nefis bir barbunya yemeği oldu. Has zeytinyağıyla ne yapılsa lezzetli olmaz ki... Biraz arşivimde bu tarifin olmasını istediğim için, biraz da yeni evlilere ve tecrübesi olmayanlara yardımcı olmak dileğiyle tarifi paylaşıyorum:

Malzemeler: 

- 1 kilo barbunyanın ayıklanmış içi
- 3 adet iri domates
- Yarım su bardağından biraz fazla zeytinyağı
- 1 adet iri soğan
- 1 adet havuç
- 5-6 diş sarımsak
- Tuz, su

Yapılışı:

1. Barbunyaları su dolu bir tencereye alın. Kaynadıktan sonra kısık ateşte barbunyaları pişmeye yakın olacak şekilde haşlayın.

2. Başka bir tencereye zeytinyağını alıp ısıtın. Küp doğranmış soğan, havuç ve ince kıyılmış sarımsakları hafifçe kavurun. Domatesleri küçük küpler hâlinde doğrayıp tencereye ilave edin, karıştırın.

3. Hemen ardından haşlanıp suyu süzülmüş barbunyaları da ekleyin. Tuzunu unutmayın. Dilerseniz çok az su ilavesiyle, barbunyalar iyice yumuşayana dek dakika kısık ateşte pişirin.


Ahmet Yorulmaz, servisten önce defne yaprağı eklenebileceğini söylemiş ve "akşamcıların baş mezelerinden" olarak değerlendirmiş barbunyayı. Doğrusu ben de meze olarak çok severim, ama yanında bol çoban salata ile başlı başına bir yemektir benim için. Son pişirdiğimde yanına patlıcanlı pilav da yapmıştım. Dilerseniz bol domatesli bir bulgur pilavı da pişirebilirsiniz.

Bu aralar vedalaşacağımız bu güzel sebzeyi bir kez daha pişirmeyi ve dondurucunuza stoklamayı unutmayın. Kış günlerinde, hani o pırasaya kerevize burun kıvrılan günlerde hayat kurtarıcı olacağı kesin....

Peynirli ve Kabaklı Gül Böreği

Her dergi bitiminde mutfağa girme isteğiyle yanıp tutuşuyorum. Mevsim hiç fark etmiyor; ya kek pişirmek istiyorum, ya da kurabiye, tatlı, börek. Bunun nedenini çözebilmiş değilim. Son günlerde hiç mutfağa giremiyor oluşumun, bütün öğünleri dışarıda yemek zorunda kaldığım günlerin acısını çıkartmak istiyor olabilirim. Önce sıkı bir mutfak ve buzdolabı temizliği yapıyor, sonra pişirmek istediklerimi planlıyor, alışverişimi tamamlayıp kendimi mutfağa atıyorum.

Peynirli ve Kabaklı Gül böreği Tarifi
Yine öyle oldu.

Akşam 20.00 civarı eve ulaşabildikten sonra, kendime çılbır hazırlayıp hızlı bir protein takviyesi yaptım, ardından yorgunluğu filan boşverip mutfağa girdim. Önceki gün aldığım ve dolapta beklerken hafifçe nemlenmiş yufkaları havalandırdım, tezgahı temizleyip yufkaları serdim, organik pazardan aldığım yeşil kabakları kabuklarını soymaya kıyamadan rendeleyip hafifçe soteledim, Ezine keçi peyniri ve bolca organik dereotuyla karıştırdım ve böreğimin içini hazırladım. Fırına vermeye hazırlanırken kapı çaldı, sevgilim karnı aç geldi. Eve aç gelip fırına verilmek üzere olan börek tepsisini görünce de çok mutlu oldu tabii!

Bu gül böreği tarifi onun referansı ile yazılıyor; zira ben böreğin tadına henüz bakamadım. Tarif Macro marketin dergisinden. Çok sevdiğim, aradığım her şeyi bulabildiğim bir market olan (benim için "şekerci dükkanı") Macro'nun dergisinden sık sık tarif deniyorum ve her defasında güzel sonuçlar alıyorum. Bu da onlardan biri oldu. 

Peynirli ve Kabaklı Gül böreği TarifiBen tarifteki yeşil soğanı kullanmadım, sevgilime dokunduğu için bizim eve hiç giremeyen ama çok sevdiğim bir malzemedir. Siz muhakkak kullanın. Yağlı peynirler pişerken börek veya poğaçaların içinden akabildiği için ben genelde az yağlı kullanmayı tercih ederim; keçi peyniri doğal olarak daha az yağlı olduğu için iyi bir alternatif. Lezzetine ise zaten bayılıyorum!

Malzemeler:

  • 3 adet yufka
  • 500 gr kabak (ben yeşil kabak kullandım)
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağı (sotelemek için)
  • 2 diş sarımsak 
  • 6 dal ince doğranmış yeşil soğan
  • 1/2 demet ince doğranmış dereotu
  • 200 gr ufalanmış Ezine peyniri (ben keçi peyniri kullandım)
  • 60 ml zeytinyağı (sosu için)
  • 60 ml yoğurt
  • 1 yumurta
  • Susam, çörekotu, taze çekilmiş karabiber.

Yapılışı:

  1. Kabakları rendeleyin, hafifçe tuzlayıp 10 dk bekletin. Ardından fazla suyunu sıkın.
  2. Tavaya 2 kaşık zeytinyağını alın, kullanacaksanız taze soğanları ve ince kıyılmış sarımsağı hafifçe soteleyin. Kabakları ekleyip 5 dk kadar sotelemeye devam edin. Soğumaya bırakın.
  3. Peyniri ufalayın veya çatalla hafifçe ezin, dereotu ile karıştırın. Kabaklara ilave edin. Dilerseniz tuz ekleyebilirsiniz ama ben peynirin tuzu yeterli olur diye eklemedim. Taze çekilmiş karabiberle tatlandırın.
  4. Sos için zeytinyağı, yumurta ve yoğurdu çırpın. Yufkaların her birini üçgen şeklinde 4 parçaya ayırın. Tepsinize yağlı kağıt serin. Fırını 180 dereceye getirip ısıtın.
  5. Sostan bir kaşık alıp fırçayla her bir yufkanın yüzeyine sürün. Geniş kenarına iç malzemeden 2 kaşık kadar koyun, sigara böreği şeklinde sarıp kıvırın, uç kısmını alta yerleştirerek tepsiye dizin. Hepsi hazır olduktan sonra kalan sosu fırçayla böreklerin üzerine sürün (eğer yetmezse biraz daha zeytinyağı ve yoğurt ilave edebilirsiniz).
  6. Böreklerin üzerine susam ve çörekotu serpip ısınmış fırına verin, güzelce kızarana kadar pişirin. 


Ne zaman doğal ürünler görsem fena halde iştahım açılıyor benim, bilmem size de oluyor mu? 
Geçtiğimiz haftalarda posta kutumda bir e-mail buldum. Blogun okurlarından Firuzan hanım, sağlıklı beslenmeye çocukluğundan beri duyarlı olduğunu, bunu da severek yaptığı bir işe dönüştürdüğünü söylüyordu. Ne mutlu ona! Doğal ve katkı maddesiz ürünlerden oluşan Olinda Foods isimli bir gıda firması varmış. Şu an için sirke, zeytinyağı ve nar ekşisinden oluşan ürünlerine yenilerini eklemek için çalışıyormuş. Ben portakal ve acı kırmızı biber çeşnili bu zeytinyağlarını çok sevdim. Hem kahvaltıda ekmek banmak, hem de salataları lezzetlendirmek için idealler...

Güzel Atlar Ülkesi'nde...


"Bu adamları Bodrum'da güneşlenirken göremezsiniz. 

Hep böyle yerlere gelirler."
Basın gezisine katılanlardan birisi, heyecanla her gördüğünün fotoğrafını çeken Japon turistler hakkında böyle diyordu. Ben de onlardan farklı değildim aslında. Henüz yeni formatlanmış makinemi her gördüğüme doğrultur ve yüzlerce fotoğrafı hem makineye hem kendi hafızama kaydederken, içimdeki en derin duyguyu "hayranlık" diye tarif edebilirim...


Ben Kapadokya'ya hayran kaldım.
Hayranlıktan öte, belki de âşık oldum! Yakan kavuran ama asla İstanbul'daki gibi bunaltmayan güneşiyle, akşam ortalık kararınca ürpertip insana hırka-kazak aratmasıyla, nemsiz ve tertemiz havasıyla, içimde hep var olduğunu bildiğim bozkır iklimine usulcacık dokundu her şeyden önce. Sonra o yüzlerce yıllık yer altı mahzenleri, manastırlar, kiliseler... bir vakitler ev olarak kullanılmış, doğanın elinden başka el değmemiş taş yapılar... Kaldığım kaya odanın ürpertici tavanları, merdivenle çıkılan taş banyosu, sağa sola serpiştirilmiş eski sandıklar... Hani deselerdi tarih öncesi bir zamana gideceksin, ve burda açsaydım gözlerimi, inanırdım. Rahatlıkla birkaç yüzyıl öncesinde olduğuma ikna edebilirlerdi beni. Argos in Cappadocia'da, her mucizeye ikna olurdum!


Göreme Açık Hava Müzesi'nde doyumsuz bir gezinin ardından ziyaret ettiğimiz bir başka müzede de Nevşehir günlük hayatını dinledik. Birebir Nevşehirliler model alınarak yapılmış teyzeler ve amcalar, anlattılar bize öykülerini. Bir vakitler böyle odalarda yaşarlar, sofrada hep misafir için fazladan bir kaşık bulundururlarmış. Pekmez yapar, yufka açar, değirmende bulgur öğütür, halı dokur, dertlerini tasalarını o halılara aktarırlarmış. Ben en çok kız isteme merasimini anlatan bu kareyi sevdim. Kız eğer verilirse, damada bir çorap hediye edilirmiş. Damat ertesi gün o çorabı giydiğinde, artık sözlendiğini çevresine ilan etmiş sayılırmış. Ve bu geleneği halen sürdürenler varmış.






Kahve fincanını tutan teyze müstakbel gelinini pek beğenmişe benziyor, ne dersiniz?
Yerde duran tepsiye "geberlik" denirmiş. İçine Allah ne verdiyse konur, misafire ikram edilirmiş. Benim bildiğim bir "yat geber yemeği" vardır, herhalde aynı şey:)) Böylece artık yatma vakti olduğu anlaşılırmış.


Al yanaklı kayısılar o kadar çoktu ki! Zaten kayısıdan başka meyve ağacı görmedim diyebilirim. Bu iklime çok uygun bir meyve olsa gerek. Minik minik zerdali denen türleri de vardı. Cömertçe dallarını sunuyorlardı konuklarına...



















Kızılırmak'ı ben hep hüzünlü bir türküyle bilirdim. Kasvetli akan, karanlık bir nehir gelirdi aklıma. Halbuki yemyeşil salkımsöğütlere kucağını açmış, kıyılarında ördeklerin gezindiği, çocukların koşturup oynadığı, gelinlerin fotoğraf çektirmeye geldiği, pırıl pırıl, tertemiz bir nehirmiş. Önce jetle (ödüm koparak!), ardından gondolla bu nehri turlarken aldığım keyfi tarif edemem. İstedim ki saatlerce o şahane sazlıklarda aheste ilerleyelim, hiç bitmesin...


Ertesi sabah gün bizim için saat 04.00 civarı başladı. Önce tur şirketinin götürdüğü kahvaltı salonunda gözlerimizi açmaya çalıştık. Hava 13 derece olunca, uyanmamız da zor olmadı. Ardından balonumuzun şişmesini heyecanla izledik. "Ne acayip şeyler oluyor hayatta!" diyerek de özetleyebilirim aslında bunu. Sepete atlayışımız, kaptanımızın uyarılarını (biraz tedirginlikle) dinleyişimiz, ardından havalanmamız... Yaklaşık bir saat göklerden bu şahane coğrafyayı izledikten sonra yere konuşumuz...


O gün yaklaşık 75 balon vardı gökyüzünde. Minik, rengârenk sabun köpükleri gibi uçuyorlardı... hayatımda gördüğüm en güzel manzaralardan biri olarak kaydettim zihnime. O kadar çabuk, adeta rüya gibi geçti ki! İndikten sonra kaptanımızın şampanya patlatması... Portakal suyuyla şampanya karışımı "mimoza"dan aldığım yudumlar... masayı süsleyen kabak çiçekleri... madalya töreni ve anı defterine birkaç kelime yazışım... hepsi bir rüya gibiydi.


Otele dönüp uyuduktan sonra ikinci kahvaltı için tekrar kalktığımda bir müddet kendime gelemedim. Rüya değildi, fotoğraf makinem kaydetmişti hepsini:) Peki artık ben hiçbir yere gitmesem, burada kalsam olmaz mıydı? Hani kitap okumaktan, gün batımını izlemekten, Norah Jones dinlemekten sıkılana kadar... Hıı.. mümkün olmaz mıydı?


Sonra gizemli bir kapıdan adım attığımız şarap mahzeni...
Bir vakitler genç kızların eteklerini sıvayıp üzüm ezdikleri tekneler... Taş duvarlardaki girintilere sıralanmış, yıllandırılan şaraplar... Kimbilir hangi akşamda, hangi âşıkların dudağına uzanmak için bekliyorlar... kimbilir kaç sene daha bekleyecekler...


Bazlama yapan elleri öpmek isterim ben hep. O eller hiç dert görmesin, ne kadar dertleri tasaları varsa, hamurları yoğururken uçup gitsin, bir daha da geri gelmesin isterim. Unutmadan, bir de tandır çorbası dedikleri nefis bir çorba tattım Göreme'de. Keşke o kadar sabırsız olmayıp onu da fotoğraflasaydım. Temmuz'da çorba içip de bu kadar seveceğimi düşünemezdim. Yaz domateslerinin mis gibi kokusunun hissedildiği, biraz ezogelini anımsatsa da yoğun domates tadıyla muhteşem bir tahıl çorbasıydı.


Her güzel şey çabuk geçiyor. Yazılı olmayan bir kuralı bu hayatın.
İki günlük hafta sonu da uçup gitti.
Son birkaç saat bu terastaki manzarayı içime çektim. En kısa zamanda tekrar gelmek istiyorum dedim. Geleceğim dedim hatta! Geleceğim ve bu kez kalın bir hırkaya sarmalanarak, ay doğana dek oturup bir şişe Kalecik Karası'nı sevgiliyle paylaşacağım...

Yulaflı, Muzlu, Cevizli Muffin


Ofiste kahvaltı yapmak istediğinizde (ya da mecbur kaldığınızda) neler yemeyi seçersiniz? Gelirken yol üstündeki pastaneden aldığınız margarinli poğaçalar mı, çekmecede bulundurduğunuz (o günlerde diyette olduğunuz için) kuru birkaç galeta ya da bisküvi mi, yoksa fırından yeni çıkmış taze bir simit mi? Belki de aşağıdaki büfeye telefon açıp bir tost söylersiniz. Beyaz peynirli, kepekli bir tost mu olur seçiminiz, yoksa beyaz ekmeğe çift kaşarlı mı? Yanında çay mı içersiniz, portakal suyu mu sipariş edersiniz? Bir dakika... Yoksa siz hiçbir şey yemeyip, sütlü kahvenin öğleye kadar idare edeceğine inananlardan mısınız? Ve sonra öğle yemeğinde açlıktan kendini kaybedip, öğleden sonra neden uykusunun geldiğini düşünenlerden...

Hayatta her şey seçimlerimizden ibaret. Sağlığımız, kilomuz ve kendimizi nasıl hissettiğimiz, seçimlerimizin bir sonucu, bazen de nedeni. Women's Health'in her sayısında bunları tekrar etmekten bıkmıyoruz. Çünkü biliyoruz ki bazen neyin iyi olduğunu hepimizin hatırlaması gerekiyor. Akıl çelici, göz alıcı onlarca seçenek arasından, sizin için iyi olanı seçebilmek hakikaten kolay iş değil. Dahası, o seçimden mutlu olmak da hiç kolay değil! Bir dilim kepekli ekmek yanında kibrit kutusu peynir, yanında istediğin kadar (!) salatalık ve domatesle kahvaltı yapıp mutlu olmayı kim becerebilmiş ki? Belki bir gün, iki gün, üç gün... Ya sonra?

Geçtiğimiz yılın Mart ayında, dergimizin fitness editörü Irmak'cığımın hazırladığı şahane bir beslenme konumuz vardı. Benim için dergide bugüne dek yer verdiğimiz konular içinde hep özel bir yeri oldu o sayfaların. Çünkü tam dört sayfa boyunca, muffin pişirmenin püf noktaları, zararlı içerikleri nelerle değiştirebileceğimiz, hangi besinin neye iyi geldiği gibi şahane bilgiler vermiş ve birbirinden güzel muffin tarifleri yayınlamıştık. Geçtiğimiz günlerde canım deliler gibi muffin çekince, neden bizim tariflerden birini yapmıyorum ki dedim. Gerekli malzemeleri hafta sonunda tamamladım ve pazartesi akşamı mutfağa girip, içinde hiç un, şeker ve zararlı yağ olmayan bu muffinleri yaptım. Dün sabah da ofise getirdim, yemeden önce bir güzel fotoğrafladım. Ardından Irmak geldi ve "bil bakalım ben ne yiyorum?" dedim. Bir Women's Health muffini:) Hemen ona da kendine bir sütlü kahve hazırlamasını tavsiye ettim ve işe başlamadan önce çok mutlu bir kahvaltı ettik. Her lokması dolu dolu sağlık ve lezzet, insan bir kahvaltıdan daha ne ister ki?


Verdiğimiz bütün tariflerde porsiyon başına düşen kalori, yağ, şeker, protein, lif ve karbonhidrat değerlerini belirtiyoruz. Benim yaptığım muffinler sayıca biraz daha fazla çıktı. Dolayısıyla tanesinde 130-140 civarında kalori vardı. (Kıyaslamak açısından, pastaneden aldığınız bir muffinde en az 400 kalori var. Yedikten yarım saat sonra uykunuzun gelmesi ve bir-iki saat sonrasında midenizin kazınması da garanti.) 

Bu tarif, "PMS'ni yen" başlığını taşıyordu. İşte Irmak'ın yazdıkları: "Hormonların seni her ay asabi bir insana dönüştürüyorsa, bu leziz tedavi derdine derman olacak. Muz, krampları ortadan kaldıran potasyum ve B6 vitamini içerir. Ayrıca sahip olduğu hormon düzenleyici içeriğiyle, vücudunda su tutulması, depresyon ve diğer PMS semptomlarının azalmasına yardımcı olur. Yoğurtta bulunan kalsiyum ve D vitamini ikilisi ise semptomları yüzde 40 oranında ortadan kaldırır. Buna bir de magnezyum yönünden zengin cevizi eklediğinde, adeta bir ilaç almış gibi olacaksın."  

Ayın diğer günlerinde de denemek serbest tabii ki:)
Bu arada tarif şeker yerine agave şurubu içeriyor. Benim ilk kez denediğim bu şeker alternatifi, şekerden kat kat daha tatlı, doğal bir tatlandırıcı. Yüksek ısıda toksik olabilen bal ve girdiği yere kendi tadını geçiren pekmez yerine, kek ve kurabiyelerde rahatlıkla kullanılabilir. Şurubu aldığım aktar "Çaya-kahveye de şeker yerinde koyabilirsiniz" dedi ama ben çay ve kahvede şeker kullanmayı bıraktım. Başlangıçta zor oldu ama üç hafta gibi bir süre yetiyor alışkanlıkların kırılması için...

Bu kadar muhabbetin ardından, gelelim tarifimize... Evde olduğunu zannediyordum ama olmadığı için üzüm çekirdeği yağı yerine ben zeytinyağı kullandım. Siz aktarlardan alarak kullanabilirsiniz. Agave şurubu da aktarlarda satılıyor. LifeCo'dan sipariş de verebilirsiniz.   

Malzemeler: (12-15 adet)

- 230 gr yulaf ezmesi
- 1/2 cup pirinç unu (yaklaşık 112 gr)
- 1/4 cup keten tohumu (yaklaşık 4 kaşık)
- 1 tatlı kaşığı karbonat
- 1 tatlı kaşığı kabartma tozu
- 2 adet yumurta, çırpılmış
- 60 gr yoğurt
- 3 orta boy muz, ezilip püre haline getirilmiş
- 120 ml agave şurubu
- 80 ml üzüm çekirdeği yağı (veya zeytinyağı)
- 30 gr ceviz, iri kıyılmış

Yapılışı:

1. Püre halindeki muzu, çırpılmış yumurtalarla karıştırın. Yoğurt, agave şurubu ve yağı ekleyip çatal veya çırpma teli ile çırpın.

2. Ayrı bir kapta yulaf ezmesi, pirinç unu, keten tohumu, karbonat ve kabartma tozunu harmanlayın. Sıvı karışımı içine ilave edin, hepsi karışıncaya kadar karıştırın. En son cevizleri ekleyi hafifçe karıştırın ve muffin kaplarına paylaştırın. 

3. Muffinler çok fazla kabarmıyor, hafifçe kabarıp üstleri kızarıncaya kadar, yaklaşık 20 dakika pişirmeniz yeterli olacak.


Soğuduktan sonra fazlasını dondurucuya kaldırabilir ve kahvaltıda yemek istediğinizde geceden çıkartabilir veya mikrodalgada çözdürebilirsiniz. Ben öyle yapacağım:) Yanına sütlü kahve inanılmaz yakışıyor ama süt de olabilir. Biz dün bu kahvaltının ardından ara öğün bile yapamadık. Nihayet acıktığımızda saat öğlenin 2'si olmuştu. Saatlerce tok tutması, her tür atıştırma krizini önlemesiyle biz bu muffinleri çoook sevdik. Hatta kendilerini Kahve'de bugüne dek pişen en sağlıklı tarif ilan etmekten çekinmeyeceğim:) Bundan sonra da sık sık WH tariflerini pişirip burada paylaşmaya çalışacağım.

Son olarak; bugünlerde Caffe Nero'lara uğrarsanız eğer, tatlı vitrinine ve salata-kahvaltılık raflarına daha dikkatli bakın. Women's Health ve Men's Health dergilerinin "Yemek Yemek Güzeldir" projesi kapsamında, hepsi birbirinden lezzetli ve düşük kalorili yiyecekler göreceksiniz. Tarif geliştirme aşamasında destek verdiğimiz Nero'larda, hepsi bizim tadım testimizden geçmiş şahane salata, müsli, browni ve cheesecake seçenekleri var. Başta söylediğim gibi, her şey seçimlerimizden ibaret ve o seçimlerle gerçekten mutlu ve sağlıklı olmak da bizim elimizde...

Portakallı Haşhaşlı Muffin

Portakallı MuffinBu ara hep keklerden gidiyoruz ama bu portakallı muffinleri o kadar beğendik ki paylaşmazsam olmazdı. Bir daha ne zaman kek yaparım bilmiyorum zira... Ve bu tarif mutlaka arşivde yer almalıydı.

Son yaptırdığım kan tahlilinde yüksek çıkan kolesterol değerlerim, şimdilik hamur işlerine veda etmeme neden oldu. Buna ne kadar dayanırım gerçekten bilmiyorum:) Ama kısa zamanda bu meseleyi halletmeyi umuyorum. Şimdilik öğleden sonraki kahve saatini kahveme daha fazla yağsız süt koyarak, yanında en fazla bir minik parça çikolata ile idare ederek geçirmeye çalışıyorum. Bu muffinlerse Filiz anneye giderken götürmek üzere yapıldı ve hafta sonu kaçamağı olarak tadına bakıldı. Sütlü kahveye çok yakıştıklarını söylemeliyim! Haşhaşlı kekleri çok seviyorum, ama nedense daha önce hiç böyle bir tarif yayınlamamışım. Siz de seviyorsanız, kıştan kalan son portakal ve yaptıysanız eğer portakal reçelinizle bu tarifi deneyin. Kulaklarımı çınlatacağınıza eminim.

Tarif Elif Tapan'a ait. Yapımı gerçekten çok basit. Evde reçeliniz ve haşhaşınız varsa tamam, gerisi zaten her mutfakta bulunan malzemeler. Ölçüler çok az, 8 adet muffin çıkıyor. Denemek için güzel bir ölçü bence, daha fazla yapmak isterseniz ölçüleri iki katına çıkartın. Hamur tam muffin kıvamına gelmediği için tarifteki süt miktarını ben biraz arttırdım. Reçeli çok tepeleme koymayın, yeterince tatlı bir kek oluyor. Kayısı reçeli ile de yapılabileceği yazıyor, bir dahaki sefere o şekilde deneyeceğim. 

Portakallı Muffin Tarifi

Malzemeler:

- 4 çorba kaşığı portakal reçeli
- 50 gr tereyağı
- 1 yumurta
- 5 çorba kaşığı süt (tarifte yazan 3 kaşık)
- 150 gr un
- 1 paket kabartma tozu
- 1 çorba kaşığı toz şeker
- 1 çorba kaşığı haşhaş tohumu
- 1 çorba kaşığı portakal kabuğu rendesi

Yapılışı:

1. Tereyağı ve reçeli bir sos kabına koyup ocağa alın, sadece yağ eriyene kadar ısıtın.

2. Ayrı bir yerde yumurta ile sütü çırpın (ben mikser kullanmadım). Tereyağı ve reçel karışımını ilave edin.  Un, kabartma tozu, şeker, haşhaş tohumu ve portakal kabuklarını karışıma ekleyin, hepsi karışana kadar çırpın.

3. Karışımdan kaşıkla alarak muffin kâğıtlarına doldurun. Önceden ısıtılmış 190 derece fırında üzerleri kızarana dek pişirin.

Tarifte pudra şekeri serperek ya da marmelat ile servis edilebileceği yazıyor ama bence bu hâliyle de yeterince tatlı... Yumuşacık ve leziz bir muffin oluyor, haşhaşlar her lokmada kıtır kıtır ağzınıza geliyor, portakalın yoğun tadını da unutmamak gerek...

Kısacası, bu portakallı muffinleri biz çok sevdik. Dilerim sizin de bir hafta sonu keyfinize eşlik eder. Güzel bir kahvenin ve sohbetin yanında elbette...

Baharatlı Elmalı Kek

Baharatlı Elmalı Kek Tarifi
Yine yağmur var bu hafta sonu İstanbul'da. Sabahtan güzel bir havaya uyanmışken, öğle saatlerinde başlayan yağmur yaz heyecanı yaşayanları hayal kırıklığına uğrattı tabii ki. Ama beni tanıyanlar bilir ki bu hava benim güzel havalarımdandır. Üşütmeyen, yakmayan, ılık ve yağmurlu bir hava en sevdiğimdir her zaman. Kent daha sakin olur, sokaklar nispeten daha boş, akla çay-kahve saatleri, filmler, pencere önü sohbetleri gelir. Ben de hemen kolları sıvayıp kek pişirmek isterim böyle bir havada. 

Yine öyle yaptım.
Bu cumartesi ofise gelip biraz çalışmamız gerekiyordu ekipçe. Biraz taze kekimiz olsun, günümüz daha keyifli geçsin istedim ve bizimkilere bir sürpriz yaptım. Taze, lezzetli bir ev kekinin gülümsetemeyeceği kimse yoktur. Hele de dergide hep yazdığımız gibi sağlıklı malzemeler kullanılmış, gereksiz bir kalori bombası hâline getirilmemişse...   

Tarifi Kahve'nin daimi okurlarından Bilge yollamış ve tam bana göre olduğunu, mutlaka denememi istediğini yazmıştı. Aradan da epey zaman geçti ama ancak deneme fırsatım oldu. Bilge Amerika'da yaşıyor ve bu tarz kekler yapmaya bayılıyor. Tıpkı benim gibi o da malzemelerin daha sağlıklı alternatiflerini kullanmayı seviyor. Organik yumurta, esmer şeker, tam un ve fındık yağı vazgeçilmezleri. 

Bu tarifi de Gourmet dergisinden aldığını yazmıştı. Ben de onun gibi bazı malzemeleri daha sağlıklı olanlarıyla değiştirdim. Örneğin tereyağı yerine fındık yağı koydum, hatta yağ miktarını biraz azalttım ve tam buğday unu kullandım. Şekeri de yarı yarıya az kullandım, Bilge de öyle yaptığını yazmış. Ya Amerika'da kullanılan şekerin farklı olmasından, ya da Amerikalıların gerçekten çok tatlı sevmesinden, bilemiyorum. Ama 2 cup şeker bence bir kek için çok abartılı bir ölçü. Buraya tarifi kendi yaptığım şekliyle yazıyorum.
 
Baharatlı Elmalı Kek

Malzemeler:

- 3 adet yumurta
- 1 cup* esmer şeker (220 gram)
- 2/3 cup fındık yağı (160 ml)
- 1/2 cup kuru üzüm (75 gram)
- 3 çorba kaşığı ılık kahve (dilerseniz rom veya likör de kullanabilirsiniz)
- 2 cup tam buğday unu (yaklaşık 280 gram)
- 1 paket kabartma tozu
- 1 çay kaşığı vanilya özü**
- 1 çay kaşığı yenibahar
- 1 çay kaşığı tarçın
- 1 çay kaşığı muskat
- 1/2 çay kaşığı tuz
- 1/4 çay kaşığı zencefil
- 1/4 çay kaşığı toz karanfil
- 4 adet orta boy elma, küçük dilimlenmiş
- 1 cup iri dövülmüş ceviz (yaklaşık 110 gram) 

* Gram karşılıklarını da vermeye çalıştım ama cup ölçüsü olarak eğer ekmek makineniz varsa onunla birlikte verilen ölçü kabını kullanabilirsiniz; 1 cup'a eşittir. 200 ml.lik standart su bardağından 1 parmak daha büyük bir bardağı da kullanabilirsiniz.
** Pasta malzemeleri satan dükkanlarda (ve internette) bulabilirsiniz. Bulamazsanız 1 paket vanilin kullanın.

Yapılışı:

1. İlk iş olarak kahveyi hazırlayın ve kuru üzümleri şişmesi için kahveye koyup bekletin (arada kaşıkla altüst edin).

2. Yumurtaları vanilya ve esmer şekerle birlikte en az 5 dk mikserle çırpın. Fındık yağını ekleyin, biraz daha çırpın.

3. Unu, baharatlar ve kabartma tozuyla beraber ayrı bir kapta harmanlayın. Ardından yumurta karışımına yavaş yavaş ekleyin, bir yandan karıştırın. Koyu bir hamur oluyor ama endişe etmeyin, meyveler eklendiğinde hamur iyi bir kıvama geliyor.

4. En son elmaları, cevizleri ve kuru üzümleri hamura ekleyin, kaşıkla karıştırın. Yağlanmış ve/veya yağlı kâğıt serilmiş yuvarlak bir kek kalıbına boşaltın. Ben kelepçeli kalıp kullandım, büyük bir baton kalıp da olabilir. Şekilli ya da ortası delik kapları tavsiye etmem, elma çok bol olduğu için kalıba yapışabilir, çıkartmakta zorlanabilirsiniz.

5. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında pişirin. Tarifte 1 saat diyor ama benim fırınımda 40 dakikada pişti. Siz de kendi fırınınıza göre ayarlayın.


Aslında Bilge'nin de dediği gibi bu bir sonbahar keki. Ama yağmurlu bir havaya bahar da olsa yakışır. Siz ister kışa saklayın, ister hemen bugün pişirin ve öğleden sonra çayın veya güzel bir sütlü kahvenin yanında yiyin. Biz kekimizi yerken Mayıs sayımız üzerinde çalışıyoruz ama siz evdeyseniz güzel bir kitap da eşlik etsin keyfinize derim. Güzel olmaz mı ama?

Zeytinli Lorlu Kek

Zeytinli lorlu kek tarifi
Bahar yüzünü göstermeye başlamışken, baharlık bir tarifle kahvenin kış havasını dağıtayım dedim bu pazar... Bütün bir kışı sağlam geçirebildikten sonra tam havalar ısınmışken hasta olmak, üstelik bunun işlerimin en yoğun olduğu döneme denk gelmesi beni yere serdi gerçi... Ama taze bir enerjiyle dolmak istiyorum artık. İlkbahara adımlarımı uydurup, tıpkı doğa gibi tazelenmek istiyorum. Büyük bir temizlik yapmak istiyorum; evimde, ruhumda, eşyalarımda ve tüm hayatımda... Fazlalıklardan, eskilerden, yıpranmışlardan kurtulmak, tamir edebileceklerimi onarmak, atmam gerekenleri atabilmek ve ardından derin bir nefes alıp rahatlayabilmek istiyorum.

O yüzden bu sabah biraz erken kalkıp evimi havalandırdım önce. Ardından çay demledim, buzdolabından kahvaltılıkları çıkardım. 3 yumurtayla omlet yapmak yerine, bu defa tuzlu keke koymaya karar verdim onları. Zeytinyağlı olsun istedim kekim. Tıpkı annemin evinde yaptıklarımız gibi... Zeytinli olsun istedim. Lorlu olsun istedim bir de. Organik pazardan dün aldığım yeşilliklerle de renklensin istedim.

Ortaya öyle güzel bir lezzet çıktı ki, "acaba arşivimde var mı böyle bir tarif?" diye düşündüm yerken. Baktım, benzeri tarifler olsa da klasik bir tuzlu kek tarifi vermemişim hiç. Ben dilimledim, sevgilim fotoğrafladı ve taze taze paylaşmak kaldı geriye... İşte benim yaptığım şekliyle zeytinli lorlu kek tarifi. Malzemelerle dilediğiniz gibi oynamak, kendi çay saatinizi ya da kahvaltınızı renklendirmek size kalmış...

Zeytinli lorlu kek tarifi

Malzemeler

  • 3 adet organik yumurta
  • 1 su bardağı tava yoğurdu*
  • 3/4 su bardağı zeytinyağı
  • 3 su bardağı organik beyaz un
  • 1 paket kabartma tozu
  • 20 adet siyah Gemlik zeytin
  • 150 gr taze lor peyniri (Muratbey marka kullandım)
  • 1 çay kaşığı deniz tuzu
  • Çeyrek demet dereotu
  • Çeyrek demet maydanoz
  • Üzeri için bol susam ve çörek otu

* Bu tür tariflerde yoğurdun birikmiş suyundan da kullanıyorum; hamura hem lezzet ekliyor hem de vitamin. 

Yapılışı

  1. Yumurtaları bir çırpma kabına alın, yoğurdu ve zeytinyağını üzerine ekleyin. Çırpma teliyle iyice çırpın (mikser kullanmanıza gerek yok). Bu karışımdan 2 kaşık ayırın.
  2. Unu ve kabartma tozunu ayrı bir yerde eleyerek karıştırın. Hamura ekleyin.
  3. Zeytinlerin çekirdeklerini çıkartıp ikiye bölün. Loru ufalayın. Dereotu ve maydanozu ince ince kıyın. Tuzla beraber hepsini hamura ekleyip karıştırın.
  4. Hamuru yağlanmış bir borcama dökün. Üzerini düzeltip ayırdığınız karışımı fırçayla sürün. Bunu nereden öğrendiğimi anımsamıyorum ama tuzlu hamurların üzerinin nar gibi kızarmasını sağlıyor. Diğer tariflerinizde de aynı yöntemi deneyebilirsiniz, aklınızda bulunsun.
  5. En son kekinizin üzerine bol susam ve çörek otu serpin. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında üzeri güzelce kızarana kadar pişirin. Ilındıktan sonra dilimleyip servis yapın.

Zeytinli lorlu kek tarifi

Soğuyan dilimleri benim yaptığım gibi dondurucuya kaldırıp daha sonraki kahvaltılarınızı şenlendirebilirsiniz. Ama sıcakken, hele paylaşacağınız çok kişi varsa, bir diliminin bile kalmayacağına eminim. İçine ne kadar iyi malzemeler koyar ve ne kadar sevgiyle yaparsanız, o kadar mükemmel olur. Tıpkı pişirdiğimiz ve paylaştığımız tüm yiyecekler gibi...