Bir Merhaba Demek İçin...

Evet bir merhaba demek için... Ve bir özür borcum olduğu için... Ocakta bir yandan zeytinyağlı barbunya pişerken, yine mutfaktan çıkılamamış bir pazar gününün akşamında, oturdum birkaç satır yazmak istedim. Aslında ilk merhaba'yı yepyeni bir blog görünümüyle yapacaktım. Ama bu konularda iyi değilim. Bana hep yardımcı olan kardeşim Yılmaz (hatırlıyor musunuz onu?) yurt dışına taşındı, Almanya'ya. Ve gitmeden önce başlamışken yoğun işleri nedeniyle tamamlayamadı. Ardından bir müddet ne yapacağımı bilemedim. Sevgilim ilgileneceğine söz verdi ama o da artık bir şirket sahibi olduğundan yine yoğun işleri arasında zaman ayıramıyor. Keşke bir yardım eden olsa ama yok. Ve işte ben yavaş yavaş arşivimi taşıyıp, yakında yeni evimde bloga döneceğim. Dönecektim demeliyim aslında. Çünkü şu anda bir anlamda dönmüş bulunuyorum :)

Buna vesile olansa, sevgili Gül'ün yorumu oldu. Umarım küsüp gitmemiştir ve umarım bu yazıyı okur. Yayınlanmaz demiş ama yayınladım yorumunu. (Merak edenler için bir önceki postun altında.) Bugüne kadar hakaret içerenler dışında (ki çok şükür öylesi yorumlarla çok az karşılaştım) tüm yorumları yayınladım. Değer verdiğimden.

Neler mi oldu 2014'ten beri?
İş yoğunluğumun giderek arttığı bir süreç yaşadım. Öncelikle bir derginin sorumluluğuna alışabilmek ve onun gereklerini tam olarak kavrayıp yerine getirebilmek kolay bir süreç olmadı. Tam buna alıştım derken ikinci bir dergiyi daha üstlendim, o dönem evime sadece uyumaya gittiğim (hatta bazen onun için bile gidemediğim) günler, haftalar yaşadım. Elbette çok güzel, her saniyesi için şükrettiğim zamanlarım da oldu. Kısacası hayatın sarkacı bir o yana bir bu yana savurdu beni, hepimiz gibi...

Sonra bir gün sosyal medya egemen oldu hayatlarımıza... Bazı paylaşımlarımı Instagram üzerinden devam ettirdim, tabii tek bir fark vardı; uzun cümleler kuramıyor, çok fazla fotoğraf paylaşamıyordum. O aralar tekrar başlamayı düşünsem de yazmaya, vakit bulamayacağımı düşünüp vazgeçiyordum.

Bu süreçte, yıllardır şimdi başladım yarın başlıyorum dediğim "egzersiz" girdi hayatıma. Bundan daha detaylı bahsedeceğim için şimdi uzun uzun yazmıyorum. Yürüyüşle başladım, derken koşmaya geçtim. Yaşadığım bir diz sakatlığı sonrası ise ağırlık çalışmaya başladım. Koşmaya devam ediyorum ama eskisi gibi "delirmiş" şekilde değil :) Dediğim gibi bunları sonra konuşuruz.

Sevgili Gül'ün endişeleri yersiz, anoreksiya hastası değilim. Ben hiçbir zaman 49-50 kiloyu geçmedim. Bunun için özel bir çabam yok. Babam da çok zayıftır, dedem de, İrem'in annesi olan kız kardeşim de. Biz kolay kilo alamayan insanlarız. Benim kilo almam için gerçekten aşırı yemem ve sağlıksız beslenmem gerek, bunu yapmıyorum. Şu an ağırlık çalışmaları sayesinde kas olarak kilo almaya çalışıyorum. Bu da kolay olmuyor; çünkü et yiyen biri kadar protein alamıyorum. Kendime yetecek kadarını alıyorum elbette. Aslında bu da başka bir yazının konusu olsun. Vejetaryen bir sporcu nasıl kas kazanır :) bunu konuşuruz dilerseniz.

Beslenmeye gelince... Sıkı diyetler yapmıyorum; aslında hiçbir türde diyet yapmıyorum. Halen vejetaryenim. Halen Ege usulü besleniyorum, ah tabii anneciğimin yemekleri çok uzak ve istediğim kadar ot bulamıyorum her zaman. Bir de vakit... Ah bu vakit konusu... Şu an bu konuda bir kitap okuyorum desem? Kitabın ismi "Günde 1 Saat Nasıl Kazanılır?" Gülmeyin. Ya da gülün:) ama durum bu. Evet, yazacağım konular çoğaldı.

Buraya kadar okuduysanız bu fotoğrafsız yazıyı, zaten sadık bir okur-dostumsunuzdur. Canımsınızdır. O zaman size sorum şu; çok güzel bir blog teması aldım ve dediğim gibi arşivi taşımaya çalışıyorum (blogger'dan wordpress'e). Güzelce bu işleri tamamlayıp, güzel fotoğraflarla ve dolu bir içerikle mi döneyim? Bunun için bekler misiniz? Yoksa o işler bir yandan devam ederken, burada yazmaya devam mı edeyim? Yeni tarifler ister misiniz, yoksa olan biten hakkında (şu an olduğu gibi) yazsam da yeter mi şimdilik :)

Gül demiş ki "mutlu musun Sibel?"
Evet, mutluyum. Bunu söyleyebilmem uzun zaman aldı. Aslında konuşacağımız çok şey var... 

Burada Mısınız?

Merhaba!

Hâlâ birileri tıklıyor mu, arşivi okuyor mu diye merak ediyorum...
Çünkü Sibelinkahvesi geri dönüyor!
Şu an yepyeni bir heyecanla, yepyeni bir tasarımla, yepyeni (ama özlediklerinize yakın) bir içerikle tekrar merhaba demek için çalışmalarımız sürüyor.

Eğer bunu okursanız, yorum bırakır mısınız?
En çok neleri özlediniz?
Bu sayfalarda neler okumak, neler görmek istiyorsunuz?

Sevgiler, en özlem dolusundan...