Kahveli Kurabiye


Yılın son gününe geldik... Bitti mi telaşınız? Bütün o koşturmaları bir kenara bırakıp, hızla akan zamandan bir gün, birkaç saat çalmaya hazır mısınız? Düşünme fırsatınız oldu mu son bir yılda neler kazandım, neler öğrendim, hayata ve kendime neler kattım diye? Eksik bulduklarınızı biraz daha tamamlamaya karar verdiniz mi önümüzdeki yılda? Ve "ne olursa olsun kendime daha çok zaman ayıracağım" diye karar aldınız mı bir kez daha?

Aldığımız kararları içselleştiremediğimiz, onlara yüreğimizle inanamadığımız sürece, yapılacaklar listemizde üstünü bir türlü çizemediğimiz maddeler gibi öylece boynu bükük kalacaklar halbuki... Sigarayı bırakacağım kararı alırsınız mantığınızla, ama kalbiniz istemediği sürece mantığınıza söz geçiremezsiniz. Spora başlama kararı alırsınız, bedeniniz hareket etmeyi yan gelip yatmak kadar sevmediği sürece öyle bir hayat tarzına geçemezsiniz. Hep sevmekle ilgili bütün kararların uygulanabilirliği, yani yürekle... Mantığınız (ve iradeniz) ne söylerse söylesin, kalbiniz "evet, haklı!" diye onaylamadığı sürece o kararları her sene tekrar tekrar almaya devam edersiniz...

Dilerim bu yıl farklı olsun, hepimiz için.
Yılın son tarifinin kurabiye olmasını seviyorum. Aslında birkaç gün öncesinden yayınlayabilmek istemiştim, belki hediye edeceğiniz kurabiyeler arasına eklersiniz diye ama kısmet olmadı. Olsun, belki yılın ilk günü geç vakit gözlerinizi açtıktan sonra, şöyle kahvenizin yanında atıştıracak bir şeyler olsun istersiniz. Sessizlikte, sabah saatlerinde mutfağa girmek terapi gibidir. Yılın ilk günü kendinize gelmek için uzmanlar pek çok farklı şey öneriyorsa da ben mutfağa girmeyi öneriyorum. İster kurabiye yapın, ister benim yapacağım gibi paskalya çöreği veya ekmek... Ama elleriniz hamura girsin. Yeni yıl bereketiyle, ağız tadıyla gelsin...

Malzemeler:
(yaklaşık 20 adet)

- 100 gr toz şeker (yarısı hamur için, yarısı üzerine)
- 125 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
- 180 gr un
- 60 gr ceviz
- 2 çay kaşığı granül kahve (neskafe)
- 1 adet yumurtanın sarısı

Yapılışı:

1. Cevizi mutfak robotunda çekerek toz haline getirin.

2. Toz şekerin yarısını tereyağı ile birlikte tahta kaşıkla ezerek iyice karıştırın (mikser kullanmayın).

3. Unu eleyerek ilave edin. Yumurta sarısını ve çektiğiniz cevizi ekleyin. Kahveyi aynı miktar sıcak suda (2 çay kaşığı) eritip hamura karıştırın ve yoğurun. Un ölçüsü tam geliyor ama olur da hamur elinize yapışmaya devam ederse çok az ilave edebilirsiniz.

4. Hamuru streç filme sararak buzdolabında yaklaşık 45 dakika dinlendirin. Süre sonunda fırını 160 dereceye ayarlayıp ısıtmaya başlayın.

5. Fırın tepsisine yağlı kâğıt serin. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp elinizle beş santimlik çubuk yapın ve hafifçe kıvırıp ay şekli verin.

6. Tepsiye sıraladığınız kurabiyelerin üzerine kalan toz şekeri serpin. Fırında yaklaşık 15 dk pişirin. (Süre fırına göre değişebilir, hafifçe kızardığında alabilirsiniz.)


Tarif içindeki fotoğraflara bakarak bile mutlu olduğum, "Beyaz Fırın'dan Yeni Çıkmış Kurabiyeler" kitabından. Evdeki malzemelerle hemen yapıvermek çok kolay. Oldukça az şekerli, hafif, atıştırmaya bayılacağınız kurabiyeler bunlar, hem de mis gibi kahve kokuyorlar. Kavanoza doldurun, kahvenizin yanında keyifle yiyin.

Yeni yıl yeniliklerle, sevinçlerle, sağlık ve huzurla gelsin...
Herkese mutlu yıllar!

Süt Reçeli


İlk kez duyan herkesin "sütün reçeli mi olurmuş?" diye tepki verdiği, tadınca da inanamadığı, şahane bir lezzetle tanıştırmak istiyorum sizleri. Zaten tanışmış olanlarınız mutlaka vardır. Nasıl bir tat diye sorarsanız; karamelle krema karışımı ama ne krema kadar ağır, ne de karamel kadar iç bayıcı... kaşık kaşık yiyebileceğiniz kadar hafif ama tatlı ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz kadar yoğun... diyebilirim. Dünyada "dulce de leche" olarak bilinen ve kökeni Arjantin olan süt reçeli, daha çok tatlı ve pastalarda kullanılan bir malzeme. Muffinlerin üzerine sos yapılabiliyor, cheesecake'lerin üstüne dökülebiliyor, dondurma yanına, kurabiye katları arasına, sütlü tatlıların üzerine eklenebiliyor. Dileyen krep üstüne sürüyor, dileyen bisküvisini-krakerini tatlandırıyor. Aslında canınız nasıl isterse öyle yiyebileceğiniz bir şey bu, tıpkı Nutella gibi.

Benim açımdan kreplerin ve az şekerli keklerin vazgeçilmezi oldu şimdiden... Ah, bir de kahvemin! Bir tatlı kaşığı süt reçeli, sade bir kahveyi inanılmaz bir şeye dönüştürüyor. Kahvaltı sofrasında ekmek üstünde, taze kaymakla beraber damakta "yok artık" dedirtecek bir lezzet patlaması yaratıyor. "Nutella'dan rol çalan" adını koydum kendisine, inanın boşuna değil!


Adını hep duyduğum ama denemeye kalkışmayı hiç düşünmediğim süt reçelini, Refika Birgül'ün Hürriyet'teki köşesinde gayet basit anlattığını görünce, "yapılır ki bu" dedim. Tarifi kesip bir müddet denenecekler dosyasında tuttuktan sonra, Aysun hanımdan sütü bol aldığım bir hafta sonu denedim. Oldukça zaman alıyor, hatta sabır istiyor diyebilirim. Ancak bu biraz da size bağlı... Ocakta mis kokulu bir lezzet pişerken mutfak civarında dolanmayı, hatta ocağın yanında beklerken bir sandalyeye, varsa koltuğunuza oturup kitap-dergi okumayı seviyorsanız, o süre gayet güzel geçiyor, hiç sıkılmadan. Evet, reçelimizin pişme süresi yaklaşık 2 saat... Ama inanın değiyor... Refika Birgül'ün anlatımıyla "sütün içindeki laktoz yavaş yavaş kaynayarak karamelize oluyor", hele sütünüz hiçbir işlemden geçmeyip, taze sağılıp size ulaştıktan hemen sonra kaynattığınız sütse, işte o zaman elde edeceğiniz sonuç yemeyip yanında yatacağınız bir lezzet oluyor.

Malzemeler: 

- 1 litre süt
- 170 gr (yaklaşık 1 dolu su bardağı) toz şeker
- 170 gr esmer şeker
- 1 çay kaşığı karbonat*
*Taze olması önemli, yoksa reçelinize acımsı bir tat verebilir.

Yapılışı:

- Sütü şekerlerle birlikte derince bir tencereye koyup ocağa alın. Kaynamasını bekleyin.

- Kaynadıktan sonra altını kısıp karbonatı ekleyin. Tel çırpıcıyla çırparak sürekli karıştırın. Karbonat sütü oldukça kabartacak, merak etmeyin karıştırdığınız sürece taşmayacak. Ardından çırpmayı bıraktığınızda yavaş yavaş sönecek. Bu işlem sütün kabuk bağlamasını önleyecek.

- Sütün köpürmesi durunca ya da hafifleyince, yayvan ve kalın tabanlı bir tencereye aktarın. Ben büyük boy çelik tavamı kullandım. Aktarma işlemi sütü biraz soğutacağından tekrar kaynamasını bekleyin. Ateşi biraz yükseltebilirsiniz. Kaynamaya başlayınca da ateşi en kısık seviyeye getirin ve arada karıştırarak (5-10 dakikada bir ya da aklınıza geldikçe, ama sakın yanından uzaklaşmayın) yaklaşık 2 saat kaynamaya bırakın.

- Süre sonlarına doğru, hatta yaklaşık 1,5 saat sonra sütün kıvamı puding gibi olmaya başlayacak. Çok koyu bir puding değil ama koyulaştığını fark edeceksiniz. 1,5-2 saat sonunda bir tabağa damla testi uygulayın, akıttığınız bir damla reçel, tabağı eğdiğinizde hafif kıvamlı akmalı. Soğuma aşamasında da koyulaşacak, unutmayın. Gereğinden uzun kaynatmak reçelinizin renginin fazla kararmasına neden olabilir.


Gördüğünüz gibi işte sonuç...
Evet tarif biraz detaylı görünüyor, ama göründüğü kadar da büyütmeyin gözünüzde. Bu kadar basit miymiş? diyeceksiniz sonunda. Buzdolabından eksik etmek istemeyip, bittikçe yeniden yapacaksınız. Çocuklarınıza gönül rahatlığıyla yedireceksiniz (ve bayılacaklar, eminim!) Siz de hemen bir kahve yapıp, taze taze ekleyin süt reçelinizden... Soğuyunca cam kavanozlara aktarıp buzdolabında saklayın.

Bu tariften iki küçük ya da 1,5 orta boy kavanoz reçel çıkıyor. Malzemeyi 2 katına çıkartabilirsiniz. Harika bir yılbaşı hediyesi de olur üstelik. Kavanozunu kurdele ve etiketle süsleyin, yılbaşı sepeti hazırlarsanız içine ekleyin, yemeğe ya da kahvaltıya gittiğiniz ev sahibesine hediye edin.
Herkesi gülümsetecek, adıyla da, mis kokusuyla da, tadıyla da...
Gülümsemeye hepimizin her şeyden çok ihtiyacı yok mu?

Zencefilli Bal Kabağı Çorbası


Dışarda buz gibi bir hava ve lapa lapa yağan kar varken evde olmak ne güzeldir... Cama çarpıp eriyen kar tanelerine dalıp gitmek, mutfakta sürekli sıcak bir demlik çayı hazır ederek kanepede kitap okumak, belki güzel bir film izlemek... Eğer İstanbul'un Erzurum'a döndüğü bugün ev keyfi yapanlardansanız, gerçekten şanslısınız. Ben olsam bu keyfi bir de güzel, baharatlı bir kış kekiyle taçlandırırdım. Tabii yanında dumanı tüten bir fincan kahve veya ince bellide sıcacık çay ile...

Böyle günlerde kek-kurabiye bir keyiftir ama olmazsa olmaz bir şey vardır ki, o da çorba... Keksiz olur, kurabiyesiz olur, çorbasız olmaz. Çorbasız karlı bir kış akşamı teklif dahi edilemez:) Artık bu akşam için tarhana mı ıslatırsınız, acele tarafından bir mercimek mi kaynatırsınız, yoksa pazardan aldığınız ve tatlı mı yapsam ne yapsam diye düşündüğünüz bal kabaklarını güzel bir çorba yaparak mı değerlendirirsiniz, bilmem... Ama ben üçüncü seçeneği işaretleyeceğinizi varsayıyorum. Zira bu havada evde olmayan bir malzemeyi dışarı çıkıp almak her babayiğidin harcı olmasa gerek.

Gerçi zorunlu haller dışında evden burnumuzu bile çıkaramadığımız günlerde, hazır paketlenmiş ürünlerin kolaycılığına kaçmadan, hepimiz nefis çorbalar yapabiliriz el altındaki malzemelerle... Gerçekten de el altında olan her malzeme ile yapılabilen, tarif istemeyen, kolayca uydurulabilen bir şeydir çorba. O yok, bu kalmadı gibi mazeretler başka yemekler için geçerli olabilse de, çorba için bahane bulmak biraz zordur. Sadece yoğurt ve artmış pilavdan bile çorba yapılabilen bir mutfak bizimkisi. Bir avuç bulgur, bir patates, dolap dibinde kalmış bir havuçla bile harikalar yaratabilirsiniz... Biraz baharat, varsa sarımsak, bıçak ucuyla da tereyağı eklediniz mi... Ortaya öyle bir lezzet çıkabilir ki, şaşırır da kalırsınız.

Ama şimdi konumuz bu şahane bal kabağı çorbası... İçinde taze zencefil var. Her yudumda boğazınızı yakıp giden, şahane iç ısıtan bir çorba bu. Hemen söyleyeyim, bal kabağının tatlımsı tadını sevmeyenlerin, çorbasını tatlı bulanların seveceği bir lezzeti var. İçindeki zencefil, kimyon, sarımsak ve limon suyuyla birleşince, bal kabağı adeta evrim geçiriyor. Boğazı da bir güzel yakıyor ki... Özellikle hastalar için gerçek bir şifa.












Geçtiğimiz sene yemek grubumuza yazan İsmet hanım, yemek konusunda usta bir arkadaşından aldığını söylemişti bu tarifi. Kendisi de deneyip çok beğendiğini yazınca, bir de içindeki malzemeler son derece cazip olunca, hep klasik usulde pişirdiğim bal kabağı çorbasını (ki sevgilim çok bayılmasa da beni kıramadığından yerdi) bu şekilde denemek istedim. Sonuç mu? Artık bizde eski usulde pişmeyeceği kesin. Bu versiyonu, bal kabağı ile arası iyi olmayan herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Klasik usulden şaşmayanlara ise bir de bu şekilde şans verin demek istiyorum. Daha çok sevebilirsiniz. (TDK'nın neden ayırdığını hiç bilmiyorum ama doğru yazılışı "bal kabağı" imiş. Dergi için araştırınca öğrenmiştim.)

Malzemeler: 

- 1/2 kg bal kabağı, soyulmuş
- 1 küçük patates
- 2 veya 3 diş sarımsak
- 2 ufak köy biberi
- 1 tatlı kaşığı rendelenmiş taze kök zencefil
- Dilediğiniz kadar kimyon, karabiber
- 2 çorba kaşığı zeytinyağı
- Deniz tuzu
- Çeyrek limonun suyu
* 3-4 dal taze soğan da var tarifte ama ben eklemedim. Siz seviyorsanız ekleyin. 

Yapılışı:

1. Bal kabaklarını kabaca doğrayın. Patatesi birkaç parçaya ayırın. Biberleri de irice doğrayın.

2. Soğan kullanıyorsanız öncelikle soğanları zeytinyağında hafifçe soteleyin. Kimyon, zencefil ve limon suyu haricinde bütün malzemeleri tencereye ekleyin.

3. Üzerini örtecek şekilde sıcak su ilave edip kapağı kapalı olarak pişmeye bırakın. Çorbanızın pişmesi yarım saat bile sürmeyecek. Sebzeler yumuşadığı anda zencefili ekleyin. Bu şekilde aromasını daha net hissedeceksiniz. Kimyon ve limon suyunu da ilave edin.

4. Blender ile pürüzsüz hâle getirin, gerekirse sıcak su ekleyip bir taşım daha kaynatın. Ardından servis kâselerine paylaştırın.

5. Serviste klasik çorbada krema gezdirilir ama ben bu çorbaya tereyağında çevrilmiş kırmızıbiberi yakıştırdım. Siz dilediğiniz şekilde süsleyebilirsiniz.


Mutfağınızdan zencefili eksik etmeyin olur mu? Şifadır. Çorbanıza koyun, salatanıza ekleyin, kurabiye-kek hamurunuza katın, çayını demleyip için.
Evinizde huzurla, keyifle, sıcacık oturabildiğiniz bir kış olsun...

Sakızlı Kek



Bu çok sevdiğim kekin tarifini vereceğimi söylemiştim bir önceki yazımda. Ara fazla uzamasın istiyordum ama bir baktım ki neredeyse iki hafta geçmiş bile aradan... Zaman çok hızlı akıyor, özellikle yılın son günleri yaklaştığında... Aralık ayı bitmeden sizlere güzel kurabiye tarifleri de verebilmek istiyorum; mutfaktaki teneke kutu ve cam kavanozlara doldurup günün mutluluğu olarak kahveye eşlik ettirmeniz ve eşe dosta hediye edebilmeniz için.

Sakız Günleri'ndeki tadım masasının benim için en favori lezzeti bu keklerdi. Hem yumuşacık, hem de kırıntılanmayan sünger kıvamında leziz bir kek. Sevgili Ayfer Yavi'den kekin tarifini istediğimde, arkadaşı Müjgan Hanım'ın göndereceğini söylemişti. Kısa bir süre sonra da Müjgan Yurtseven'den (kendisini @mujganyurtseven İnstagram hesabından takip edebilirsiniz) bu güzel tarif geldi. Paylaştığınız için tekrar çok teşekkürler Müjgan Hanım!

Müjgan Hanım'ın gönderdiği ölçüler büyük bir borcam için olduğundan, ben ufak bir kek kalıbı ya da baton kalıpta yapılabilecek şekilde, yarım ölçü yazıyorum tarifi. Dilerseniz malzemeleri iki katına çıkarıp büyük kalıpta pişirebilirsiniz, daha bereketli bir kek olsun istiyorsanız... Biliyorsunuz margarin benim pek kullandığım bir malzeme değil, tarifteki margarin yerine siz de dilerseniz tereyağı kullanabilirsiniz. Sakız seviyorsanız şayet, mutlaka ama mutlaka denemelisiniz bu tarifi. Sizin de bayılacağınıza çok eminim! Yanında iyi demlenmiş güzel bir çay olmazsa olmaz elbette... 

Malzemeler: 

- 1 adet yumurta
- 1 adet yumurta akı (kekin üzerine biraz çırpıp sürmek için)
- 1 su bardağı toz şeker
- 3/4 su bardağı yoğurt
- 125 gr Becel veya Sana Hamurişi (eritilmiş ılınmış olacak)
- 1/2 paket sade Kekun (225 gr) 
- 1,5 tatlı kaşığı mahlep 
- 1/2 tatlı kaşığı damla sakızı (ezilmiş)
- Üzeri için susam

Yapılışı:

1. Eritilmiş margarinin üzerine sırayla yoğurt, toz şeker ve yumurtayı ilave edin; mikserin orta ayarında 1-2 dakika kadar karıştırın.

2. Kekunu, mahlepi ve damla sakızını ilave edin. 2-3 dakika daha karıştırın. (Normal kek hamurundan biraz daha koyu bir kıvamda oluyor). 

3. Üzerine fırça ile çok bastırmadan yumurta akını sürüp bol susam serpin. 5 dakika önceden 170 derece ısıtılmış fırında yaklaşık 50 dakika kadar pişirin. 

"Kekin dışı çabuk kızarıyor, ben 30 dakika sonra kontrollü olarak fırın ayarını 160 dereceye alıyorum" demiş Müjgan Hanım. Benim fırınım da genelde yarım saatte pişirir kekleri. O yüzden siz de kendi fırınınızın huyuna suyuna göre ayarlayın pişirme sürenizi:) Sadece bunda değil bütün tariflerde. 


Susam, sakızlı lezzetlere çok ama çok yakışıyor. O yüzden elinizi bol tutun susam konusunda:) Afiyet olsun, şeker olsun, sakız eksik olmasın mutfaklarınızdan...