Kepekli Dereotlu Poğaça


Kepekli Dereotlu Poğaça Tarifi
Bu sıralar fırınların ve pastanelerin kahvaltılık çeşitleri arasında sık sık gördüğüm bir lezzet var; dereotlu kepekli poğaça... Evimin yakınında bir Karafırın şubesi varken bir dönem sık sık alır yerdim ofis kahvaltılarımda, çay yanında.

Neden kendim yapmayayım dedim ve ortaya son derece hafif, iki tanesini afiyetle yeseniz bile hazır olanların bir tanesi kadar kalori almayacağınız bir lezzet çıktı. Ancak görünüm itibariyle pastane değil ev poğaçası şeklinde, çünkü bu bir ev poğaçası:) Sanırım bu şekilde poğaçaları ben daha çok seviyorum. Annemin yaptıklarını çağrıştırdığından olsa gerek.

İstanbul'da hava kar yağışlı ve buz gibi soğukken, kahvenin giriş sayfasını epeydir işgal eden turunç reçelinin hükümranlığına bir son vermek ve bu lezzeti paylaşmak istedim. Turunç reçelimi tadına vararak yemeye devam ediyorum, her sabah olmasa bile çoğu sabah. Şimdi bir de yanına İnci'min portakal reçeli eklendi. Filiz annemin ayva reçeli, Kıbrıs'ın ceviz reçeli derken pek bir şenlikli oldu kahvaltılarımız. Bu güzelleri de bir pazar kahvaltısı için pişirdim, sevgili henüz uyurken. Kalanlar da acıkılan ve tuzlu bir şeyler aranan zamanlarda ısıtılıp yenmek üzere dondurucuya kaldırıldı...    

Kepekli Dereotlu Poğaça Tarifi

Son derece basit bir tarif. Annelerimizin tarif defterlerindeki poğaça tariflerine de benziyor. Ben tam buğday unu ya da kepekli un kullanıyorum, yağ olarak zeytinyağı tercih ediyorum. İç malzeme olarak en favorim daima dereotu-beyaz peynir karışımı ama maydanoz-peynir de olabilir, zevkinize bağlı. Tanesinde yaklaşık 140 kalori var. Hiç de fena bir rakam değil. Kısacası afiyetle ve gönül rahatlığıyla yiyip yedirebileceğiz, sağlıklı ve doyurucu poğaçalar bunlar...

Malzemeler (Yaklaşık 20 poğaça için)

  • 2 adet yumurta
  • 1 çay bardağı sıvıyağ, mümkünse zeytinyağı
  • 1 su bardağı yoğurt
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 paket kabartma tozu
  • Aldığı kadar tam buğday unu (veya kepekli un)
  • Bir tutam dereotu

İç malzemesi:

  • 150 gr kadar az yağlı beyaz peynir *
  • Bir tutam dereotu
* Peynirin lezzeti önemli elbette ama çok yağlı olmasın. Yoksa pişerken dağılıp poğaçaların içinden çıkma olasılığı daha yüksek olur.

Yapılışı

  1. Yumurtanın birinin sarısını poğaçaların üzerine sürmek üzere ayırın. Kalan yumurtaları bir karıştırma kabına alın, yoğurt ve yağ ile çırparak karıştırın.
  2. Kabartma tozu ve tuzu ekleyin, unu azar azar ilave ederek yoğurmaya başlayın. Ele yapışmayan, yumuşak bir hamur elde edin. Kıyılmış dereotunu ekleyip bir kez daha yoğurun. Bu poğaçanıza ekstra lezzet katacak.
  3. Hamurdan yumurta büyüklüğünde parçalar koparıp tezgahta ya da avcunuzda açın, içine dereotu-peynir karışımından koyup kapatın. Açılmaması için parmak uçlarınızla iyice sabitleyin.
  4. Poğaçaları yağlı kağıt serili fırın tepsisine yerleştirin. Üzerlerine yumurta sarısını sürün. Önceden ısıtılmış 190 derece fırında, üzerleri güzelce kızarana kadar pişirin.
Kepekli Dereotlu Poğaça

Bir küçük notum var

Sevgili kardeşimin de emek verdiği, çok güzel bir web sitesinden haberdar etmek istiyorum sizi. Bir süredir sağ tarafta reklamını ("Feedfloyd çok güzel!") görüp tıklıyor olabilirsiniz. Henüz keşfetmeyenleri bu keyifli eğlenceye davet etmek istiyorum:

İnternette rastladığınız, ilginç olduğunu düşündüğünüz ya da beğendiğiniz içerikleri (resim, video gibi) bulduğunuz sitenin adresi ile birlikte saklayıp organize edebileceğiniz bir site, feedfloyd.com Henüz davetiyeyle üye alıyorlar, buradan üye olmak için davetiye talebinde bulunabilirsiniz. Ayrıca elimde birkaç davetiye var, ben de isteyenler olursa gönderebilirim. Fırsat buldukça ben de blogdan bazı yazıların özetlerini eklemeye çalışacağım şurada.

Kısa zamanda tiryakisi olacak ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız, şimdiden söyleyeyim :)

Turunç Reçeli


Kış ortasında küçücük bir kaçamak yaptım annemin evine...
Bu kez tek başıma, geçen yılki yıllık iznimden kalan son kırıntıları değerlendirme amaçlı, çok kısa süren ve tadı damağımda kalan bir gezi oldu. Dönüşte yaşadığım onca aksiliğe, saatlerce İzmir havaalanında mahsur kalmama, soğuğa, kara rağmen güzeldi, çok güzeldi... Tam 10 saatimi uçak bekleyerek geçirirken "bir daha asla, asla kara kışta tatile çıkmayacağım" demiş olsam da... Yine olsa yine giderim, evet!


Bir koşu fırından aldığımız taptaze "pekmezli simit"le yaptığımız kahvaltılar, pazar gezmelerimiz, mutfak sohbetlerimiz, kahve içmelerimiz bir yana, İrem kuşla sarmaş dolaş geçirdiğimiz dakikaların tadı damağımda kaldı en fazla... Teyzesiyle her buluşmada -alışana kadar- yaptığı utangaçlıklar, bir müddet saklanmalar, yüz vermemeler yoktu üstelik bu kez. Görür görmez kocaman sarıldı teyzesine İrem, sonra da hiç bırakmadı zaten. Ayrılmamız gerektiğini anladığında yaşından çok büyük bir olgunlukla, hiç ağlamadan hüzünlü hüzünlü baktı yüzüme sadece... En çok da bu koydu bana galiba... 

Evet büyüdü İrem.
Bu yaz 5 yaşına basacak. 
Daha üç günlükken kucağımda çekilmiş fotoğraflarımıza bakıyorum da, inanamıyorum. Kendisi vejetaryen adayı, abur cubura pek yüz vermeyen, en çok börek ve ot kavurması seven, zeytinyağına ekmek banan, teyzesinin kurabiyelerine bayılan, oyun oynarken kuralları mutlaka kendisi koyan bir Aslan burcu. Öyle güzel yönetiyor ki etrafındaki herkesi, üstelik bunu hiç şımarıkça yapmamayı, binbir sevimlilikle istediğini almayı öyle güzel başarıyor ki!


Şahane zeytin yapmış yine annem.
Çerez gibi yenilebilen bu kıtır kıtır zeytine bayılıyorum işte.
Ne Gemlik, ne başka bir şey... Bunun tadını hiçbiri vermiyor bana.


Ve tabii en sevdiğim, karacaotlu peynir... Bloga kaç kez bahsettim, bu kaçıncı fotoğrafı kimbilir...
İremcik de bayılıyor bu peynire, zeytinyağı azsa şikayet ediyor, ekmeğini banabileceği kadar bol olmalıymış zeytinyağı... Doğru söze ne denir?


Anneciğim benim için çok sevdiğim iki turuncunun en sevdiğim iki tatlısını yaptı.
Birisi bal kabağı ve onunla şerbetli, bol cevizli Aydın usulü kabak tatlısı... Eriyene kadar pişirilmiş ve bütün nefaseti gitmiş kuru kuru kabak tatlılarından sıkılmışken öyle iyi geldi ki... Cevizleri serpip serpip üzerine, keyifle yedim tatlımı. İkincisi de en sevdiğim turunç reçeli! Bu kez aşama aşama not ettim ki olur da buralarda turunç bulursam yapayım ben de ileride. Belki çatala takılıp lokmalık tatlı olarak bile servis edilebilir ama bence aynı zamanda kahvaltılıktır bu reçel. Labneli, daha iyisi kaymaklı ekmekle ne güzel yenir. Hele hele bazlama yanında...

Malzemeler: 

- 10 adet turunç
- 1 kg toz şeker
- 750 ml su


Yapılışı:

1. Turunçların kabuğunu rendenin ince tarafıyla incecik rendeleyin. Turuncun en dış kabuğu acı olduğu için bunu kullanmıyoruz.

2. Kabuklarını soyun, elma dilimi şeklinde ince şeritler halinde dilimleyin. İç kısımlarını sakın atmayın! Turunç, salatalar için limondan çok daha güzel bir ekşidir.

3. Dilimlediğiniz kabukları rulo yapıp bir iğne yardımıyla ipe dizin. Hepsini tamamladıktan sonra derince bir kabın içerisine doldurduğunuz suya bastırın. Bu şekilde beklemeye bırakın.

4. Isladığınız turunç kabuklarının suyunu sabah-akşam olmak üzere günde iki kez değiştirerek 3 gün boyunca bekletin. Sürenin uzun olması, turunç kabuğunun acısını atmak için.

5. Üç günün sonunda turunç kabuklarını 10 dakika haşlayın, suyunu dökün. Tekrar suya alıp 10 dakika daha haşlayın, bu suyu da döküp turunçları süzülmeye bırakın. Artık iplerini çıkarabilirsiniz.

6. Başka bir tencerede suyu ve şekeri kaynatıp şerbeti hazırlayın. Kaynadıktan 10 dakika sonra turunçları tencereye ekleyin. Yarım saat kadar kaynatın. Daha sonra damla testi yaparak kıvamını kontrol edebilirsiniz: Porselen bir tabağa bir damla reçel damlatın, tabağı eğdiğinizde hemen akmıyorsa tamam demektir. Eğer koyu olduysa biraz kaynar su ekleyebilirsiniz. Fazla akışkansa bir süre daha kaynatın.

Zahmetli gibi görünüyor ama inanın değiyor. Yapımı birkaç gün süren bütün yiyecekler gibi bende saygı ve sevgi uyandırıyor:) O güzel şekli, eşsiz rengi, kokusu ve tadı bambaşka... Şimdi bir kavanoz kıymetli mi kıymetli reçelim var, bugün sabah kahvaltısında anneciğimin kulaklarını çınlatarak yedim. İstedim ki blogumda da bulunsun, belki deneyip benim de kulaklarımı çınlatanlar olur. Şimdi tam turunç mevsimi Ege'de, Akdeniz'de...


Tabii aynı zamanda bu güzelliğin de mevsimi!
Ben kestaneye doydum galiba bu kış.
Hatta şimdi, bu yazıyı hemen yayınlayıp koşarak ocaktaki kestaneleri çevireceğim. Annemin sobada pişirdikleri gibi olmayacak tadı biliyorum ama "memleketimin kestanesi yine de" deyip yiyeceğim...